Şam diyarını mübarek kılan, mukaddes Şam topraklarına ve ehline kefil olan, Şam topraklarını mü’minlerin sığınağı ve özellikle ahir zamandaki savaşlarda karargâhı kılan Allah Azze ve Celle’ye hamd ederiz. Mekke’i Mükerreme’de Allah’ın dinine davet etmeye başlayan, Medine’i Münevvere’de cihad bayrağını yükselten, hayatının sonunda Tebük Seferi’ne çıkarak Arap Yarımadası’ndan sonra Şam bölgesine yönelen ve bu dünyadan refik’i a’la’ya irtihal edeceği esnada Usame ordusunu Şam sınırlarına göndererek âdeta Şam’ı fethetmeyi ümmetine hedef gösteren Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât ve selam olsun. Peygamber Efendimiz’in göstermiş olduğu bu hedefe bütün güçleriyle yönelen ve Bilâdu’ş-Şam’ı fethederek İslam memleketine dönüştüren ashab’ı kiram’dan Allahu Teâlâ razı olsun.

İmdi; biz bu makalemizde Şam hakkında vârid olan müjdeleri ele almaya çalışacağız. Umulur ki sıkıntıların zirveye çıktığı Şam bölgesi hakkında mü’min gönüllere bir teselli ve mübarek Şam topraklarını bu büyük musibetlerden kurtarmak için mü’min yüreklere bir teşvik olur.

Şam Diyarının Sınırları Neresidir?

Şam bölgesi kuzeyde Toros Dağları, güneyde Sina Çölü, batıda Akdeniz sahilleri ve doğuda Arabistan Çölü ile çevrili olan mıntıkadır. Fırat Nehri’nden el-Ariş’e, Tay’ Dağı’ndan Akdeniz’e kadar olan bölgenin bütünüdür. Günümüz itibariyle Suriye, Filistin, Lübnan, Ürdün ve Türkiye’nin bir bölümünü içine almaktadır. En önemli şehirleri; kalbi mesabesindeki Kudüs, Şam, Haleb, Hama, Humus, Antakya, Trablus ve diğer Akdeniz sahili boyunca uzanan pek çok şehirlerdir.

Kur’an-ı Kerim’de Şam

Varlıklar arasından bazılarını diğerlerine üstün kılmak Allah Azze ve Celle’nin sünnetlerinden biridir. Bundan dolayı Peygamberleri diğer insanlara, Peygamber Efendimiz’i diğer peygamberlere, Kur’an-ı Kerim’i diğer mukaddes kitaplara, Mekke’i Mükerreme, Medine’i Münevvere ve Şam-ı Şerif’i de diğer beldelere üstün kılmıştır. Mekke’i Mükerreme’de Mescid-i Haram’ın, Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevi’nin ve Şam-ı Şerif’te Mescid-i Aksa’nın bulunması bu üstünlüğün birer nişanesidir. Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet’i Seniyye’de en fazla bu üç mübarek belde övgüye mazhar olmuşlardır. Nitekim Allah Azze ve Celle bu tafdil kanununu şu şekile beyan buyurmaktadır: “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur. Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.” (Kasas; 68)

Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’de Şam-ı Şerif’i mübarek kıldığını, maddi ve manevi bereketlere mazhar ettiğini haber vermiştir. Bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) geceleyin, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi çok iyi işiten, çok iyi görendir.” (İsrâ; 1) Allah Azze ve Celle, Firavun ve ordularına karşı mustaz’af olan İsrailoğullarına yardım ettiğini ve onları Şam diyarına varis kıldığını beyan ederek şöyle buyurmaktadır: “Güçsüz bırakılan o kavmi de, bereketli kıldığımız yerin doğularına ve batılarına (Şam diyarına) mirasçı kıldık. Böylece sabretmelerinden dolayı, Rabbinin İsrailoğullarına olan pek güzel sözü tamamlanmış oldu. Firavun ve kavminin yapmış oldukları ve yükselttikleri şeyleri yıkıp harap ettik.” (A’raf; 137) İmanları ve sabretmeleri sebebiyle İsrailoğullarına lütfedilen bu mübarek toprakları fethetmeleri için, peygamberleri Hz. Musa aleyhisselam onlara şöyle emretmişti: “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes yere girin. Gerisin geriye dönmeyin, yoksa hüsrana uğrayanlara dönüşürsünüz.” (Mâide; 21) Yine Allah Azze ve Celle, Hz. İbrahim aleyhisselam’ı ve ona iman edenleri Babil ülkesinden kurtararak mübarek Şam diyarına yerleştirdiğini şöyle beyan etmektedir: “Biz: ‘Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ve selamet ol’ dedik. Onlar İbrahim’e bir tuzak kurmak istediler. Fakat Biz kendilerini en büyük hüsrana uğrayanlar kıldık. Biz, İbnrahim’i ve Lût’u kurtarıp âlemlere mübarek kıldığımız yere (Şam’a) ulaştırdık.” (Enbiyâ; 69-71) Başka bir ayet’i kerimede Allah Azze ve Celle, Süleyman aleyhisselam’ın hükümdarlığının merkezi olan Şam diyarının mübarek oluşunu şöyle tescil etmektedir: “Süleyman’a da kuvvetli esen rüzgârı lütfettik. Onun emriyle rüzgâr, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bilenleriz.” (Enbiyâ; 81)

Bu ayet’i kerimelerde açıkça görüldüğü gibi Şam diyarı mübarek kılınmış ve mukaddes olduğu belirtilmiştir. Mübarek oluşu, geçim kaynaklarının bolluğu ve maddi bereketlerin çokluğuyla meydana geldiği gibi; manevi bereketlerin bolluğu ve nübüvvet mirasına sahip olmasıyla da gerçekleşmiştir. Mukaddes olması ise, şirk, küfür ve zulümden temizlenmiş olması anlamındadır. Geçici olarak küfür ve şirk bu mübârek topraklarda hâkim olsa da bu mukaddes diyarlarda asıl olan imandır. Mânevi ve maddi pek çok bereketlere mazhar olmuş bu toprakların imanlı ve sabır ehli mü’minlere bahşedilmiş ilâhi bir vakıf olduğu yukarıdaki âyet’i kerimelerden sarahaten anlaşılmaktadır.

Nübüvvet Kervanı ve Şam Diyarı

Şam’ın mânevi bereketlerinin kaynağı, peygamberlerin çoğunun bu mukaddes diyarlarda gönderilmiş olmaları ve insanlık âlemini aydınlatan ilâhi mesajların çoğunun bu bereketli iklimde nazil olmuş olmasıdır.

