Kıyamet günü yedi sınıf insan vardır ki,  Allah’ın arşının gölgesinden başka gölgenin olmadığı bir günde onları kendi arşının gölgesinde barındırır. İşte bu yedi sınıf içerisinde; güzel ve mevki sahibi bir kadının kendisine davet ettiğinde, “Ben Allah’tan korkarım” diyerek bu teklifi reddedenler sınıfı da vardır.  İbn’ul Mübarek bu hadisi naklederken ”kendisine” diye bir fazlalık ile birlikte zikretmiştir. Beyhâki “Şuabu’l İmanda” bu rivayeti “kendisini ona sundu” şeklinde nakletmiştir. Hadisten, kadının erkeği zinaya çağırdığı anlaşılıyor. Nitekim Kurtubi kesin bir şekilde bunu açıklamıştır. Başka görüşe yer vermemiştir. “Ben Allah’tan korkarım” sözünü ilk akla gelen manaya göre, kişi bu sözü diliyle söyler. Bununla kadını çirkin ahlakından çevirmeye çalışır. Nitekim Kadı Iyaz, İbn Battal, Kurtubi’nin şöyle dediğini bildirmiştir: “Bu söz Allah korkusunun şiddetinden, takvanın güçlü olmasından ve hayâdan ileri gelir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hadisin bu kısmında kadını, Arap adetlerine göre en üstün özelliklerle tasvir etmiştir. Bu özelliklerdeki kadına olan rağbet, hayli fazladır. Zira bir yanda sosyal konum ve parayı getiren makam, diğer yanda ise güzellik söz konusudur. Çok az kadında bu iki özellik bir arada bulunur.[1]

Hadiste güzel ve makam sahibi kadınla evlenilmemesi değil böyle bir kadından gelen zina teklifini reddeden mü’minlerden bahsedilmektedir. Bir erkeğin göreceli güzellik anlayışına ters olan bir kadından gelen zina teklifine çok itibar edilmeyebilir. Ya da toplum içerisinde saygın bir konumu olmayan bir bayan veya erkeğin zina teklifine bir erkek veya bir kadın imanı gereği karşı koyabilir ya da kolayca savabilir. Ancak toplumda herkesin parmakla gösterdiği ve güzelliği ile dillere düşen bir kişiden gelen zina teklifine karşı koyabilmek için Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek kadar üstün bir takvaya, dereceye sahip olmak gerekmektedir.

Bu hadis bize üstün niteliklerine rağmen vazgeçilen kötü bir amelden dolayı, Allah nezdinde saygın bir yere sahip olunacağından bahsedilmektedir. Zira böyle bir teklife herkes karşı koymaz. Bu tavrı almak gerçekten de kadın olsun erkek olsun alınacak zor bir tavırdır. Çünkü nefsi zorlayan niteliklere sahip bir kadın veya erkek, insanoğlunu zor durumda bırakmaktadır. Her türlü nimeti bahşeden âlemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun. Şehvet, mü’min bir kalbe sahip olanların yanında tasması takılmış ve ehlîleştirilmiştir. Mü’minlerin yanında şehveti, sadece helal yoldan maksatları giderilmiş olarak bulursun. Ancak sahibi gafil olan kalplerin yanında şehveti, tasmasını koparmış sağa sola saldıran ve maksatları aşan bir halde bulursun. Şehveti dizginlemek her yiğidin harcı değildir. Bu yüzden şehvetin etrafını dikenli çitlerle örmek suretiyle önlem almak gerekmektedir. Her insan şehvetiyle imtihan olabilme potansiyeline sahiptir.  

Tefsir, hadis ve fıkıh âlimi olan Süfyanı Sevri rahmetullahi aleyh şöyle söylemiştir: “Ağzına kadar para dolu bir evi emanet etmede bana güven. Ama bana helal olmayan siyahi bir cariyeyi emanet etmede asla güvenme!”[2] evet paradan insan kendini uzaklaştırma yeteneğine ya da yönelmeme hatta nefret etme kabiliyetine sahip olarak kendini eğitebilir. Ancak hiçbir erkek ya da hiçbir kadın bir odada bir arada iken, hiçbir eyleme girişmeyeceğine dair kendisine kefil olamaz. Örneğin; Günümüzde asgari ücretle geçinen insanlar yolda balya şeklinde buldukları paralara tenezzül etmeyip sahibine teslim etmelerine “insanlık ölmemiş” manşetleri ile şahit oluruz. Ancak aynı kişinin, kendilerinden başka kimselerin olmadığı bir ortamda karşıt cinsin, edalı cümleleri ile cilveli bir şekildeki teklifte bulunuşuna karşı durma olasılığı çok zayıftır. İster vasıfsız bir insan ol, istersen de ünlü bir âlim içerden gelen bu dürtünün yapacağı bu hata bir anda gerçekleşen trafik kazasına benzemektedir. Bu konuda kimse ne kendine ne de çok güvendikleri kişilere kefil olabilir. “Biz küçüklükten beri kardeş gibi yaşadık” ya da “ben onun çocukluğunu bilirim” veya “o beni kardeşi gibi görür” cümlelerine cevap olarak gazetelerin ikinci sayfaları veya televizyon programlarındaki çeşitli aile haberlerini vermemiz yeterli olacaktır. Haber kanallarına ve gazete sayfalarına intikal etmemiş daha nicelerini saymıyoruz.

