Kadınlardan Ateş Ehli Bir Sınıf

“İki sınıf insan vardır ki onlar cehennem ehlidir: Giyindiği halde çıplak olan, bu elbiselerle erkekleri meylettirmek için kıvırarak yürüyen, saçlarını deve hörgücü gibi başlarında toplayan kadınlardır ki, bunlar cennete giremeyecek ve çok uzak mesafeden bile hissedilen cennetin kokusunu dahi duyamayacaktır.” (Müslim)

Giyinik çıplaktan kasıt, teninin gözükmeyip vücut hatlarının dışarıda olması, üzerinde elbise olduğu halde elbisenin inceliğinden içinin gözükmesidir. Aynı şekilde bol olsa dahi kabartma ve işlemeli, kadını güzel ve cazip gösteren alımlı kıyafetleri dışarıda veya kendisine haram olan kimselerin yanında giymesidir.

Günümüzde tesettür diye satılan elbiselerde bu alametlerin hepsi mevcuttur. Çok süslü olmakla birlikte dar ve gösterişli olan pardösü, ferace tarzı kıyafetler tesettür amaçlı giyilmemelidir. Özellikle kırmızılı, allı güllü tunikler, üzerinde büyük düğmeler, parlak işlemeler, kurdeleler, altına giyilen pantolonlar, başa takılan uyumlu, renkli eşarplar bu hükme girmektedir. Kumaş kalınlığı, rengi bakımından uygun olan pardösülerin göğüs kısmının dar ve bel kısmında kemere rastlıyoruz. Bele takılan kuşak ve kemer kadının vücut inceliğini, ölçüsünün tamamen ortaya çıkmasına sebep olmakta, bundan dolayı kullanılması kesinlikle uygun değildir. Bir dış elbisenin renk, kalınlık, bolluk bakımından tesettüre uygun olması fakat bu elbisenin beline kuşak, kemer takılarak vücudu ortaya çıkarması onu tesettür olmaktan çıkarır.

Dikkat edilmeyen başka bir husus giyilen elbisenin kol bileklerinin olduğu kısmın bol olması sebebiyle en küçük bir harekette el bileklerinin gözükmesidir. Başa bağlanan örtünün küçük olması, omuzları ve göğüs kısmını örtmemesi veya pullu, boncuklu, rengârenk olması da tesettür ölçüsüne aykırıdır.

Dış kıyafet olarak giyilen kıyafetin yeterli bolluk ve uzunlukta olması gerekir. Ayak topuklarını örtecek şekilde uzun ve alta giyilen iç kıyafeti tamamen örtmeli, dışarıdan görülmesine engel olunmalıdır.

Dış kıyafetin altına giyilen pantolonun paçalardan gözükmesi, dışarıdan merak uyandıracak şekilde olması tesettür açısından hoş değildir.

 Müslüman bir kadının çantası ve ayakkabısı da tesettür ölçüsüne dâhildir. Ayakkabıların parlak, renkli, dikkat çekici ve ses çıkartmaması gerekir. Topuklu ayakkabı giymesi de aynı şekilde caiz değildir. Ses çıkarması dahi kadının yürüyüşünü değiştirir. Kalplere sıkıntı verebilir. Koluna astığı, eline aldığı çantaların da süslü olması kadının fark edilmesine sebebiyet vereceğinden, gösterişsiz ve sade olması gerekir.

Yine dikkat edilmeyen hususlardan biride mezhepler arası farklılıktan dolayı örtülmeyen ellerin süslenmesi, koca taşlı yüzüklerin takılması, bileklere takılan bileziklerin gözükmesi, ses çıkarması da aynı sıkıntılar içerisinde yer almaktadır.

Yüzü açık olan Müslüman kadınların gözlerine sürme çekip yabancı erkeklere gözükmeleri de tesettüre aykırı, haram olan davranışlardır.

