Hilafetin ilga edilmesinden sonra İslam Ümmeti türlü türlü saldırılara maruz kalmıştır. Bu saldırılardan bazısı şiddet yollu ve aleni bir durumdayken bazısı da gürültü patırtı çıkarılmadan sessizce gerçekleşmiştir. Bir saldırıyı bertaraf etmenin ilk şartı onun nereden geleceğini öngörmektir. İslam coğrafyasının kan gölüne dönmesi, her gün binlerce çocuğun yetim ve öksüz, binlercesinin de sakat kalması bu saldırıların aleni yönünü teşkil etmektedir. Ancak bunların y  anında çok da farkında olmadığımız ya da tehlikesini küçümsediğimiz büyük bir tehlike olan “Misyonerlik Faaliyetleri” vardır.

Yaklaşık 7 milyara ulaşan dünya nüfusunun %32’sini teşkil eden Hıristiyanlar dinlerini yaymak için büyük gayret sarf ediyorlar. 20. yy başlarında 558 milyona sahip olan Hıristiyanlık bugün 2 milyarı aşkın bir din haline geldi. Ancak asıl hedefin bu rakamın çok daha üstünde olduğunu Papa II. Jean Paul’un 1999 Aralık’ta yaptığı şu konuşmadan anlıyoruz: “Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.” Vatikan, bu hedefe ulaşma yolunda hem misyonerlerini hem de maddi kaynaklarını yoğun bir şekilde kullanıyor. Bugün bahsi geçen coğrafyalarda Hıristiyan misyonerler faal olarak çalışmaktadır. Misyonerlerin amacı temelde insanları ne yapıp edip Hıristiyanlaştırmak eğer bunu başaramazlarsa en azından onları kendi dinlerine şüpheyle bakan fertler haline getirmektir. 40 yıllık misyonerlik tecrübesine sahip Louis Massignon şunları söylüyordu: “Onların her şeylerini tahrip ettik. Dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için hazır hale geldiler. İslam toplumu ölmek istemiyorsa kendi geleneklerini modern dünyanın geleneklerine uydurmalıdır.” Şuan ki manzaraya baktığımızda misyonerlerin bu hedefe ulaştıklarını üzülerek seyrediyoruz. Onlar, insanları Hıristiyanlaştırmakta belki çok başarılı olamamışlar; ancak İslam’a ve O’nun kaynaklarına karşı insanlarda derin şüpheler meydana getirerek inançlarını sarsmışlar, toplumumuzu kendisine hayat veren İslami bağlardan kopararak büyük girdapların içine sokmuşlardır.

Misyonerliğin Mahiyeti Ve Dini Temelleri

Latince kökenli olan “misyon”, sözlük anlamı itibarıyla görev, yetki; bundan türetilmiş olan misyoner terimi ise “görevli olan kişi” anlamlarına gelmektedir. Ancak Hıristiyan geleneğinde misyoner ifadesi, bir kavram olarak, resmi kilise teşkilatı ya da herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu çerçevede özellikle Hıristiyanlık dışı toplumlarda görevlendirilen kişi anlamına gelmektedir. Böylesi kişilerin oluşturduğu harekete ise “misyonerlik” adı verilmektedir. (1) Misyonerlik; normal her türlü yol ve yöntemle olduğu gibi, deprem, yangın, sel, açlık, kuraklık, hastalık, yoksulluk gibi olağanüstü ortamlarda da açık veya gizli her çeşit yolu deneyerek insanları kendi anladığı ve kabul ettiği Dini Hareketin/ Hıristiyanlığın herhangi bir grubuna kazanma gayreti içinde olan organize bir oluşumun eylemlerinin ortak adıdır. Dolayısıyla misyonerlik, sadece Hıristiyan inancının duyurulmasını amaçlayan sıradan bir tebliğ olayı değil, Pavlus’un da vurguladığı gibi “ne yapıp edip insanların Hıristiyanlığa kazandırılması “ faaliyetidir.

