Değerli okuyucu kardeşim! Kıssadan hisseyi okuduktan sonra yazımıza devam edelim.
Bizler de hayatımız boyunca içimizde bu kavgaları yaşıyoruz. Ancak maalesef bir çoğumuz siyah köpeği besliyor ve bundan dolayı da manevi yaşantımızda buhran içindeyiz, açız, lezzet almıyor veya alamıyoruz .
Bu engelleri oluşturan faktörlerden bazıları şunlardır.

1- Kirli Kalp
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmaktadır ki;
“Kul bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şayet o günahı terk edip tevbeye yönelirse, kalbi cilâlanır. Böyle yapmaz da tekrar günahlara dönerse, siyah noktalar artırılır ve neticede bütün kalbini kaplar. Allahu Teâlâ’nın şu buyruğu gibi kalbi pas tutar;
“Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları (kötü) ameller sebebiyle, kalplerinin üzeri pas tutmuştur.”(Mutaffifin; 14)
(İbni Mace, Zühd; 29)
Ne yazık ki işlediğimiz günahlar kalbimizi lekelemiş ve dönem dönem paslar olmuştur.
Allah kalplerimizi paklaştırsın.

2- Aslında bir hastalık olan tembellik (bilip yapmamak, çaba sarfetmemek)
Rasulullah’ın arkadaşları olan sahabiler şöyle derler; O bize şöyle dua etmemizi emrederdi: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan……. Sana sığınırım.”
(Buhârî, Deavat: 38; Müslim, Zikir Dua: 18)
Tembel insanların vasıflarından biri ise Allah rızası için yapmaları gereken işlerle uğraşmayıp çok konuşan, boş konuşan veya ahkam kesen bir takım ukala kümesidir aslında. Ve bu hal zamanla kişinin karakteri olur. Bu davranışı bir zafiyetten öte, meziyet olarak görür o kimse. Ve aslında bu kimsede bir hastalık peyda olmuştur, tedaviye ihtiyacı vardır.
Rabbimiz bizleri bunlardan uzak tutsun.

3- Maneviyatımızı güçlendirmenin yollarını kendi ellerimizle kapatmamız:
Tüm meşguliyetlerimizin, Allah ve Rasulünün sevgisinden önce gelmesinden geçiyor.
İş, güç koşuşturması ile akli meşguliyet. Rekabet, ihtiras, mevki , hırsıyla dili meşguliyet. Bütün bunların peşinde devamlı koşuşturmayla bedenin meşguliyeti, maneviyatın önündeki engellerin en etkili ve yoğun yaşananıdır. Ve böylelikle kişi yaptığı ibadetleri sakin bir bünyeyle yapamamakla birlikte yaptığı ibadetten hazda alamaz hale gelmiştir kendi eliyle.
Halbuki Rabbimiz bize ilk olması gereken meşguliyetin ve sonra olması gerekenlerin neler olacağını şu şekilde buyurmakta:
De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” (Tevbe;24)
“Sevgili gelme” sözü, en değerli en mühim demektir aslında.
Bu anlamda insan için en değerli görülen, en mühim olan, hangisi olursa olsun meşguliyeti de o denli yoğun olandır aslında. Enerjisinin tamamını dünyaya ayıran insanlar, Allah ve Rasulüne vakit ayıramamanın bahanelerini uydururlar. Ve bilerek kendilerini kandırırlar.
Buradan yola çıkarak senin en mühimin hangisidir ey değerli okuyucu kardeşim. Bir düşün.

4- Edep sözünü kısırlaştırmış ve yaşantımızdan çıkarmış olmamızdır
Edep maalesef “büyüklerin yanında nasıl davranılmalıdır” veya “büyüklere saygı küçüklere sevgi” şeklinde algılanmakta, pratik yaşantıda ise hiçte dikkat edilecek bir husus olarak görülmediğine şahit olmaktayız.
Halbuki Edep; Güzel terbiye, iyi huy demektir. İnsanın bütün iyilikleri ve ahlaki üstünlükleri-meziyetleri, faziletleri kendinde toplamasıdır. Böyle olan insanlara edepli kişi denir. Bu faziletlerden yoksun olup davranışlarında ahlak ölçülerine önem vermeyen kişilere de edepsiz denir. Kişinin bilgili ve tecrübeli olması kendisi için bir kazanımdır ancak hayatının en temel taşı olan edep olmadan bu kazanım eksiktir. Büyüklerimiz ne güzel söylemiş: “Edep ehl-i edepten hâli olmaz, edepsiz ilim öğrenen âlim olmaz.”
Kimse edepsiz olduğunu kabul etmez ve kimse edep yönünden eksik olduğunu da tabi ki. Ancak edepte örneğimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e baktığımızda veya hadis kitaplarından sadece Buhari’nin 12. Cildine baktığımızda konu ile ilgili 95 Sayfa edep hakkında ki hadisleri görürüz. Demek ki edep bizim bildiğimiz kısır kelime değilmiş ve orada ister hizmetçi ister işçi ister patron, kıdemi ve konumu ne olursa olsun edep rotasından çıkılmaması gerektiğinin çok güzel bir şekilde beyan edildiğini daha iyi görürüz. Mesela bunlardan birkaçı;
Enes radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah’a tam on yıl hizmet ettim. Bana bir defa bile “öf!” demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı “Niye böyle yaptın?”, demediği gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle “Şöyle yapsan olmaz mıydı?” da demedi.  (Buhârî, Edeb 1987)
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Koğuculuk yapan cennete giremez.” [Buhârî, Edeb 49, 50; Müslim, Îmân 168, 169, 170. Ayrıca bk. EbûDâvûd, Edeb 33; Tirmizî, Birr 79.]
Hiç bir kişi başka bir kimseye fısk (sapıklık) isnâdiyle (Yâ fâsık diye söz) atamaz, (atmağa hakkı yoktur) yine böyle küfür de isnâd edemez. Şâyet (atar da) attığı kimse atılan fıskın veyâ küfrün sâhibi değilse, bu sıfatlar muhakkak atan kimseye döner, (dokunur ve fâsık veyâ kâfir olur). (Buhari 1988)
Edebli olan hiçbir zaman kendini belaya sokmaz aksine hayatını daha kaliteli geçirir.
Edepsiz olanın ise kaliteli hayat yaşaması pek nadirdir.
Şairin şu sözünü hafızalarımıza kazımalıyız.
Edeb bir tâc imiş nûr-ı Hûdâ’dan
Giy o tâcı emîn ol her belâdan
Maneviyatın önündeki bu engellerimizi kaldırdığımızda elbetteki İslamın, imanın, ibadetin lezzetini, hazzını ve tadını alırız. Bu tadı almak ise Rasulullah’ın şu buyruğu ile mümkün olabilmektedir. Ve böylece de son sözümüzü
Rasulullah’ın az ve öz mübarek sözüyle bitirelim.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyurur: “Şu üç özelliğe sahip olan kimse İMANIN TADINI bulur:
1. Allah ve Rasulünü her şeyden çok sevmek,
2. Sevdiğini ancak Allah için sevmek,
3. Küfre dönmekten, ateşe atılmaktan çekindiği gibi çekinmek.” (Buhari, iman,9: Müslim, iman, 67)