Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.
Dinimizin en fazla önem verdiği hususlardan biri de toplu halde hareket edecek cemiyetler inşa etmektir. Birbirine sımsıkı sarılan, hakkı hak, batılı batıl bilen, tek el şeklinde hareket eden bir cemiyet, içinde meydana gelebilecek muhtemel ifsatları engelleyebileceği gibi hayır babından çok yüksek zirvelere de tırmanabilir. Müslümanların tarihinde beraber hareket edildiği zaman elde edilen kazanımlar bu gerçeği tasdik etmek için kâfidir.
Dinimizin, cemaat olma ve tüm mü’minlerin beraber hareket etmekle kurtuluşa ereceğini beyan etmesi, sadece bu konudaki emirlerle ve ayrılığın vahim sonuçları olduğu ile sınırlı kalmamıştır. Öyle ki dinin temel ibadetlerinden olan hac ve namaz mü’minleri bir arada toplamış ve İslâm kardeşliğini sağlam bir şekilde pekiştirmiştir.
Hiç şüphesiz her dönemde Müslümanların kalplerinde tereddüt etmeden bir araya geldikleri yerler mescitlerdir. Çünkü bu mübârek mekânlar içlerinde çeşitli ibadetlerle Allah’ın isminin yüceltilmesi sebebiyle tüm inananların ortak değeridir.
İslâm davetinin başlangıcında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Mescid-i Aksa’ya yönelme emrini aldıktan sonra ibadetlerini Kâbe’de yerine getirmesi, Mescid-i Haram’ı kendisiyle Kudüs arasına alarak ibadet yapmasında mescitlerin ehemmiyetine dair kuvvetli bir vurgu vardır. Oysa Kureyş Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namaz esnasında defalarca eziyet etmiş ve onu öldürme teşebbüsünde bulunmuştu.
Hz. Ömer radıyallahu anh’ın İslâm’a girmesinin Müslümanların Kâbe’de namaz kılma kapılarının açılmasına vesile olacak büyük bir hadise olarak görülmesi ashabı kiramın mescitlere ne kadar ehemmiyet verdiklerine delalet etmektedir. Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh şöyle demiştir: “Ömer Müslüman oluncaya kadar Kâbe’nin yanında namaz kılmaya güç yetiremezdik. O Müslüman olunca Kureyş’le mücadele ederek Kâbe’nin yanında namaz kıldı. Böylece bizde onunla beraber namaz kıldık.” O dönemde putperestlerin merkezi olan Kâbe’de namaz kılma İslâm davetinin Mekke halkı tarafından görülmesi açısından bir başarı sayılmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Medine’ye hicret ettiği ilk anda Kuba mescidini inşa etmesi, ardından Medine’de Mescid-i Nebevi’yi inşa etmesi ve orada bizzat çalışması dikkate şayan hadiselerdendir.

Mescitleri İhya Etmenin Önemi
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yanlız Allah’tan korkan kimseler imar ederler. Doğru yola ermeleri umut edilenler işte bunlardır.” (Tevbe, 18) Mescitleri imar etme iki şekilde olur. Birincisi; onları inşa etme ve süslemeyle alakalı olan fiziki kısmıdır. Bu ayette Kureyş müşriklerine Mescid-i Haram’a dair yaptıkları bazı fiziki katkılarından dolayı iftihar etmelerine reddiye verilmiştir. Asıl mükâfatın ancak bu imarın iman üzere yapılmasıyla elde edileceği belirtilmiştir. İmarın ikinci şekli ise o mescitlerde Allah’ın isminin anılarak ibadet edilmesidir. Ebu Said El- Hudrî radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Bir kişinin mescide gitmeyi adet edindiğini görürseniz onun imanlı olduğuna şahit olunuz. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ‘Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, …kimseler imar ederler.’
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim sabah akşam camiye gider gelirse her gidip gelişinde Allahu Teâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.” Bu hadisi şerifte sadece sabah ve akşam namazları değil her namaz kastedilmiştir. Sabah ve akşam kelimelerinin kullanılması sürekliliğe işaret etmesi için örfi bir tabirdir.
Camilere devam etmek bitmek bilmeyen bir hazineden sürekli istifade etmektir. Gözünü Allah katındaki yüce makamlara diken salihlerin yarışacağı yüce bir hedeftir. Bu mükâfatın sebebi mescitlere devam etmenin vereceği meyvelerdir. Fidanı dahi günahlara kefaret, ecirlere sahip olmayı sağlayan bu yüce amelin gövde salıp meyve vermesi nasıl olur acaba?
Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Bir kimse evinde güzelce temizlenir, sonra Allah’ın farzlarından bir farzı yerine getirmek için Allah’ın evlerinden birine giderse, attığı adımlardan her biri bir günahı silip yok eder, diğer adımı da onu bir derece yükseltir.” İşte bu yüce makamdan dolayı Beni Seleme Mescid-i Nebevî’nin yanına taşınmak istediğinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara mescidin uzağında olan yurtlarında kalıp her adımlarından mükâfat almalarını tavsiye etmişti.
Dinen mazur olmadıkları halde cemaat ile namazı terk edenler Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından tehdit edilmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki, odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adamın cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım.”
Bu ve benzeri namaza devam etmeyenleri tehdit eden hadisi şeriflere dayanan bazı âlimler cemaat ile namaz kılmanın farz olduğuna hükmetmişlerdir. Ahmed b. Hanbel ve İmam Şafii’nin de başlangıçta bu görüşte oldukları daha sonradan cemaat ile namazın farz-ı kifaye olduğu görüşüne yöneldikleri rivayet edilir. Hanefi ve Malikiler’de yaygın olan görüş cemaat ile kılınan namazın sünneti müekkede oluşudur.
İslâm toplumunda cemaate gitmesine herhangi bir engel olmayanların camiye gitmesi vacip olarak kabul edilmiştir. Toplumun tamamen cemaati terk etmesine müsaade edilmez. Çünkü bu durum isyan ve ibadete tavır almak şeklinde görülür. Cemaate mazeretsiz olarak devam etmeyen kimseye ta’zir cezası uygulanır. Onu uyarmayan komşuları da günahkâr duruma düşerler.
İslâm’a davet tarihi mescitlerden, mescitlerin anası olan Mescid-i Haram’dan başlamıştır. İslâmi olmayan bir toplumda, tevhid simgesi olan bu mekânda, tamamen tevhide işaret eden namazın müşriklerin gözleri önünde icra edilmesi günümüz Müslümanlarının ibret alması gereken bir hadisedir. Mescitlerin ihyası ancak o mekânların kurulmuş oldukları amaçlara hizmet etmesiyle gerçekleşebilir. Bu amaçları; Allah’a ibadet, Kur’an-ı Kerim tilaveti, Allah’ın ismini zikretme, O’nun yarattığı kâinatı tefekkür etme, Müslümanların tanışıp-kaynaşması ve İslâm’ın öğrenilmesi şeklinde sıralayabiliriz. Belki de İslâm’ın cami ve mescitleri davet merkezi seçmesinin sayamadığımız pek çok amacı da vardır.
Şurası muhakkak ki cami ve mescitlerden uzaklaşmak “Allah’ın gölgesinde olmayı” müjdeleyen hadis-i şerif ile tezat teşkil etmektedir. O halde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sünnetini ihya etmeye gayret sarf etmek gerekir. Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: “Bir köy ve kırda üç kişi birlikte bulunurda namazı aralarında cemaat ile kılmazlarsa, şeytan onları kuşatıp yener. Şu halde cemaate devam ediniz. Muhakkak ki sürüden ayrılan koyunu kurt yer.”