Hamd bize bir peygamber göndermekle bizi küfür bataklığından kurtaran Allah’a;

Salat ve Selam ise ümmetine pek düşkün olan ve onların sıkıntıya düşmesi kendisine pek ağır gelen efendimiz, önderimiz, rehberimiz, canımızdan ve tüm sevdiklerimizden bize daha sevimli olan Hz. Muhammed aleyhisselam’ın üzerine olsun.

Günümüzün en tehlikeli hastalıklarından bir tanesi de İslam’ın en önemli ikinci kaynağı olan sünneti inkâr etme hastalığıdır. Hadislere olan güveni ortadan kaldırıp yerine hevanın ve nefsani arzuların hâkim kılınmaya çalışılmasıdır. Kur’an’ı tefsir eden sahih kaynakları gözardı edip Kur’an’ın tahrif edilmeye çalışılması faaliyetidir.

Bugün bu mesele dikkatlice mülahaza edilecek olursa, Peygamber Aleyhisselam’ın peygamberliğini kendilerinden gelmediği için reddeden ve biz bize indirilene tabi oluruz diyen Yahudilerle, Kur’an bize yeter deyip peygamber aleyhisselâm’a Allah’ın verdiği peygamberlik misyonunu yakıştıramayanlar peygamber aleyhisselam’ı itibarsızlaştırma hususunda temelde aynı çizgi üzerinde yürümektedirler.

Dikkat edilecek olursa her meslek erbabı kendi mesleğinde uzman olup bu mesleğin ilmini en güzel bir şekilde tahsil etmiştir. Doktor, mühendis, öğretmen gibi her bir meslek sahibi alanında uzmandır. Bu ilimlerin hiçbiri bu alanlarda bilgi sahibi olmayanlardan öğrenilemez. Bir öğrencinin yanında öğretmeni bulunmaksızın okuma ve yazmayı kendi kişisel gayretiyle öğrenmeye çalışması büyük bir yorgunluktan başka bir şeye sebep olmaz. Her bir ilim dalı o ilmin mütehassısı tarafından detaylı ve kapsamlı bir şekilde öğrenilebilir. Bu sebeple Allah tarafından özel olarak seçilip yetiştirilen ve İslam dinini mükemmel bir şekilde bilip öğreten bir peygamber varken, onu bırakıp heva ve hevesin ardısıra gitmek nasları anlamada ve algılamada vahiy ile konuşan bir peygamberi bırakıp, aklı esas almak asıl mantıksızlık değil de nedir? Bu durum en iyi tabir ile motor tamircisinin doktorluğa özenmesi gibi bir şeydir. Nitekim kıyas mantığını bilmeyen böyle bir kişi araba motoru ile insan kalbini aynı vazifeyi yapar şeklinde gördüğü için kendisini uzman bir doktor gibi zannedecektir. Bir müddet sonra motor tamircisi olduğunu unutan bu kişi, zamanla kendini bu alanda en zirve olan bir profesörden bile üstte görecektir. Bu misalde olduğu gibi naslardan habersiz olan ve ilmi saygıdan uzak olan bu gibi garibanlar, bu ilmin menbaı olan peygamber aleyhisselam’ı bile kendilerinden daha az düşünebilen ve akli melekesi kendilerinden daha mütevazı gibiymişçesine bir havaya girmektedirler. Bu gibi kimselere tabi olanlar ise akıl seviyeleri hususunda ciddi soru işaretleri bulunan bu gibilerinin peşinden giderek onların sancakları altında haşrolmanın mücadelesini vermektedirler. Bu gibi kişilerin düştüğü durum yanlış yola kanalize edilen hatta ve hatta hakikatte o ilmin zıddına çalışandan ilim tahsil etmeye benzer ki şeytanın ve hevanın ardı sıra gitmenin İslam’a tabi olmakla yakından uzaktan alakası yoktur. Başka bir misal ile yolunu şaşırmış ve kaybolmuş bir kişinin kendisine doğru yolu göstermeye çalışan ve bu bölgeyi çok iyi bilen birisinin yardım teklifine olumsuz cevap vermesi ve bana gösterdiğin yolu kabul etmeyeceğim, ben kendi bildiğim ve tecrübe edeceğim yoldan gitmeyi tercih ediyorum diyen zavallı ve basiret yoksunu bir adama benzer ki bu yolculuk esnasında karşılaşacağı binbir türlü musibet ve felaketler onu bu kaybolduğu yerden çıkaramadığı gibi başladığı yola bile geri döndüremeyecektir. Allahu Teâlâ kişiyi böyle bir şaşkınlığa düşmekten muhafaza etsin.

