İsrail dünyaya kendisini “Barış Devleti” olarak tanıtıyor ancak o mübarek topraklara gittiğinizde ve özellikle Filistinli kardeşlerinizle hasbihal ettiğinizde zulme tüm yönleriyle şahit oluyorsunuz. Kudüs’te var olma mücadelesi veren Filistinli kadınlar, işgalin altında kadın ve anne olmanın büyük zorluğunu göğüsleyerek düşmanın karşısında dimdik duruyorlar.

Tarih boyunca peygamberlere ev sahipliği yapan, yeryüzüne halka halka yayılan bereketin merkezi, güçlünün elinde olduğunda sahibinin izzet kazandığı Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın tarih boyunca düşmanları var olduğu gibi, canları pahasına onu kaybetmemek için her şeyi göze alan muhafızları da olmuştur. Ayetler ışığında baktığımızda, Beytül Makdis’e annesi tarafından adanan, Rabbimizin dilemesiyle bir kız çocuğu olarak dünyaya gelen ve Aksanın muhafızı olarak hayatını bu gaye üzere geçiren ilk muhafız ve gönlünü Allah’a bağlayan ilk Murabıt Hz. Meryem’dir.                                                                       

Murabıt kelime anlamı olarak, kendini Allah’a bağlamış kişi, ibadete düşkün, düşmanla karşılaşılacak yerlerde nöbet bekleyen kişidir.

Kudüs’te var olma mücadelesi veren Filistinli kadınlar, işgalin altında kadın ve anne olmanın büyük zorluğunu göğüsleyerek düşmanın karşısında dimdik duruyorlar.

İşte tam da onları tarif eden bir kelimedir Murabıt. Bir ellerinde kullanmaktan yıpranmış kimlikleri diğer ellerinde her daim bir Kur’an-ı Kerim vardır. Ve Mescid-i Aksa kapılarında düşman nöbetindedirler her daim.

Gerçekleştirdiğimiz Kudüs ve Mescid-i Aksa ziyaretlerinde müşahede ettik ki, Aksa’ya gönül vermiş her Kudüslü Müslüman kadın, Rabbimizin Müslüman kadınlara yüklediği misyonu ve Hz Meryem’in şuurunu hissederek Aksa’ya sahip çıkıyor. Yüzyıla yakın bir süredir işgal altındaki bu kutsal topraklarda her türlü zulme rağmen varlıklarını koruyup, çağımızın en şerli ve sinsi düşmanına karşı hak-batıl mücadelesi veren Filistinli/Kudüslü kadınlar, aynı zamanda tüm ümmet adına Mescid-i Aksa’da İslam sancağını taşıyorlar. Dünyanın büyük güçleri tarafından desteklenen İsrail karşısında dimdik durarak zulme meydan okuyan bu kardeşlerimizin gayretleri takdire şayandır.

İsrail’in Siyonist mimarlarından ve cumhurbaşkanlarından David Ben Gurion’un “Kudüs’süz İsrail’in hiçbir kıymeti yoktur. Mabedsiz de Kudüs’ün hiçbir değeri olamaz” sözü işgalci İsrail’in genelde Kudüs, özelde Mescid-i Aksa üzerindeki hedeflerini çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

‘1948 Toprakları İslami Hareketi’ Başkanı Şeyh Raid Salah “Mescidi Aksa Kudüs’te bulunduğu müddetçe Kudüs İslam kimliği taşır. Bunu bilen İsrail her türlü hileyi deneyerek orayı Müslümansızlaştırmaya çalışıyor.” ifadeleri bu topraklarda yaşananların ciddiyetini anlatıyor. Kudüs’ü tamamen Yahudileştirmek ve Mescidi Aksa’nın bulunduğu 144 dönümlük alana Mabed inşa etmek gayesinde olan İsrail, çoğu zaman sessiz ve sinsice, İslam ülkeleri de dahil tüm dünyanın gözleri önünde adım adım bu hedefe yaklaşıyor.

İsrail dünyaya kendisini “Barış Devleti” olarak tanıtıyor ancak o mübarek topraklara gittiğinizde ve özellikle Filistinli kardeşlerinizle hasbihal ettiğinizde zulme tüm yönleriyle şahit oluyorsunuz. Kudüs’te var olma mücadelesi veren Filistinli kadınlar, işgalin altında kadın ve anne olmanın büyük zorluğunu göğüsleyerek düşmanın karşısında dimdik duruyorlar.

