Müminin karakteriyle ve şahsiyetiyle çatışan, en çirkin davranışlardan olan, Allah’ın ayetleriyle uyardığı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisleriyle sakındırdığı davranış; riya ve kibir… Âlimlerin de pek çok kez konu edindiği, hakkında uzun nasihatlerin kaleme alındığı bir meseledir riya ve kibir.

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar, onlar gösteriş yaparlar.” (Maun, 4-6)

Ebu Hureyre radiyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde ilk olarak haklarında hüküm verilecek olanlar üç kısım insandır: (Birincisi) Şehit olan kişidir. Şehit getirilir ve Allah ona nimetlerini tanıtır. O da onları tanır. Allah buyurur: ‘Bu nimetleri elde etmek için ne yaptın?’ Der ki, ‘Öldürülünceye kadar Senin uğrunda savaştım!’ Allah buyurur: ‘Yalan söyledin! Ancak sen cesur adam denilsin diye savaştın ve bu da denildi.’ Sonra alınıp yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılır. (İkincisi) İlim öğrenip başkalarına öğreten ve Kur’an okuyan kişidir. O da getirilir ve Allah ona nimetlerini tanıtır, o da onları tanır. Allah buyurur: ‘Bu nimetleri elde etmek için ne yaptın?’ der ki, ‘Senin için ilim öğrenip öğrettim ve Kur’an okudum!’ Allah buyurur: ‘Yalan söyledin! Ancak sen âlim adam denilsin diye ilim öğrendin ve Kurra adam denilsin diye Kur’an okudun ve bunlar denildi.’ Sonra alınıp yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılır. (Üçüncüsü) Yüce Allah’ın kendisine geniş imkânlar ve her çeşit maldan vermiş olduğu kişidir. O da getirilir ve Allah ona nimetlerini tanıtır, o da onları tanır. Allah buyurur: ‘Bu nimetleri elde etmek için ne yaptın?’ Der ki, ‘Uğrunda infak edilmesini istediğin her konuda senin için infakta bulundum!’ Allah buyurur: ‘Yalan söyledin. Ancak sen cömert adam denilsin diye infak ettin ve bu da denildi!’ Sonra alınıp yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılır.”

Hadisten de anlaşıldığı üzere yapılan amellerin karşılığında cennet beklerken, bu amellerdeki niyetler kontrol edilmeyip Allah’ın rızası gözetilmezse, aynı amelin insanı cehenneme sürükleyebileceğini anlıyoruz. Allah bizleri bundan muhafaza etsin.

Demek oluyor ki mümin daima kalbini kontrol etmeli, bir ameli işlerken kalbinde bir bozukluk söz konusu ise niyetini düzeltmeli. Bu konu hakkında nasihat dinlemeli. Ayet ve hadisleri tekrar tekrar okuyarak niyetini sıhhatli hale getirmeli.

Rebi b. Huseym şöyle söylemiştir: “Allah’ın rızası murad edilmeyen her amel yok olup gider.”

Şu beş şeyle riyakârlık yapılır:

1. Kişinin kendini dış görünüş olarak, ne kadar ibadet ettiğini belli etmek niyetiyle yorgun, bitkin göstermesi… Bunlar bedenle yapılan riyakârlıktır. Dış görünüşünde yorgunluk, uykusuzluk, açlık alametleri bırakmak ve insanlara bunu fark ettirmek, bu fark edilip övüldüğünde bundan hoşlanmak, rahatlamak gibi…

2.Giysileriyle görünüşünde zahid olmak… Yırtık elbise giymek, kaba kıyafetler giyerek ne kadar zahid olduğunu göstermek…

3.Sözle riya… İlminin çokluğunu göstermek için hadis ve ayetleri ezberlemek, her fırsatta bildiğini belli etmek için vaaz vermek. Avamın anlayamayacağı dilde konuşmak, âlimlerle oturup kalktığını belli eden konuşmalar yapmak gibi…

4.Fiil ile riya… Örneğin namaz kılanın uzun süre kıyamda kalması, secde ve rükûları uzatarak kılması, bunu insanlara belli etmesi, huşulu görünme isteği, ağladığını göstermek, ağlak bir ifadeyle konuşmak gibi…

5.Arkadaşları, ziyaretçileri, görüştükleri insanların çokluğuyla riya yapmak… Makam ve mevki sahiplerinin kendisini ziyaret etmesini istemek, bununla gösteriş yapma isteği… “Ben falanca hocadan ders aldım.” , “şu kadar ülkeyi gezdim.” demesi gibi…