Hıristiyan inancına göre misyonerlik, Hıristiyanlıkla birlikte ortaya çıkmıştır. Kilisenin kurucusu olan Hz. İsa aynı zamanda ilk misyonerdir. İsa Mesih’in Havarilerine tevdi ettiği en önemli görev de İncil’i bütün milletlere yaymalarıdır. Bu temel görev, dört temel İncil’de ifade edilmiştir. Ancak yine aynı İncil’de İsa’nın mesajını sadece İsrailoğulları arasında yaymaya çalıştığını ve havarilerine de bunu tavsiye ettiğini gösteren ayetler vardır. Hıristiyanlar bu tezatı çarmıh öncesi ve çarmıh sonrası İsa anlayışı ile izah etmeye çalışmaktadırlar. Onlara göre, tarihsel İsa hayatında sadece İsrailoğulları’na mesajın ulaştırılmasına çalışmış ve bunu tavsiye etmiştir. Yine onların inancına göre, çarmıhta ölüp üç gün sonra dirilmesinin ardından ise mesajının tüm insanlara ulaştırılmasını istemiştir. Esasen Hz. İsa’nın çalışmaları misyonerlik faaliyeti değil tebliğ çalışmalarıdır. Bilinen anlamıyla misyonerliği uygulayan ilk kişi Pavlus’tur. Kimi Hıristiyan çevrelere göre o, bugün bilinen Hıristiyanlığın kurucusu, kimilerine göre de Hıristiyanlığı sistemleştiren kişidir. Pavlus gittiği her yerde yeni dini anlatmış, dinin inanç ve öğretilerini yorumlamış, yeni cemaatler oluşturmuş ve irtibat kurduğu topluluklara daha sonra da mektuplar göndererek onları yetiştirmeye çalışmıştır.

Misyonerliğin Tarihi Seyri

Misyonerlik tarih içinde 7 merhaleden geçmiştir.

-M.33-100 arası; Havarîler dönemi,
-100-800 arası; Kiliselerin kurulması,
-800-1500 arası; Ortaçağ dönemi ,
-1500-1650 arası; Reform dönemi ,
-1650-1793 arası; Reform sonrası dönem,
-1793-1965 arası; Modern dönem,
-1965’den sonraki dönem; Diyalog dönemidir.

Hıristiyanların İslam ile tanışmaları 2. dönemin sonlarına denk gelmektedir. Müslümanlarla Hıristiyanların savaş meydanlarında karşı karşıya geldikleri Ortaçağ döneminin ilerleyen zamanlarında ise Hıristiyan misyonerlerinin faaliyetlerinin özellikle Avrupa’nın tamamının Hıristiyanlaştırılması konusunda yoğunlaştığı görülmektedir. Bunun en önemli sebebi, VII. yüzyıl başlarından itibaren doğuda hızla yükselen ve Ortadoğu ile Kuzey Afrika’da yayılan İslam’dır. Bazı yazarlarca Hıristiyan misyonerliği açısından “karanlık çağ” olarak adlandırılan 500-1000 yılları arasındaki bu dönemde İslam’ın hızla ilerlemesi ve çeşitli Hıristiyan halklarını kendi bünyesine alması karşısında kilise destekli misyonerler Avrupa’nın henüz Hıristiyanlaşmamış bölgelerine yönelmişlerdir. 4. ve 5. dönem ise misyonerlerin İslam’ı kılıç zoruyla yok edemeyeceklerini anladıkları ve içten çökertme hareketlerini başlattıkları dönem olmuştur. 6. dönemde casusluk faaliyetleri artmış, Osmanlı’nın yıkılması için çeşitli plânlar yapılmıştır. (2) Anadolu Müslümanlarına yönelik sistematik Hıristiyanlaştırma faaliyetleri 19. yüzyıla kadar fazla görülmemişti. Bunun en önemli nedeni bu dönem öncesi Osmanlı’nın siyasal anlamda gücünü henüz kaybetmemiş olmasıydı. Osmanlının yıkıldığı Modern dönem ve sonrasında ise Misyonerler İslam dünyasında at koşturarak ‘altın çağ’larını yaşamıştır.

Misyonerlerin Çalışma Metodları

Yaklaşık iki bin yıllık bir tarihe sahip olan Misyonerlik, bu süre zarfında kendisine çeşitli stratejiler belirleyerek metodolojisini oluşturmuştur. Bugün pratikte yürütmüş oldukları bu metotların bir kısmı çok eskiye dayanırken bir kısmı da dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir.