Müslüman kadının ses tonu ve konuşma, hitap şekline dikkat etmesi gerekir. Yabancı erkeklerle konuşurken ifade biçimini sadeleştirip, kırıtarak, gülerek konuşmamalıdır. Aynı şekilde bakışlarına dikkat etmeli, gözlerini haramdan sakındırmalıdır.

Deve hörgücünden; saçını başının üstüne, belli edecek şekilde topuz yapıp göstermesidir. Saçlarını örtse dahi dışarıdan saçının uzunluğundan, çokluğundan haberdar edecek şekilde toplayıp deve hörgücüne benzetmesi caiz değildir. Günümüzde bu alameti Müslüman kadınlarda çokça görmekteyiz. Hatta çarşaf giydiği halde saçını büyük toplayıp dolaşan veya başına saç harici bir şeyler dolayıp saç yapan, hatta bazı dükkânlarda bu hörgüç malzemesinin satıldığına dahi şahit olduk. Hörgüç yapma tokası, hörgüç bonesi, hörgüç olsun diye kâse koyanları dahi işittik. Okulların, mescitlerin lavabolarında uzun hörgüç yapma kuyrukları oluşturan gençler yetişti. “Sen nasıl yapıyorsun, bu şekilde daha kolay, böylesi daha güzel” gibi uzun konuşmalar, tartışmalar yaşandı.

Oysa ki cennete girememekle tehdit edilen kadınlar, uyarılanlar bunlardı.

Şimdi bu hataya, günaha düşmüş kardeşlerime sesleniyorum. Mümin kadının, imanından, hayâsından, takvasından daha güzel süs yoktur. Onu güzel kılan, sevimli kılan bu özellikleridir.

Öyleyse bizi bu güzelliklerden uzaklaştıran her türlü davranış ve şekillerden, unsurlardan uzak duralım.

Ümmü Seleme radıyallahu anha, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bir gün “ya Rasulallah dünyada ki kadınlar mı yoksa cennetteki huriler mi daha iyidir?” diye sorar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Dünyada ki kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir.” Diye cevap verir. Ümmü Seleme radıyallahu anha, “niçin?” deyince o şöyle cevap verir: “Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için.” (Taberani)

Mümin kadının Rabbine olan teslimiyeti, cennette onu hurilerden üstün kılar. Dünyanın hiçbir süsü, bir kadını böyle şerefli ve üstün kılmaz.

Kaş Alma Konusu

“İğreti saç takana (peruk, kaynak saç vb.), yüzünden kıl koparana, dövme yapana, yaptırana Allah lanet etsin.” (Buhari, Müslim)

Allah azze ve celle insanı ayrı bir güzellikte yaratmıştır. İnsanın güzelliği fıtri olanıdır. Allah’ın uygun görüp ihsan ettiğini bozup değiştirmek onun yaptığına razı olmamaktır. Dolayısı ile peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tabii güzelliğini bozup kendine güzellik katmak maksadıyla saç ilave edene, yüzünden kıl koparan, saçlarını incelten ve dövme yapana lanet etmiştir. Ancak zaruret hariçtir. Zaruret ise kadının erkeğe benzeyecek, rahatsız edecek bir boyutta yüzünde kıl varsa veya kaşları erkek kadar kalın ve ortası gür ise, eşi bu durumdan rahatsız ise kaşının ortasını alabilir. Veya yüzünün herhangi bir bölümünde kalın ve görülen kıllar var ise onları alabilir. Ancak bu durumu ihlal etmemek gerekir. Yüzde bulunan hafif, gözükmeyen, kaş ortasında gür olmayan kılları almakta caiz değildir.

Günümüzde Müslüman kadınların hafife aldığı yasaklardan biridir. Tam tesettürlü bir hanımın kaşlarını incelttiğini, bu konuda zafiyet gösterdiğini görüyoruz. Tesettürün ve diğer ibadetlerin konusunda Rabbine itaat eden kardeşim, tüy kadar basit bir meselede neden teslim olmazsın?

