Namusların emniyeti nesillerin çobanlarına emanettir. Nesil çobanlığı zor, ancak kazancı çoktur. Nesillerimiz üzerinde her ferdimiz çobandır. Birtakım çevreler beğenmeseler de bizler Müslümanlar olarak namuslarımızın bekçileriyiz. Namuslarımızın bekçiliğini yapmayacağız da şu fani dünyada beton yığınlarının, tükenecek malların, telef olacak israflı yaşamların bekçiliğini mi yapacağız? Bugün namuslarının bekçiliğini yapmayanlar huzur evlerinde neyi beklemektedirler? Namus emniyeti ahlakın sigortasıdır. Sigortası olmayan ahlaklar kısa sürelidir. Eninde sonunda yüksek enerji sonucu patlamaktadırlar. İslam namus emniyetini sağlayarak önce fertte, sonra ailede ve daha sonra toplumdaki ahlaki bozulmaların önüne geçmektedir.

İslam, insanoğlunun dünya hayatında huzurlu bir yaşam sürmesi için uygun zemini hazırlayan bir dindir.  Aynı zamanda İslam, insanı dünya hayatından, ahirete uzanan yolcuğunda takip edilmesi gereken yolun istikametini de göstermektedir. Bu doğru istikamette yol alırken elbette emniyet için önlemler alınmalıdır. Bu durum tıpkı şu misale benzer; bir aile, yolculuğa çıkmak için hazırlık yapmaktadır. Bir şehirden başka bir şehire gidecektirler. Bu yolculuk sırasında elbette ki tehlikeler olasılıklar dâhilindedir. Bu yüzden emniyetli bir yolculuk yapmak adına bazı tedbirler alınmalıdır. İşte alınacak tedbirler arasında namus emniyeti büyük önem arz etmektedir. Şayet ailenin reisi ya da öncülük edeni bu tedbirleri almayacak olursa büyük üzücü felaketler ile karşılaşılabilir. Bu felaket ise aile diye tabir edilen birlikte hareket etme, birlikte karar alma ve buna bağlı olarak birlikte yol alma özelliklerinden soyutlanarak ortadan kalkmış olacaktır.  Böylelikle de aile diye sadece isim var olacaktır.

Asırlar öncesinden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, çok sevdiği ümmetinin fertlerini şu sözleri ile uyarmaktadır: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Yönetici bir çobandır. Erkek, aile halkının çobanıdır. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır. Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz.”  [1]

Bir çoban nasıl ki koyunların sorumluluğunu üstlenmekte ise insanlarda sorumlu olduklarının vebalini üstlenmektedirler. Şayet bir koyunun başına bir felaket gelse çobanın durumu nasıl olur? Hepimiz o çobanın içinde bulunacağı o psikolojik yıpratıcı durumun içinde olma ihtimalinin bizim başımıza da gelebileceğini düşünmek zorundayız. Düşünmeyi bırakmış ya da düşünmeye geç başlamışsak belki de başımıza gelmiş bile olabilir ancak farkında değilizdir. Bu hadis bir yöneticinin sorumluluk alanlarını çok güzel bir şekilde açıklamaktadır.

Devlet Yöneticilerinin Çobanlığında Namus Emniyeti

İslam hariç tüm ideolojiler, devleti yaşatmak adına insanı bir kenara atarak ya da köleleştirerek yükselme yoluna gitmişlerdir. Bir takım cenaha göre, insan devletin var olması için vardır. Yani devlet baki, insan fanidir yolu üzerinden giderek insanların kanını emme yoluna gitmişlerdir. Aslında devletin başındaki insanın zevki ve hevası uğruna insanlar kurban edilmişlerdir. Çünkü devlet yönetimi tamamen insan aklının denetimine verilmiştir. Ancak en üst aklın denetimi ise yine kendi gibi insan olan akıllar yardımıyla sürdürülmüştür. İnsan kendine bile adil olamazken, insanlara nasıl adil olabilir ki? Bazı cenahlar ise devletin insan için olduğunu öne sürmekle yetinmiş ancak pratik yaşamda uygulanamamıştır. Çünkü yine insan aklı ve duyguları devreye girmiştir. İnsan aciz bir varlık iken nasıl adaleti sağlayabilir ki? İşte İslam devlet yönetiminden başka bütün yönetimler, değil yabancı insanlardan birbirini korumayı, bir babayı ve anneyi evladının şiddetinden bile koruyamamıştır. İslam şeriatının kaynağı Allah’tır ve Allah adildir. Bu yüzden İslam devletinin başına temsil olarak gelen yöneticiler şayet Allah’tan korkar ve Allah’ın kanunlarını insanlara ve hayatlarına tam olarak tatbik ederse, işte o zaman İslam’ın nasıl bir ferdi ve aileyi koruma altına aldığını görmek mümkün olacaktır. Zaten kısa geçmiş tarihte ve uzun geçmiş tarihte bunun örnekleri ve pratik hayatta uygulamalarına hiç de yabancı değiliz. Ancak yakinen şahit olma özlemi içerisindeyiz.