Bunlar dinde ve ibadetlerde bulunan riyakârlıklardır. Aynı şekilde dünyalık işlerde de riyakârlık söz konusudur. Gösterişli kıyafetlerle, zenginliğini ve iyi bir hayatının olduğunu ima etmek, mevki sahibi olduğu izlenimi vermek, basit ve sıradan elbiselerle görünmeyi istememek gibi…

Modern hayat diye bizlere dayatılan anlayış her geçen gün riya ve kibri hayatımıza ilmek ilmek işlemekte. Örneğin Müslümanın temiz ve düzenli giyinmesi gerekirken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden tamamen uzaklaşıldığını;  temiz ve düzenli anlayışı ile değişik, pahalı, gösterişli kıyafetler giymeyi birbirine karıştırdığımızı görüyoruz.

Ebu Ümame İbni Salebe el-Ensari radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında dünyayı zikretmişlerdi. Buyurdular ki: “Duymuyor musunuz? İşitmiyor musunuz? Mütevazı giyinmek imandandır, mütevazı giyinmek imandandır.” (Ebu Davud Tereccü 1, 4161 İbni Mace Zühd 22, 4118)

Tevazuyu kaybettiğimiz yerler, bizi gösteriş ve kibre götüren davranışımız sadece kılık kıyafette değil. Yeme, içme, gezme gibi konularda da gösteriş ve kibre sebep olacak davranışlar sergileyebiliyoruz. Örneğin sosyal medya hesabından, yaptığımız yemeği paylaşmak, “Ne kadar becerikliyim.” düşüncesinin bilinçaltından telefon ekranında patlamasıdır.

İyi yiyecekler yediğini paylaşmak, gezdiği yerleri hiç durmadan sosyal medyada deşifre etmek, aile saadetini gözler önüne sermenin altında yatan düşünce tevazudan fersah fersah uzaklaşmanın, gösteriş ve kibre kapı açmanın adıdır.

İşte modern hayat anlayışının bize dayattığı ahlak anlayışı… Takvadan yoksun, gösteriş delisi olmuş toplum.

Riyakârlığın Tedavisi

Kalplerimizi kontrol edip bu hastalığa dair alametleri tespit ettiğimizde onu ortadan kaldıracak çareler aramalıyız. Bu mücadeleyi vermek zorundayız.

1.Övülmek

2.Kınanmaktan korkmak

3.İnsanların sahip olduklarına tamah etmek

Riyanın bu sebeplerden ortaya çıktığını âlimler bizlere bildirmiştir.

Övülme isteğiyle yapılan amel nasıl riya ise kınanma korkusuyla yapılan amel de riyadır. Nitekim ikisinin de ardında yatan düşünce,  başkalarını baz almaktır.

İlk olarak övülmek… Nefse hoş geliyorsa, bizi riyaya sürüklüyorsa bundan uzaklaşmak gerekir. Bunun yolu ise amelleri gizli yapmaktır. Riyanın amele verdiği zararı sık sık hatırlamak, ahirette kaybettiklerini düşünmek gerekir. Bütün yaratıkların önünde ona “Ey günahkâr! Ey riyakâr!” diye seslenileceğini insanın kendisine hatırlatması övgüden kaçmaya, ondan rahatsızlık duymaya sevk eder.

Övülmekten ziyade kınanma korkusu bizde ağır basıp amellerimize yansıyorsa, insanları razı etmek düşüncesiyle amel ediyorsak; tüm insanları razı etmenin asla mümkün olmadığını kendimize ifade etmeliyiz. Kulların aciz varlıklar olduğunu, ne kendilerine bir yarar sağlamaya ne bir zararı savmaya, ne ölümden kurtulmaya ne de yeniden dirilmeye malik olmadığını hatırlamak ve Allah’ın gücü, kudreti karşısında kulların acizliğini düşünmek de onları kınama korkusu yerine Allah’tan korkup çekinmeye, O’nun rızasını kazanmaya sevk eder.

İnsanların yanında olana tamah ediyorsak, nefsimiz bunu istiyor ve arzuluyorsa; Allah’ın yanında olanların, bize hazırladıklarının ebedi olduğunu, dünyadakilerin bitip gideceğini, tükeneceğini kendimize hatırlatmalıyız.

Allah’ın hoşlanmadığı, razı olmadığı bazı tutum ve davranışlardan uzaklaşmak için; onları kalbimizden söküp atacak gücü ve kuvveti, rahmeti ve ihsanı bol olan Rabbimizden isteriz.

Selam ve dua ile…