Misyonerler, işlerine ilk olarak muhatap kitleyi doğru bir şekilde tespit etmekle başlamaktadır. Mesajlarını ulaştıracakları en uygun birey ya da toplumu belirledikten sonra o birey ya da toplumun hayatına yerleşirler. Bu merhalede önemsedikleri ilk husus birey/toplumun dikkatini kendi üstlerine çekmemektir. Bu nedenle gittikleri toplumun dilini, kültürünü ve inançlarını öğrenmek için yoğun çaba sarf ederler, onlardan biriymiş gibi davranmaya çalışırlar. Bu ise onların uygulamış olduğu en eski metottur. Bu metot ilk esas misyoner Pavlus tarafından Yahudileri Hıristiyanlığa çekme amacıyla kullanılmıştır. Misyonerler dikkat çekmemek amacıyla yerel birtakım kuruluşları doğrudan ya da dolaylı olarak kullanırlar. Bunlar arasında yardım kuruluşları, dil merkezleri, yabancı eğitim kurumları, turizm acenteleri ve ticari şirketler vs. zikredilebilir. Dikkat çekmeme ve olumsuz etkileri bertaraf etme meyanında zikre değer bir diğer yöntem ise günümüz Hıristiyan misyonerlerinin kullandıkları “evangelizm” söylemidir. Emperyalizmle ilişkisinin çağrıştırdığı olumsuz anlamdan dolayı misyonerlik yerine bu tür kelimeleri kullanmaktadırlar. Evangalistler; tek amaçlarının İsa’yı dünyaya duyurmak olduğunu ve kimseyi zorla Hıristiyan yapmak gibi bir niyetlerinin olmadığını söylerler.

Misyonerlik faaliyetleri açısından yürütülen sosyal etkinlikler de son derece önemlidir. Misyonerler, aralarında faaliyette bulunulacak kimselerle olumlu ilişkilerin kurulmasında sosyal etkinliklerin önemli bir rol oynadığını düşünmektedir. “Arkadaş evangelizmi” olarak adlandırılan arkadaşlık ilişkilerinin kurulması yanında çocuk kulüpleri oluşturmak, anaokulları kurmak gibi çocuklara yönelik aktivitelerle huzurevlerine ziyaretler düzenlemek, sağlık sorunlarıyla ilgilenmek, yalnızlık problemlerine çözüm getirmek gibi yaşlılara yönelik faaliyetler önem verilen sosyal etkinlikler arasındadır. Misyonerlerce işletilen kültür evleri, dil kursları, dostluk evleri, bazı turizm ve danışmanlık büroları gibi kuruluşlar, onların hedef seçtikleri çevreyi tanımaları ve mahalli halkla arkadaşlık ilişkileri geliştirmeleri açısından ideal ortamlar olarak görülür. (3)

Günümüz misyonerlerinin uyguladıkları diğer bir metot ise İnkültürasyon yani kültüre uyarlama metodudur. Böylece Hıristiyan öğretileri, ibadet şekilleri ve Hıristiyan yaşam tarzı mümkün olduğu ölçüde yerel geleneklere uyarlanıp halka sunulur. Mesela, Müslümanlarla konuşurken tek tanrıya inandıklarından bahsetmekte, Hz. Peygamberi ve Kur’an-ı Kerim’i kabul ediyormuş gibi bir izlenim vermeye çalışmaktadırlar. Kuran’dan ayetler okuyarak Hıristiyanlıkla benzer yönlerini vurgulamaya çalışmakta ve kendileri kesinlikle inanmadıkları halde bütün dinlerin aslında aynı olduğunu iddia etmektedirler. Bunu muhatabına kabul ettirdikten sonra ise İslam’daki ibadetlerin zor olduğunu savunmakta ve Hıristiyan olup haftada bir kiliseye gitmekle yükümlülükten kurtulmalarını önermektedirler. Bu metodun gerçekleşmesiyle Hıristiyanlığın özü değişmeksizin farklı kültürlere uyarlanmış biçimleri dünya genelinde varlık kazanacak, böylece Hıristiyanlığın sanıldığı gibi Avrupa veya Amerika merkezli bir din değil evrensel kurtuluşu hedefleyen bir inanç sistemi olduğu ifade edilmiş olacaktır.