Bununla birlikte yıllarca İslam ümmeti tarafından yalnız bırakılan Filistinli kardeşlerimiz yaşsâdıklarını bizlerle paylaşırken; büyük bir teslimiyet, metanet ve tevekkül içerisinde aynı zamanda olayları ajite etmeden aktarmaları ve koşulsuz Aksa’yı sahiplenmeleri üzerine onlardan öğrenecek çok şeylerin olduğunu düşünüyoruz.

İsrail yönetimi Kudüs’ün yahudileştirilmesi için son yıllarda binlerce Müslümanın evi hakkında ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkım kararı çıkartıyor. Bu yıkımların büyük bir kısmı gerçekleştirilirken bir kısmı da yıkım tarihini bekliyorlar. Evleri yıkılan Kudüslü kadınlar için en ağır olanı hiç şüphesiz hem Kudüs kimliklerini, hem de her fırsatta (Birruh/biddem/nefdike ya Aksa) “Canımız kanımız sana feda olsun ya Aksa” dedikleri mescitlerini kaybetmiş olmalarıdır.

Aynı bağlamda, Mescid-i Aksa’yı çevreleyen surların içerisinde kalan, “Eski Şehir” olarak bilinen ve Aksa’nın en yakın komşularının oturduğu mahallelerde Müslüman sayısı giderek azalıyor. Evlerin bir kısmı meşru olmayan gerekçelerle gasp edilmekte ve oralara Siyonist Yahudiler yerleştirilirken, bir kısmı da Mescidin altında yapılan kazılar sebebiyle yıkılmakla karşı karşıya kalıyorlar.

Bir ev dahi eksilmesin diye bu zor şartlara direniyorlar. ‘Eski Şehir’ de oturan Filistinli aileler, işgalci askerlerin sık sık keyfi uygulamalarla kurduğu barikatlar sebebiyle özellikle Mescid’i Aksa’ya alınmıyor ve vakit namazlarını mescit kapılarında kılıyorlar. Engellemelerden dolayı evlerine dahi ulaşmakta büyük zorluk çekiyorlar. Filistinli bir arkadaşımız kızını ekmek almaya gönderdiğinde, kızının beş dakikalık mesafeden bazen birkaç saat sonra dönebildiğini, böyle bir durumda  ”Bir annenin yüreği buna nasıl dayanır” sözleriyle duygularını ifade ediyor.

Diğer taraftan İsrail’in Mescid-i Aksa’yı yalnızlaştırma ve Müslümansızlaştırma çalışmalarında işgalci askerler, Mescid kapılarında Filistinli mücahidelerin kimliklerini alarak, bir yandan her insanın en doğal hakkı olan ibadet özgürlüğünü gasp etmiş oluyor, diğer yandan namaz vakitleri dışında kadınların mescitte kalmalarını engellemiş oluyorlar. Kimliklerini girişte bırakan kadınlar, çıkışta kimliklerini bıraktıkları kapıda bulamayıp diğer kapılara ya da merkez karakola gitmek zorunda bırakılıyorlar.

Mescid-i Aksa için her türlü zorluğa katlanan bu muhafızların hasta, yaşlı, hamile veya küçük çocukları olduğu düşünüldüğünde tek tek kapılara gidip sonra akşam saatlerine kadar kimliğini alamamış olması yaşanan zulmün sadece bir kesitidir.

Kudüs’te kimliğiniz olmazsa orada oturma hakkını kaybedersiniz. Hava, su gibi ehemmiyet arzeden kimliklerine akşama kadar ulaşmaya çalışan Aksa gönüllüleri, bütün yaşanacakları göz önüne alarak yılmadan ertesi gün yeniden Mescide geliyorlar. İsrail gibi güçlü düşmanı dize getirebilecek kadar iman gücüne sahip Aksa murabıtları canlarını ve mallarını, vakitlerini ve maddi tüm olanaklarını Allah yolunda sarf ederek Aksa’da nöbet tutuyorlar ve İslam’ın sancaktarlığını yapıyorlar.

“İlim Halkaları” projesi ile Müslümanların Aksa’da daha fazla kalması ve sayılarının arttırılması hedefleniyor. Bu ilim halkalarında İslami ilimleri öğrenen kadınlar aynı zamanda Mescid’i yalnız bırakmayarak Aksa nöbeti tutuyorlar. İsrail tarafından defalarca dağıtılan bu halkalar güçleri yettiğince var olma mücadelesi veriyor.

Çocukların ve gençlerin Aksa’yı daha yakından tanımaları için düzenlenen Aksa ziyaretlerinde asıl yükü yine anne olan Kudüslü kadınlar yükleniyorlar. Düşmanla aynı şehri paylaşan gençlerin bilinçli ve eğitimli birer Müslüman olarak yetişmelerinin arkasında yatan sebep; her yönüyle donanımlı olan ve dimdik duran annelerin varlığıdır.