Babil halkına peygamber olarak gönderilen Hz. İbrâhim, kavminin iman etmemesi, küfürde diretmeleri ve sonunda kendisini ateşe atmaları neticesinde tevhid akidesine davet etmek için merkez edineceği bir yer aramaya başlar. “Muhakkak ki ben, Rabb’ime hicret ediyorum. Şüphe yok ki O, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Ankebût; 26) diyerek kendisine iman eden Lût ile birlikte hicret yoluna çıkmış ve Allah’ın emri ve inayetiyle Şam diyarının kalbi olan Filistin’e yerleşmiştir. Büyük oğlu Hz. İsmâil’i dünyanın kalbi mesabesinde olan Mekke-i mükerreme’ye yerleştirmesine ve arada bir o mübârek beldeyi ziyaret etmesine rağmen kendisi Şam’da ikamet etti. Böylece Şam diyarı tevhid davetinin merkezi haline geldi.
Hz. İbrahim’den sonra oğlu Hz. İshak ve onun da oğlu Hz. Yakûb uzun bir süre Şam’da kalarak tevhid dinini iyice yerleştirdiler. Allah Azze ve Celle’nin bir hikmeti gereği Hz. Yûsuf’un Mısır’a götürülmesi ve Mısır’da kendisine büyük ilâhî lütuflarda bulunularak Allah’ın peygamberi olması neticesinde Hz. Yakûb ve zürriyeti de Mısır’a taşındılar. Böylece bir zamanlar Hz. İbrahim’in uğramış olduğu Mısır toplumunu ve Hz. Hacer’in halkını tevhid dinine davet etme vazifesini icra ettiler. İsrailoğulları Mısır’da beş yüz sene gibi uzun bir süre kaldılar. Bu müddet içerisinde Mısır toplumuyla karışmış ve birçok noktada fesada bulaşmışlardı. Allah Azze ve Celle hem Firavun hanedanını tevhid dinine davet etmek ve hem de İsrailoğullarını Mısır’dan kurtarıp asıl yurtları olan mukaddes topraklara götürmek üzere Hz. Mûsâ aleyhisselam’ı peygamber olarak gönderdi. O da uzun ve zorlu bir mücadeleden sonra mü’min İsrailoğullarını, Firavun ve hanedanının zulmünden kurtarmayı başardı. Allah’ın inayetiyle Firavun, Hâman ve orduları Kızıldeniz’de boğularak; Hz. Mûsâ ve ona tâbi olan mü’minler Kızıldeniz’i selametle geçip mukaddes Şam topraklarına girdiler. Kırk senelik Tih Çölü’nden sonra Şam topraklarında bulunan zorba Amelikalılara karşı mübarek cihad hareketi başlamış ve fütûhatın daha başında Hz. Mûsâ vefat etmiştir. Ondan sonra Allah’ın peygamberi Yûşâ b. Nûn aleyhisselam cihad bayrağını devralmış ve Şam diyarının fethini tamamlamıştır. Bu şekilde Hz. İbrahim’in Şam diyarında başlatmış olduğu tevhid akidesi kemâle ulaşmış ve bu mukaddes topraklarda Allah’ın şeriatının hâkim olduğu İslam devleti kurulmuştur. Hz. İbrahim’in soyundan gelen peygamberlerin çoğu Şam diyarında gönderilmiştir. Bunların arasında insanlık tarihi boyunca hiç kimseye nasip olmayan kudretli ve büyük bir hükümranlık sahibi olan Hz. Dâvûd ve Süleyman peygamberler olduğu gibi; hikmet, zühd ve Allah’a adanmışlıklarıyla zirveye çıkmış Hz. İsa, Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya peygamberler de bulunmaktadır. Bütün bu ve benzeri peygamberler tevhid dininin davetçileri ve İslam ümmetinin rehberleridirler. Dolayısıyla bu peygamberlerin davet ve devletlerinin merkezi olan Şam diyarı, İslam ümmetinin vâkıf arazisidir. Ona gayesinin dışında sahip olmak isteyenlere Allah, melekler ve bütün lanet edenler lanet etsinler!

Hz. İbrahim’in büyük oğlu Hz. İsmail ise, Arabistan Yarımadası’nı davetine merkez kılmış ve babası ile birlikte inşâ ettiği Ka’be’i Muazzama’nın gölgesinde insanları tevhid dinine davet etmiştir. Onun soyundan gelen Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem İbrahimî millete tâbi olarak Arabistan’da tevhid dinine davet etmeye başlamış ve yirmi üç sene zarfında bütün Arabistan’ı şirkten ve putlardan temizlemiştir. Daha Mekke’de iken İsrâ olayı gerçekleşmiş ve Peygamber Efendimiz Şam diyarının merkezi olan Kudüs’e götürülmüştür. Orada bulunan ve namazda kendisine yöneldiği kıblesi olan Mescidü’l-Aksa’da bütün peygamberlere imamlık etmiş ve onların hepsine mirasçı kılınmıştır. Medine’i Münevvere’de cihad bayrağını açtıktan kısa bir süre sonra üç bin kişilik ordusunu Şam sınırlarında olan Mûte’ye, Bizans Devleti ile savaşmak üzere göndermiştir. Birkaç sene sonra bizzat kendisi otuz bin kişilik ordusunun başında Tebûk Seferi’ne çıkmış ve Şam’da hâkim olan Bizans Devleti’nin karşısına tevhid bayrağını dikmiştir. Vefatından birkaç gün önce genç Usame’nin komutasında kırk bin kişilik bir ordu hazırlamış ve Bizans’a karşı Şam sınırına göndermek üzere emre âmade kılmıştır. Böylece kendisinden sonra Müslümanların ilk hedefinin mukaddes ve mübarek Şam topraklarını fethetmek olduğunu göstermiştir. Ashabı da onun bu emrine uyarak birkaç sene içerisinde bütün Şam beldelerini fethederek İslam’ın ebedî mülkü haline getirmişlerdir.

