Hamd, bizleri Mübarek Ramazan ayına kavuşturan Allah’adır. Salat ve selam mahlûkatın ve beşerin efendisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine ve ashabı kiramına olsun.

Seferiliğin Mahiyeti:

Sefer ve müsaferet, yolculuk demektir. İslami bir terim olarak yolculuk belirli bir mesafeye gitmek olup orta bir yürüyüşle üç günlük, yani on sekiz saatlik bir mesafeden ibarettir. Buna ‘üç merhale’ denir. Orta yürüyüş, yaya yürüyüşü veya kafile içindeki deve yürüyüşüdür. Denizlerde ise yelkenli gemi ile üç gün sürecek bir yolculuğu ifade eder.

İşte karalarda böyle bir yürüyüş ile denizlerde ise mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile on sekiz saat sürecek bir mesafe sefer süresi sayılır. Bu yolun yalnız gidiş mesafesi esas alınır, yoksa gidiş-dönüş mesafesine bakılmaz. Yolculuk yapan kimse sürat yapar yâda bu mesafeyi günümüzde yeni çıkan ulaşım vasıtalarında olduğu gibi, daha kısa bir sürede katederse bile yolcu sayılır ve namazlarını kısa kılar. Vatanında veya o hükümdeki bir yerde oturan kimseye “mukim”, buradan çıkıp en az on sekiz saatlik mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de misafir(yolcu)denir.

Yolculuk Hükümlerinin Başlama Yeri:

Bir kimsenin yolcu sayılması için en az sefer mesafesi kadar bir yere gitmesi için niyet etmesi yeterli olmayıp, namazı kısaltmak ve ramazan orucunu tutmamak için fiilen yola çıkması da gereklidir. Buna göre yolculuk; vatan edinilen şehir, kasaba veya köyün yola çıkıldığı evlerinden ayrıldıktan sonra en az üç günlük bir yere gidilmeye niyet edildikten sonra başlar. Bu yüzden şehir kenarlarındaki yerleşim alanları, şehirle bütünleşmiş olan köyler veya köyden yola çıkanlar için ‘’finayi mısır’’ denilen harmanlık, mezarlık ve ağıl gibi eklentiler geçilmedikçe yolculuk başlamış olmaz.

Seferiliğin Hükümleri:

Yolcular için bir kısım kolaylıklar, ruhsatlar getirilmiştir. Ramazanda yolculukta bulunan kişinin orucunu geri bırakması mübahtır. Yolcunun mestlerini meshetme süresi üç gün, üç gecedir. Yolcu dört rekâtlı farz namazlarını iki rekât olarak kılar. Buna ’Kasr-ı salat’ denir.

a) Dört rekâtlı namazların iki rekât olarak kılınması:

Yolculukta dört rekâtlı namazların kısaltılarak kılınması Kur’an ve sünnete göre caizdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer kâfirlerin size kötülük etmesinden korkarsanız, namazları kısaltmanızda bir sakınca yoktur”.(1) Bu ayette kısaltmanın korku şartına bağlanması, o gün bulunan olayı tespit etmek içindir. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in çoğu yolculukları korkudan hali değildi. Ashab-ı kiramdan Ya’la İbn Ümeyye (r.a) Hz. Ömer’e şöyle demiştir: “Biz neden namazları kısaltarak kılıyoruz, hâlbuki güven içindeyiz.” Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap vermiştir: “Bende aynı durumu Hz. Peygambere sormuştum, bana şöyle buyurmuştu”: ‘Bu Allah’ın size verdiği bir bağıştır.’ (2)

b)Yolculukta iki namazı birleştirerek kılmak:

Hanefilere göre, beş vakit namazı kendi vakitleri içinde kılmak gerekir. Çünkü ‘vakit’ namazın şartlarındandır ancak hac sırasında arefe günü Arafat’ta öğle ile ikindi birleştirilerek öğle vaktinde, Müzdelife’de akşamla yatsı birleştirilerek vaktinde kılınır. Bu sahih sünnete dayanır. Yolculuk sırasında ise Hz. Peygamberin Tebük Gazvesi yolculuğunda yaptığı gibi öğleyi son, ikindiyi ilk, akşam namazını geciktirip son, yatsıyı ise ilk vaktinde birleştirerek kılmak caiz olur. Buna ‘’suri cem’ ’yani şeklen birleştirme denir. Aslında burada her namaz vaktinde kılınmış olur.