Ey mümin kardeşim!

Güzel görünmek uğruna neden alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in lanetine mazhar olursun? Haydi Allah ve Rasulünü razı eden iffet timsali olan Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma olmaya… onları örnek alıp cennette buluşmaya… (inşAllah)

Kadının Dışarıda Koku Sürünmesi

Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse, zinaya bir adım atmış olur. (Tirmizi)

“Kendisine buhar (güzel koku) değen kadın bizimle yatsı namazına katılmasın.” (Müslim, Ebu Davud)

Hadislerden öğrendiğimiz üzere kadının tesettürü sadece üzerine giydiği kıyafet değil, onu çekici ve güzel kılan ve bu güzelliğini ve bu çekiciliğini kendisine helal olmayan erkeklere sunmasıdır. Güzel kokuda bunlardan biridir. Tepeden tırnağa tesettüre bürünmüş mümin bir kadının, güzel kokular, parfümler sürerek sokakta veya evde yabancı erkeklerin yanına çıkması o kokuyu başkalarına duyurması zinaya atılmış bir adım olarak değerlendirilir. Günümüzde maalesef tesettürlü kadınların bu hataya düştüklerini, bunu önemsemediklerini görmekteyiz. Özellikle uzun süre elbisede kalan parfüm kokuları, ter kokusunu gidermek amacıyla kullanılan diğer kokular, iç elbiseye sıkılmış fakat dışarıya çıktığında etrafa yayılan kokular, bunu hiç önemsemediğimizi göstermektedir. Tesettürünün yürürken açılmasından imtina eden kardeşlerimizin koku sürünme meselesine dikkat etmediklerini görmekteyiz.

Birde koku sürünüp mescidlere gidiyor isek vay halimize ki mescide ibadet etmek için gelen erkeğin sizin sürdüğünüz kokudan dolayı şeytanla uğraşmasına sebep olmuşsunuz demektir. Allah nefislerimizi şeytanın şerrinden korusun, O’nun razı olmayacağı işler yapmaktan bizi muhafaza etsin inşaAllah.

Düğünde İsraf

“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allâh isrâf edenleri sevmez.” (A’râf; 31)

Kadının eşine süslenmesi helaldir, övülmüş bir davranıştır. Düğün gününde eşinin karşısına ilk çıkacağı günde süslenip giyinmesi de haktır. Ancak günümüzde bu durumun abartılması israf boyutuna gelmesi, helal olan bir davranışı yaparken harama yaklaşma noktasına ulaşmıştır.

Düğün, nişan gibi hatta buna bir de kız isteme, söz gününü de eklersek, törenlerin bol olduğu bir geleneğin içinde yaşayan Müslümanlar olarak israfa kaçmadan bunları nasıl atlatırız derdine düşmemiz gerekir. Ancak hanımların süslenme zafiyetleri haram olan israftan onları artık korkutmaz hale getirdi. Özellikle düğün gününde her şeyi mübah olarak görmeye başladık. Birkaç saatliğine giyeceğimiz gelinlik denen gösterişli elbiseye milyonlar sayıp düğün sonrası bazaların altına, dolapların üstüne tıkmak pahasına razı olduk. Elbise ile bitseydi keşke, o gün başını yaptırmak, hatta başörtüsünü bağlatmak için kuaföre verdiği yüzlerce lira… Bir günde değil hem kına günü, hem düğün günü bu törenler tekrar edilir. Kına günü giyilen iki çeşit elbise iki saatlik bir eğlencede iki kez kıyafet değiştirmek ve bu kıyafetin her birine ödenen meblağ israf değil de nedir?