Sünnet’i Seniyye’de Vârid Olan Şam’ın Faziletleri

Şam-ı Şerif’in faziletleri hakkında pek çok hadis vârid olmuştur. Bunlardan sahih ve hasen hadisler olduğu gibi zayıf hadisler ve hatta birçok uyduruk rivayetler de bulunmaktadır. Biz, Allah’ın izniyle sahih ve hasen hadisleri seçerek Şam-ı Şerif’in faziletlerini arzetmeye çalışacağız.

1- Şam-ı Şerif, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in duasına mazhar olmuştur. Abdullah ibni Ömer radıyallâhu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah’ım, bizim için Şam’ımızı mübarek eyle! Allah’ım, bizim için Yemen’imizi mübarek eyle!” buyurdu. Orada bulunan bazıları: “Necid’imize de…” dediler. Peygamber Efendimiz tekrar: “Allah’ım, bizim için Şam’ımızı mübarek eyle! Allah’ım, bizim için Yemen’imizi mübarek eyle!” buyurdu. Onlar yine: “Necid’imize de…” deyince; Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Orada (Necid tarafında) zelzeleler (manevi sarsıntılar) ve fitneler vardır. Şeytanın boynuzu oradan çıkacaktır.” (1) Burada Peygamber Efendimiz’in önce Şam sonra da Yemen için dua etmesi, Şam-ı Şerif’in Yemen’den de üstün olduğunu göstermektedir. Medine-i Münevvere’de bulunanlara göre Irak tarafına düşen Necid mıntıkası için dua etmekten kaçınması ise, Irak bölgesinin sürekli fitnelere, şerlere ve karışıklıklara gebe olmasından dolayıdır. Tarihi süreç de bu olguyu tasdik etmiştir.

2- Şam-ı Şerif, nübüvvetin nûru, ilim ve hikmetiyle aydınlanmıştır. İrbâd b. Sâriye radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben, daha Âdem aleyhisselâm çamur hâlinde iken Allah Azze ve Celle’nin katında peygamberlerin sonuncusuydum. Bu işin (peygamberliğimin) başlangıcını size haber vereyim: Babam İbrahim’in duâsı(yım), İsâ’nın benim geleceğimi müjdelemesi ve annemin gördüğü rüyâdır…” Diğer bir rivayette şu ziyade/ek bulunmaktadır: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in annesi onu doğuracağı zaman öyle bir nûr gördü ki, bu nurdan dolayı Şam’ın sarayları aydınlandı.” (2) İbni Receb el-Hanbeli şöyle demektedir: “Peygamber Efendimiz’in nûru, daha doğumu esnasında Şam’ın üzerine doğmuş ve saraylarını aydınlatmıştır. Bu da Peygamber Efendimiz’in nûrunun Şam’a girmesinin başlangıcı oldu. Daha sonra onun dininin ve Kitab’ının nûru Şam’a girip, Şam onunla aydınlandı ve içinde bulunan şirk ve ma’siyetlerden temizlendi. Bununla Şam’ın mukaddesliği ve mübarekliği kemâle erdi.” (3) Nitekim Ebû Derdâ radıyallâhu anhu’nun rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Ben uyumakta olduğum bir sırada gördüm ki, Kitab’ın aslı başımın altından alınıp götürüldü. Zannettim ki, bir daha dönmemek üzere götürüldü. Bundan dolayı arkasından dikkatlice bakıp gördüm ki, Şam tarafına götürüldü. Şunu biliniz ki, fitnelerin gerçekleşmesi zamanında iman Şam’dadır.” (4) Bu hadis’i şerifin ifade ettiği husus şudur: İslam’ın mülk ve iktidarı Şam’da muhkem olacaktır. Diğer bölgelerde fitneler vâki olup insanlar Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaştıklarında Şam ehli Kur’an ve Sünnet’e tutunacak, iman ve İslam’ın gereği üzere hareket edecek, istikamet üzerinde bulunacak, bid’atlerden ve İslam’a aykırı görüşlerden en uzak olanlar olacaklardır. Şam ehlinin bu faziletine İslam tarihi şahittir. Günümüzde de civardaki bütün memleketler laiklik ve demokrasi gibi küfür sistemleriyle musibetzede iken, Şam ehli öldürülmeleri pahasına da olsa ilâhi şeriattan başka bir şeye razı olmamaktadırlar.

