Cemaat kelimesinin aslı, toplamak, bir araya getirmek anlamındaki ‘cem’ fiilidir. Fıkıh terimi olarak; imamla birlikte namaz kılan insan topluluğu anlamına gelir. Genel anlamda; insan topluluğu, bir araya gelen insan grubu tanımlaması için de kullanılır.

Cemaat kavramı sosyolojik olarak; “herhangi bir fikir, düşünce, ideoloji, inanç etrafında bir araya gelmiş insan topluluğuna verilen isimdir.

Müslümanların bir araya gelerek Cemaat oluşturması; İslam’ın en temel hükümlerinden biridir. Cemaat olmanın Kur’an ve sünnet de pek çok delilleri mevcuttur. Bu delillerden birkaç tanesi şunlardır;

“Ey iman edenler! Allah’tan ona yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün. Ve topluca Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın.” (Âl-î İmran, 103)

“Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat/ topluluk olsun. İşte kurtuluşa ulaşanlar yalnız onlardır.” (Âl-î İmran, 104)

“Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. ” (Saff, 4)

Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurdu: “Cemaatten bir karış ayrılan, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.” (Ebu Davud)

 “Muhakkak ki, Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” (Tirmizi/ Fiten)

“Koyunun kurdu olduğu gibi Şeytan da insanoğlunun kurdudur. Sürüden ayrılan ve uzaklaşan koyunu kurt nasıl kaparsa, şeytan da cemaatten uzaklaşan insanı öyle kapar. Onun için tenha yollardan (ayrılıktan) uzak durun. Cemaatten, topluluktan ve mescitlerden ayrılmayın!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5)

“Kim itaatten dışarı çıkar, cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.” (Buhari)

Ümmet Olmaya Giden Yolda Cemaatleşmeyi Terk Etmek Büyük Bir Günahtır

Şanı yüce Allah ve onun şerefli elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vessellem cem olmayı, cemaat olmayı, ümmet olmayı emrediyor. Bu İslam’ın kesin bir hükmüdür. Dolayısıyla nasıl ki; namaz, oruç, hac, zekât, yetimi gözetme, adaletle hükmetme, tesettüre bürünme, iftira, yolsuzluk, içki, yalan vb. hususlarda yüce Allah’ın emrini terk etmek büyük bir günahsa, ümmet olmaya giden yolda cemaat olmayı, birlik olmayı terk etmekte aynı şekilde büyük bir günahtır. Çünkü namazı, orucu, zekâtı, haccı, yetimi gözetmeyi, adaletli davranmayı, tesettüre bürünmeyi emreden de cemaat olmayı, birlik olmayı, ümmet olmayı emredende şanı yüce Allah’tır. Yani emrin kaynağı aynıdır. Hükmullah..

Niçin Cemaat Olmak Zorundayız?

İslam’ın Tüm Emirlerini/ Taleplerini Fert Olarak Yerine Getiremeyiz

Fert olarak, hiçbir zaman İslam’ın tamamını yaşayamayız. İslam’ın bazı hükümlerini getirebilmek için fert olmak yeterlidir. Fakat İslam’ın bazı hükümlerini, talep ve emirlerini yerine getirebilmek için yerine göre cemaat olmak ya da güç olmak, otorite olmak, devlet olmak şarttır.

 Örneğin; bizler farz olan beş vakit namazı fert olarak kılabilir ve yüce Allah’ın bu emrini/talebini yerine getirebiliriz. Fakat Allah’u Teâlâ’nın Cuma namazı emrini/talebini fert olarak yerine getiremez ve Cuma namazı kılamayız… Çünkü Cuma namazını kılabilmemiz için Cemaat olmamız şarttır.

İslami Bir Toplumun Oluşumu Cemaatleşmeyle Başlar

Toplumsal dönüşüm ancak bireysel dönüşümle başlar. Ferdin dönüşümü toplumun dönüşümüne, toplumun dönüşümü ise yönetimin dönüşümüne etki eden doğal bir süreçtir. Yani sünnetullahtır. Cemaatlerin öncelikli görevi; bireye uhrevi kurtuluş yollarını göstererek toplumsal dönüşüme katkıda bulunmaktır.