Günümüzde namus emniyeti özlem duyulan ve gitgide hayali kurulan bir aşamaya gelmiştir. Gazetelerin ikinci sayfaları ve haberlerin birçoğu aile içi, sokak, cadde ve diğer sosyal hayattaki rezaletlikler ile doludur. Bu rezaletlerin yaşanmasının sebebi Allah’ın kanunlarının yaşanmaması ve yönetici çobanların sosyal ve diğer alanlarda uygulatmamasından kaynaklıdır. Allah’ın tedbiri dışında ne kadar tedbir alınırsa alınsın, ancak tedbirsizlik olarak görülecektir. Her hastalığın bir ilacı vardır. Bu güvensiz ortamların güven içinde olması içinde ilaç, Allah’ın şeriatının uygulanmasıdır. Başı ağrıyan bir hastaya mide hapı verilemeyeceği gibi bu toplumsal hastalık içinde başka reçete ve ilaçlara başvurmak hastalığı daha da arttırmaktan başka bir fayda vermeyecektir. Yönetici çobanların görevleri çoktur. Namus emniyetini koruma altına almak için öncelikle sokaklardan ve caddelerden şehveti kamçılayan rezaletlerin önüne geçilmesi, basın ve yayın kuruluşlarının yayınladığı sapık içeriklerinin önüne geçilmesi, zina ve zinaya götüren yolların kapatılması, meşru evliliklere teşvik edilerek yollarının kolaylaştırılması, halkın bilinçlendirilmesi, eğitimde, ticarette, sosyal hayatta önlemlerin alınması gibi birçok önlemler alındıktan sonra ancak kişilerden edepli ve ahlaklı davranışlar beklenebilir. Bu tedbirler alınmadan da Allah’a gerçekten iman etmiş mümin insanlar elbette ki ahlaki davranışlar sergileyecektirler. Ancak toplum olarak ıslah söz konusuysa böyle ortamlarda edepli ve ahlaklı davranılmasının istenmesi, tıpkı aç bırakılan aslanın önüne et parçalarının atılması gibidir. Gayri ahlaki olarak etin yenmesi durumunu görmek ve kınamak gibi tek taraflı infazlarla karşılaşılmaktadır. İnsanların yaratılışında şehvet vardır. İnsanlardan şehvetlerinizi gidip aldırın diye bir şey söylenemeyecekse o zaman şehvetlerin önüne geçen kuralların işletilmesi gerekmektedir. Tıpkı ateşin üstüne benzin dökülmediği zaman parlamayacağı gibi şehvetin de üstüne parlatıcı unsurlar dökülmediği sürece o şehvet sadece topluma ve ümmete faydalı bir evlat ve nesiller olarak geri dönecektir.

Aile Yöneticilerinin Çobanlığında Namus Emniyeti

Allah Teâlâ aile yöneticilerine şöyle öğüt buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” [2]

İnşallah şehit Seyyid Kutub bu ayetin tefsirini şu şekilde yapmaktadır:

“Mü’minin hem kendisine hem de ailesine karşı olan sorumluluğu ağır ve korkunç bir sorumluluktur. İleride korkunç bir ateş… O ve ailesi bu ateşle karşı karşıyadır… Kendisini bekleyen bu ateşten hem kendini hem de ailesini uzak tutmak zorundadır. Evet, ateştir bu… Alev alev yanan dehşet verici bir ateş… “Yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateş.” Bu ateşte insanlar taşlar gibi onlarla birlikte yanarlar. Tıpkı taşlar gibi önemsiz, taşlar gibi değersiz ve taşlar gibi itina gösterilmeden tutulup atılırlar. Bu ne korkunç bir ateştir ki, taşları cayır cayır yakıyor! Şiddeti hakarete, aşağılamaya, horlamaya varan bu azap ne dehşetlidir! Üstelik bu ateşin çevresinde olan her şey ve ateşin bulunduğu ortam da ürkütücüdür, dehşet vericidir: “Başında iri gövdeli, haşin melekler vardır.” Tabiatları sorumlusu bulundukları azaba uygundur… “Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmezler ve emredileni yaparlar.” Yüce Allah’ın kendilerine emrettiği şeyi yapmaları onların tabiatlarının gereğidir. Yine tabiatları gereği kendilerine emredilen şeyi yapma gücüne de sahiptirler. İşte onlar bu haşmetleri ile bu haşinlikleri ile şu korkunç, şu dehşet verici ateş üzerinde görevlendirilmişler. Bir mümin kendini ve ailesini bu ateşten korumalıdır. Henüz fırsat varken, iş işten geçmeden mazeret bildirmenin işe yaramadığı gün gelmeden ailesini bu ateşten uzaklaştırmalıdır.” [3]