3- Rahmân’ın melekleri kanatlarını Şam’ın üzerine germişlerdir. Zeyd b. Sabit radıyallâhu anhu dedi ki: “Bizler bir gün Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında Kur’an’ı deri parçalarına yazarken, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şam’a müjdeler olsun!” buyurdu. Ben: “Bunun sebebi nedir ya Rasûlallah?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Zira melekler kanatlarını Şam’ın üzerine germişlerdir.” (5) Bu hadis’i şerif, Şam-ı Şerif’in melekler tarafından muhafaza edildiğini ve Allah’ın rahmetine mazhar olduğunu ifade etmektedir.

4- Allah Azze ve Celle Şam ahalisine vekil olup, hayırlı kullarını oraya toplayacak ve orada tutacaktır. Abdullah b. Havale radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Nihayette iş şuna varacak ki, sizler bir araya toplanmış birkaç ordu olacaksınız: Bir ordu Şam’da, bir ordu Yemen’de ve bir ordu da Irak’ta olacaktır.” Dedim ki: “Ya Rasûlallah! Eğer o zamana yetişecek olursam, bu orduların hangisinde bulunmam gerektiğini bana tavsiye et.” Şöyle buyurdu: “Şam’da olmaya çalış. Zira Şam, arzı içerisinde Allah’ın seçmiş olduğu bir yer olup, oraya seçkin kullarını seçip toplayacaktır. Şayet bunu yapmayacak olursanız, o zaman Yemen’inizde kalın ve kuyularınızın suyundan için. Şüphe yok ki Allah Azze ve Celle benim için Şam’a ve ahalisine vekil olmuştur.” (6) Şam ehli için fazilet olarak Allah’ın onlara vekil olması yeterlidir. Ebû İdris el-Havlanî bu hadisi aktardığı zaman şöyle derdi: “Allah’ın kefil olduğu kimselerin zayi olmaları mümkün değildir.”

5- Her tarafta fitneler yayıldığı zaman, Şam bu fitnelerden korunacak ve fitne dönemlerinde Müslümanların sığınağı olacaktır. Zaide ibni Havale radıyallâhu anhu dedi ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Ey İbni Havale! Yeryüzünün her tarafında galeyana gelen tosun boynuzları gibi (sert ve şiddetli) bir fitne olduğunda sen ne yaparsın/ halin nasıl olur?!” Dedim ki: “Ne yapmalıyımya Rasûlallah?” Şöyle buyurdu: “Şam’da bulunmaya bak.” (7) Fitnelerin yayılacağı zamanda imanın Şam’da olacağına dair Ebu’d-Derdâ’nın hadisi daha önce geçmişti.