Fotoğrafçıda çekilen fotoğraflara yapılan harcama ve gelinin süslü haliyle fotoğrafçının karşısında poz vermesi ne kadar doğru bu da tartışılır bir mesele. Fotoğraflar tab edilirken bir erkeğin göremeyeceğinden ne kadar eminsiniz? Ne kadar güvenilir ellere teslim ettiniz en özel gününüzdeki boy boy fotoğrafları, normal zamanda arkadaşınızın telefonu ile dahi fotoğraf çekinmeye imtina ederiz. Velev ki yanlışlıkla biri görür diye, nedense düğün gününde bu hassasiyetlerimiz bir anda kalkar oldu üzerimizden. İsrafın boyutu düğün günüyle sınırlı değil tabi hiç kullanılmayacak veya ömürde bir defa kullanılacak eşyalara ödenen paralar, ev eşyalarında yapılan gösteriş ve israf, gelin arabasına asılan iki çiçek, bir kurdele sebebiyle ödenen para… Bu saydıklarımızı kendi imkânlarımızla çok daha mütevazı ve geleneklere de saygı duyacak şekilde yaşamak varken bu gelenek seline kapılıp düştüğümüz haramlar Müslümanlar olarak canımızı acıtmalı, üzerinde ince bir hesap yapıp düşünmeliyiz.

Kendimize kılıflar aramak yerine, mübahlarla oynamak yerine, en takvalı halimize bürünmeliyiz.

Özellikle İslam coğrafyalarında kanı akıtılan Müslüman kardeşlerimizin, onlar uğrunda, Allah’ın davasını yüceltmek için savaşa çıkan kardeşlerimizin sıkıntılarını düşünüp harcamalarımızı her gün bunu düşünerek yapmalıyız.

Elbette ki her birinin yeri ayrıdır, cihad ayrı, düğün günü ayrı, sadaka ayrı, zekat ayrı, israf ayrıdır. Ancak sadaka verirken, infak ederken cimri olan ellerimiz düğün günü çok cömert olur ise işte mümin kimliğimizle ters düştüğümüzün göstergesidir.

Kocasına Başka Bir Kadını Anlatmak

“Kadın kadına çıplak vücuduyla dokunup da daha sonra kocasına bu kadının niteliklerini sanki kocası onu karşısında görüyormuş gibi anlatmasın.” (Buhari)

Mümin bir kadının kocasına haram olan başka bir kadının şeklini nakletmesi caiz değildir. Zira bu anlatım erkeği Allah muhafaza harama meylettirebilir. Veya kadını şeklen hayal etmesine sebep olabilir. Aynı zamanda anlatan kişide bu günaha sebebiyet vermiş olur.

Mümin bir kadın eşini harama sürüklemez, onu bu gibi durumlardan korur. Daha önceleri anneler kızlarına ev kıyafetlerini yani evde bulunan hanımların ev kıyafetlerini dışarı asmamaları gerektiğini; ön tarafa erkeklerin çamaşırları, arkaya görünmeyecek kısma hanımların çamaşırları asılırdı. Bunları anneler sıkı sıkı öğütlerlerdi. Sebebi, dışarıdan gelip geçen, evdeki hanımların iç elbise, etek, gömlek gibi kıyafetlerini görüp yanlış düşüncelere kapılmasın diye düşünülen ince davranışlardı. Dolayısı ile bu ahlakla yetişen nesil başka bir kadının şeklini evde gelip nakletmezdi.

Bunun doğurabileceği yanlışı bilir, bu hataya düşmezdi.

Bu ahlaktan mahrum olarak yetişen nesil maalesef bu konuda hassasiyet kazanamıyor. Bu durumda annelere, eğitmenlere çok iş düşüyor, haramı, helali tüm incelikleriyle yeniden hatırlama ve hatırlatma vakti.

Yine bu mesele ile alakalı olarak mümin bir kadının ahlakını tam bilmediği, güvenmediği, İslam hassasiyeti olmayan hanımların yanında başlarını açıp ziynetlerini göstermesi de doğru değildir. Bu kadının hem bilmediğinden hem de böyle bir hassasiyeti olmadığından sizin şeklinizi eşinin, babasının, kardeşinin yanında anlatabilir. Mümin kadınların dikkat etmeleri gereken hususlardan biride budur.

