Bismillahirrahmanirrahim

15 Temmuz ABD/Avrupa/FETÖ ortak darbesinin başarıya ulaşamamasının hemen akabinde özellikle bizim entel/dantel/sağcı/muhafazakâr yazarlarımız ve siyasilerimiz çıktıkları televizyon programlarında çok tuhaf değerlendirmelerde bulunmaya başladılar. Bu basiretsiz değerlendirmelerden bir tanesi de şu; “Efendim, 19 yıl önce yani 28 Şubat postmodern(!) darbe sürecinde Müslümanlara yapılan tutuklama, zulüm, işkence ve adaletsizlikler aslında Kemalist, ulusalcı, sosyalist zihniyetli komutanlar, bürokratlar, hâkimler ve siyasiler tarafından değil de işte bu Gülenciler/ Fetöcüler tarafından yapıldı.”
Maalesef burnunun ucundaki tehlikeyi dahi göremeyen, dostunu düşmanını ayırt etme ferasetinden yoksun, üstelik geçmişte Gülen hareketine methiyeler düzen, esen rüzgârlara göre yön alan bu saftirik yazar ve siyasilere bir çift sözümüz var.

Siz ne yapmak istiyorsunuz? Amacınız ne? Sizler, işi gücü Müslümanlarla uğraşmak ve zulmetmek olan o dönemin ve tüm dönemlerin militan zihniyetli Kemalist, ulusalcı ve sosyalist vampirlerini Müslümanların gözünde aklamaya, temizlemeye ve şirin göstermeye mi çalışıyorsunuz?

Kemalist rejim kurulduğu günden bugüne ‘irtica’ adı altında işi gücü İslam’la ve Müslümanlarla uğraşmak olduğunu bildiğiniz halde, nasıl olurda bu ülkede Müslümanlara yönelik tüm zulümlerin baş sorumlusu sadece ‘Gülenciler’ gibiymiş gibi gösterip Kemalistleri, ulusalcıları, sosyalistleri aklamaya ve masum göstermeye çalışırsınız? Bu söylemleriniz; şaşkınlık, ahmaklık ve aptallık değildir de nedir? Sizin bu şaşkın söylemleriniz en çok 28 Şubat’ın firavunlarını sevindirmiştir. Çünkü onlar bile böyle şaşkın bir tespit(!) beklemiyorlardı. Sayenizde mal bulmuş mağribi gibi bu şaşkın söylemlerin üzerine atlayıp o dönem bizzat kendilerinin emriyle yapılan tüm zulümleri FETÖ hareketine mal ederek toplum önünde kendilerini aklama gayretine başladılar bile.

28 Şubat’ın Kemalist, Sosyalist, Ulusalcı Firavunlarının Sözleri Hâla Kulaklarımızda

‘Üniversiteye başı kapalı giremezsiniz. Anayasa mahkemesi kanun koymuş, danıştay kanun koymuş giremezsiniz. Başı bağlı olarak okutulan yerlere git. Arabistan’a filan git. Oralarda vardır.’ diyen dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Gülenci miydi? Değildi.
‘Burası özel yaşam alanı değildir. Buraya başörtüsüyle giremezsiniz. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Bu kadına haddini bildiriniz. Buradan çıkarınız.’ diyen dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, Fetöcü müydü? Hayır.

27 Şubat 1997’de İsrail cumhurbaşkanı Netenyahu ve Ammon ile görüştükten sonra ağlama duvarına giden ve “1000 yıl sürse dahi irtica (İslam) ile mücadelemiz devam edecektir. Köklerini kazıyacağız” diyen o dönemin Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı, Gülenci miydi? Değildi.
2002 yılında ‘Middle East Quartery’ isimli Amerikan dergisinde bir makale yazan ve ‘28 Şubat darbesinin İsrail ile dostluğun sürmesi adına’ yapıldığını söyleyen Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, Gülenci miydi? Asla.