Çoğunluğa göre ise yolculuk sırasında, öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birbirinin vakti içinde birleştirerek kılmak caizdir. Onlar Hz. Peygamberin, kimi yolculuk veya yağmurlu havada bu namazları birleştirerek kıldığını bildiren hadislere dayanmışlardır.

c)Ramazan orucunu sonraya bırakma:

Yolcu isterse, Ramazan orucunu sonraya bırakabilir. Kur’an’da şöyle buyurulur: ‘’Sizden kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, tutamadığı orucu, sayısınca başka günlerde tutsun.’’ (3) Hz. Aişe (r.a) Medine’den Mekke’ye umre için Allah’ın Rasulü ile yolculuk yapmış ve Mekke’ye vardıklarında şöyle demiştir: ’Ey Allah’ın elçisi! Ben namazlarımı kimi zaman kısa, kimi zaman tam kıldım. Oruç tuttum, tutmadığım da oldu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de “Güzel yapmışsın dedi ve beni kınamadı.” (4)

d) Mestlere üç gün süreyle mesh etme:

Mestler üzerine mesh etme süresi mukim için bir gün bir gece, yolcu için ise üç gün üç gecedir. Hz. Peygamberin uygulaması bu şekilde olmuştur. Ancak bu süre dolmasa da cünüplük sebebiyle mestlerin çıkarılması gerekir.

Yolculuğun Sona Ermesi:

Asli vatana dönüp gelmekle yolculuk hali sona erer. Burada oturmaya niyet edilmese de sonuç değişmez. Vatan-ı ikameye dönüşte ise kalmaya niyet gerekir. Vatan üç kısma ayrılır:

a) Vatan-ı asli: Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kastedip başka yeri vatan edinmek istemediği yere vatan-ı asli denir.

b) Vatan-ı ikamet:Bir kimsenin doğduğu, evlendiği ve yerleşmeye karar verdiği bir yer olmaksızın yalnız içinde on beş günden fazla kalmak istediği yere de vatan-ı ikamet denir.

c) Vatan-ı sükna: Bir yolcunun içinde on beş günden az oturmak istediği yer de kendisinin bir vatan-ı süknasıdır. Bu sonuncuya itibar edilmez. Bununla ne asli vatan ne de ikamet vatanı değişmiş, bozulmuş olur. Seferilik konusunda bu vatanlar kendi misli ile veya üstü ile bozulur, aşağısı ile bozulmaz. Bu yüzden insanın asil vatanı olan yer, diğer ikamet ve sükna vatanlarıyla bozulmaz. Yani vatanı ikamette bulunan kimse vatan-ı asliye dönmekle misafir olmaz. İnsan doğup yerleştiği veya karısının yerleştiği yere varınca seferi olmaz. Sadece bu gideceği yer 90 km den uzakta olursa seferi olur. Fakat oraya varınca seferiliği kalkar.

Bir kimse yerleştiği yerden, yine sürekli yerleşmek amacıyla başka bir yere giderse gittiği yer vatanı aslisi olur. Birinci yer asli vatanı olmaktan çıkar. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke’ye gittiğinde kendisini misafir saymış ve “biz seferiyiz” buyurmuştur. (5) Vatan-ı asli, vatan-ı ikamet ile bozulmaz. Doğduğu veya karısının bulunduğu yerden öğrencilik, askerlik veya işçilik gibi bir amaçla on beş günden fazla kalmak üzere kişiyi seferi yapan uzaklıktaki bir yere giden kimse önceki asli vatanı nitelik değiştirmez. Oraya dönünce üç gün bile kalacak olsa seferi sayılmaz. Çünkü vatan-ı ikamet, vatan-ı asliyi bozmaz. Bir kimse bir şehirde otururken ailesini nakletmeden başka bir şehirde de evlense her iki şehir kendisi için asıl vatan olur. Hangisine gitse mukim sayılır. Vatan-ı ikamet ise, başka bir vatan-ı ikamete gitmek veya oradan ayrılıp yolculuğa çıkmak yahut asli vatana dönmekle bozulur. Yani vatanı ikametten ayrılan kimse yeniden buraya döndüğünde on beş günden az kalacaksa seferi sayılır.

On beş günden az kalınacak yer olan vatan-ı süknanın bir önemi yoktur. Kişi orada seferi sayılır. Bu vatan diğer vatan çeşitlerini değiştirmez. Kişi on beş günden kısa süren 90 km.’den uzağa yaptığı tüm yolculuklarında, şehrin yerleşim alanlarının dışına çıktığı andan itibaren ve gittiği yerde seferi sayılır. Bu durum dönünceye kadar devam eder.