Aynı zamanda mümin kadınlar birbirlerinin yanında Müslüman kadının, Müslüman kadına karşı olan örtü ölçüsüne de dikkat etmelidir. Müslüman kadınların kendi aralarında ki tesettürü göbek ve diz kapağı arasının gözükmemesidir. Bu kısmı birbirlerinin yanında açmaları helal değildir. Kısa etek giymeleri veya havuz, plaj gibi yerlerde mayo tarzı kıyafetle birbirlerini görmeleri haramdır. Ancak bugün havuzlar, kaplıcalar, plajlar tesettürlü hanımlarında ziyaret yerleri oldu. Bu, haramı oldukça hafife aldığımızın göstergesidir. Siz buna dikkat etseniz de, o ortamda dikkat etmeyenler bulundukça oralara gitmek yine caiz değildir.

Kayın, Amca oğlu, Dayı oğlu Gibi Yakın Akrabadan Olan Erkeklere Karşı Tesettürü Koruma

Evimize girip çıkan, bize haram olan erkeklere karşıda dış elbiselerimiz olmadan çıkmamalıyız. Dışarıda tesettürün hükmü nasılsa eve gelen yabancı, size helal olmayan nikâh düşen erkeklere karşıda aynıdır. Onların eve gelmesi durumu değiştirmez. Uzun etek, uzun kollu gömlek, ince bir tülbentle onları karşılayamayız. Bu saydıklarımız ev kıyafetidir ve tesettüre uygun değildir.

Üzerimize bol, ferace, pardösü tarzı dış kıyafet giyip uzun dirseklere kadar saran başörtüsü olmadan görünmemiz caiz değildir. Böyle davranırsak tesettürün şartlarını yerine getirmiş olmayız.

Sosyal Medyada Sınırlara Dikkat Etmemesi ve Televizyon

Müslüman bir hanım imanı gereği kendisini her türlü haramdan sakındırmalı; gözünü, kulağını, zihnini haram ortamlardan uzak tutmalıdır. Bu ortamlar ancak bir müminin imanını zayıflatır.

Dikkate alınmayan hususlardan bazıları televizyon ekranında şahit olunan haram sahneler. Bugün hemen hemen tüm televizyon kanallarında haram ve helal ölçüsü bulunmamakta, bulunduğunu söyleyenlerin de haram ve helal ölçüleri kuran ve sünnete göre değil kendi din algılarına göre. Hiç şahit olunmuyorsa bile televizyon reklamları dahi fuhşiyat ve çıplaklık içermekte. Özellikle küçük çocukların bu sahnelere şahit olması onların zihinlerini oldukça olumsuz yönde etkilemektedir. Bugün çizgi filmlerde dahi cinsiyeti olmayan varlıklar üretilmekte, hatta ufaktan kadın erkek münasebeti aşılanmakta.

Çocuklarımıza izlettiğimiz çizgi filmleri hangi zihniyetin ürettiğine dikkat edelim. Bir yahudinin, bir kafirin ahlak ölçüsünün İslamla asla örtüşmeyeceğini bilmekteyiz. Dolayısı ile kendimizi ve ailemizi televizyon ekranından korumak zorundayız. Günlerce uğraşıp öğrettiğimiz bir kavramı televizyon ekranında izlenen bir film bir anda silip süpürebilir.

Aynı şey biz yetişkinler için de geçerlidir. Sokakta karşılaştığımızda bakmayacağımız, gözlerimizi indireceğimiz bir görüntüyü evlerin içinde seyretmemiz de ayrı bir çelişki oluşturmaktadır.
Özellikle İslami açıdan birçok ilmi almış, doğruyu yanlışı bilen, haram ve helal sınırlarını bilen kardeşlerimizin bu gibi zafiyetler göstermesi, onların toplumda örneklik teşkil etmesi sebebi ile iki defa sıkıntı oluşturmaktadır.