İnsan olan hiçbir nefis, içine kadar girmiş bir vakıanın içinde şehvet imtihanından galip olarak çıkacağına kesinlikle inanamaz. Bu yüzden böylesi bir duruma düşmekten Allah’a sığınır. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bulunan bir genç bile şehvetinden dem vurarak, yeni yasaklanmış olan zinanın yasal olması adına bizzat Rasûlullah’a talepte bulunmuştur. Bu olay şu şekilde gerçekleşmiştir: Genç biri Allah Rasûlüne gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü! Zina etmem için bana izin ver” dedi. Oradakiler kendisine doğru dönüp: “Yavaş ol, yavaş ol!” diyerek azarladılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, gence: “Yaklaş!” buyurunca, genç yaklaştı. Ona: Annenin zina etmesi hoşuna gider mi? buyurunca, genç: “Hayır vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “insanlar da annelerinin böyle bir şey yapmasını istemez. Kızın için böyle bir şeyden hoşlanır mısın? Buyurunca, genç: “Hayır, vallahi sana kurban olayım, ey Allah’ın Rasûlü!” karşılığını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlar da kızlarının böyle bir şey yapmasını istemez. Kız kardeşin için böyle bir şeyden hoşlanır mısın? Buyurunca, genç: “Hayır, vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlar da kız kardeşlerinin böyle bir şey yapmasını istemez. Halan için böyle bir şeyden hoşlanır mısın? Buyurunca, genç: “Hayır, vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlar da halalarının böyle bir şey yapmasını istemez. Teyzen için böyle bir şeyden hoşlanır mısın?’ buyurunca, genç: “Hayır, vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlar da teyzelerinin böyle bir şey yapmasını istemez” buyurdu. Sonra elini o gencin üzerine koyarak: “Allah’ım! Günahını bağışla, kalbini temizle ve iffetini koru” diye dua etti. Daha sonra bu genç böyle bir şeyle ilgilenmedi. [3]

