Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdederiz ki, O şöyle buyurmuştur: “Sizler insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, münkeri nehyeder ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân; 110) Uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderilen Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e, onun tertemiz ailesine, pâk ashabına ve kıyamete kadar ona tâbi olan muhlis mü’minlere salât ve selam olsun.

İmdi; biz bu makalemizde ümmet’i Muhammed’in mazhar olduğu gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi beklenen birçok müjdeye değinmeye çalışacağız. Burada değineceğimiz müjdeler özellikle İslam ümmeti ile düşmanları arasında gerçekleşen mücadele ve savaşlarda, İslam ümmetinin kazanacağı fetihler ve zaferlerle ilgili olacaktır. Gerçekleşmiş müjdelere değinmemizin sebebi, gerçekleşmesi beklenen müjdelerle ilgili yakîn sahibi olmamız ve bu hususta herhangi bir tereddüdün kalbimizde yer etmemesi içindir. Zira bu müjdelerin tamamını bize haber veren zât, Allah’tan haber alan Hz.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve bu müjdelerin hepsini ondan bize nakleden kimseler, dinin tamamını bize nakleden güvenilir kimselerdir.

1- Müjdeleyen Peygamber

Bilinen bir husustur ki, peygamberlerin en temel vazifelerinden ve en başta gelen özelliklerinden biri de uyarmak ve müjdelemektir. Bu, Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyen kâfirleri cehennem azabıyla korkutmayı, Allah’a ve peygamberlerine iman eden mü’minleri de cennet ve ebedi saadetle müjdelemeyi ifade etmektedir. Bununla beraber her peygamber ve hassaten Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah Azze ve Celle’nin kendisine bildirmiş olduğu her kötülük ve şerre karşı ümmetini uyarmış ve her türlü iyilik ve hayırla da ümmetini müjdelemiştir. Peygamber Efendimiz’in, kendisinden sonra ashabının ve ümmetinin başına gelecek şerleri ve fitneleri haber vererek onları uyarması ve yine ashabının ve ümmetinin mazhar olacağı ilâhi tevfik ve fetihleri haber vererek onları müjdelemesi de bunun kapsamına girmektedir. Rasûl’i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bu meyanda pek çok uyarılarda bulunmuş ve pek çok müjdeler vermiştir. Bütün uyarıları söylediği gibi tahakkuk etmiş ve edecektir. Müjdeleri de haber verdiği gibi meydana gelmiş ve gelecektir.

2- En Büyük Müjde, Kur’an-ı Kerim’dir

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allah’tan alarak insanlığa getirdiği en büyük rahmet hediyesi ve en büyük müjde Kur’an-ı Kerim’dir. Mü’minler için hidayet rehberi, onlara hayat bahşedecek bir ruh, sinelerinde bulunabilecek her türlü hastalığa şifa ve bütün sıkıntı ve zorluklarda onlara teselli verecek büyük bir müjdedir Kur’an-ı Hakîm… Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’de iman eden ve salih ameller işleyen mü’minleri müjdelemektedir. Onları muvaffak kılacağını, onlara yardım ve zafer bahşedeceğini ve onları galip getireceğini haber vermektedir. Bu ilâhi müjdeye yakînen iman eden samimi mü’minler de imanlarının gereği olarak dini Allah’a halis kılmalı, salih ameller işlemeli, bâtıl ehli olan kâfir, müşrik ve münafıklarla mücadele etmek hususunda sabır ve sebat göstermelidirler. Sonuçta güzel akıbet muttakilere ait olacaktır.

İfade edilen bu hakikati beyan eden yüzlerce ayet’i kerime bulunmaktadır. Ezcümle; peygamberlerin kıssalarını anlatan bütün ayet’i kerimelerin bu hakikati tescillemek ve sâdık mü’minlere teselli vererek onların kalplerini sabır ve sebatla yoğurmak için nazil oldukları açık bir şekilde beyan edilmiştir. Bu hususta birkaç ayet’i kerime kaydetmekle yetinelim: Allah Azzze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Yemin olsun ki Biz, zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da: “Yeryüzüne mutlaka salih kullarım vâris olur” diye yazmıştık. Şüphesiz bunda, kulluk eden bir kavme tebliğ vardır.” (Enbiyâ; 105-106) Yine Allah Azze ve Celle, Firavun hanedanının azgın zulmünü ve bu zulümlerinin neticesinde helak oluşlarını anlatırken şöyle buyurmaktadır: “Firavun kavminden ileri gelenler dediler ki: “Mûsâ ve kavmini, yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını terketsinler diye mi serbest bırakıyorsun?” Firavun da dedi ki: “Oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız, şüphesiz ki biz onların üstünde kahredicileriz.” Mûsâ kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphesiz ki yer Allah’ındır. Onu kullarından dilediğine miras bırakır, âkıbet Allah’tan korkanlarındır.” Kavmi: “Sen bize gelmeden önce de ve bize geldikten sonra da eziyet edildik” dediler. Mûsâ da: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı yok eder ve sizi yeryüzünde onların yerine geçirir. Sonra da ne yapacağınıza bakar” dedi.” (A’raf; 127-129) Görüldüğü gibi zulmün zirveye çıktığı bir anda Hz. Mûsâ aleyhisselam’ın mü’minlere vermiş olduğu müjde bir müddet sonra tahakkuk etmiş ve bütün ordularıyla birlikte Firavun, Kızıldeniz›in sularına gömülmüştür.