‘Subayların evlerine gidip ‘eşleri başörtülü mü değil mi, haremlik selamlık uyguluyorlar mı, evlerinde dini motifler, işaretler var mı’ diye istihbarat yapma emrini veren kuvvet komutanları, Gülenci miydi? (Hava Kuv. Kom. Eski Askeri savcı A. Zeki Üçok’un hatıraları)

Devlet törenlerinde başörtülü 70 yaşındaki nineyi oturduğu yerden kaldırarak kovan komutanlar, Gülenci miydi? Hayır.

“Özgürlükse bu da benim özgürlüğüm, ben başörtülü kızlara ders vermek istemiyorum” diyen Türkan Saylan benzerleri de Gülenci miydi? Tabi ki değildi.

“Atatürk’ü reddeden güruh Türkiye’de hükümet olamaz.” “İrtica (İslam) uru kesilip atılmalıdır” diyen Coşkun Kırca’da mı Gülenci miydi? Hayır. (Yeni Yüzyıl Gazetesi, 17 Ocak 1996)

“Refah Partisi’ni kapatarak Anayasa mahkemesi çok önemli bir karar verdi. (…) Mutlu olduk, gurur duyduk” diyen gammaz Emin Çölaşan’da Gülenci miydi? Asla. (Hürriyet Gazetesi, 17 Ocak 1998)

“Ordu demokratik kitle örgütleri gibi çalışıp Refah’ın maskesinin indirilmesine katkıda bulunmuştur” diyen o dönemin CHP lideri Deniz Baykal da Gülenci miydi? Hayır. (Sabah Gazetesi, 18 Haziran 1997)

“Herhangi bir güç, lafta istediği kadar bağımsızlıktan ve demokrasiden söz etsin, eğer bugün cephesini 28 Şubat’a ve Ordu’ya karşı çevirmiş ise (yani 28 şubat darbesine karşı ise) emperyalizm ve gericilik tarafından desteklenmektedir. (…) Silahın yoksa yetkin de yoktur. (…) 28 Şubat’ın iki dinamiği vardır. Devlet katındaki dinamik, Türk Silahlı Kuvvetleri ekseninde oluşmuştur. Emekçi(güya halk) dinamiğini ise siyasal düzlemde İşçi Partisi temsil etmiştir” diyen ulusalcı, Mao’cu Doğu Perinçek mi Gülenciydi? Asla. (28 Şubat ve Ordu, s. 9, 110, 13, Kaynak Yay.)

“Rejim ile hükümet arasında bir tercihte kalırsam, rejim derim” diyen Aydın Menderes mi Gülenciydi? (RP’den ayrılma konuşmasından)
“Milyonlarca çocuğun din eğitimi görmesine ve düşünce yapısının bu eğitime (İslam’a) göre şekillenmesine rıza gösteren bir devlet, laik olarak nitelendirilemez” diyen ve Refah partisine kapatma davası açan savcı Vural Savaş’ta mı Gülenciydi? Asla. (Kapatma davası iddianamesinden)
“İrtica (İslam) ile mücadele ibadet kadar kutsaldır” diyen Kemalist Güngör Mengi’de mi Gülenciydi? Asla. (Sabah Gazetesi, 14 Haziran 1998).
“Cumhuriyetimize ılımlı İslam bile tehdittir” diyen hocaların hocası(!), anayasa profesörü(!) Mümtaz Soysal’da mı Gülenciydi? Hayır. (Zaman Gazetesi, 8 Kasım 1998)

28 Eylül 1997’de; GATA’nın açılışında; “Arap kafalı adamları, Atatürk’e dil uzatanları belleyeceğiz. Türkçe ninnilerle büyüdük, dualarımız da Türkçe olacak.” ve Hz. Peygamber ve ashabına da “bedevi” diyerek hakaret eden Tuğgeneral Yalçın Işımer’de mi Gülenciydi? Aslaaa.