Rasûlullah bu genci sözlerinden dolayı yargılamadı ve huzurundan kovmadı. Âlemlere rahmet olarak gönderilmenin gereğini yaptı. Merhamet kanatlarını gencin üzerine açarak, ona nerede hata yaptığını ve ne yapması gerektiğini hikmete uygun bir şekilde, günümüzde “duygudaşlık” denilen tekniği uyguladı. Gencin benliğinde var olan vicdanını sorgulamaya teşvik ettirdi. Peki, biz Rasûlullah’ın tekniğini gençlere uyguluyor muyuz? Yoksa nasihat vermek şöyle dursun her bir gencimizi yargılayıcı bakışlarımıza kurban mı ediyoruz? Evet, bu hadiste zinadan uzaklaşmakta zorluk yaşayan bir gence şahit olduk. Ayrıca Rasûlullah’ın zinaya giden yolu nasıl tıkadığını da şahit olduk. Şehvet her çağda çağına göre zor bir imtihandır. Her çağda nikâh dışı birleşmelerin hem fertte hem de toplumda nasıl bir ahlaki çöküşün meydana geldiğini tarihi kaynaklar bize göstermiştir. Böyle ferdi ve toplumu ifsat edici bir günahın birde daha da cezbedici nitelikleriyle ayaklarınıza kadar geldiğini düşünün. Acaba ayaklarınıza kadar gelen böylesi bir teklif karşısında ben Aziz ve celil olan Allah’tan korkarım mı dersiniz? Yoksa Allah’ı unutma gafletine mi düşersiniz? Böylesi bir durumda kalan bir genç, bize örnek olacak bir tutum ile adeta nefsimizi aşağılamamıza sebep olacak bir tavır sergilemiştir. Bu olayı Kûfe’nin abidlerinden biri olan Ahmed b. Saîd babasından naklen bize şöyle anlatıyor: ‘Kûfe’de bizim yanımızda sürekli olarak ibadetle meşgul olan, her zaman camide duran ve neredeyse oradan hiç çıkmayan çok yakışıklı bir genç vardı. Güzel ve akıllı bir kadın bir keresinde onu gördü ve âşık oldu. Kadının aşkı ona galip gelince dayanamayıp bir gün gencin geçtiği yola çıkıp ona şöyle dedi: “Sana bir şey söyleyeceğim, beni dinler misin?” Genç başını öne eğerek dedi ki: “Bu bir töhmet yeridir ve ben töhmet altında kalmak istemem!” Kadın dedi ki: “Vallahi ben burada senin nasıl birisi olduğunu bilmediğimden dolayı durmuyorum. Siz âbidler hemen kırılıverecek narin camlara benziyorsunuz. Ancak sana söyleyeceğim sözlerin özeti şu: Bütün uzuvlarım seninle meşgul! Aramızdaki şeyi Allah’a, Allah’a şikâyet ediyorum!” Genç evine döndü ve namaz kılmak istedi ama nasıl namaz kılacağını akıl edemedi. Hemen bir kâğıt alıp not yazdı ve evden çıktı. Kadının yol üzerinde beklediğini gördü. Yazdığı notu ona atıp geriye döndü. Notta şöyle yazıyordu: “Bil ki ey kadın! Yüce Allah kendisine isyan edildiğinde buna müsamaha gösterir. Kul aynı günahı yine işlerse onu örter. Fakat kul günah elbisesini giyerek isyana devam ederse yüce Allah öyle gazap eder ki yer ve gökler kişiye dar gelmeye başlar. O’nun gazabına kim dayanabilir? Senin söylediğin şeyin aslı yoksa eğer, sana göklerin erimiş maden ve dağların atılmış yün gibi olacağı, bütün ümmetlerin Cebbar ve azametli Allah’ın gücü karşısında diz çökeceği günü hatırlatırım! Vallahi ben nefsimi ıslah etmekte zayıf olduğum hâlde başkasını nasıl ıslah edebilirim? Eğer söylediğin şeyin aslı varsa sana, hasta eden yaraları ve yakıp kavuran ağrıları tedavi eden bir tabip göstereyim; âlemlerin Rabbi olan Allah! İsteğinde samimî olarak O’na yönel. Çünkü ben yüce Allah’ın şu kavli sebebiyle seninle ilgilenemem: ‘Yaklaşan gün hususunda onları uyar. Çünkü o onda dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.’ [4] Bu ayetten nereye kaçılabilir?” Kadın günler sonra yine gelip gencin yoluna çıktı. Genç uzaktan onu görünce evine dönmek istedi. Kadın dedi ki: “Ey genç! Dönme ne olur. Bir daha ancak Allah’ın huzurunda karşılaşacağız.” Sonra kadın uzun bir süre ağladı ve dedi ki: “Bana hiç unutmayacağım bir öğüt ver ve uygulayacağım bir tavsiyede bulun!” Bunun üzerine genç dedi ki: “Sana nefsini, nefsinden korumanı tavsiye ediyorum ve yüce Allah’ın şu kavlini hatırlatıyorum: ‘Geceleyin sizi öldüren, gündüz de ne işlediğinizi bilen O’dur.’[5] Bu sözleri dinleyen kadın başını önüne eğip ilk ağlamasından çok daha şiddetli bir şekilde ağladı.  Sonra kendine geldi, evine kapandı. İbadetle meşgul olmaya başladı. Sonra bu hâldeyken kederinden öldü. Genç adam, ölümünden sonra onu hatırlayıp ağlar ve şöyle derdi: “Ben, işin başındayken onun bana duyduğu isteği kestim ve bunu Allah katında kendime azık edindim.”[6]

 Günümüzde bazı fırsatları kaçırdığımızı düşünen cahil arkadaşların! Acımasız eleştirilerine maruz kalırız. “Bu fırsatı nasıl tepersin” “Ben olsaydım ayağıma gelen bu fırsatı kaçırmazdım” gibi gafilce söylenen sözler kulağımıza çarpılmaktadır. Bu sözlerin sahiplerine kendi kız kardeşlerinin kimlerin fırsatları olduğunu hatırlatmanız üzere sanki o gafil sözleri o söylemiyormuşçasına saldırgan kesilir. Bunlar dünyadaki anlık zevklere köle olmuş akılsızlardan ve bencillerden başkaları değildirler. “İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir fakat bilmezler.”[7] Hikâyede geçen abid genç gibi bizde, bize gelen cazip tekliflerin karşısında Allah katında bir azık edinme adına, bir tavır mı sergileyeceğiz? Yoksa azıkların tükenip bittiği ve yiyeceğin dikenli zakkum bitkisi olacağı, içeceğin ise kanlı irin olacağı bir duruma düşürecek bu cazip teklifleri kabul mü edeceğiz? Kardeşim seçimini nefsine sor. Kardeşim seçimini aklına sor. Üç dakikalık bir zevk mi yoksa ebedi bir zevk midir senin tercihin?

[1]. Feth’ul Bari syf. 299.

[2]. Minhacul Kasidin ve Müfidüs Sadıkin – syf, 619.

[3]. Ahmed İbni Hanbel, Müsned 12/ 130.

[4]. Mü’min, 40/18, 19.

[5]. En’âm, 6/60.

[6]. Minhacul Kasidin ve Müfidüs Sadıkin – syf. 625.

[7]. Bakara 2/13.