Aynı şekilde internetin kullanımındaki kontrolsüzlük daha büyük sıkıntıları doğurmaktadır. Facebook, twitter gibi sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar, gerçek hayatında dikkat edilen hususlara sanal ortamda hiç dikkat edilmediği görülmektedir. Tesettürlü bir hanımın bu gibi ortamlarda fotoğraf paylaşması, özel ve dikkatsiz yorumlar yazması; tercih ettiği İslami hayatı ile hiç de bağdaşmamaktadır.

Müslüman bir bayanın, yabancı bir beyin attığı yoruma yorumlar yapması veya tam tersi… Bu gibi davranışlar, kalplere sıkıntı verecek, başka insanları zanna düşürecek davranışlardır. Dolayısı ile mümin bir bayanın sosyal medyada bulunmaması veya bulunuyorsa dahi çok dikkat etmesi, hassas olması gerekmektedir.

Özellikle genç kız annelerinin şikâyetlerinden biri, “Kızım eve geç vakitlerde geliyor” veya “Sokakta çok dolaşıyor, ben de internet aldım. Hiç değilse odasında oturuyor” demesi üzerine onlara şunu soruyorum: “Kızını gece yarısı Taksim Meydanı’nda dolaşmaya bırakır mısın?” Şöyle bir baktıktan sonra “Tabiî ki de hayır” cevabını alıyorum. Bunun üzerine düşüncelerimi şöyle ifade ediyorum: İnternet çok geç saatlerde, tehlikeli gördüğünüz Taksim Meydanı, Beyoğlu Caddesi’nden daha güvensiz bir ortamdır.

Müslüman bir kadın için de aynı tehlike, tehdit bulunmaktadır. Hem de şeytanların cirit attığı bir ortamda imanı, iffeti, bakışları, kalbi korumak cüret isteyen bir durumdur.
Bu durumda mümin erkeklere, babalara, ağabeylere, eşlere çok iş düşmektedir. Hanımlarınızı, kız kardeşlerinizi, kızlarınızı sokaktaki tehlikelerden, haramlardan koruduğunuz gibi televizyon, internet gibi haram ortamlardan korumak, denetlemek, uyarmak, hatırlatmak zorundasınız.

“Kadının dini erkeğin dini üzeredir.”

“Hepiniz çobansınız. Sürülerinizden sorumlusunuz.”

Çarşı ve Pazar Yerlerinde Çok Dolaşılması

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:

“Allah’ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah’ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.” (Müslim)

Gerek şehir hayatı, gerekse bollukla imtihan edildiğimizi düşündüğüm bir toplumda yaşamaktayız. Evlerimizin kapısından dışarıya adım attığımızda pazar yerleri, dükkanlar, marketlerle iç içeyiz. Komşuya giderken dahi bir sürü vitrinin önünden geçmek zorunda kalıyoruz. Özellikle hanımların zafiyetlerinden biri alışveriş yapmak, çarşı ve pazar dolaşmak… İsteğini körükleyen, bu zaafını güçlendiren, direncini zayıflatan ortamların çok olması bu hataya düşmesine vesile oluyor. Dolayısı ile biz mümin kadınlar, şeytanın bol olduğu, nefislerin kışkırtıldığı bu gibi ortamlara mecbur kalmadıkça gitmemek, gitmemiz gerekse dahi eşlerimizle, babalarımız, kardeşlerimiz yanımızda olmadan gitmememiz gerektiğini idrak etmeliyiz. Eğer yanımıza babamız, eşimiz gibi mahremimiz olan birini alma ihtimalimiz yok ise takvaca bizden üstün, bizi uyaracak, mümin bir kardeşimizi alıp işimizi acele bir şekilde görüp evlerimize dönmeliyiz.