Aynı şekilde Allah Azze ve Celle, azgın bir kâfir olan Câlût’a karşı cihad eden Tâlût’un kıssasını ve Hz. Dâvûd’un zalim Câlût’u öldürmesini haber verdikten sonra şöyle buyurmaktadır: “…Eğer Allah, insanların bir kısmını (kâfirleri) diğer bir kısmıyla (mü’minlerle) savmasaydı yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Fakat Allah, âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara; 251) Yine Rabbimiz Celle Celâluhû, mü’minlere cihad izni verdiği ilk ayet’i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Kendileriyle savaşılan mü’minlere, zulme uğradıkları için (cihad etme) izni verildi. Şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette kâdirdir. Onlar sırf, “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah insanların bir kısmını (kâfirleri) diğer bir kısmıyla (mü’minlerle) önlemeseydi; manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler yıkılırdı. Şüphesiz ki Allah, kendisine (dinine) yardım edene mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, pek kuvvetlidir ve her şeye gâliptir.” (Hacc; 39-40) Bu ayet’i kerimeler gayet açık bir şekilde göstermektedir ki, imtihan ne kadar zor olsa da ve mü’minlere yapılan zulümler ne kadar şiddetli olsa da hayırlı âkıbet ve güzel netice Allah’ın dinine yardım eden mü’minlerin lehine olacaktır. Nitekim Yüce Mevlâ, iman eden ve salih ameller işleyen bütün mü’minleri -zaman ve mekân kayıtlarıyla kayıtlamaksızın- şöyle müjdelemektedir: “Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere vaad etmiştir ki, onlardan öncekilerini halifeler (iktidar sahibi) yaptığı gibi onları da mutlaka yeryüzünde halifeler yapacaktır. Kendileri için razı olup seçtiği dinlerini iyice yerleştirecek ve korkularından sonra onları mutlaka güvenli bir hale çevirecektir. Böylece onlar Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar…” (Nûr; 55) İman ve salih amel şartına bağlanan bu ilâhi vaad, şartı yerine getirenler için mutlaka gerçekleşecektir. Zira Allah asla vaadine muhalefet etmez.

3- Sünnet’i Seniyye’den Umûmi Bir Müjde

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinden sonra kıyamete kadar yeryüzünde kalacak olan ümmetinin durumunu, hem çekecekleri sıkıntıları hem de elde edecekleri başarıları bazen genel ifadelerle bazen de belirli olaylardan bahsederek bizlere haber vermiştir. Zaferin ancak sabırla geleceğini, kolaylığın zorlukla beraber olduğunu ve her sıkıntıdan sonra muhakkak bir çıkışın bulunduğunu ilâhi bir sünnet olarak bize bildirmiştir.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem genel bir müjde olarak bu ümmetin yüceleceğini, yardıma mazhar olacağını ve yeryüzünde iktidar sahibi olacağını bizlere müjdeleyerek şöyle buyurmaktadır: “Bu ümmeti parlaklık, yücelik, din sahibi olma, yardıma mazhar olma ve yeryüzünde iktidar sahibi olmakla müjdele! Bundan dolayı da onlardan her kim ahiret için yapılması gereken bir ameli dünya için yapacak olursa, onun için ahirette hiçbir pay olmayacaktır.” (1)

Yine Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bu yücelik ve iktidar dönemlerinden sonra zayıflık ve dağılma dönemlerinin olacağını, ahiret için yapılması gereken işleri dünya için yapmaya başlayan Müslümanların hezimete uğrayacağını, sadece hakka tâbi olarak Kur’an ve Sünnet’i esas alan hakiki Müslümanların -aynen ilk dönemde olduğu gibi- bir gurbet hayatı yaşayacaklarını da bizlere haber vermiştir. Bu gurbet dönemlerinde hakka tâbi olan ve Allah’ın dinine yardım eden bu mübarek garipleri müjdelemiştir. Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İslam garip olarak başladı ve tekrar başladığı gibi garip bir hâle bürünecektir. Müjdeler olsun bu gariplere!” (2) Diğer bir hadis’i şerifinde ise Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Irak, Şam ve Mısır’da İslam’ın hâkim olacağını müjdeledikten sonra, buralarda İslam’ın tekrar zayıflayacağını ve küfrün yönetime gelmesiyle bu büyük devletlerin İslam’ın hâkimiyetinden çıkacağını ve samimi Müslümanların buralarda gurbet hayatı yaşayacağını bizlere haber vermiştir. Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Irak dirhemini ve ölçeğini ödemediği, Şam ölçeğini ve dinarını ödemediği, Mısır ölçeğini ve dinarını ödemediği zaman ve siz de ilk başladığınız hâle döndüğünüz, siz de ilk başladığınız hâle döndüğünüz, siz de ilk başladığınız hâle döndüğünüz zaman (durumunuz nasıl olacak)?!” (3) Nitekim bütün bu haber verilenler söylendiği gibi tahakkuk etmiş ve samimi Müslümanlar şu anda tekrar yeni baştan İslam binasını kurmaya başlamışlardır. Bu başlanmış olan inşa faaliyetinin başarıyla tamamlanacağını da yine Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem haber vermiştir.