Misyonerlerin uyguladıkları modern metotlardan birisi de “dinler arası diyalog” meselesidir. Bu, Papalığın, AB ile ortak hareket ederek almış olduğu bir karardır. 2. Vatikan Konsilinde gerek Müslümanlarla gerekse Hıristiyan olmayan diğer kişilerle ilişkilerin hangi boyutta olması gerektiğine dair önemli kararlar alındı. Örneğin Müslümanlara yönelik belgede, İslam’ın tarih boyutu hep olumlu meyveler verdiği ve Müslümanların gerek İsa’ya gerekse Meryem’e büyük saygı duydukları belirtildikten sonra, her ne kadar tarihte Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında bir takım olumsuz hadiseler yaşandıysa da artık her iki dinsel topluluk arasında daha yapıcı ve olumlu ilişkilerin kurulmasının gerekliliği vurgulandı.
Sanal Kilise: Sanal kilise kavramı, misyonerlerin oluşturdukları bir kavramdır. İnternet ortamında Hıristiyanlığı doğrudan ve dolaylı tanıtan siteler yanında, bir Hıristiyan’ın günlük hayatında ihtiyaç duyabileceği birçok dini ihtiyaçlarını karşılayabileceği şekilde tasarlanmış, internet kilisesi diye de adlandırabileceğimiz sitelere verilen ortak bir isimdir. Sanal kiliselerin en büyük özelliği çeşitli sebeplerden dolayı kiliseye gidemeyen kişilerin internete bağlanarak kiliseyi bulundukları mekâna getirmeleridir. Bilgisayarın ve internetin her geçen gün yaygınlaşması misyonerlere yeni çalışma alanları kazandırmakta hızlı ve en ekonomik bir şekilde büyük bir gençlik kesimine hiçbir kanuni ve fiziki kısıtlama olmaksızın ulaşabilmektedirler. Bazen sanal kilise, bazen ücretsiz İncil talebi, bazen dua talebi, bazen araştırma sitesi, bazen de en çok okunan kitaplar gibi çeşitli isimler altında internet kullanıcılarının karşısına çıkmakta bir tıklama sonucu kendinizi doğrudan veya dolaylı bir şekilde Hıristiyanlık propagandasının yapıldığı sitelerin birinde bulmaktasınız. Sanal misyonerlik bu yolla, misyonerlik faaliyeti sonucu Hıristiyan olmuş kişileri de aktif bir şekilde organizasyonlara dâhil ederek yeni Hıristiyan adayları bulma ve bu adaylara ulaşma amacı gütmektedir. Sonuç itibariyle sanal misyonerlik, Pavlus’tan günümüze kadar yoğun bir şekilde yürütülen faaliyetlerinin teknolojik boyutunu ifade etmektedir. (4)

Misyonerliğin Sosyal, Siyasi Ve Fikri Alandaki Etkileri

Batı dünyası ile İslam alemi arasında cereyan eden savaş her şeyden önce hak-batıl savaşıdır. Günümüzde iki taraf arasındaki savaşın sebepleri her ne kadar siyasi ve ekonomik olarak lanse edilsede en temelinde din olgusu yatmaktadır. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un yaptığı bir açıklamada belirttiği gibi bu savaş “yeni bir haçlı seferinin başlangıcıydı”. Konusunu ettiğimiz Misyonerlik ise bu savaşın bir parçası durumundadır. Batı dünyası yürütmüş olduğu bu savaşta “Misyonerlik-Oryantalizm-Sömürgecilik” kartlarını kullanmaktadır. Misyonerlik, Oryantalizm’e erken dönemlerde bilgi noktasında hammadde sağlayan; Sömürge gücü için ise “direnç ve direnişi yumuşatan öncü bir birlik rolü” oynar. Sömürgeci güçler sömürmek istedikleri bölgeleri ilk önce misyoner ajanlar vasıtasıyla tanır sonrasında ise o bölgede faaliyetlerine başlarlardı. Misyonerler ise yaptıkları hizmetin karşılığında bu güçlerden maddi kaynak elde ederlerdi. Örneğin Fransa’yı, kendi ülkesinde katı laik bir devlet görmemize rağmen, dışarıda din adamlarını himaye eden devlet olarak buluruz. Fransa’dan kovulan Katolik misyonerler, Fransa içinde Fransızlarla didişirken, Fransa sömürgelerinde, Fransa’nın menfaatlerinin bekçiliğini yapan bulunmaz dostlardır. Aynı şekilde petrol, altın ve madene meftun ABD, dünyanın yarısını, ruhi hayata ve dinden gelen bir sulha daveti gaye edinen misyonerlerle hegemonyası altına almıştır. Papa’ya Vatikan şehri hudutları içinde hapis hayatı yaşatan laik İtalya, bütün emperyalist politikasını misyonerlerin çalışmaları üzerine kurmuştur.