Çarşı ve pazarların sakıncaları bir çok açıdan mevcuttur.

1- Kadın ve erkek karışık ortamlar olması, ar ve sıkışık alanlarda yan yana yürümek, dokunmak durumunda kalmak. Örneğin bir markette alış veriş yaparken dahi reyonların dar olması sebebiyle yakın temas halinde bulunmak zorunda kalmamız. Özellikle ucuz diye gidilen uzak semt pazarlar… Minibüsle gidilen, elde poşetler, torbalarla dönerken yaşanan zorluklar bütçemize kar ettirirken takvamızı zarara uğratan çarşı ve pazarlar… Satıcıyla yapılan pazarlıklar, uzayan, hiçte hoş olmayan konuşmalar… Erkek satıcıdan alınan elbiseler, beden ölçülerinin yabancı bir erkeğe söylenmesi, hanım efendi bu size daha çok yakışır gibi yakışıksız ifadelere maruz kalmalar, bunu deneyebilir miyim deyip hiçte güvenli olmayan ortamlarda elbise denemek… Bu liste böyle uzar gider. Mümin bir kadının görevi, tesettürü, ahlakı, üzerine giydiği birkaç metre kumaş ile sınırlı değil.

Çarşı ve Pazar alış verişlerinde de Allah’ın hudutlarına uymak zorunda, giydiği elbise ile konuşmasında, yürümesinde onu cahiliye kadınlarından ayıran birçok özellik bulunmaktadır.
Kardeşlerime tavsiyem bu gibi alışverişleri mahremimiz yanımızda olduğu, olabileceği vakitlere bırakmak, satıcıyla eşlerin, babaların, erkek kardeşlerin muhatap olması veya alışverişi mümkün ise biz değil onların halletmesidir. Çarşı pazar, gezilecek, stres atılacak, bunalımımızı giderecek ortamlar değildir. Gezmek amaçlı çarşı ve pazara çıkmak, vitrin dolaşmak, sabahtan akşama kadar, haftanın yarısını orada geçireceğimiz yerler değildir. İslam’ın hâkim olmadığı beldelerde çarşı ve pazarlar daha büyük tehlikeler arz etmektedir.

2- Çarşı ve pazarlar nefsi körükleyen, ama ihtiyacı doğuran, alamadığında kişiyi sıkıntıya sürükleyen ortamlardır. Ne kadar çarşı ve pazar dolaşırsanız ihtiyaç listeniz uzar gider. Gördüğünüz her şey ihtiyacınız olur, öyle sanmaya başlarsanız, dolayısı ile bu da bütçede açığa yol açar.

Veya alınamayan bir eşya, elde edemediğiniz her hangi bir şey yüzünden evde huzursuzluğa kadar giden sonuçlara yol açabilir. Sonuç itibari ile insanız, nefis sahibiyiz. Şeytanın bile nereden yaklaştığı, hangi yönümüzü zayıflatacağı bilinmez. Öyleyse ona açık kapı bırakan ortamlardan mümkün mertebe uzak durmak zorundayız.

Gece Vaktinde Dışarıda Durma

Hz. Cabir anlatıyor: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Güneş batıp gece karanlığı bastığında, yahut akşamladığınız zaman, çocuklarınızı dışarı çıkmaktan men ediniz. Çünkü, şeytanlar o sırada etrafa dağılırlar, faaliyete geçerler. Geceden bir saat/biraz zaman geçtikten sonra çocukların eve gelmelerini sağlayın ve kapıları kapatın/kilitleyin ve Allah’ın adını anın. Çünkü, şeytan kapalı bir kapıyı açmaz. Su kırbalarının ağzını bağlayın ve Allah’ın adını anın. Yiyecek kaplarınızı -küçük bir örtüyle de olsa- örtün ve Allah’ın adını zikredin. Ve çıralarınızı/lambalarınızı söndürün” (Buhari)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bizi sakındırdığı şeylerden biride hava karardıktan sonra kadın ve çocukların evlerine girmeleri, şeytanların dolaştığı saatlerde kadın ve çocukların dışarıda olmasının yasaklanması unutulmuş meselelerden biridir. Özellikle şehir hayatında her yerin ışıklı ve ışıltılı olması psikolojileri oldukça rahatlatmaktadır.