6- Ahir zamanda yeryüzünde bulunanların en hayırlıları Şam’a yerleşecek ve Şam’daki hayır, diğer Müslüman ülkelerdeki hayırdan daha fazla olacaktır. Abdullah b. Amr radıyallâhu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini işittim: “İleride bir hicret olacak ve ardından bir hicret daha olacaktır. (O zamanda) yeryüzü halkının en hayırlıları, İbrahim’in hicret yurduna (Şam’a) yerleşen ve oradan ayrılmayanlar olacaktır. Yeryüzü şerli ahalisini sürecek, toprakları onları barındırmayacak ve Rahmân’ın nefsi onlardan tiksinecektir. Ateş onları maymun ve domuzlarla birlikte haşredecektir.” (8) İmam Ahmed’in bir rivayetinde şöyle geçmektedir: “(O zamanda hayırlı) insanlar İbrahim’in hicret yurduna (Şam’a) çekilip sığınacaklardır.” (9) Bu hadis’i şerif göstermektedir ki, hayır ehli olan insanlar sürekli olarak Şam’da bulunacak ve özellikle ahir zamanda orada toplanacaklardır. Diğer insanların çoğunluğunun Deccal ve taraftarlarına boyun eğdiği ve küfrün bayrağı altında savaştıkları bir dönemde Şam ehli hayır ve istikamet üzerinde bulunacak ve İslam bayrağı altında Allah yolunda cihad edeceklerdir. Bu da açıkça ifade etmektedir ki Şam ehlindeki fesad, her zaman diğer bölgelerde bulunan insanlardaki fesaddan daha az olacaktır. Nitekim Muaviye b. Kurra radıyallâhu anhu’nun rivayet etmiş olduğu hadis’i şerifte Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Şayet Şam ehli bozulacak olursa, artık sizde bir hayır kalmamış demektir. Benim ümmetimden bir grup kıyamet kopuncaya kadar Allah’ın yardımına mazhar olarak galip gelecek ve kendilerini yalnız bırakanların onlara hiçbir zararı olmayacaktır.” (10)

7- Allah’ın yardımına mazhar olan “Tâife-i Mansûra”nın en büyük merkezlerinden biri de Şam olacaktır. Âlimlerden, âriflerden, âbidlerden, zâhidlerden emr’i bi’l-ma’rûf ve nehyi ani’l-münker görevini icra edenlerden ve mücahidlerden müteşekkil olan bu mübarek tâife devamlı bir şekilde Şam’da bulunacak ve istikamet ehli olan bu topluluğun çoğunluğu Şam’dan çıkacaktır. Umeyr b. Hâni’nin, Muaviye radıyallâhu anhu’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Benim ümmetimden bir topluluk Allah’ın emrini/dinini ayakta tutmaya devam edecek, onları yalnız bırakanlar ve onlara karşı çıkanların onlara bir zararı olmayacaktır. Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere devam edeceklerdir.” Umeyr’in aktardığına göre Malik b. Yehâmir şöyle demiştir: “Muaz radıyallâhu anhu dedi ki: “Onlar Şam’da olacaklardır.” (11)

Seleme b. Nüfeyl el-Kindi radıyallâhu anhu dedi ki: “Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında oturmuşken bir adam geldi ve şöyle dedi: “Ya Rasûlallah! İnsanlar atları değersiz görüp salıverdiler, silahlarını bıraktılar ve: “Artık cihad yoktur, savaş ağırlıklarını bıraktı (bitti)” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yüzü ile (ona) dönerek şöyle buyurdu: “Yalan söylediler. Daha yeni, asıl şimdi savaş başladı. Benim ümmetimden bir topluluk hak üzere savaşmaya devam edeceklerdir. Allah Teâlâ onlar için bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve onların rızıklarını bu kavimlerden sağlayacaktır. Kıyamet kopuncaya ve Allah’ın vaadi gelinceye dek bu durum böyle devam edecektir. Kıyamet gününe kadar hayır atların perçemine (cihad etmeye) bağlı olacaktır… Ve mü’minlerin yurtlarının merkezi Şam olacaktır.” (12)