Cemaatle namaz da mukim, misafir imama uymuşsa imam iki rekât namaz kılınca selam verir, mukim selam vermeyip namazı dörde tamamlar. Namazı dörde tamamlarken kıyamda bir şey okuması gerekmez, fakat okuyabilir. Çünkü namazın baş tarafını imamla kılmış ve farz kıraat yerine gelmiştir.

Yanında Mahremi Olmadan Kadının Yolculuk Yapması:

Yanında mahremi bulunmadan yolculuk yapan kadının üç durumu vardır:

  • Daru’l küfürde olup dinini gereği gibi yaşayamıyorsa kadının Daru’l küfürden, Daru’l İslam’a gitmesi vaciptir. Bu durumda mahremin yanında bulunması şart değildir. Ebul Abbas el-Kurtubi der ki: Bir kadın, dini hususunda fitneye düşmesi söz konusuysa bulunduğu beldeden ayrılıp İslam diyarına gitmesi vacip olduğu konusunda âlimler ittifak etmişler. Bu durumda mahremin bulunması veya bulunmaması şart değildir. (6)
  • Kadının üzerine vacip olan haccı eda etmek için yolculuk yapması. Bu hususta mahremin bulunması şart mı değil mi açısından âlimler iki temel görüş belirtmişler;

Birinci görüşe göre kadın bu durumda mahremi ile veya kocasıyla beraber çıkması şarttır. Ebu Hanife, İbrahim en-Nehaî ve Hasan-ı-Basri bu görüşteler. Ebu Hanife yolculuk mesafesinin uzun olmasını şart koşmuştur.

İkinci görüşe göre kadının yolculuğu için mahremi şart değildir. Ebul Abbas dedi ki: Said bin Cübeyr, İbn Sirin, İmam Malik ve İmam Şafii bu gibi yolculukta kadının mahreminin bulunmasını şart koşmamışlardır. (7) Buna delil; Hz. Ömer’in, “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem eşlerinin son yapmış oldukları hacda onlara bu hususta izin verdi. Ve beraberinde Osman bin Affan ve Abdurrahman bin Avf’ı gönderdi.” diye buyurmasıdır. (8)

İkinci görüşe sahip âlimlerin kadının yanında mahreminin bulunmasının şart olmadığını bildirmekle beraber kadının güvende olmasını şart koşarlar. Bu durumda kadının, güvenilir bir kadın cemaat ile beraber olmalı ve buna benzer güvenliğin olması gerekir. İmam Nevevi der ki: “Kadının yanında mahremi bulunması değil, kadının güvende olması şarttır. Kadının güvende olması kocasıyla, mahremi ile veya güvenilir kadın topluluğu ile beraber olmasıyla olur. Şayet bir kadınla beraber olursa bu durumda hac kadında gerekli değil, ancak hac yapması caizdir.” (9)

Vacip olmayan seferlere çıkması. Umre ve akraba ziyareti gibi. Hanefilere göre yolculuk mesafesi kısa ise kadının yanında mahreminin bulunması şart değildir. Yolculuk mesafesi şayet uzak olursa güvenilir bir kadın cemaat ile yolculuk yapabilir. Kadın güvende değil ise yolculuk yapması caiz değildir. Cumhur’a göre hac ve umre dışında vacip olmayan yolculuğa kadının mahremsiz çıkması caiz değildir. Sefer mesafesinin uzak veya yakın olması durumu değiştirmez. Güvenilir kadın cemaat ile umre ve nafile hac yapabilir.

Ebul- Abbas derki: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kadının bir gün ve bir gece mesafesindeki sefere çıkması kendisine helal olmaz. Ancak yanında mahremi bulunması hariç.” (10)

Bu hadisteki yasak, kadının yalnız kalması, avretinin görüleceği gibi durumlara yorumlanmıştır. (11)

————————-

1. Nisa: 101
2. Müslim; Misafirin. 4
3. Bakara: 184-185.
4. Beyhaki; 3/142. Hadisin isnadı sahihtir.
5. Ebu Davud; 1229. Hadis sahih li-gayrihtir.
6. el-Müfhim. 45013.
7. el-Müfhim. 4431 3.
8. Buhari; 1860.
9. Sahihi Müslim şerhi; 149/9.
10. Buhari;1088. Müslim;1339.
11. el-Müfhim:45013.Not: Geniş bilgi için Hamdi Döndüren, İslam İlmihaline. Bkz.