Hz. İbrahim’in makamına varmak; tek başına ümmet olmaktır. Kokuşmuş küfür ve şirk toplumu içinde tek başına kalsan da tevhid sancağını hayatında dalgalandırmaktır. Hiçbir bahane üretmeden, hiçbir mazerete sığınmadan, korkmadan, Allah’a tevekkül ile dimdik yürümektir.

Tevhid mücadelesinin zirvesi olan Hz. İbrahim’in makamına varmak; kendisine hükümranlık verildi diye Allah’ın ayetleri hakkında tartışan Nemrutları karşına almaktır. Ve Nemrutların karşısında Rabbinin büyüklüğünü, yüceliğini, kudretini anmaktır. Nemrutların öfkesini üzerine çekmektir. Onlara, “Sizden büyük Allah var” diyebilmektir. “Allah kendisine iktidar verdi diye şımararak, İbrahim ile Rabbi hakkında tartışmaya girişen adamı görmedin mi? İbrahim “Benim Rabbim, diriltebilen ve öldürebilendir” deyince adam “Ben de diriltebilir ve öldürebilirim” dedi. Bunun üzerine İbrahim “Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de onu batıdan getir, bakalım” deyince o kâfir adam şaşırıp kaldı, söyleyecek söz bulamadı. Allah zalimleri hidayete erdirmez.” (Bakara; 258)
Hz. İbrahim’in makamına varmak; tek başına ümmet olmaktır. Kokuşmuş küfür ve şirk toplumu içinde tek başına kalsan da tevhid sancağını hayatında dalgalandırmaktır. Hiçbir bahane üretmeden, hiçbir mazerete sığınmadan, korkmadan, Allah’a tevekkül ile dimdik yürümektir.
Puthaneye put yapan babana, putçuluğa, putperestliğe ve şirke olan öfkene rağmen “Babacığım” diye hitap ederek tevhide davet edebilmektir.
Zamanın putlarını; İbrahim’ce bir planla, tavırla, basiretle insanların gönlünde yıkabilme şuuruna sahip olmaktır. “İbrahim: “Belki onu, putların büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorsa ona sorun” dedi.” (Enbiya; 63)
Makam-ı İbrahim’e varmak; Hacer’ini, İsmail’ini kurak çöllere, sırf Rabbin emretti diye bırakabilmektir. Bugün Hacer’lerini, İsmail’lerini Allah’a emanet edip, Allah’ın rızasını kazanmak için mücadele eden yiğit kardeşlerimiz Makam-ı İbrahim’e vardılar. Onların geride bıraktıklarına Allah muhakkak ki zemzemi bahşedecek, tıpkı Hz. Hacer annemize bahşettiği gibi. Ve İsmail’ler, İbrahim’lere katılacak, birlikte tevhid evini inşa edecekler.
Makam-ı İbrahim’e varmak; Beytullah’ı tavaf etmektir.
“Lebbeyk Allâhumme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde venni’mete leke vel mulk, lâ şerîke lek.”
Emret Allah’ım emret
Senin ortağın yoktur.
Bütün hamdler ve bütün nimetler senindir.
Mülkün sahibi sensin.
Senin ortağın yoktur.

İhram-ı kuşanıp telbiye duası ile bütün dünyalıklardan sıyrılıp Rabbine yönelmektir. Dünyalık her işi, her koşuşturmacayı, her türlü telaşı, evini, işini, eşini, çocuklarını bir adım geri bırakıp, hamdını, şükrünü, tevbeni, takvanı bir adım öne çıkarmaktır. Ve dünyalık bütün makamları geride bırakmaktır.

Makam-ı İbrahim’e varmak; İsmail’ini Allah’a kurban etmek, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınmaktır.
Bugün evlatlarını, Allah’a adayamayanlar, küfrün kurduğu tuzaklarla hangi günaha, hangi makam ve mevkilere kurban veriyor.

Makam-ı İbrahim’e varmak; dünyada en kıymetlimiz ne ise onları Allah’a adama vaktidir.
Rabbim, yolunda adadıklarımızı mübarek kılsın, bereketlendirsin ve bizlerden kabul buyursun inşaAllah.

Makam-ı İbrahim’desin
Rabbinin huzurunda kıyamdasın
Gözlerin Beytullah’a çivili sanki
Hoş geldin Ey Allah’ın misafiri der gibi
Ya Rabbi bu nasıl bir huzur
Dünyada tek misafir olmadığın yerdesin
Ebu Kubeys dağından gelir hafif bir rüzgar
Ellerin duaya açılmış
Sanki avuçlarına dökülüyor yıldızlar…

Selam ve dua ile…