Kadınlı erkekli karışık olan sinema ortamlarında bulunmak haram olduğu gibi birde bu gibi ortamlara gece çıkılması, genç kız babalarını hiçte rahatsız etmemektedir. Özellikle tesettürlü kızların okul, dershane gibi sebeplerle dışarıda dolaşması hiçte yadırganır bir durum olmamaktadır. Önceleri ezan okunduğu vakit eve toplanan çoluk çocuk eğlence merkezlerinde(hem de güvenliği olan) sorgusuz sualsiz, başıboş olarak dolaşmakta. Güvenli ortam demek, güvenlik demek kişinin en korkulan şeyden kendini, nefisini, emin hissetmesidir.

En çok korkulması gereken Allah azze ve celledir. Onun gazabından korkulmalıdır, onun razı olmadığı işlerin yapıldığı ortamlar bizler için hiçte güvenli yerler değildirler. Öyleyse Allah Allah ve Rasulünün uyarısını dikkate almak, kendimizi Allah’ın koyduğu hudutlarla korunmak zorundayız.

Fallar ve Burçlar

İslam’da yasak olan gaybı bilme, gaybi konularda araştırma yapmak veya bunlara inanmak konusunda yeterli hassasiyeti göstermemek…

Cahiliye döneminde insanlar kâhinlere başvururlardı. Onların gelecek hakkında bilgi vereceklerine inanır, söylediklerine itimat ederlerdi. Görüldüğü üzere bu cahiliye toplumunun özelliklerindendir. Bunu yasaklayan ayet: “Ey müminler, içki, kumar, anıt taşları, fal okları şeytan işi iğrençliklerdendir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide; 90)

Ayet ve hadisle haramlığı açık ve net olan konularda gevşeklik göstermek Müslümana yakışmayan bir davranıştır. Özellikle hanımların zafiyet gösterdiği, imanlarında zayıflık gösteren konulardan biri de fal ve burçlar meselesidir. Bir araya geldiklerinde kahve fincanı kapamak, gazete ve dergilerden burç okumak, “Biz öylesine yapıyoruz zaten, inanmıyoruz. Kendi aramızda eğleniyoruz” demek, Allah’ın yasakladığı, haram kıldığı bir meseleyi hafife almaktır ki bu insanı Allah muhafaza küfre kadar götürür.

Özellikle “Hangi ayda doğdun? Senin burcun falan falandır” gibi sohbetler yapmak, kesinlikle yapılmaması gereken konuşma ve davranışlardır.

Bir yere çaput bağlamak, çeşitli inanışlar, bidatler üretmek daha çok kadınların yaptığı işlerdendir. Bu da onların imanlarının zayıflığını gösterir.

Dikkat ederseniz kolay kolay bir erkeğin bir yere çaput bağlaması, falcıya gitmesi, fal baktırması çok görülen bir şey değil, genellikle kadınların düştüğü günahlardır. Müslüman kadınların bunlardan uzak durması, bulunduğu ortamda hanımları bu konularda uyarıp ıslah etmesi gerekmektedir.

Evlere asılan nazar boncuğu, at nalı, fil sürüsü gibi meleklerin evlerimize girmesine engel olacak suret ve resimlerden, batıl inançlardan temizlemeliyiz.

“O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi mukaddes, esenlik veren, güven veren gözetip koruyan üstün ve galip olan otorite sahibi, gerçekten ulu olan Allah’tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Haşr; 23)