Bir aile reisi olarak erkek yönetici, öncelikle ailesinin rızkını temin etme vesilesidir. Bu vesile görevini özenle yerine getirmelidir. Sonra sevgi, şefkat, muhabbet gibi manevi ihtiyaçları karşılamalıdır. Sonra ise İslam üzere eğitmeli ve devam ettirmelidir. Bu görevler ailesinin namusunu koruma altına almak için geçerli olan sebeplerdir. Dünya da namus emniyetinin olmadığı ailelerin genellikle yukarıda bahsettiğimiz eksiklikleri vardır. Bu eksiklikler, nefsi kötülüklere kaydırmada bir basamak oluşturmaktadır. Aile reisi bir çoban olarak; arkadaşlarından, işinden, akrabalarından önce ailesinden sorumludur. Allah’a hesap vereceği insan ve insanlar olarak kendisinden sonra ailesi gelmektedir. Genellikle zaman kötü ya da zamanın gençleri böyle gibi bahaneler ile karşılaşırız. Ancak zamanın kötü olması ya da gençlerin kötü olmasından değil insanların kuran ve sünnet ahlakından uzaklaşmalarından kaynaklanmaktadır. Günümüzde nice aile ve genç var ki asrısaadeti evlerinde yaşamaktadırlar. Nice aileler ve gençler de var ki Mekke’nin cahiliyesinden daha cahiliye bir hayat yaşamaktadırlar. Bunun sebebi hayat tarzlarının Kur’an’a göre olup olmaması gibi basit ve çözülebilecek bir durumdur. Ancak bu çözümün gerçekleşmesi için doğru formüllerin uygulanması gerekmektedir. Ya da daha önceden yola çıkılacağı düşüncesiyle tedbirler alınmış olsa çözüme de gerek kalmayacaktır. İnsanlarımız iki günlük tatile giderken kılı kırk yararlar ancak üç gün kalacakları ve ebedi olarak çıkacakları yolculuklar için ise kıllarını kıpırdatmamaktadırlar. Böylelikle nice aile ocakları sönmekte, nice babaların çocuklarının eylemlerinden dolayı dizlerinin bağları çözülmekte, nice annelerin ciğerleri yanmakta ve ümmet teker teker nice fertlerini kaybetmektedirler. 

Aile reisi ile koordineli olmayan kadınlarımızın çobanlığının da bir hesabı vardır. Aile içi terbiye edici çoban annelerimizdir. Kadınlarımızın sorumluluğunu ve önemini Hasan el Benna rahmetullahi aleyh şu sözleri ile anlatmıştır: “Bu ümmetin yarısı kadınlardan oluşur. Diğer yarısını da kadınlar yetiştirir.” Bu yüzden kadınlarımız kendi eğitimlerinden sorumlu olduğu gibi ümmetin çocuklarından da sorumludur. Bu yüzden buna göre hareket etmelidirler. Şayet dizilerden ve malayani işlerden dolayı çocuklarının İslami bir ahlakla ahlaklanmamalarına vesile oluyorlarsa ya da dert edinerek bunun için mücadele vermiyorlarsa elbette ki her şeyin bir hesabı vardır. Çocuklarımızı kariyerler uğrunda, diplomalar uğrunda harcamaktan korkmamız gerekmektedir. Elbette ki eğitim önemlidir ancak ahlak daha önceliklidir. Benim çocuğum ahlaklı zaten… Önce diploma sonra evlenir ne de olsa… Önce kariyer sonra takva sahibi olur zaten gibi cümleler bizim annelerimize aittir. Bir kadın kocasının otoritesini kullanarak çocuklarının ahlakını şekillendirerek ailesinin namusunu emniyete almalıdır.

Velhasıl sözün başında dediğimiz gibi nesil çobanlığı zor ancak kazancı çoktur. Nesillerimiz üzerinde her ferdimiz çobandır. Birtakım çevreler beğenmeseler de bizler Müslümanlar olarak namuslarımızın bekçileriyiz. Namuslarımızın bekçiliğini yapmayacağız da şu fani dünyada beton yığınlarının, tükenecek malların, telef olacak yaşamların bekçiliğini mi yapacağız? Bugün namuslarının bekçiliğini yapmayanlar huzur evlerinde neyi beklemektedirler? Namus emniyeti ahlakın sigortasıdır. Sigortası olmayan ahlaklar kısa sürelidir. Eninde sonunda yüksek enerji sonucu patlamaktadırlar. İslam namus emniyetini sağlayarak önce fertte, sonra ailede ve daha sonra toplumdaki ahlaki bozulmaların önüne geçmektedir.

 Önüne geçilen ahlaki bozulmalar, yerini huzurlu, mutlu yarınlara bırakmaktadır. Mutlu yarınlardan edepli nesiller var olmakta, edepli nesiller ise bizi, ailemizi ve toplumumuzu cennetteki ebedi hayata taşımaya vesile olmaktadır. Allah kendimizin, ailemizin ve neslimizin ahlakını Kur’an ahlakı eylesin.   

 

[1]. Buharî, Nikâh, 91

[2]. Tahrim, 6

[3]. Fizilalil Kur’an