Türkçe’de övgü kelimesi; bir kimseyi, bir nesneyi övmek maksadıyla yazılan yazı veya söylenen söz, methiye anlamına gelmektedir. Övmek ise bir kimse veya şeyin iyi, güzel ve üstün taraflarını söyleyerek değerini belirtmek, methetmek demektir.

Türkçe’de övmenin karşılığı olarak “yerme veya zemmetme” kelimeleri kullanılır. Bu kelimeler kötülemek, kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek, beğenmemek, tiksinmek, çekiştirmek  ve dedikodusunu yapmak gibi anlamalara karşılık gelir.

Övgünün reddedilen, kabul görmeyen kısmına ise Türkçe’de “dalkavukluk” denilmektedir. Dalkavukluk: Dalkavukça davranış, kemik yalayıcılık, çanak yalayıcılık, yağcılık, yalakalık, yalpaklık, huluskârlık demektir. Bu işi yapan kişiye de “dalkavuk” denilir. Dalkavuk da şu şekilde tarif edilir: Yarar sağlamak için kendisinden üstün ve varlıklı olanlara aşırı saygı göstererek gözlerine girmeye çalışan kimse. Yaltakçı, yağcı, mütebasbıs da aynı anlamda kullanılan kelimelerdir.

Sözcük anlamlarından yola çıkarak övgü ile dalkavukluk arasındaki temel farkın “övgünün bir çıkar için yapılıp yapılmaması” olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca zemmetmek kelimesi için bir taksime gidebiliriz. Eğer yerme, kusurlarını ortaya koyma fiili kişinin yüzüne karşı yapılıyorsa buna “zemm”, kişinin gıyabında yapılıyorsa da buna -İslâmî terminolojide- “dedikodu, gıybet” diyoruz. Aynı şekilde övgüyü de ikiye ayırmamız mümkündür. Övgü ya Allah’a ya da Allah dışında bir şeye yönelik olur. Eğer kulun övgüsü Allah’a yönelik ise bunu “hamd, sena veya temcîd” olarak adlandırırız. Allah’ın isimlerinden olan “Hamîd ve Mecîd ” isimleri “Yüceliğine ve büyüklüğüne erişilemeyen, en güzel huyların membaı olan ve her işin en iyisini, en güzelini yaptığı için övülüp sevilen, şan ve şeref sâhibi, yüce, ulu” anlamlarına gelir. Yine dilimizde kullanılan “Hamd-ü senâ etmek” Allah’ın büyüklüğü ve lütufları karşısında onu methederek şükrünü bildirmek demektir.

Kulun kula karşı olan övgüsü de bir yarar beklentisi içinde yapılan “dalkavukluk” veya hakikati ortaya koyma anlamındaki “övgü” olarak ikiye ayrılır. İslam nazarında dalkavukluk zemmedilen bir davranışken, salt övgü ise tam olarak hüsnü kabul gören bir davranış değildir. Övgü için bir takım kurallar konulmuş, bunlara uyularak yapılan övgü makbul, bunları nazar-ı dikkate almadan yapılan övgü ise kabîh görülmüştür.

Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem çeşitli hadis-i şeriflerinde yer alan uyarılarında, övgüde aşırıya kaçan bazı sabilere “arkadaşının boynunu kopardın, adamın belini kırdın, onu helak ettin” şeklinde aşırı övgüden alıkoyan, aşırı övgünün zararının övülen kişiye olduğunu belirten tembihler dikkat çekicidir. Hadis âlimleri, bu uyarılardaki hikmetin övülen kişinin şımarmasına, fitneye düşmesine sebep olacağı için olduğunu, eğer böyle bir durum oluşmuyorsa kişiyi yüzüne karşı övmekte bir beis olmayacağını bildirmişlerdir. Öyle ki övgünün caiz olduğuna dair birçok örnek zikretmek mümkündür. Bizzat Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellembirçok sahabiyi övmüş, onların faziletlerinden bahsetmiş ve aynı şekilde sabiler arsında da Peygamberimiz’i sallallahu aleyhi ve sellem öven, ona methiyelerde bulunan sahabiler olmuştur. Bir başka ölçü de övülen kişinin Allah katında temize çıkarılacak şekilde aşırı derecede övülmemesi, gizli hallerinin Allah’a havale edilmesidir. Bazı hadisler de ise kişiyi yüzüne karşı öven kimsenin yüzüne toprak atılması emredildiği bildirilmektedir. Bu ifadeyi Ashab’dan Mikdad radıyallahu anh’ın zahirine göre anlayıp, Hz. Osman’ı öven kişinin yüzüne çakıl taşları attığı rivayet edilmekle beraber bunun aslında bir mecazi ifade olduğu ve meddah, dalkavuk kişinin dünyalık beklentisinin boşa çıkacağını göstermek veya aşırı övgüye hacet olmadığı, övülen kişinin de topraktan geldiğini hatırlatma anlamında olduğu ifade edilmiştir.  Övgünün bir başka boyutu da kendi kendine yapılanıdır. Kendi kendini öven kimseye “övüngen” denilir. Türkçe’de övme fiilinde aşırıya gitmek için “öve öve bitirememe” deyimi kullanılır. Övüngen kişi kendini öve öve bitiremiyorsa, kendini çok beğeniyorsa ve bu bir narsist psikolojiden kaynaklanıyorsa o zaman bu hal tedavi edilmesi gereken bir hastalığa dönüşmüş demektir. Bu durumdaki insanlar Hz. Peygamber’in sallalahu aleyhi vesellem “Bir kimse (kendini üstün görüp diğerlerini küçümseyerek) insanlar helak oldu derse, kendisi onların en önce helak olanıdır” uyarısını kapsamında olan kişilerdir. Gerek kişi gerekse de cemaat bazında yalnız kendilerinin hak diğerlerinin batıl olduğunu, kendileri dışındakilerin helak olduğunu düşünen bu insan grupçukları birlik ve eşitliği bozan kişiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu tür bir ahlakın karşısında olan hal ise tevazu ehli olmak, diğer insanlara kol kanat gerebilmektir.

Övgünün tüm yanları ile merdut olan boyutuna gelince, yani dalkavukluğa, şunları söyleyebiliriz; dalkavukluk, yağcılık bir çıkar için yapılır. Güzel sözlerin arkasında güzel görünme arzusu yatmaktadır. Hakikati söyleme, hayranlığını belirtme duygusu değil. Bu talep küçük bir çocuğun çevresindekilerin ilgisini üzerinde toplamak için yaptığı şeyler gibi çocukça, bir makam-mevki tamahkârlığı içindeki kişinin yaptığı gibi ikiyüzlüce ve bazen de bir hareketi engellemenin en son planı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üçüncü tür Kur’an’da Kalem Suresi’nin 9. ayetinde “Onlar isterler ki sen onlara biraz yağcılık(müdahene) yapasın onlar da sana biraz yağcılık(müdahene) yapsınlar” şeklinde yer almaktadır. Her türlü iftira, alay, baskı, işkence ve sürgün gibi karşı koyuştan sonra yaranma çabaları… Yağlama çabaları…

Dinimiz tüm türleriyle yağcılığı yasaklamıştır. Övgüde uyulması gereken esaslar vazetmiştir. Ve en nihayetinde de bütün övgüler, senalar ve hamdler her şeyin kendisi ile var olduğu, her şeyin kendisine dayandığı, her şeye yolunu gösteren, mülkün sahibi, yegâne güç ve kuvvet sahibi olan Allah’adır.

————————-

Kaynakça:
1. Kubbealtı Lugatı
2. Tdk Büyük Türkçe Sözlük
3. Riyazu’s Salihin, VII, 11, 471-476.