Günümüzde mezhepsizlerin mezhepleri reddetmelerindeki temel yaklaşımlarının esas noktası da hadis inkârcılığı ile doğru orantılıdır. Hadisleri inkâr, hadislerin sahibi olanı da inkâr manasına gelir. Zamanla hadislere karşı şüpheci yaklaşım peygamberlik misyonuna da şüpheci yaklaşımı beraberinde getirmiş, kendi zekâsını Peygamber Aleyhisselam’ın zekâsından üstün gören Yahudi zihniyetli ve kafasında olan Müslüman görünümlü kişilerin türemesine sebep olmuştur. Böyle bir zihniyet tarzı Yahudi’nin yapacağı tahribattan çok daha fazlasını yapabilecek çok tehlikeli bir cümlenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çıkış noktası Rahmani olmayan bir çizginin dümdüz bir halde olması mümkün değildir. Her halükarda hatadan ve günahtan masum olan bir Peygamberin izinden gitmeyi beğenmeyen bu gibi kişiler, Ehlisünnet çizgisinden farklı bir itikat üzere olup kendilerini peygamberden üstün gören, hata yapmayan ve günah işlemeyen bir varlık yerine koymaktadırlar. Mezhepleri inkâr edenler hakikatte kendilerinin de bir mezhep sahibi olduklarının farkında değil midirler? O beğenmedikleri mezhepler ve sahipleri ayet ve hadisler ışığında mezheplerini şekillendirmişler iken acaba bu mezhepsizler neyi veya neleri kendilerine ölçü olarak almışlardır? Mezhep demek bir yola tabi olmak ve bir yol üzere bulunmak manasında olduğuna göre mezhepsizler acaba yolsuz mudurlar yoksa mezhepleri inkâr namına şeytan ve hevaya mensup bir mezhebe niye bağlanmışlardır. Mezhepleri kabul etmeyenler de hakikat de bir mezhep üzeredirler ki o da şeytanın mezhebidir. Peygamberin açık rehberliği karşısında bu yardımı istememek tek kelimeyle budalalıktır. Herkes işe tekrar başlama çizgisinden koyulacak olursa bu büyük bir zaman ve enerji kaybı olur. Hiçbir ilim ve sanat alanında böyle yapılmaz iken İslami ilimler alanında niye böyle bir yola kalkışılsın ki peygambere tabi olmayı reddeden kişinin hiçbir zaman doğru bir yol bulamayacağını veya başka bir deyişle Allah’a ulaşamayacağını fark edeceksiniz. Bunun böyle olmasının nedeni doğru bir kişinin öğütlerine inanma yerine dine inanmayı reddeden kişinin gerçeğin görünümünü kendisinden uzaklaştıran sapık bir yol benimsemesidir. Bu kişi kendi inatçılığı, gururu peşin yargısı ve sapıklığının kurbanı olmaktadır. Gerçek peygamber bizzat Allah tarafından seçilir. Mesajını kullarına ulaştırmak için onu insanlara gönderen Allah›tır. Peygambere iman ve itaat Allah’ın emridir. Bu nedenle Allah’ın elçisine ve getirdiklerini inanmayı reddeden kişi aslında Allah’ın emirlerini yerine getirmeyi reddetmektedir ve bir asi olmaktadır. Şüphesiz bir hükümdarın vekilinin yetkisini tanımayı reddeden aslında hükümdarın yetkisini reddetmektedir. Peygamberlik misyonunu hafife alanların bunu bir kere daha düşünmeleri gerekir.

Rabbimiz bizleri kendisine sımsıkı sarıldığımızda asla sapmayacağımız iki kaynaktan ibaret olan Kur’an ve sünnete bağlı kullarından eylesin. Kendisine ehlisünnet vel cemaat deyip te sünnetten uzak olan ve cemaate muhalefet eden garibanlardan eylemesin. Allahumme Amin. Selam ve dua ile.