Şanı yüce Rabbimiz; “Bir toplum kendi özündekini değiştirmedikçe Allah o toplumun halini değiştirmez” buyuruyor. (Rad, 11)

Yapılan onca zulüm, zorbalık ve tahrifatla adeta dinleri unutturulan ve netice olarak Allah’tan, peygamberden, Kur’an’dan uzaklaşan milyonlarca insanın yeniden İslam’la tanışması, İslam’ı doğru öğrenmesi ve öğrendiği İslam’ı yaşaması belki de on yıllarca sürecek çok uzun ve meşakkatli bir süreçtir.

Bu sürecin sağlıklı aşılabilmesi ve toplumun özünde arzu edilen, beklenen İslami değişimin olması ancak aynı hedefe inanmış, kenetlenmiş ve bu yolda her şeyi göze almış toplulukların/cemaatlerin ortaya çıkmasıyla mümkündür. Üstelik bu iş; bir topluluğun, bir cemaatin tek başına başarabileceği bir iş de değildir. Bu iş; ancak (Allah’ın yardımıyla) aynı amaca hizmet eden onlarca topluluğun/cemaatin beraberce üstesinden gelebilecekleri bir iştir.

Şu husus iyi bilinmelidir ki; istisnasız hiçbir cemaat tek başına İslam ümmetinin temsil makamı değildir ve asla kendini o makamda göremez. Cemaatler; ümmet olmaya giden yolun sadece yapı taşlarıdır.

İlahi Nizam, Cemaatleşme Olmadan Kurulamaz

İslam’ın emrettiklerini emredebilmek, yasakladıklarını yasaklayabilmek, topraklarımıza musallat olan harici ve dahili ehli küfrün tüm gücünü kırmak, onların mağrur ordularını perişan edebilmek, yeryüzünde fitneye son verip İslam’ı hâkim kılabilmek için önce kendi içimizde birlik/cemaat olmamız yani cemaatleşmemiz şarttır.

Dolayısıyla; mikro planda cemaat olmayı dahi başaramayanların, makro planda “ümmet olma ve yeryüzünde Allah’ın nizamını hâkim kılma” iddiaları boş ve içi çürük bir iddiadır. Sadece güzel bir temennidir ve temenni olmaktan, hayal olmaktan öteye geçemeyecektir.

Cemaatleşmek; Anarşinin/Düzensizliğin/Kargaşanın İlacı Ve Başarının Şartıdır

La ilahe illallah sancağı altında toplanmak ve ümmet olma gücüne ulaşmak ancak planlı, programlı, disiplinli bir teşkilatlanma yani cemaatleşmeyle mümkündür. Planlama ve disiplin yani cemaatleşme olmadan İslami hedeflere ulaşmak ve başarılı olmak mümkün değildir.

Cemaat Olmak Güçleri Birleştirmektir

Müslümanların vahdeti/birliği Allah’ın kesin bir emridir. İnancı, amacı, hedefleri, metodu, plan ve programı belli olan bir cemaat/ teşkilat altında toplanmak demek; onlarca, yüzlerce, binlerce, hatta yüz binlerce insanın; aklını, gücünü ve imkânlarını bir araya getirmek demektir.

Bir de bunun tersini düşünün; amacı, hedefleri, metodu, plan ve programı belli bir cemaat/ teşkilat şemsiyesi altında toplanmamak demek; birbiriyle bağlantısız, birbirinden habersiz yüzlerce, binlerce, on binlerce, hatta milyonlarca insanın; aklının, gücünün ve imkânlarının ayrı ayrı kutuplarda olması demektir.

Birbirinden habersiz, birbiriyle bağlantısız, dağınık, hiçbir etkisi ve tesiri olmayan milyonlarca kuru kalabalıklar topluluğu demektir. Yani sıfır hükmündedir. Milyon tane sıfırı bir araya getirseniz kaç eder? Sıfır.. Hiçbir değeri yoktur. Bir tane 1 rakamı, milyon tane sıfır rakamından daha kıymetlidir.

Fakat hiçbir değeri ve etkisi yok gözüken milyon tane sıfırın başına bir tane küçük 1 rakamı koyarsanız; o zaman değersiz gibi gözüken milyon tane sıfırların ne kadar büyük bir değere ve güce ulaştığını göreceksiniz.

İşte teşkilatlanmak/cemaatleşmek demek; milyon tane sıfırın başına gelen 1 rakamı gibidir.