2012 yılı Ramazan Ayı sonrasında çıkardığı bir yasayla zulmüne başka bir boyut kazandırdı. İsrail hükümeti, Mescid-i Aksa’yı kamusal alan ilan ederek, Siyonist Yahudilerin namaz vakitleri dışında Mescid’i Aksa’nın Kutsiyetini çiğnemelerinin yolunu açtı. Böylece İsrail parlamentosundan milletvekilleri, hahamlar başta olmak üzere binlerce Siyonist Yahudi Aksa’ya girerek ‘Mabet’ planlarını konuştular ve Mescid’i Aksa’yı manen kirlettiler. 

İlim halkaları vesilesiyle Aksa’da bulunan ve tüm engellemelere rağmen ümmet adına nöbet tutan ‘Kadın Murabıtlar’, gördükleri uygunsuz ve fanatik davranışlara karşı ‘Tekbirlerle’ tepki gösterdiler. Ancak kısa bir süre sonra Mescid-i Aksa’da ‘Tekbir getirmek’ yasaklandı. Tekbir getiren Filistinli Aksa muhafızları Mescid çıkışlarında tutuklanarak 15 ile 90 gün arasında değişen Mescid-i Aksa’ya girmeme cezası aldılar. Dahası Mescit kapısına 200 metre yaklaşılması durumunda 5000 Şikel’e kadar para cezasına çarptırıldılar. “Biz Burada Kalacağız” belgeselimizde tekbir getirdikleri görülen Murabıt’ların bu son görüntüsü oldu. Ancak, ümmetin ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın İslam’ın emaneti olduğunun şuurunda olan Murabıtlar, “Ribat” bilinciyle ‘Silsile Kapısı’ yakınında nöbetlerine devam ettiler. Mescid’i Aksa’ya girme yasağı bitinceye kadar bu kapıda nöbet tutan kadınlar/Murabıtlar “Mescitten uzaklaştırılanlar” olarak tanındılar. Uzaklaştırmanın bittiği gün bir bayram havasıyla Mescid-i Aksa’ya koşuyorlar ve yılmadan Aksa’yı korumaya, düşmana teslim olmamaya devam ediyorlar.

2014 ve 2015’de sayıları gittikçe artan kardeşlerimizin bazıları peş peşe birkaç kez uzaklaştırma cezası aldılar. Hatice Khuveys, Semiha Şahin, Henadi, Ummu Ziyad ve diğer Murabıtlar. Arkadaşlarımız ‘Silsile Kapısı’ yakınında kendilerini ziyaret etti. Hazırlsâdıkları “Niçin burada beklediğimizi biliyor musunuz” yazılı afişlerle dünyaya seslerini duyurmaya çalıştıklarına şahid oldular.

Bizlere evini açan Latife abla “Biz Aksa ile nefes alıyoruz onunla teselli oluyoruz” diyerek Mescidi Aksa’nın hayatlarındaki önemini anlattı. Kız kardeşi Nüfuz ile konuşurken, ellerinden Kudüs kimliklerinin alınıp kendilerine 10-20 yıllık Kudüs oturumu verileceğini söylediğinde “Bu zulümlere nasıl dayanıyorsunuz?” sorumuza verdiği cevap çok manidardı: “Bizler gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Bu toprakların gerçek sahipleri bizleriz ve hakkın yanındayız. İşte bunu bilmek bize güç veriyor.” Kudüslü kadın kardeşlerimizi yakından tanımak gerçekten çok gurur ve umut vericiydi bizim için. Sayıları birkaç safı geçmeyen, ancak tüm varlıklarını ortaya koyan, cihat, sabır, tevekkül, kavramlarını hayatlarına geçirmiş onurlu, güleryüzlü, düşmana karşı dik, Müslüman’a merhametli birçok kardeşlerimizle tanıştık.

Latife ablanın heyecan ve sevinç içerisinde bizi Ummu Yusuf’la tanıştırırken “O’nun kardeşi Aksa’nın ilk şehidi” sözleri bizi çok şaşırttı. Şehit haberini bu denli mutluluk içerisinde söylemesi, Aksa ile nasıl onurlandıklarını gösteriyordu. Sabah namazları da dahil tüm vakitlerde kendisini gördüğümüz Zeynep Teyze, ilerlemiş yaşına ve yürümekte zorluk çekmesine rağmen gücünü imanından alan ve ömrünü bu yola adamış Aksa muhafızlarından sadece birisi. İmkanları sınırlı olsa da gönülleri geniş olan Kudüslü ablalarımız bizlere her ziyaretimizde yöresel ikramlarda bulunuyorlar. Yaşsâdıkları bunca sıkıntıya rağmen yorucu geçen bir günün ardından Aksa’da bize hazırlsâdıkları o muhabbet ve sevgi dolu sofra- larında ki huzuru ve lezzeti tarif edemeyiz.