Müslümanların zayıfladığı her bir dönemde İslamî hayatı tecdid edecek, insanları Allah’a itaate ve ibadete yönlendirecek, Allah’ın dini uğrunda ve i’lâ’i kelimetullah için kâfirlere karşı cihad edecek ve böylece tekrar yeryüzüne ilâhi rahmeti, bereketi, adaleti ve şeriatı yayacak bir tâife’i mansûranın (Allah’ın yardımına mazhar olmuş topluluğun) bulunacağını da Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bize haber vermiştir. Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah Azze ve Celle bu ümmet için her yüzyılın başında, onun için dinini tecdid edip yenileyecek bir kişi (veya kişiler) gönderecektir.” (4) Muaviye radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Allah her kim hakkında hayır murad ederse, onu dinde fakih kılar. Şüphesiz ben sadece bir taksim ediciyim, asıl veren ise Allah’tır. Bu ümmet Allah’ın emri/dini üzerinde dimdik ayakta devam edecektir. Onlara muhalefet edenler, onlara bir zarar veremeyeceklerdir. Allah’ın emri gelinceye kadar bu böylece sürüp gidecektir.” (5) İmran b. Husayn radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimden bir tâife, kendilerine karşı koyanlara galip gelerek hak yolunda savaşmaya devam edeceklerdir. Öyle ki bunların son nesli Mesihu’d-Deccal ile savaşıncaya kadar bu böylece sürüp gidecektir.” (6) Enes radıyallâhu anhu dedi ki: Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimin misali, yağmur gibidir. Başı mı hayırlıdır sonu mu bilinmez” (7) Diğer bir hadis’i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Allah Azze ve Celle sürekli bu dinin (tarlasından) bir takım filizleri yetiştirecek ve onları kendisine itaat edilmesi hususunda istihdam edecektir.” (8) Bütün bu müjdelerin olduğu gibi gerçekleştiğine İslam tarihi boyunca ilim, irşad, ıslah, tecdid ve cihad hareketlerini inceleyenler şahitlik edeceklerdir.

Yine Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bu hayırlı ve mübarek ümmetin girişeceği bütün büyük savaşlardan âkıbette ve sonuçta zaferle çıkacağını ve Allah’ın yardımına mazhar olacağını da bizlere haber vermiştir. Nitekim Cabir b. Semure radıyallâhu anhu, Nafi’ b. Utbe radıyallâhu anhu’dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den elimle saydığım şu dört cümleyi ezberledim. Buyurdu ki: “Sizler Arap Yarımadası ile savaşacaksınız, Allah Azze ve Celle bunun fethini sizlere müyesser kılacaktır. Bundan sonra sizler Fars (Pers İmparatorluğu) ile savaşacaksınız, Allah Azze ve Celle bunun da fethini nasip edecektir. Daha sonra sizler Rumlarla (Bizans İmparatorluğu ile) savaşacaksınız, Allah Azze ve Celle onun da fethini nasip edecektir. Son olarak sizler Deccal’e karşı savaşacaksınız, Allah Azze ve Celle onun da fethini sizlere bahşedecektir.” Cabir dedi ki: Nafi’ (bana) şöyle dedi: “Cabir! Bizans fethedilmedikçe Deccal’in çıkmayacağını zannediyoruz.” (9) İslam tarihini okuyup inceleyen herkes bu hadis’i şerifte anlatılan büyük olayların sırasıyla tahakkuk ettiğini bilmektedir. Geriye kalan ise İslam ile küfrün hesaplaşmasında en büyük savaş olan Deccal ve ordularına karşı yapılacak mübarek bir cihaddır ki, bunun da âkıbette muvaffak olacağını ve Allah’ın izniyle fetih ve zaferin mü’minlere nasip olacağını Efendimiz müjdelemiştir. Artık bundan şüphe edenler imanlarını ve Efendimiz’e olan bağlılıklarını gözden geçirmelidirler. Şüphe etmeden bu müjdeye inananlar ise, bu büyük müjdeye nâil olabilmek ve İslam’ın küfre karşı en büyük zaferini gerçekleştirebilmek için bütün güçleriyle gayret etmeli ve çalışmalıdırlar.