Teşkilatlanma/Cemaatleşme yoksa milyar tane adamın ümmet adına ortaya koyabileceği bir değer, bir etki, bir tesir olamaz. Bugün bir buçuk milyar Müslümanın dünya üzerindeki olayların gidişatına hiçbir etkisinin ve tesirinin olmaması gibi.

Ne zaman Cemaatleşme, teşkilatlanma varsa o zaman milyon tane Müslümanın bir değeri, bir etkisi, bir tesiri olur.

Kâfirlerin Başarılı Olmasının Bir Sebebi de Teşkilatlanma/Cemaatleşmeleri Ve Disiplindir

Allah’ın koyduğu ilahi yasalar/sünnetullah; kâfir veya Müslüman herkes için geçerlidir. Bir yerde çalışma, gayret, plan, program, disiplin yani teşkilatlanma/cemaatleşme varsa orada başarı vardır. Günümüzde Kâfirlerin Müslümanlar üzerine galip gelmesi ve hâkimiyet kurmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi de, belli hedefler doğrultusunda; planlı, programlı ve disiplinli olarak çalışmaları yani teşkilatlanmalarıdır.

Teşkilatlar/Cemaatler olmadan Ümmetin Büyük Yaraları Sarılamaz

Nice imkânı bol olan kimseler var ki; canı gönülden yardım etmek isteseler dahi planı, programı, organizasyonu olan bir Yardım teşkilatına müracaat etmeden infak etmek istediği yardımlarını ihtiyaç sahiplerine ulaştıramazlar. Şu an planı, programı, organizasyonu belli olan yardım kuruluşları olmasa hangi Müslüman Suriye’ye, Afganistan’a, Somali’ye, Açe’ye, Mali’ye, Filistin’e, Irak’a, Yemen’e ve benzeri yerlere yardım ulaştırabilirdi ki?

Yaşadığımız şartları düşündüğümüz de beş litre su bizim için çokta önem ifade etmeyebilir. Belki de bu miktar bizlerin dikkatsiz kullanımdan dolayı israf ettiğimiz su miktarına eşittir. Ama beş litre suyla hayata tutunanlar var yeryüzünde. Afrika’nın en ücra yerinde basit bir su kuyusu açabilmek için dahi planı, programı, disiplini, organizasyonu olan bir teşkilata ihtiyaç var.

Müslümanların acılarının dinmesi ve İslam bayrağının en yücelere taşınması için tek bir yol vardır. O yolda; amacı, hedefleri, ilkeleri, plan ve programı belli olan cemaatlerin ortaya çıkması ve çalışmasıdır.

15 Temmuz Haçlı-Siyonist darbe girişimi Türkiye’de en çok “Cemaatlere” zarar vermiştir. Özellikle Kemalist ve Solcu kesimler, 15 Temmuz darbe sürecini suiistimal ederek Gülen hareketi üzerinden İslam’a ve cemaatlere olan tüm kinlerini kusarak toplum nezdinde cemaatleri itibarsızlaştırmaya hatta en büyük tehlike olarak göstermeye çalışmışlardır. Maalesef bu hususta da kısmen de olsa başarılı olmuşlardır.

Fakat şu asla unutulmamalıdır ki; cemaatler toplumsal değişim ve talebin en etkin araçlarıdır. Yüce Allah’ın ilahi nizamının yeryüzüne hâkim olması ancak bu ulvi davaya inanmış ve adanmış müminlerin ortaya çıkmasıyla mümkündür. Bu inanmış ve adanmış nesli yetiştirecek yapılarda devletin resmi kurumları değil, bila bedel bu ulvi davaya kendini adamış cemaatlerdir.

İktidarların gölgesi altında yetişerek mevcut güçten nemalanan âlim ve cemaatlerin bir müddet sonra o iktidarların yapacağı zulümlere uygun fetva ve tavırlar göstereceği tarihler sabittir. Bu akıbet asla değişmez.

İşte bu yüzdendir ki büyük imam, İmamı Ebu Hanife (Allah ondan ve cümlesinden razı olsun) Emevi devleti sultanının baş kadılık (bugünkü tabiri ile Yargıtay başkanlığı) teklifini elinin tersiyle itmiş ve iktidarın gölgesi altına sığınmayı reddetmişti. Bu uğurda hapsedilmiş, işkenceye uğramış ve kısa bir müddet sonra ruhunu Allah’a teslim etmiştir. Rabbim şehitlerden eylesin.

Allah’a emanet olunuz. Esselamu aleykum.