Kays ibnı’l Haccac kendisine rivayet eden kişiden şunu aktarır: Mısır fethedildiğinde Mısır’lılar, Kıpti takviminin onuncu ayı girdiğinde Amr ibnu’l As’a gelerek şöyle dediler: “Ey emir! Bizim Nil nehrimizle ilgili öyle bir gelenek var ki, o olmadan Nil akmaz (taşıp etrafını sulamaz).” O da kendilerine “Nedir bu bahsettiğiniz gelenek?” diye sordu. Şöyle cevap verdiler: “İçinde bulunduğumuz aydan on iki gece geçince bakire bir genç kız seçerek onu anne babasından isteriz. Onları razı ettikten sonra o kızı süsler, en iyi elbiseleri giydirip sonra da Nil nehrine atarız.” Amr, onlara “Bu söylediğiniz şey İslam’da olmayan bir şeydir. İslam kendisinden önce var olan böyle işleri geçersiz kılmıştır.” der. Bunun üzerine onuncu, onbirinci ve onikinci ay boyunca beklerler ancak Nil taşıp ta etrafında ki arazileri sulamaz. Öyleki insanlar Nil nehrinin etrafından taşınmaya başlarlar. Amr, Ömer b. Hattab’a bir mektup yazarak durumu bildirir. Mü’minleri emiri Ömer şöyle bir cevap yazar: “Sen doğru bir davranışta bulunmuşsun. Mektubumun arasında sana bir pusula gönderiyorum ve onu al, Nil nehrine at.” Mektup kendisine ulaşınca Amr pusulayı okur ve içinde şunların yazılı olduğunu görür:

“Mü’minlerin emiri Ömer’den Mısır halkının Nil’ine… Eğer sen kendiliğinden ve kendi iradenle akıyorsan, akma! Bu durumda bizim sana ihtiyacımız yok. Ama tek ve kahhar olan Allah’ın emriyle akıyorduysan ve seni akıtan O ise, bu taktirde biz O’ndan seni akıtmasını diliyoruz.”

Amr, bu pusulayı Nil nehrine atar. Cumartesi gününün sabahında, yani sadece bir gece sonra Allah’ın Nil’i on altı zira taşırdığını görürler. Böylece Allah kötü bir geleneği Mısırlılardan kaldırır.” (1)

Allah’a tam manasıyla güvenen ve O’na tevekkül eden küçük bedenlerin taşıdığı büyük yürekler, insanın tahayyül edemeyeceği olayların cereyan etmesine vesile olmaktadır. Hâkimiyetin eşyada değil, eşyayı yaratan ve şekil veren Allah’ın elinde olduğuna iman eden mütevekkiller hayatlarında, Musa aleyhisselam gibi Kızıl Deniz’in yarılışına, İbrahim aleyhisselam gibi ateşin yakmamasına, Yunus aleyhisselam gibi balığın karnında misafir oluşa, Eyyüb aleyhisselam gibi hastalıkların şifa bulmasına, Hz. Meryem gibi iftira imtihanından kurtuluşa, Yusuf aleyhisselam gibi kör kuyuların güzel bir istirahat yerine dönüşmesine şahit olacaklardır. Tıpkı Hattab’ın oğlu Ömer gibi…

Gözünde düşmanın sayısını değil, günahlarının çokluğunu büyüten ve yalnızca Kahhar olan Allah’tan korkan bir komutan; insanların takdir ve teşekkürlerini değil de Rahman olan Allah’ın mükâfatına göre gayret eden bir davetçi, beşer ürünü yasa ve kanunlar ile değil, Hâkim olan Allah’ın hükümleri ile idare eden bir yönetici, pazarın örfüne göre değil, helal ve harama göre ticaret yapan tüccar ve esnaf başarının bir yarısını elde etmiştir. Diğer yarısı da Allah’ın ilminin yanındadır. İster onu muvaffak kılar isterse de başarısızlıkla imtihan eder. Ama bize düşen meşru vesilelere sarılıp işin sonucu Âlemlerin Rabbine bırakmaktır. Burada dikkat etmemiz gereken önemli bir hususta sebepleri kutsamamaktır. Dil ile bunu dillendirmeyenler amelleriyle bunu göstermektedir maalesef. Hele bir de tüm sebeplere sarıldıktan sonra umduğu işte muvaffak olamayan bir bedenin dili gevşeyip “Halbuki o kadar da titiz davrandım”, “Çalışmamın ve terlememin mükafatı bu mu?”, “Hem güçlü bir vesileye sarıldım hem de gün boyunca namaz kılıp dua ettim”, “Araya iyi bir aracıda koydum” gibi sözlerin sahibi olmaktadır. Bu Allah’a teslim olmuş bir dile yakışmayacak ifadelerdir. Bu, sözler veya düşünceler Allah’a teslim olmamış ve yarım bir tevekküle sahip olan bir kalbin sinyalleridir. Yani “bu işin sonucunu Allah’a havale ettim” sadece dilin kabullendiği ve ortaya koyduğudur. Maalesef kalp bunu kabullenmemiş, teslimiyetini Ömer b. Hattab gibi yerine getirememiştir.

İbni Abbas şöyle diyor: Ebubekir döneminde kuraklık oldu. İnsanlar ona gelip “Ey müminlerin emiri! Gök yağmıyor, yer vermiyor.” dediklerinde, halife onlara “İnşallah yarın akşam olmadan Allah’ın yardımı gelecek” dedi. Ertesi gün sabah Osman’a ait bir kafile geldi ve tacirler onun mallarını alıp halka dağıtmak için yanına uğradılar…(2)

Bu olayın sonunda Osman radıyallahu anh 100 deve yükü eşyayı Allah yolunda infak etti. Allahu Teâlâ, yardımını göndereceğine yakinen iman eden kulu Ebubekir radıyallahu anh’ın tevekkülünü de boşa çıkarmamıştır. Çünkü Ebubekir radıyallahu anh’ın diline yansıyan hakikat, kalbinin derinliklerinde sakladığı imanından gelmekteydi.

Selam ve dua ile.

————————-

1. İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye
2. Halid Muhammed Halid, 5 Raşid Halife