“Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi? İşte onlar, Allah’ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed; 22-23)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’dan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.” (Nisa;1)

Akrabaya iyilik, anne-babaya ihsandan hemen sonra başlıyor. İslam, sosyal yardımlaşmaya en yakınlarımızdan başlamamızı öğütler.
“Kim rızkının bol verilmesini ve ecelinin geciktirilmesini (ömrünün uzun olmasını) istiyorsa akrabasıyla bağlarını koparmasın.” (Buhari, Müslim)

Biz mümin kadınlar, Allah’ın bu emrine ve peygamberin bize getirdiği müjdeye Rabbimizin izniyle sımsıkı tutunuruz. Akrabayı kollayıp gözetmenin, onlara ihsanda bulunmanın ömrümüzü bereketlendireceğine, ilahi bir rahmet olduğuna iman ederiz.

“Akrabalık bağını kesen cennete giremez.” (Buhari, Müslim)

Bizler, akraba ve yakınlarımızın cennet vesilelerimiz olduğunu çok iyi bilir, cennetle aramızda köprü olan sıla-i rahim’i terketmeyiz.

Rahim; insanın bir su damlası, necis bir varlık iken atıldığı, sığındığı, korunak bulduğu, tutunduğu yerdir.

Sıla; gurbettir, yabancı olduğun yer, evsiz barksız olduğun, özlem çektiğin, korku duyduğun yerdir.

İnsan, yeryüzüne geldiğinde gerçek bir gurbetçidir. Elbisesi yok, tam manasıyla muhtaçtır; şefkate, merhamete, iyiliğe…

İşte Allah onu, bu halde iken annenin ve babanın kalbine koyduğu merhamet duygusuyla koruyup kolluyor. Allah insana, anne ve baba içgüdüsü, merhameti ve duygusu vermeseydi yapayalnız, korumasız ve savunmasız kalırdık bu dünyada.
İşte bu (sıla-i rahim) akrabalar; o korumanın, savunmanın devamıdır. Her biri, Allah celle celaluhu’nun bize lutfettiği yakınlarımızdır. Akraba, koruyan olduğu kadar, korumakla mükellef olduğumuz kimselerdir.

Kendi nefsimizi şeytanın şerrinden, haramlardan nasıl koruyor isek en yakınlarımızı da bu konuda uyarmak ve sakındırmak için elimizden geleni yapmakla sorumluyuz.

Akrabalık bağlarıyla bağlı olduğumuz yakınlarımız ile olan alakamız, akide yani iman bağı ile tamamlandığında, işte bu, güçlü ve sağlam bir bağ olur.

Mümin insanlarla iyi geçinen kişi, insanların yanında sükunet, huzur ve güven bulduğu kişidir. Allah’ın mümin kulları, yeryüzünde zulmü ortadan kaldıran, O’nun adaletine sımsıkı tutunan kimselerdir. Müslüman olmayan akraba ve yakınlarla ilişkiyi kesmek, onları davetten, tebliğden, hidayetten uzak tutmak demektir, bu ise; zulümdür, zulmün yayılmasına, çoğalmasına müsaade etmektir.

Günümüzde küfre dayalı insan yapımı düzenler, önce aile yapısını ve ardından akrabalık ve komşuluk ilişkisini tamamen yok etmeye yönelik plan ve projeler geliştirmişler ve hızla bu planlarını hayata geçirmektedirler. Biz müminler, onların bu hain planlarına karşı uyanık olup Kur’an ve sünnete sımsıkı sarılmalıyız.

İnsanın dünya ile olan ilişkisini kuvvetlendirip dünyaya bağlamak adına hızla tüketmeye, asli ihtiyaç maddelerinin sayısını sürekli arttırmaya giden düzenler, bizleri birbirimizden koparıp tamamen kendilerine odaklı, onların emirlerini yerine getiren özgür köleler haline getirdiler.
Bu çarpık anlayışın ürettiği toplumlar, birbirini terkedip maddenin kölesi haline geldiler. Örneğin; eskiden birbirlerini ziyaret eden insanlar, artık alışveriş merkezlerini, çarşı ve pazarları ziyaret edip gezmeyi tercih eder hale geldi.

Daha önceleri birbirlerini ziyaret ettiklerinde dertlerini, mutluluklarını konuşan insanlar, bunun yerine birlikte televizyon izlemeyi tercih eder hale geldi. Hatta bu bozukluk psikolojiye öyle yansıdı ki konuşma ihtiyacını televizyonla gidermeye çalışan insanlar ortaya çıktı.

Bayram ve özel günlerde ziyaretleşme yerine, kalıp cümlelerden oluşan mesajlaşma, sosyal medyadan haberleşme, hatta birbirlerine sosyal medyadan ikramda bulunan psikolojisi algısı tamamen bozulmuş insan yığınları ortaya çıktı.