Cuma sabah namazı sonrası kadınlar halka oluşturarak Kehf Suresi okuyorlar. Böyle bir halkada tanıştığımız Ayşe Teyze, Burak Duvarı (Yahudiler Ağlama Duvarı diyor) çarşısında Müslümanların elinde kalan son evin sahibi. Onun evi o mahalledeki ‘İslam’ın son kalesi’. Bizlerle sohbet ederken senelerin ve zulmün yaşlandıramadığı o nurlu çehresinde tebessüm hiç eksik olmuyor.

Aksa’da tanıştığımız Nadirah matematik öğretmeni. Fırsat buldukça Aksa’ya geliyor. Kendisinin El Halil şehrinde çok geniş arazisi varken sadece Kudüs kimliğini kaybetmemek uğruna onu satıp Kudüs’ten mütevazi bir ev aldığını, eşi vefat ettiği için bu ortamda gençleri büyütmenin zorluklarından bahsediyor. İmkanları varken neden bu zorluğa katlandığını sorduğumuzda “Kudüs’te Müslümanlardan bir ev dahi eksiltmemek. Bu toprakları terk edemeyiz” cevabını veriyor.

Ömrünü Kudüs’lü yetimlere ve Aksa’ya adayan bir diğer ablamız Ummu Ziyad.. Mescitten uzaklaştırma cezası almasının üzüntüsünü daha üzerinden atamamışken işgalci Yahudi’nin, İsrail Mahkeme’sinin hemen karşısında ve stratejik bir noktada bulunan evi için çıkardıktan yıkım kararı, Aksanın muhafız/Murabıt komşularının yaşsâdıkları zorluğu gösteriyor.

2014 Mayıs ayında, Tevhid Bayramı sebebiyle işgalci askerlerin sabah namazında elli yaş altı hiçbir Müslümanı Mescidi Aksa’ya sokmaması üzerine Aksa Kapılarında namaz kılan Kudüslü kardeşlerimizi yalnız bırakmamıştı arkadaşlarımız. Nasipte onların yanında olmak varmış. Saatler ilerlediğinde liseli öğrenciler ve öğretmenleri çevrelerini sarmış. Mescid-i Aksa içerisinde bulunan ve lisede öğrenim gören bu talebelere yaşadıkları zorlukları sormuşlar. Öncelikle okul Müdüresi; engellemeler sebebiyle sık sık eğitimin aksadığından şikâyet etmiş. Soruları cevaplama hususunda kız öğrencilerin daha istekli oluşu üzerine öğretmen Ummu Huzeyfe’nin “İslam’ın ilk şehidi de Sümeyye değil miydi?” sözleri, Aksa’ya sahip çıkma konusunda kadınların rolünün ne kadar büyük olduğunu vurguluyor.

Kudüs ve Aksa, günümüz Müslümanlarına, gerçek dostu ve düşmanı tanıtan, sadakat, cihat, iman, sabır, infak, ihanet, tevekkül kavramlarını en doğru halleriyle öğreten hayat okuludur. Bu okulun öğrencileri olan “Aksanın Kadın Muhafızları” düşmanla karşı karşıya mücadele ediyorlar. Ümmet adına da yüklendikleri bu kutsal görev onların adlarını tarihin sayfalarına altın harflerle yazdıracaktır.

Evet Murabıt; gönlünü Allah’a bağlamış kişi…

Rabbimiz onlara Kudüs gücü vermiş. İlk kıblemiz, ikinci büyük mabedimiz ve ziyaret etmekle emrolunduğumuz üçüncü mescidimiz olan Mescid-i Aksa’mızı canları pahasına koruyan bu insanlar bizden sadece Kudüs ziyaretlerimizi sıklaştırmamızı ve Kudüs sokaklarında yürüyen her Müslüman’ın onlara güç, düşmana korku vereceğini söylediler.

İsra Suresi’nin ilk ayetinde bize işaret edilen miracın merkezi o bereketli topraklar bizleri bekliyor…

Yüreğimiz sıkışınca anladık,

El Aksa’dan bir taş düşürülmüştür…” Nuri Pakdil   

 

————————-

 

  1. Tülay Gökçimen/Tohum D.