Ahir Zamandaki Büyük Savaşlarda Mü’minlerin Merkezi Şam Olacaktır

İnsanlık tarihi boyunca en büyük savaşlar ahir zamanda meydana gelecektir. İmanla küfrün arasında nihâi bir savaş yapılacak ve bu savaşların başlangıcında çok büyük sıkıntılar ve zorluklarla karşılaşan mü’minler nihayette kâfirleri mağlup edeceklerdir. Bu savaşların başlangıcını Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bizlere şöyle haber vermektedir: “Sizler Rumlarla güvenli bir sulh yapacaksınız. Sizler ve onlar, onların haricindeki bir düşmanla savaşacaksınız. Bu savaşta selamette kalıp ganimetler alacaksınız. Sonra sizler tepelikleri bulunan bir ovada konaklayacaksınız (karargâh kuracaksınız). Bu esnada Rumlardan bir adam kalkarak haçı kaldıracak ve şöyle diyecektir: “Dikkat edin! Haç galip geldi.” Bunun üzerine Müslümanlardan bir adam kalkarak onu öldürecektir. İşte bu esnada Rumlar yaptıkları anlaşmayı bozacak ve savaşlar başlayacaktır. Rumlar sizinle savaşmak üzere toplanacaklar ve her bir bayrağı altında on bin kişinin bulunduğu seksen bayrakla size geleceklerdir.” (13) İmam Buhari’nin rivayet ettiği hadiste ise şöyle geçmektedir: “Sonra sizlerle Hristiyanlar arasında bir barış olacaktır. Ardından Hristiyanlar barışı bozacaklar ve her bir bayrağı altında on iki bin neferin bulunduğu seksen bayrak altında size geleceklerdir.” (14)

Bu kalabalık ordularla İslam âlemine saldıran Hristiyanlar Şam’da durdurulacak ve mağlup edileceklerdir. Savaşın bundan sonraki seyrini ve her tarafı işgal eden bu Hristiyanların en feci bir şekilde nasıl mağlup edileceklerini şu hadis’i şerif bize müjdelemektedir: Ebû Hureyre radıyallâhu anhu diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rumlar (Avrupalılar) Amik Ovası’na yahut Mercidâbık’a karargâh kurmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onların karşısına şehirden (Haleb’ten) o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu çıkacaktır. Ordular karşı karşıya gelince Rumlar: “Bizimle bizden esir alınanların (Müslüman olanların) arasını serbest bırakın, onlarla savaşalım” diyeceklerdir. Müslümanlar da: “Hayır! Vallâhi sizinle din kardeşlerimizin arasını serbest bırakmaz, sizi onlarla başbaşa bırakmayız” cevabını vereceklerdir. Müteâkiben onlarla savaşacaklardır. Müslümanların üçte biri (savaşmayıp) hezimete uğrayacaktır. Allah bunların tevbesini ebediyyen kabul etmeyecektir. Onların üçte biri ise öldürülecektir. Bunlar Allah katında şehitlerin en üstünleri olacaklardır. Üçte biri de (Hristiyanlara karşı) muzaffer olup fetih kazanacak ve onlar asla fitneye düşmeyeceklerdir. İşte bunlar İstanbul’u da fethedeceklerdir. (İstanbul’u fetheden) bu gaziler kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederlerken, aniden şeytan onların içinde şöyle bağıracaktır: “Gerçekten Mesih Deccal, arkanızda ailelerinizle baş başa kaldı.” Onlar da hemen çıkacaklar, fakat bunun asılsız bir haber olduğunu göreceklerdir. Ancak onlar Şam’a geldiklerinde Deccal çıkmış olacaktır. Bu defa onlar savaşmak için hazırlık yaparken ve birlikleri düzenlerken namaz için kamet getirilecek ve Meryem oğlu İsa inerek onlara imam olacaktır. Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı gördüğü zaman tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu bırakmış olsa o eriyerek tamamen kendiliğinden helak olacaktır. Fakat Allah onu, İsa’nın eliyle öldürecek ve kanını onun mızrağında onlara gösterecektir.” (15)