4- Gerçekleşmiş Müjdeler

Müjdeleyici olan Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, bütün sıkıntılı ve zor durumlarda ashabını teselli etmiş, onları müjdelemiş ve istikbalde İslam’ın güçleneceğini ve bütün dinlere galip geleceğini onlara haber vermiştir. Onlar da ilâhi vahyin eseri olan bu sâdık haberlere yakînen iman etmiş ve müstakbele büyük bir umutla bakarak Allah için her türlü fedakârlığa katlanmışlardır. Bu konuda pek çok hadis’i şerif mevcuttur. Biz bunlardan bazılarını seçerek aktarmakla iktifâ edeceğiz.

a- Arap Yarımadası adalete ve emniyete kavuşacaktır: Habbab b. Eret radıyallâhu anhu anlatıyor: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ka’be’nin gölgesinde abasını yastık edinip uzanmışken bizler halimizi şikâyet etmek üzere onun yanına vardık ve: “Bizim için (Allah’tan) yardım dilemez misin, bizim için (Allah’a) dua etmez misin?” dedik. Bunun üzerine o şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetlerden (iman eden) bir adam tutuklanır, onun için yerde bir çukur açılarak o adam çukura konulurdu. Daha sonra bir testere getirilip onun başının üstüne konulur ve o adam ikiye biçilirdi. Başka bir adamın etleri kemiklerinden demir taraklarla taranırdı. Ancak bu, onu dininden döndürmezdi. Allah’a yemin ederim ki, Allah bu işi (dinini) tamamlayacak (galip getirecek)tir. Öyle ki bir süvari, San’a’dan Hadramevt’e kadar gidecek ve Allah’tan, bir de sürüsü için kurttan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Ancak sizler acele etmektesiniz.” (10) Peygamber Efendimiz bu müjdeyi, Arap Yarımadası’nın küfür ve şirkle dolu olduğu, adalet ve güvenden tamamen yoksun bulunduğu, can ve mal güvenliğinin asla olmadığı ve ashabının Mekke’de müşrikler tarafından her türlü işkenceye maruz bırakıldığı bir zamanda vermiştir. Ve bu müjde kısa bir zaman sonra haber verildiği gibi gerçekleşmiştir.

b- Araplar İslam’a boyun eğecek ve Arap olmayanlar da Müslümanlara cizye ödeyecektir: Abdullah b. Abbas radıyallâhu anhuma dedi ki: “Ebû Talib hastalandığı zaman Kureyşliler onun yanına geldiler. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem de geldiğinde Ebû Talib’in yanında ancak bir kişinin oturabileceği kadar yer kalmıştı. Ebû Cehil, Peygamber Efendimiz’in oraya oturmasını engellemek için kalkıp oraya oturdu. Peygamber Efendimiz’i Ebû Talib’e şikâyet etmeye başladılar. Bunun üzerine Ebû Talib: “Yeğenim! Sen kavminden ne istiyorsun?” dedi. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Ben onlardan sadece bir kelimeyi kabul etmelerini istiyorum. Bunu kabul ederlerse Araplar onlara boyun eğecek ve Arap olmayanlar da onlara cizye ödeyecektir.” Ebû Talib: “Sadece bir kelime mi?” diye sordu. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Sadece bir kelime… Amca! Sadece Lâ ilâhe illallâh demelerini istiyorum.” Kureyşliler ise: “(Bunca ilahlarımızı terkederek) tek bir ilah mı kabul edeceğiz?!” diyerek bunu reddettiler.” (11) Bütün Kureyş’in reddettiği ve diğer tüm Arapların şirk içerisinde bocaladığı bir zamanda, Peygamber Efendimiz’in en büyük destekçisi Ebû Talib’in dahi vefat etmek üzere olduğu böyle sıkıntılı bir anda verilen bu müjde; daha üzerinden on sene geçmeden aynen tahakkuk etmiştir. Çünkü bu dinin sahibi olan Allah, bu dini kıyamete kadar bâki kalması ve diğer bütün dinlere galip gelmesi için göndermiştir.

