Allahu Teâlâ Zümer suresi 9. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri anlar.”
İnsanları birbirinden ayıran ve farklı kılan bir takım özellikler vardır. Kişiler, toplumda bu vasıflara göre muamele görürler. Ayetimiz insanlar arasındaki asıl farkın ilim olduğunu beyan etmektedir. Buradaki bilenlerden kasıt ilmi olan ve ilmiyle amel edenlerdir. İslam’da bilip te amel etmeyenler cahil kabul edilirler.1
İslam’da ilim birçok şeyin başıdır. Öyle ki Kuranın ilk emri oku ile başlamaktadır. Alak suresinin ilk beş ayetinde geçen bu oku emriyle Rabbimiz biz aciz kullarına yaratıldığımız basit kan parçasını hatırlatarak söze başlayıp devamında bu kulunu basitlikten şerefini ilimle yükselttiğini açıklıyor.
Muaviye radıyallahu anhu bir hutbesi esnasında şöyle dedi: Ben, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini duydum: “Allah kimin iyilik dilerse onu dinde İLİM ve ANLAYIŞ sahibi eyler.”2
Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın zikriyle O’na yakın olanlar ve âlim ile ilim öğrenen hariç dünyanın içinde bulunanların tümü lanetlenmiştir.”3
Hadiste değersiz anlamı verdiğimiz mel’un kelimesi, lânetlenmiş demektir. Lânet, tard etmek, uzaklaştırmak, kovmak ve sövmek gibi anlamlara gelir. Dünyanın lânetlenmesi, onun değersiz ve kıymetsiz olduğunu ifade etmek içindir. Yoksa genel anlamda dünyanın lânetlenmesini yasaklayan birçok hadis vardır. Sadece kişiyi Allah’tan uzaklaştıran şeylerin lânetlenmesi câizdir. Buna rağmen insanların pek çoğunun gayesi ve hedefi, bu geçici dünyanın yine kendisi gibi gelip geçici ve bitip tükenecek olan nimetlerine düşkünlük göstermek, dünyalık zenginlikler elde etmek ve şehvetinin esiri olmaktan öteye gidememektedir. Bir insanın gaye ve hedefini bunlarla sınırlı kılması, ulvî düşüncelerden ve insanlara faydalı olmaktan uzak durması doğru bir davranış olamaz. Çünkü dünyaya ve dünyalığa düşkünlük insanı Allahu Teâlâ’dan ve O’na hakkıyla kulluktan uzaklaştırır.4 İşte bunun tam tersi olarak ilim, insanı Allah’a yaklaştıran ve yerle gök arasındaki her şeyin kendisine dua etmesine sebep olan övülmüş bir ameldir.
İlim birçok nasla ön plana çıkarılırken bu mirasın taşıyıcısı âlimlerinde kadri ve kıymeti gereğince takdir edilmelidir.
İbnu Mesud şöyle dedi: Rasulullah namaza başlayacağımız zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyurdu: “Düz durun, karışık durmayın sonra kalplerinizde karma karışık olur. Namaz da benim arkamda ‘ULUL AHLAM VEN NUHA’ dursun. Onların arkasına kendilerinden sonra gelenler, daha sonra da onlardan sonra gelenler dursun.”5
İslam toplumu ibadet ve mabed toplumudur. Ondaki düzen ibadet düzenidir. Allah Rasulü, namazda safların düz tutulmasını ve imamın arkasında en layık kişilerin öne alınmasını hem tavsiye etmiş hem de fiilen ortaya koymuştur. Hadiste geçen “ulul ahlam” hilm, sükûn ve vakar sahipleri demek olup buradan maksat akıllı kişilerdir. “en nuha” ise çirkinliklerden alıkoyan akıl demektir. Riyazu’s Salihin müellifi İmam Nevevi rahimehullah bu hadisi “Âlimlere Saygı” başlığı altında incelemiştir. Bu hadiste amaç herkese layık olduğu değeri vererek toplum düzenini sağlamaktır. Aksi durumda toplumda kargaşanın kapısı açılır, kimin baş kimin ayak olduğu bilinmez. Anarşinin bir başka sebebi de hak etmedikleri halde farklı muamelelerle şımartılmış kişilerdir. Toplum düzeninin bu şekilde bozulması ile kalpler de karma karışık olur.
Abdullah b. Mesud’tan rivayete göre Hz. Peygamber bu hadisteki şeylerin benzerini söyledikten sonra şöyle buyurdu: “(Namaz’da) çarşı ve pazarlarda ki gibi kargaşalıktan sakının.” Gerçekten de çarşı ve pazarlarda alim ve cahil, çoluk ve çocuk, kadın ve erkek karmakarışık bir haldedir. Ama Müslümanların mescidlerinde, evlerinde, sokaklarında, işyerlerinde her nerede olursa olsun değer vereceği bir sınıf vardır ki onlarda Rabbani âlimlerimizdir.
Ubade b. Es Samit’ten rivayet edildiğine göre Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Âlimlerimize gereken değeri vermeyenler bizim ümmetimizden değildir.” (İmam Ahmed)
Hâsılı kelâm, ilim ve âlimin ve onlara saygının önemi ile ilgili o kadar ayet ve hadis var ki bu sınırlı sayfalarda hepsini zikretmemiz mümkün değildir. Ancak, özelde muvahhid kardeşlerime şunu hatırlatmak isterim: Bizler değerleri o kadar karıştırdık ki birilerinin âlimlere saygı göstermede düştüğü ifrattan dolayı bizde farkında olmadan saygımızı kısmen yitirerek tefride düştüğümüz anlar oldu. Gerçek âlimlerimiz bir konuşma yaptıklarında sıradan bir insan konuşuyormuş gibi önemsemez tavırlar içine girdik. Hâlbuki onların ağızlarından dökülen her bir sözcük bizim için rahmete bir yakınlık vesilesidir. Bir de unutmayalım ki İslam vasat bir dindir. İfratı yasakladığı gibi tefritten de bizi men ediyor.
Bu manada eşlerimize ve çocuklarımıza ilmin ve âlime gösterilmesi gereken saygının önemini aşılamamız gerekiyor. Unutmayalım ki çocuklar bizim aynamızdır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sözlerimizden çok fiillerimiz onlar üzerinde daha etkili olacaktır. Evimizdeki fertlere gerçek değerlerin kıymetini öğretelim.

——————————————–
1. Riyazu’s Salihin, Erkam yay. 2.cilt
2. Buhari ve Müslim
3. Tirmizi
4. Riyazu’s Salihin, Erkam yay. 6.cilt
5. Müslim, Ebu Davud, Nesai