Emperyalist Batı, zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Kara Kıta Afrika’yı misyonerlik yoluyla Hıristiyanlaştırmış ve sömürmeye başlamıştır. Misyonerler bölgeye sadece din adamı olarak değil bazen sağlık görevlileri bazen yardımsever bir birey bazen de sosyal hizmet uzmanı olarak yerleşmişlerdir. Bu amaçları doğrultusunda insanları önce hasta edip sonra tedavi etmişler, su kuyuları açarak insanların bu problemine çare bulmaya çalışmışlar, yetim çalışmaları ve eğitim faaliyetleri adı altında Afrikalı çocukları Hıristiyan öğretilerine göre yetiştirmişlerdir. Son durumda gelinen noktada ise Afrika-özellikle Güney kısmı- Hıristiyanlaştırılmış ve bugün dünya üzerindeki Hıristiyan nüfusunun %25’ini oluşturur olmuştur. %25 Hıristiyan nüfusa sahip olan Avrupa, kendisi Hıristiyanlıktan kopmuş ancak Kara Kıtayı Hıristiyanlaştırmıştır. (5) Misyonerlerin emperyalist emelleri hakkında fikir vermesi bakımından Kenya’nın ilk Başbakanı olan Kamau Kenyatta’nın sözlerini zikretmekte fayda vardır: “Misyonerler bizim topraklarımıza geldiğinde İncil onların, topraklar Afrikalıların elindeydi. Bize gözü kapalı dua etmesini öğrettiler. Sonra gözlerimizi açtığımızda, İncil bizim, topraklarımızsa onların olmuştu.”

Misyonerliğin fikri alandaki etkilerine gelince; bu da siyasi alandaki tahribattan aşağı kalıyor değildir. Misyonerlerin kullanmış oldukları sanal kilise hizmetleri, evangelist arkadaşlık çalışmaları, inkültürasyon ve dinler arası diyalog projeleri maalesef İslam ümmetinin zihinlerinde ve kalplerinde derin tesirler meydana getirmiştir. İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan birisi Hıristiyan olabiliyorsa, Hıristiyanların da cennete gireceklerini savunan İlahiyatçı yazarlar çıkıyorsa, İslam toplumları özlerini kaybedip ‘Batılılaşma İhaneti’ içine girmişlerse, dünya üzerinde oluk oluk kan akıtan Hıristiyan dünyasına halen sıcak bakılabiliyorsa, Oryantalist çalışmalar sonucunda neredeyse Kur’an bile sorgulanır hale gelmişse eğer, bu noktadan sonra misyonerlerin tehlikesini göz ardı etmemiz nasıl mümkün olur?

İbretlik Bir Olay

Amerika’da doktorasını yapan Yrd. Doç. Mustafa Köylü’nün yaşadığı şu olay üzerinde Müslümanlar olarak çokça tefekkür etmemiz iktiza eder: (6)

