Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Raasulullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.

İnsan dünyaya ilk gözlerini açtığı andan itibaren korunmaya muhtaçtır. Çünkü maddi ve manevi anlamda bir saldırıya muhatap olmaktadır. Onu maddi anlamda dünyaya geldiği anda bu saldırılardan koruyan en büyük etken anne rahminde belirli aşamada gelişme kaydedip mukavemet etme gücü kazanmasıdır. Şayet anne rahminde yeterli gelişme kaydedilmemişse yeni doğan yavruyu zor süreçler bekliyor demektir.

Doktorlar, bir bebeğin gelişmesinde ilk iki yıl anne sütü ile devam etmesinin çok elzem olduğunu belirtmişlerdir. Özellikle ilk altı ay sadece anne sütü kullanılmasını önemle vurgulamışlar, daha sonraki süreçte iki yıl tamamlanıncaya kadar bebeğin durumuna göre süt ile takviye edilmiş yiyecekler tavsiye etmişlerdir. Yine bu aşamalara riayet edilmemesinin insan ömrünün ilerleyen yıllarında olumsuz etkilerinin görüleceğini belirtmişlerdir.

 Manen saldırıya uğramaya gelince… Bu uzun bir düşmanlık serüveninin tezahürüdür. Âdem aleyhisselam’a secde etmekle emredilen melekler arasında İblis’in, verilen görevi yerine getirmemesi bu düşmanlığın başlangıcını oluşturmaktadır. Dünyaya gelen her insan da bu düşmanlığa ilk andan itibaren muhatap olmaktadır. Bu konuda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Âdemoğullarından kim doğmuşsa, şeytan o dünyaya geldiği anda mutlaka onu dürtmüştür. O da şeytanın onu dürtmesi neticesinde bağırarak sesini yükseltmiştir. Ancak Meryem ve onun oğlu hariç” (1)

İmtihanın bir hikmeti gereği Allahu Teâlâ insanı korumayı ölüm gelinceye kadar bazı sebeplere bağlamıştır. Yine insanın hidayet üzere yürümesini veya bu yoldan eğrilerek başka yollara sapmasını bir takım etkenler belirler. Bu etkenlerin başında takva gelmektedir. Takva, Allah’ın azabından korunmak için kşinin kendisiyle azap arasına bir engel, koruma koymasıdır. Bu durum en bariz şekilde Allahu Teâlâ’nın emirlerini gücü yettikçe insanın yapması ve haramlardan kaçınmasıyla ortaya çıkar.

Ferdin zor zamanlarda imtihanı başarıyla geçmesi için kolay zamanlarda takva eğitiminden geçmesi önlemli bir zarurettir. Bu eğitim, hayatın zor virajlarında savrulamamak, ayağın sebat üzere durması ve kulluğu hakkıyla yerine getirmek için kendi etkisini mutlaka ortaya çıkaracaktır.

Takva sadece sözde olan ve iddia edilmekle elde edilecek bir durum değildir. Bilakis akide, ibadet, muamelat ve ahlak konusunda müslüman ferdin hassas bir çalışma ve gayretle elde ettiği büyük bir hazinedir. Çünkü insanın misali bir altının misali gibidir. Sarraf altını gördüğü zaman onun sahte olup olmadığını ancak ateşe tutarak anlar. Eğer maden altın ise ateşin ona bir zararı dokunmaz, aksi durumda o maden ateşin gücüne dayanamayacaktır.

Ashab-ı Kiram özellikle Mekke döneminde yapılan işkencelere tahhamül göstermelerinin üzerinde çok düşünmek gerekir. Çöllerde sıcak kumlara yatırılıp vücütlarının üzerine ağır taşlar koyulması, mızraklar altında can vermeleri, işkenceler neticesinde gözlerini ve değişik organlarını yitirmeleri, ateş üzerinde vücütlarından yağlar eriyip dökülünceye kadar tutulmalarına tahammül etmelerini sağlayan etken neydi acaba? Bu direnç ve islam üzerine sebat etme azmi tesadüfen mi elde edilmişti?

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabını davet sahasına yönlendirmeden önce uzun bir süre onları eğitmiş ve yolun meşakketleri konusunda kendilerini bekleyen imtihanlar hakkında malumat vermişti. Daru’l-Erkam’da başlayan bu süreç “Allah’ın yardımı gelip insanların fevç fevç Allah’ın dinine girmeleri”ne kadar başarıyla devam etmişti. Böylece temelde atılan küçük bir takva çekirdeği, düşmanların maddi-manevi tüm saldırılarına mukavemet etmiş ve dünyaya yeni gelen bu dava tıpkı sütünü sağlam emmiş bir bebek gibi kendisini korumuş, tıpkı şeytanın dürtmesinden korunan Meryem ve oğlu gibi Allah tarafından korunmuştur. Meyvelerini de kıyamete kadar herkesin istifade edeceği, geniş dalları olan ve herkese cömert davranan bir ağaçta arz etmiştir.

Takva, kurtuluş yoludur. Allah ile beraber olmaktır. Bütün hayırları toplayıp tüm şerlerden korunmaktır. Takva, Allah’ı hakkıyla bilip, O’nun koyduğu ölçülere riayet etmektir. Takva, hiç kimsenin görmediği yerde Allah’tan çekinip ona itaat etmek, boyun eğmektir.

Yusuf aleyhisselam’ın Züleyha’ya karşı kendisini koruması, İbrahim aleyhisselam’ın ateşten muhafaza edilmesi, Musa aleyhisselam’ın denizi yarıp kendisini ve kavmini kurtarması Allah ile beraber olmanın ve takvanın zirvesi olmuştur. Bunlar aynı zamanda takvanın insanları nasıl muhafaza ettiğine bir nişanedir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah kendisinden korkanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.” (Nahl, 128)

Allah korkusunun en tatlı meyvelerinden biri de şüpheli şeylerden uzaklaşmaktır. Aslında açık günahlardan kaçınma arzusu müminde hadiseleri çok ince bir bakış ile tartma melekesi geliştirir. Artık bu durum öyle bir seviyeye ulaşır ki şüpheli şeyler ve töhmet altında kalma korkusu onun için haramlardan kaçınmak kadar büyük bir makama ulaşır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kul kendisinde mahzur bulunmayan bir şeyi kendisini mahzurlu bir duruma iter korkusuyla terketmedikçe muttakilerden olma derecesine ulaşamaz.” (2)

Takvaya ulaşmak İslam dinini bilmeye bağlıdır. Çünkü mümin, ancak Allah’ın dinini öğrenip bilir ve bu kendisinde bir ilim meydana getirirse sakınacağı ve yapabileceği şeyleri öğrenir. Cahil insan takva adına dine pek çok yanlışlıklar girdirebilir. Bu yüzden ilim tahsil etmek dahi büyük bir ibadettir. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Kulları içinde Allah’tan en çok korkan ancak âlimlerdir.” (Fatır, 28)

 

————————-

 

  1. Buhari 3286, Müslim 2366
  2. Tirmizi, Sünen 2451, İbni Mace 4215