Çağdaş düşünürlerden Muhammed el-Gazzâlî (ö. 1416/1996) son dönemde yetişmiş önemli ilim ve fikir adamlarındandır. Hayatı boyunca düşüncelerini ifade etmek için gayret etmiş, İslam toplumunun içinde bulunduğu vahim durumdan kurtulması için davet çalışmaları yapmış, eserler telif etmiştir. (1) Muhammed el-Gazzâlî’ye göre Kur’ân’ın yeterince okunmaması ve dolayısıyla anlaşılmaması ile temel hadis kaynaklarında yer alan bir takım yanlış rivâyet ve görüşler Müslümanların içinde bulunduğu durumla yakından alakalıdır. Buna göre, Müslümanların yeniden toparlanabilmesi için hadisler yeniden gözden geçirilmeli, Kur’ân’ın anlaşılmasına daha fazla önem verilmelidir. Bu çalışmada, Muhammed el-Gazzâlî’nin bu düşüncelerinin yer aldığı birçok eserinden biri olan es-Sünnetü’n-nebeviyye beyne ehl-i fıkh ve’l-hadis isimli eserine (2) kısaca değinilecek, sünnete ve hadise bakışına işaret edildikten sonra kısa bir değerlendirme yapılacaktır.

Muhammed el-Gazzâlî, “benim amacım, arız olan her türlü şaibeden sünneti ayıklamak ve İslam kültür mirasını, haklarında şöyle söyleyen kişilerden korumaktır: “Onlar, cumartesi günü ilim talebinde bulunurlar, pazar günü onu tedris ederler, pazartesi günü de o ilmin hocaları olarak çalışırlar. Çarşamba günü ise artık büyük müçtehid imamlara dil uzatarak ‘biz de rical, onlar da rical’ derler!” ifadeleriyle eserini yazma amacını belirtir. Bu amaca ulaşmak için de, Kur’ân’ı sürekli okumak ve manaları üzerinde düşünme, hadisleri Kur’ân’ın esasları çerçevesinde anlamaya çalışmanın gerekliliğini şart koşmaktadır. (3)
Sünnetin Kur’ân merkezli anlaşılmasına vurgu yapan Gazzâlî, sünneti dinde ikinci esas ve teşride Kur’ân’dan sonra ilk kaynak olarak kabul etmektedir.

Sünnetin Kur’ân’ı teyit ve tebyin ettiğini vurgulamaktadır. Muhaddislerce kabul edilen sahih hadisin şartlarını doğru bulmakla beraber bu şartlardan “illetin olmaması” şartının Kur’ân’ın temel esasları, tarihi bilgiler ve akılla bilinebileceğini savunmaktadır. Bu şartın yerine getirilmemesine bağlı olarak İslam temel esaslarına aykırı olan pek çok rivâyetin hadis kaynaklarında yer verilmesini eleştirmektedir. Bu noktada haber-i vahide bakışı önem teşkil etmektedir. Ona göre, Mütevatir hadis kesin bilgi, ahad haber ise zan ifade eder. İslam akidesi ile ilgili bir meselenin sadece ahad habere dayanması ve onun üzerine hüküm bina edilmesi doğru olmaz. Mütevatir hadisler, amel yönünden Kur’an gibidir, âmm ve mutlak manaları tefsir ederler. (4)

Gazzâlî, mütevatir hadis gibi ahad hadisin de yakîn bilgi ifade ettiğini kabul etmez, bu görüşte olanları sert bir dille eleştirir. Ahad hadisin yakîn bilgi ifade etmediğini, ancak İslam’ın temel esasları, tarihi bilgi ve akıl çerçevesinde kabul edilebileceğini kabul eder. Buna bağlı olarak mezhep imamlarının birçok hususta ayrılığa düştüğünü, İslam’ın temel esaslarına bazen uyulmadığı, fıkıhta Hanefî olmakla birlikte taassup sahibi olmadığını ifade eder. (5)

Sünnetin yeniden anlaşılmasına vurgu yapan Gazzâlî, hadis kitaplarında yer almakla birlikte İslam’ın genel esaslarına uygun olmayan rivâyetlerin gündeme taşınarak hem Kur’ân’dan uzaklaşılmakta, hem de İslam dünyasının zihni bulandırılmaktadır. Bu olumsuz havayı dağıtmak için -tenkit ettiği- bazı rivâyetleri eleştirmekte ve kendi görüşlerini dile getirmektedir. Genel hatlarıyla eserinde kadını küçük düşüren, şarkı ve müziği yasaklayan, cin ve şeytan çarpmasına işaret eden, gelecekle ilgi bazı fitnelerden bahseden ve kaderciliğe götüren rivâyetleri inceler. Bu rivâyetlerden bazılarını takdim ettikten sonra, rivâyetleri tenkitte izlediği yöntem hakkında kısa bir mülahaza da bularak çalışma tamamlanabilir.