Tüketmeye tamamen hipnoz edilmiş toplum, tüketim maddelerini elde etmek için normalden daha fazla çalışmak, emek harcamak zorunda kaldı. Geri kalan vaktinde kazandığını harcama zevki içerisinde mutlu olmaya çalıştı. Zaman içerisinde giderek yalnızlaşan, sadece madde ile ilişkiye geçmiş, zayıf ve güçsüz insan yığınları üretildi.

İnsanlık, tüm emirlere itaat eden, emperyalizmin pazarlarında ömürlerini az bir para karşılığında kiralamış köleler haline geldi.

Mümine kardeşim, artık zaman; tuzakları farketme, onların merkezlerini terketme, Kur’an ve sünnete dönme ve kendine gelme zamanıdır! Kuruyan hayat damarları, Allah’ın kitabı, peygamberin sünneti ile inşaAllah yeniden hayat bulacaktır.

Yalnız kalmış gönülleri ziyaret edelim, onları Allah’ın selamı ile selamlayalım, onlara gücümüz yettiğince iyilikte bulunalım. Arada şeytanın attığı kırgınlık ve küskünlükleri yok edelim. Akrabayı ziyaret etmek, çarşı ve pazardan torbalar dolusu elbise ve yiyecekle dönmekten vallahi daha bereketlidir, mümine kardeşim. Sıla-i rahim’den dönen, cennet nimetleriyle döner. Cennet nimetleri şüphesiz ki daha hayırlıdır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisinde şöyle buyurur: “Rahim (akrabalık bağı) arşa asılıdır. Rahim der ki: Kim benimle ilişkisini devam ettirirse Allah da onunla irtibatını devam ettirir, kim benimle irtibatını koparır ise Allah da onunla bağlarını koparır.” (Buhari)

En yakınlarımızın arasında yer alan diğer bağlarımızdan biri de, komşularımızdır.

Aişe radiyallahu anha’dan rivayetle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cibril devamlı olarak bana komşuyu tavsiye ediyordu, hatta zannettim ki, Cibril komşuyu (komşuya) varis kılacak.” (Buhari, Tirmizi)

Komşuluk hakları

1) Karşılaşınca ondan önce selam vermek.
2) Fazla lafa tutmamak.
3) Fazla soru sormamak.
4) Hastalandığında ziyaret etmek.
5) Başına bir felaket geldiğinde tavsiyede bulunmak.
6) Sevindirici hadiselerde tebrik etmek.
7) Kusurlarını görmezden gelmek.
8) Mahrem sırlarını öğrenmek için onu gözetlememek.
9) Duvarının üzerine onu rahatsız edici bir şey koymamak.
10) Yoluna süprüntü ve su dökmemek.
11) Bahçesine toprak ve benzeri şeyler atmamak.
12) Evinin yolunu daraltmamak.
13) Evine ne götürdüğünü gözetlememek.
14) Açığa çıkan ayıbını örtmek.
15) Felaket geldiğinde yardım etmek.
16) Hakkında çıkan söylentilere itibar etmemek.
17) Mahremlerine karşı gözlerini kapatmak.
18) Çocuklarına yumuşak söz söylemek.
19) Bilmediği dini ve dünyevi konularda kendisine doğru olanı göstermek.

Kur’an ve sünnetten aldığımız bu güzel ahlakımızı, batı kültürü ve beşeri düzenler her geçen gün yok edip yerine kendi sistemlerine dayalı kültürü, insanlığa dayatmaya çalışıyorlar. Örneğin; önceleri insanın yediği şeyleri söylemesi dahi edeben yanlış olarak kabul edilirken şimdi insanlar yediği, içtiği, gezdiği yerleri dahi sosyal medya aracılığıyla gözler önüne seriyor. Birbirlerinin özel hayatını bu yolla gözeten, gözetleyen, aile içi mahrem olması gereken durumları dahi bu ortamda paylaşan insanların ahlakında, bu durum giderek yozlaşmaya sebep oluyor.

Büyük alışveriş merkezleri, büyük marketler insanların nefislerinin körüklenmesine, ihtiyacın üzerinde satın alma ile daha fazla tüketmeye, dolayısıyla da açgözlülüğe sebep oluyor.

Her yanımız market, bakkal, manav olduğu halde evlerimize sanki mahrumiyet bölgesinde yaşıyormuşcasına alışveriş yapmamız, kendimizi çok sevmemize, tek başına tüketmeye, yardımlaşma, paylaşma gibi duygularımızın törpülenip azalmasına sebep oldu.

Biz mümin kadınlar, bunlara dikkat edip güzel özelliklerimizi kaybetmemeliyiz. Kur’an ve sünneti, hayatımızın her detayında yaşayarak, insanlığı buna davet etmeliyiz. Selam ve dua ile…