c- Arapların kurmuş olduğu en büyük devletlerden biri olan Hîre Devleti fethedilecek, o dönemde dünyanın ikinci büyük devleti olan Pers İmparatorluğu ortadan kaldırılacak ve fakir olan Müslümanlar arasında mal alabildiğine çoğalacaktır: Adiyy b. Hâtim radıyallâhu anhu anlatıyor: “Ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındayken bir adam gelerek fakru zaruretten şikâyetçi oldu. Hemen peşinden başka bir adam daha gelerek yol kesen eşkiyadan şikâyetçi oldu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (bana): “Ey Adiyy! Hîre’yi gördün mü?” buyurdu. Ben de: “Hayır, ben görmedim. Fakat Hîre hakkında pek çok haberler aldım” dedim. Şöyle buyurdu: “Şayet ömrün biraz uzayacak olursa, Hîre’den bir kadının yola çıkarak Ka’be’yi tavaf edinceye kadar yolculuk yapacağını ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayacağını göreceksin.” Bu arada ben kendi kendime: “Şehirleri ateşe veren Tay kabilesinin serserileri ve eşkiyaları nerede olacak acaba?” diye söylenirken, o şöyle devam etti: “Şayet ömrün biraz daha uzayacak olursa, Kisra’nın hazinelerinin fethedileceğini göreceksin.” Ben: “Hürmüz oğlu Kisra mı?!” diyerek şaşkınlığımı ifade edince, şöyle buyurdu: “Hürmüz oğlu Kisra… Şayet hayatın biraz daha uzayacak olursa, bir adamın avuç dolusu altın veya gümüşü alarak onu kendisinden kabul edecek birilerini arayacağını ve onu kendisinden alacak hiç kimseyi bulamayacağını göreceksin.” Adiyy der ki: “Ben, Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan Hîre’den yola çıkarak Ka’be’yi tavaf eden kadını gördüm. Yine ben, Hürmüz oğlu Kisra’nın hazinelerini fethedenler arasında bizzat bulundum. Ve eğer sizin hayatınız uzayacak olursa, Peygamber Ebu’l-Kâsım’ın haber vermiş olduğu “avucunu dolduran adamı” göreceksiniz.” (12)

d- Dünyanın süper devletleri olan Bizans İmparatorluğu ve Pers İmparatorluğu yıkılacak ve onların bütün hazineleri Allah yolunda infak edilecektir: Cabir b. Semûre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kisra yok olduğunda ondan sonra Kisra olmayacaktır. Kayser yok olacağı zaman, ondan sonra da Kayser olmayacaktır. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Kisra’nın da Kayser’in de hazineleri Allah yolunda harcanacaktır.” (13) Ebû Hureyre radıyallâhu anhu’nun rivayetiyle bu hadis’i şerifte Kayser ile ilgili şöyle denilmektedir: “Kayser de ileride helak olacaktır ve ondan sonra Kayser olmayacaktır.” (14) Bu da Kayser’in Kisra’dan sonra helak olacağını ve Bizans Devleti’nin Pers Devleti’nden sonra yok olacağını göstermektedir. Nitekim böyle de olmuştur. Kisra ve Pers Devleti râşid halife Hz. Ömer döneminde yok olurken, Kayser ve Bizans Devleti ise büyük bir Müslüman fâtih olan Sultan Muhammed döneminde yok olmuştur.

e- İslam ümmetinin hâkimiyeti doğuda ve batıda yayılacaktır: Sevbân radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Azze ve Celle benim için yeryüzünü dürdü ve ben yeryüzünün doğusunu ve batısını gördüm. Muhakkak ki benim ümmetimin mülkü, yeryüzünden benim için dürülen (ve benim gördüğüm) bölgelere ulaşacaktır. Ayrıca bana (benim ümmetime Bizans Devleti’nin hazineleri olan) altın ve (Pers Devleti’nin hazineleri olan) gümüş hazineleri verilmiştir.” (15) Bu büyük müjde de haber verildiği gibi tahakkuk etmiş ve İslam ümmetinin hâkimiyeti doğuda Çin Seddi’nden, batıda Balkanlara ve diğer taraftan Endülüs’e kadar uzanmıştır. Dünyanın kuzey ve güney taraflarında ise bu kadar büyük bir yayılma meydana gelmemiştir. Her ne kadar İslam’ın hâkim olduğu bu büyük alanlar son yüzyıllarda peyderpey İslam’ın hâkimiyetinden çıkmış ve 20. yüzyılda İslam ümmetinin siyasi anlamdaki hâkimiyetine son verilmiş olup, küfür devletleri her tarafı işgal etmiş olsalar da; Allah’ın izniyle işgal edilen bütün İslam memleketleri geri alınacağı gibi daha fethedilmemiş birçok yerler de yeni baştan fethedilecektir. Şimdi de bu husustaki müjdeleri aktaralım.

5- Muhakkak Gerçekleşecek Olan Müjdeler

Günümüzde İslam âlemini kapkaranlık bulutlar sarmış ve Müslüman toplumların acıları katlanarak artmıştır. Bütün Müslüman memleketler direkt ya da dolaylı olarak düşmanlar tarafından idare edilmekte ve sömürülmektedir. Halkı Müslüman olan ülkeler askeri, siyasi, iktisadi ve kültürel açılardan işgale maruz kalmış ve düşmanların hegemonyası altına girmiştir. Bütün bunlarla birlikte Müslüman halklar arasında tevhid akidesi zayıflamış, Allah’a ibadet etmenin izleri silinmiş, sünnet kaybolmuş, bid’atler her tarafa yayılmış ve ma’siyetler her tarafı sarmıştır. Bu ahvali bütün vecheleriyle müşahede eden bir insanın gelecek hakkında umutsuzluğa kapılması mümkündür. Ancak peygamberlerin tarihini bilen, İslam ümmetinin tarihine vâkıf olan, Kur’an ve Sünnet hakkında fıkıh sahibi olan ve içinde yaşadığı şartların baskısı altında ezilmeyip Allah’a hakkıyla tevekkül eden hakiki bir mü’min bütün gücüyle şunu ilan edecektir: İstikbalde en gür ses, İslam’ın sesi olacaktır.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ilâhi vahye dayanarak bu büyük hakikati de bizlere müjdelemiştir. Şimdiye kadar meydana gelmemiş ve şu andan sonra meydana gelecek olan pek çok sıkıntıları ve zorlukları ve bu zorluklardan sonra elde edilecek birçok fetihleri bizlere haber vermiştir. Bu konuda birçok sahih hadis’i şerif vârid olmuştur. Biz bunların arasından bazılarını seçerek arzetmeye çalışacağız.