Ahir zamanda gerçekleşecek bu melhame’i kübrâda Şam’ın merkezi konumunu ve büyük rolünü şu hadis’i şerif daha açık bir şekilde ifade etmektedir: Ebû Derdâ radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Melhame (büyük savaş) gününde Müslümanların karargâhı, Şam şehirlerinin en hayırlılarından olan ve kendisine Dımeşk denilen şehrin kenarındaki Ğûta’da olacaktır.” (16) Allah’ın izniyle Şam diyarında bulunan Müslümanlar bu tarihi vazifelerini bihakkın yerine getirmiş ve getireceklerdir. Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra İslam ümmetinin başına gelen en büyük felaket olan Haçlıların, Moğol ve Tatarların saldırıları ve tahripleri Şam’da durdurulmuştu. Hıttin’de Haçlıları hezimete uğratan ve İslam âleminden söküp atan Selahaddin gibi yiğitler Şam’ı merkez edinmişlerdi. Aynı şekilde Moğol ordularını ilk kez Şam’ın sınırları içerisinde bulunan Ayn Calut mevkinde hezimete uğratan Kutz gibi yiğitler vazifelerini hakkıyla yapmışlardı. Allah’tan umudumuz odur ki, bir öncekinden daha karanlık ve daha şiddetli olan Siyonist-Haçlı ittifakına ve İslam âlemine olan saldırılarına karşı Şam diyarındaki Müslümanlar aynı şekilde vazifelerini yerine getirir ve bütün müttefik düşmanları hezimete uğratırlar.

Ahir zamandaki savaşlarda Hz. Mehdi’nin merkezi Şam olacaktır. Deccal’i öldürecek olan Hz. İsa Dımeşk şehrinin doğusunda Beyaz Minare’nin yanına inecektir. Şam diyarının kasabalarından biri olan Lüdd kapısında Deccal’i öldürecektir. Böylece efendileriyle birlikte Yahudi kavmi de öldürücü bir darbe alacak ve Müslümanlarla yapılan büyük bir savaşta kesin bir şekilde hezimete uğrayacaklardır. Bütün dünyadan toplanıp Müslümanların en kutsal yerlerini işgal etmek için göç ederek gelen Yahudiler en feci bir şekilde katledilecekler ve zulüm üzere tesis ettikleri işgal devletleri yıkılıp gidecektir. Daha sonra karşı konulamaz derecede kalabalık olan Ye’cüc ve Me’cüc ortaya çıkacak ve Hz. İsa ile birlikte Müslümanlar Şam sınırları içinde bulunan Tûr-i Sîna’ya sığınarak onlardan korunacaklardır. Sıkıntı ve zorluklarla geçen bir dönemden sonra Allah’a dua edecekler ve Allah Azze ve Celle, Ye’cüc ve Me’cüc’ü de helak edecektir. İşte bundan sonra yeryüzünde sadece İslam kalacak ve bütün bir yeryüzü bereketlerle dolacaktır. Böylece Mekke’i Mükerreme’de Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem ile başlayan İslam daveti, Şam’da Hz. İsa aleyhisselam ile zirveye çıkacaktır. Çünkü bu ümmet yağmur gibi olup, başı da sonu da hayırlıdır.

————————

1. Buhari: 1037; Tirmizi: 3962
2. İmam Ahmed, Müsned: 17150, 17151 (4/127). Sahih li ğayrihi bir hadistir.
3. İbni Receb el-Hanbeli, Resâil: 2/168
4. İmam Ahmed, Müsned: 21733 (5/199). Sahih bir hadistir
5. Tirmizi: 3953. Sahih bir hadistir.
6. Ebû Dâvûd: 2483; İmam Ahmed, Müsned: 4/110. Sahih bir hadistir.
7. İmam Ahmed, Müsned: 20354 (5/33). Sahih bir hadistir.
8. Ebû Dâvûd: 2482; İmam Ahmed, Müsned: 2/198. Hadisin isnadı zayıf olmakla beraber, şahitlerinden dolayı Hasen bir hadistir.
9. İmam Ahmed, Müsned: 2/199
10. Tirmizi: 2191; İmam Ahmed, Müsned: 2/436. Sahih bir hadistir.
11. Buhari: 7460; Müslim: 1037
12. Nesâi: 3563; İmam Ahmed, Müsned: 16516. Sahih bir hadistir.
13. Ebû Dâvûd: 4292; İmam Ahmed, Müsned: 16826; İbni Mâce: 4089. Sahih bir hadistir. Zû Mihmer radıyallâhu anhu’dan…
14. Buhari: 3176. Avf b. Malik radıyallâhu anhu’dan…
15. Müslim, Fiten: 34 (2897)
16. Ebû Dâvûd: 4298. Sahih bir hadistir.