Gazzâlî, Nebevi Sünnet isimli eserinde değerlendirmede bulunduğu rivâyetler özetle şöyledir: Sığır eti hastalıktır (6), yakınların kendisine ağlaması sebebiyle ölü azap duyar (7),bir kafir için Müslüman öldürülmez (8), ticaret mallarında zekat yoktur (9), kim Allah’a kavuşmak isterse Allah da ona kavuşmak ister (10), Hz. Musa’nın ölüm meleğine tokat atması (11), kadınların çoğunun cehennemlik olması (12), kadınların evlerinde namaz kılmalarının daha faziletli olduğu (13), Hz. Peygamber’e sihir yapılması (14), şarkının yasaklanması (15), her azı dişli hayvanın yenilmesi haramdır (16), uyarı yapmadan saldırının caiz olması (17), rızkın kılıcın gölgesinin altında olması (18), etin kokması, Hz. Havva’nın eşini kandırması, Deccâl’in bir adada gizlendiği, kadınların şehadetinin hadlerde kabul edilmemesi, başlarına bir kadın getiren topluluğun helak olması. Gazzâlî, yukarıda özetle verilen rivâyetleri Kur’ân’a, akla, tarihi verilere ve bilime ters düşmesi sebebiyle eleştirmektedir. Genelde hadisleri ele alırken ilmi bir yöntem takip etmemektedir. Edindiği izlenime göre hadisleri değerlendirmeye farklı yönlerden yaklaşmaktadır. Bakış açısı genel hatlarıyla hatadan uzak da olsa, sahih olmayan hadislerin öncelikle sıhhat durumuna bakılması tartışmanın uzamadan bitmesiyle sonuçlanabilir. Özellikle şaz kalmış ve zayıf olan rivâyetlerin incelenme gereği olmazken polemik konusu yapılması diğer hadislere bakış açısında da olumsuz havanın sürmesine sebep olmaktadır. Örneğin muhavezeteyn sürelerinin Kur’ân’da yer almadığına dair Abdullah b. Mes’ud’tan rivâyet edilen haber, kurandan olduğuna dair ondan rivâyet edilen 5 haber karşısında şaz kalmaktadır. Buna binaen şaz bir görüşün tartışma konusu yapılması akıllarda soru işareti bırakmaktadır. Ayrıca ilmi birikimi olmayan kimselerin sahih olmayan rivâyetlere takılı kalması ve gündeme getirmesi büyük bir problem olmakla birlikte hadis sıhhatiyle doğrudan ilgili bir konu değildir.

Rivâyetler eleştirilirken dikkat edilmesi gereken diğer bir konu, hadisin sebebi vürudunu ve bağlamını unutmamaktır. İlk anda anlam veremediğimiz hadis metni, söylenme sebebi ve bağlamıyla ele alındığında farklı bir anlama gelebilir. Örneğin “İnek eti hastalıktır” hadisinin senedi ne olursa olsun bir kıymet taşımadığının iddia edilmesi, kendisinin de müşteki olduğu dirayet eksikliğinden kaynaklanmalıdır. Çünkü “İnek eti hastalıktır” hadisine ilişkin el-Halimi (o. 403/1012), ez-Zerkeşi (o. 794/1392) ve es-Sehavi (o. 902/1496) gibi âlimlerin verdikleri bilgilerden kuraklığın hüküm sürdüğü bir mevsimde, Hicaz bölgesinde cılızlaşan ve bulaşıcı hastalık taşıdığı ihtimal dâhilinde olan inek etlerinin geçici olarak yasaklandığı anlaşılır. (19)

Netice olarak, anlaşılamayan ya da anlamakta güçlük çekilen hadisleri hemen reddetme yerine, onları anlamaya gayret eden bu uğurda ömrünü tüketen âlimlerin görüşlerine başvurmanın ve gerekli incelmeyi yaptıktan sonra değerlendirmeye gitmenin daha doğru bir metot olduğu ifade edilebilir.

————————

1. Muhammed el-Gazzâlî’nin hayatı ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için bk. Karataş, Mustafa, Çağdaş Yazar Muhammed el-Gazzâlî’nin Hadis ve Sünnete İlişkin Görüşleri, İÜİFD, S. 10 (2004), sy. 37-42; Muhammed İmâre, “Muhammed el-Gazzâlî”, DİA, XXX, 531-533.
2. Eser, Türkçeye tercüme edilmiştir. Bk. el-Gazzâlî, Muhammed, Fıkıhçılar ve Hadisçilere Göre Nebevi Sünnet, trc. Ali Özek, İstanbul, Ekin Yayınları, 2014, 6. bsk.
3. Gazzâlî, Nebevi Sünnet, s. 20-21.
4. Gazzâlî, Nebevi Sünnet, s. 23-27.
5. Gazzâlî, a.g.e., s. 87-90.
6. Gazzâlî, a.g.e., s. 26.
7. Gazzâlî, a.g.e., s. 28; bu rivayet ile ilgili görüşleri hakkında yapılan bir değerlendirme için bk. Kandemir, M. Yaşar, “Sahîhayne Yönetilen Tenkidlerin Değeri”, Sünnetin Dindeki Yeri, İstanbul, Ensar Yayınları, 2010, s. 401-410.
8. Gazzâlî, a.g.e., s. 31.
9. Gazzâlî, a.g.e., s. 39.
10. Gazzâlî, a.g.e., s. 42.
11. Gazzâlî, a.g.e., s. 43-43.
12. Gazzâlî, a.g.e., s. 56.
13. Gazzâlî, a.g.e., s. 75.
14. Gazzâlî, a.g.e., s. 89.
15. Gazzâlî, a.g.e., s. 98-99.
16. Gazzâlî, a.g.e., s. 151.
17. Gazzâlî, a.g.e., s. 153.
18. Gazzâlî, a.g.e., s. 157.
19. Güler, Zekeriya, “Muhammed el-Gazzâlî ile –Mülâkât ve Mülâhazât-“, Hadis Tetkikleri Dergisi, 2005, cilt: III, sayı: 1, s. 162-165