a- Müslümanlarla Yahudiler arasında yapılacak büyük bir savaşta Yahudiler kesin bir yenilgiye uğrayacaklardır. Ebû Hureyre radıyallâhu anh diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Müslümanlar onları öldüreceklerdir. Hatta Yahudiler taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç da “Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudidir. Hemen gel de onu öldür” diyecektir. Yalnız Garkad ağacı müstesna. Çünkü o, Yahudilerin ağacıdır.” (16) Tarih boyunca İslam ümmetine büyük sıkıntılar yaşatan, Müslümanları içeriden yıkıma uğratmak için türlü türlü fitneleri kışkırtan, düşmanlar içerisinde İslam ümmetine en fazla kin bileyen ve en sonunda İslam hilafetinin ortadan kaldırılması ve İslam şeriatının yürürlükten ilğa edilmesi hususunda baş rol oynayan Yahudi kavmiyle İslam ümmeti arasında büyük bir savaş olacaktır. Yetmiş senedir Müslümanların en kutsal mekânlarından biri olan Mescid-i Aksa ve Filistin’i işgal ederek bir terör devleti kurmuş olan ve Müslümanları tedrici bir şekilde soykırıma tâbi tutan bu siyonist Yahudiler, Müslümanlar tarafından nihâi bir hezimete maruz bırakılacak ve Allah’ın izniyle artık bellerini doğrultamayacak bir şekilde kahredileceklerdir.

b- Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında tarihin en büyük savaşlarından biri meydana gelecek ve pek çok sıkıntı ve zorluktan sonra Müslümanlar kesin bir zafer kazanacak ve Hıristiyanları nihâi bir hezimete uğratacaklardır. Şam topraklarında cereyan edecek olan bu melhame’i kübrâ (büyük savaş)tan sonra kesin bir zafer kazanan Müslümanlar İstanbul’u fethedeceklerdir. Ebû Hureyre radıyallâhu anhu diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rumlar (Avrupalılar) Amik Ovası’na yahut Mercidâbık’a karargâh kurmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onların karşısına şehirden (Haleb’ten) o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu çıkacaktır. Ordular karşı karşıya gelince Rumlar: “Bizimle bizden esir alınanların (Müslüman olanların) arasını serbest bırakın, onlarla savaşalım” diyeceklerdir. Müslümanlar da: “Hayır! Vallâhi sizinle din kardeşlerimizin arasını serbest bırakmaz, sizi onlarla başbaşa bırakmayız” cevabını vereceklerdir. Bunun akabinde onlarla savaşacaklardır. Müslümanların üçte biri (savaşmayıp) hezimete uğrayacaktır. Allah bunların tevbesini ebediyyen kabul etmeyecektir. Onların üçte biri ise öldürülecektir. Bunlar Allah katında şehitlerin en üstünleri olacaklardır. Üçte biri de (Hıristiyanlara karşı) muzaffer olup fetih kazanacak ve onlar asla fitneye düşmeyeceklerdir. İşte bunlar İstanbul’u da fethedeceklerdir…” (17) İstanbul’un fethiyle ilgili birçok hadis bulunmaktadır. Bazı hadislerde mutlak olarak “İstanbul fethedilecektir” şeklinde geçerken, diğer bazı hadislerde İstanbul’un fethiyle ilgili tafsilatlı bilgiler verilmiştir. Yukarıda geçen keyfiyetten farklı olarak İstanbul’un silah kullanılmadan ve savaşmadan tekbir ve tehlillerle fethedileceği de sahih hadislerde sabit olmuştur. Bu da göstermektedir ki, Fatih Sultan Mehmed’in yapmış olduğu fetih de her ne kadar hadislerdeki müjdenin altına girse de; asıl kastedilen büyük fetih daha gerçekleşmemiş ve Allah’ın dileyeceği bir zamanda ve dilediği şekilde gerçekleşecektir.

c- Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında başlayan ve İstanbul’un fethini netice veren bu savaşlar devam edecek ve Allah’ın izniyle Katolik Hıristiyanların en kutsal şehri olan Roma’nın fethiyle sonuçlanacaktır. Böylece Ortodoks Hıristiyanlarla birlikte Katolik Hıristiyanlar da nihâi hezimete uğrayacaklardır. Ebû Kabil dedi ki: “Biz Abdullah b. Amr b. Âs’ın yanındayken ona şöyle soruldu: “Şu iki şehirden hangisi önce fethedilecek, İstanbul mu yoksa Roma mı?” Abdullah radıyallâhu anhu halkaları bulunan bir sandığın getirilmesini istedi ve onun içinden yazılı bir kitâbe çıkardı. Abdulah şöyle buyurdu: “Bizler Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in etrafında yazarken, ona şöyle soruldu: Şu iki şehirden hangisi önce fethedilecek, İstanbul mu yoksa Roma mı?” Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İlk önce Heraklius’un şehri (yani Kostantiniyye) fethedilecektir.” (18)

d- Hulefâ’i râşidînden sonra tatbik sahası bulamayan ve sâdık bütün Müslümanların gaye’i ulyâsı haline gelen nübüvvet minhacı üzere râşidî bir hilafet kurulacaktır. Huzeyfe radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aranızda peygamberlik Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediği zaman da kaldıracaktır. Sonra peygamberlik minhacı (yolu) üzere olan bir hilafet olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ kaldırmayı dilediği zaman onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı bir krallık/saltanat olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ kaldırmayı dileyince onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yönetimler olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ ortadan kaldırmayı dileyince onları da kaldıracaktır. Sonra (tekrar) peygamberlik minhacı (yolu/yöntemi) üzere olan bir hilafet olacaktır.” Sonra sustu.” (19) Bu hadis’i şerif İslam ümmetinin tarihi mukadderatını açık bir şekilde çizmektedir. İslam tarihini beş merhaleye ayırmaktadır ki, son merhale hariç bütün bu merhaleler tahakkuk etmiş ve son merhale de tahakkuk edecektir. Özetle belirtecek olursak;

Birinci merhale: Nübüvvet merhalesi ki, hâtemü’l-enbiyâ olan Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in ahirete irtihaliyle son bulmuştur.

İkinci merhale: Nübüvvet minhâcı üzere hareket eden râşid halifeler dönemi ki, bu da başka sahih hadislerde belirtildiği üzere otuz yıl sürmüş ve dört halifeden sonra son bulmuştur.

Üçüncü merhale: Isırıcı meliklik ve saltanat merhalesi ki, Emevilerle başlamış ve Osmanlıların yıkılmasıyla son bulmuştur. Bu dönemin temel özelliği, yönetim şekli olarak Kur’an ve Sünnet’e uygun olmayan tevârüs (yönetimin babadan oğula geçme) yöntemi esas alınsa da genel olarak İslam şeriatı yürürlükte kalmış ve hukukî nizam olarak tatbik edilmiştir.

Dördüncü merhale: Zorba ve tâğûti yönetimler merhalesi ki, Osmanlı hilafeti ilğa edilip İslam şeriatı tatbikten kaldırıldıktan sonra yaşadığımız şu son merhaledir. Takriben yüz yıldır devam eden bu merhalede, Müslüman toplumlara küfür ve şirk kanunları tatbik edilmekte, laiklik ve demokrasi gibi bâtıl düzenlerle Müslüman halklar idare edilmektedir. Bunun sağlanması ve devam ettirilmesi için de Müslüman toplumlara her çeşit zulüm reva görülmektedir. Bu merhalenin ne zaman son bulacağını her şeye kâdir olan Allah bilir. Allah’tan ümidimiz, bütün zulümlerin sebebi olan bu tâğutların bir an önce yok etmesidir.

Beşinci merhale: Biz Müslümanlar için büyük bir müjde olan râşidî hilafet merhalesidir ki, diğer bütün merhaleler tahakkuk ettiği gibi bu da Allah’ın izniyle gerçekleşecektir.

e- İslam her tarafa hâkim olacak, İslam’a girenler aziz, girmeyi kabul etmeyenler de zelil olacaktır. Hz. İsa aleyhisselam nâzil olacak ve onun zamanında İslam dışındaki bütün dinler ve sistemler yok olacaktır. Temim ed-Dâri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu din gece ve gündüzün ulaştığı her yere muhakkak ulaşacaktır. Allah, çamurdan yapılmış olsun ya da kıldan yapılmış olsun (şehirli ya da bedevi olsun) her eve muhakkak bu dini girdirecektir. Bu da kiminin aziz olmasıyla diğer bazılarının da zelil olmasıyla gerçekleşecektir. Öyle bir izzet ki, Allah onunla İslam’ı aziz kılacak ve öyle bir zillet ki, Allah onunla da küfrü zelil kılacaktır.” (20)