Şiddetli soğuk bir günde arabam bozuldu, çalışmıyordu. Onu tamirciye götürdüğümde, bana 250 dolara yapacaklarını söylediler. Arabayı tamirden aldım, ancak araba aynı arızayı tekrar gösterdi. Ben de arabaya tekrar bakmalarını istedim. Ancak benden ikinci kez bakım ve el emeği parası istediler. Oysa oradaki uygulama genelde şöyledir: başta bir fiyat biçerler, daha sonra o fiyatın üç-beş katı fazlaya mal olsa bile onu bedava yapmak zorundadırlar. Muhtemelen benim yabancı oluşumdan istifade ederek, ekstra 600 dolarlık daha masraf çıkardılar. Ben de onu ödemek istemedim, çünkü arabayı satsam zaten o para etmezdi. Fakat arabasız da olmuyor. Tam bir çıkmaza girdim. Bu durumu yakın bir arkadaşıma anlattım. O da bana “sen hiç üzülme, ben onu kiliseden falan kişiye söylerim, o da kesinlikle sana yardımcı olur” dedi. Ertesi günü akşam üstü söz konusu kişi beni aradı. Ben de durumu ona anlattım. “Sen hiç merak etme, onu hallederiz” dedi. Sabahleyin geldi. Hava o kadar soğuktu ki, dışarı çıkmak mümkün değildi. Arabanın motoru da donmuştu. Ona “ben bu soğuk havada dışarıda duramam, isterseniz daha sonraya bırakıyım” dedim. O da, “ben asker emeklisiyim, bu tür soğuklara alışığım, sen git içerde otur, ben ilgilenirim” cevabını verdi. Kendisi saatlerce uğraştı, çalıştıramadı. Bunun üzerine kiliseye gitti, oradan bir ısıtıcı getirdi, motoru ısıtmaya çalıştıksa da yine çalışmadı. Bunun üzerine benim arabayı, kendi arabasına bağlayarak evine götürdük. Bana benim beklememe gerek kalmadığını, kendisinin gerekirse yedek parça alıp tamir edeceğini belirtti. İki gün sonra sabah erkenden telefon açtı. Arabamı tamir ettiğini söyledi. Daha sonra arabayı alıp eve getirdik ve evin önüne park ettik. Çay ikram edebileceğimi söyleyerek onu eve davet ettim. Çay içerken ona ismiyle hitap ederek dedim ki, “Run, çok teşekkür ederim beni büyük bir sıkıntı ve masraftan kurtardın, sana yedek parça parasına ilave olarak -çok az ama- 100 dolar vermek istiyorum, lütfen kabul ediniz” dedim. O da bana hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi: “Tanrı bana, benim istediğimden çok fazlasını verdi. Evim var, arabam var, kendimi geçindirecek kadar aylığım da var. Bunun ötesinde ben daha fazla parayı, ya da dünyalığı ne yapayım. Biraz da Tanrı yolunda bu insanlara hizmet etsek, ne olur?” Ona sordum,” peki eşiniz sizin bu yaptığınız işlere karışır mı?” O da dedi ki, “o sadece kendi kazancından ve harcamasından sorumludur, ben ondan herhangi bir maddi külfet istemiyorum ki.” Yine ekledi, “Mustafa hiçbir zaman tereddüt etme, eğer herhangi bir ihtiyacın olursa hiç çekinmeden bana derhal bildir, insanlara hizmet benim aşkımdır.” Elbette bu sözleri söyleyen 70 yaşında ihtiyar Amerikalıya teşekkür etmekten ve içimden Allah hidayet versin demekten başka diyeceğim bir şey yoktu.

————————-

1. bkz. Misyonerlik Ve Hıristiyan Misyonerler, Doç.Dr. Şinasi GÜNDÜZ
2. bkz. İnternet Ortamında Misyonerlik Faaliyetleri Ve Sanal Kiliselerin Çalışma Yöntemleri, Hasan YEL Yüksek Lisans Tezi,2006, Konya
3. Dia,Misyonerlik Maddesi
4. bkz. İnternet Ortamında Misyonerlik Faaliyetleri Ve Sanal Kiliselerin Çalışma Yöntemleri, Hasan YEL
5. Bkz.ABD’li Pew Araştırma Merkezinin “ 2010 Dünyanın En Önemli Dini Gruplarının Büyüklüğü ve Coğrafi Dağılımı” anketi.
6. Günümüz Misyonerlik Faaliyetlerinde Bazı Metodik Yaklaşımlar (ABD örneği) Yrd. Doç. Dr. Mustafa Köylü-Makalenin tamamının okunmasının faydalı olacağı kanaatindeyim.