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benimle onun -yani İsa aleyhisselam’ın- arasında peygamber yoktur ve o mutlaka inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın. O, orta boylu kırmızıya çalan beyaz benizli bir adamdır. Sarımtırak renkte iki elbise içerisinde olacaktır. Başına bir ıslaklık değmese de sanki su damlıyor gibidir. İsa, İslam adına insanlarla savaşacak, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. Onun zamanında Allah, İslam dışındaki tüm dinleri iptal edecektir. İsa, Mesih Deccal’i öldürecek ve yeryüzünde kırk sene kalacaktır. Sonra vefat edecek ve Müslümanlar cenaze namazını kılacaklardır.”(21)

f- Hz. Mehdi ile birlikte İslam uğrunda savaşan Hz. İsa aleyhisselam, insanlık tarihinin en büyük fitnesi, en şerli zalimi ve en büyük kâfiri olan Mesih Deccal’i öldürecek ve böylece küfrün beline öldürücü darbeyi indirecektir. Ona itaat eden ve ona kulluk eden bütün küffâr ve özellikle Yahudi kavmi kesin bir hezimete uğrayacaktır. Yukarıda geçen İstanbul’un fethiyle ilgili hadisin devamı şöyledir: “…(İstanbul’u fetheden) bu gaziler kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederlerken, aniden şeytan onların içinde şöyle bağıracaktır: “Gerçekten Mesih Deccal, arkanızda ailelerinizle baş başa kaldı.” Onlar da hemen çıkacaklar, fakat bunun asılsız bir haber olduğunu göreceklerdir. Ancak onlar Şam’a geldiklerinde Deccal çıkmış olacaktır. Bu defa onlar savaşmak için hazırlık yaparken ve birlikleri düzenlerken namaz için kamet getirilecek ve Meryem oğlu İsa inerek onlara imam olacaktır. Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı gördüğü zaman tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu bırakmış olsa o eriyerek tamamen kendiliğinden helak olacaktır. Fakat Allah onu, İsa’nın eliyle öldürecek ve kanını onun mızrağında onlara gösterecektir.” (22)

g- Bu ümmetten iki tâife Allah’ın koruması altındadır. Allah onları cehennem ateşinden koruyacaktır. Sevbân radıyallâhu anhu dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimden iki topluluğu Allah Azze ve Celle ateşten koruyacaktır. Hindistan’da savaşan topluluk ve bir de İsa b. Meryem aleyhisselam ile birlikte olan topluluk…” (23) Bu iki topluluğun birlikte zikredilmesinin hikmeti -Allah en doğrusunu bilir ya- şu olabilir: Bu dönemde İslam uğrunda yapılan savaşlar yoğunluklu olarak iki cephede cereyan edecektir. Bir cephenin merkezi Şam diyarı olmak üzere Hz. İsa tarafından idare edilecektir. Diğer cephenin merkezi de genel olarak Hindistan olacaktır ki, burası Afganistan, Pakistan, Keşmir ve Hindistan’ın diğer bütün bölgelerini kapsamaktadır. Şu andaki gidişat da sanki bunu gösterir gibidir.

————————

1. İmam Ahmed, Müsned: 5/134 (21220); Hâkim, Müstedrek: 4/311. Sahih bir hadistir. Übey b. Ka’b radıyallâhu anhu’dan…
2. Müslim: 370
3. Müslim: 7206; Ebû Dâvûd: 3035
4. Ebû Dâvûd: 4291. Sahih bir hadistir.
5. Buhari: 71
6. Ebû Dâvûd: 2484. Sahih bir hadistir.
7. Tirmizi: 3086; İmam Ahmed, Müsned: 12327. Sahih bir hadistir.
8. İbni Mâce: 8. Hasen bir hadistir.
9. Müslim: 7213; İbni Mâce: 4091
10. Buhari: 6943
11. Tirmizi: 3232; İmam Ahmed, Müsned: 2009. Tirmizi dedi ki: “Bu Hasen-Sahih bir hadistir.”
12. Buhari: 3595
13. Buhari: 3619; Müslim: 2919
14. Buhari: 3618; Müslim: 2918; Tirmizi: 2216
15. Müslim: 2889; Ebû Dâvûd: 4252; Tirmizi: 2186
16. Buhari, Cihad: 94 (7268); Müslim, Fiten: 82 (2922)
17. Müslim, Fiten: 34 (2897). Amik Ovası, Hatay’ın ovasıdır. Mercidâbık ise, Haleb’e yakın bir ovanın ismidir.
18. İmam Ahmed, Müsned: 6645; Hâkim, el-Müstedrek: 4/555. Hâkim dedi ki: “Bu hadisin isnadı Sahih olup, Buhari ve Müslim bunu rivayet etmemişlerdir.” İmam Zehebi de bu konuda Hâkim’e muvafakat etmiştir. Ancak Şuayb el-Arnavut’un tahkik ettiği Müsned nüshasında hadisin senedinin Zayıf olduğu belirtilmiştir.
19. Ahmed b. Hanbel, Müsned: 18406. İsnadı Hasendir.
20. İmam Ahmed, Müsned: 4/103 (16957). Sahih bir hadistir.
21. Ebû Dâvûd, Melâhim: 14 (4324); İmam Ahmed, Müsned: 2/406. Sahih bir hadistir.
22. Müslim, Fiten: 34 (2897)
23. İmam Ahmed, Müsned: 22396; Nesâi: 6/42,43. Hasen-Sahih bir hadistir.