19 Ekim 1997’de başörtülü milletvekili Merve Kavakçı’yı almak için evine polis gönderen fakat direniş olup kapı kendilerine açılmayınca bizzat kapısını kırmaya giden DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’de mi Gülenciydi? Hayır.

25 Şubat 1997’de; “Aşırı dinci akımlar bugün, PKK tehdidinden daha büyük bir tehlike haline geldi.” diyen Oramiral Güven Erkaya’da mı Gülenciydi? Hayır..

Tekrar etmek isteriz ki, 28 Şubat darbe dönemde Müslümanlara yönelik yapılan tutuklama, işkence, zulüm ve haksızlıkları sadece Gülen/FETÖ hareketinin üzerine yıkmaya çalışmak ve o dönemin kudurmuş Kemalistlerini, ulusalcılarını, sosyalistlerini aklamaya, masum göstermeye sebep olacak söylemlerde bulunmak aptallıktır, ahmaklıktır, gafilliktir.

Diğer taraftan, O dönemin ceberrut komutanları, yargıçları, siyasileri, bürokratları, gazetecileri fırsat bu fırsat diyerek geçmişte Müslümanlara yaptıkları zulümleri unutturmak adına bütün zulüm ve günahlarını Gülen/FETÖ hareketinin üzerine atmaya çalışmaları da ayrı bir utanmazlık, yüzsüzlük ve şerefsizliktir.

İşin özeti aslında şudur; o dönemin Firavun paşaları, bürokratları, siyasileri, Karun ruhlu sermaye çevresi, bukalemun gazetecileri İslam’a ve Müslümanlara karşı kuduz köpekler gibi salyalarını akıtarak saldırıyorlardı. Kalplerindeki İslam düşmanlığı uygun zemin bulunca dillerine ve ellerine de vuran Kemalistler, sosyalistler, ulusalcılar; dindar Müslümanların kökünü bu topraklardan kazımak için adeta seferber olmuşlardı.

Gülen/FETÖ’nün yaptığı iş ise, bu kudurmuş aç köpeklerin önüne kendilerinden olmayan veya ileride kendilerine rakip olabilecek dindar subayları, bürokratları, memurları, öğretmenleri, farklı cemaat lider ve üyelerini ispiyon ederek atmaktı. Böylece hem kendileri kurtulacak hem de bu alçakça ispiyonculuğu yapan Fetö’cüler Kemalistlerin gözünde güven sağlayıp askeriyenin ve bürokrasinin içine daha kolay sızabileceklerdi. Çünkü onları organize eden Amerika ve İsrail böyle istiyordu.

Nitekim Müslümanları ispiyon eden, onların evlerine baskın yapan, karakollarda işkence eden, mahkemelerde ki hakimleri vasıtasıyla Müslümanlara en ağır cezalar verenlerin çoğu F.Gülen/FETÖ örgütünün tam da kendisiydi. Bu sayede; hem rakip gördükleri cemaatleri pasifize ediyor hem de aç köpekler gibi Müslüman kanına susamış Kemalist, sosyalist, ulusalcı despotların güvenini kazanarak kamufle olabiliyor ve üstün hizmet(!)lerinden dolayı daha üst makamlara terfi edebiliyorlardı.

Şunu belirtmek isteriz ki; şanı yüce Rabbimiz Müslümanların hayat rehberi olan Kur’an’ ı Kerim’de; “Dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin” buyuruyor. Bu sebeple bir insan isterse Budist olur, isterse Şamanist olur, isterse ateist olur, isterse Kemalist olur, isterse putperest olur, isterse Marksist veya sosyalist olabilir. Bu kişinin kendi tercih edeceği bir şey… Sonucuna da katlanır. İslam inancına göre de bunların sonu ‘fi Nâri Cehennem’dir.
Fakat inandıkları bu batıl inançları Müslümanlara dayatmaları, Müslümanları da kendi batıl inançlarının kural ve kanunlarına göre yaşamaya mecbur etmeleri, hiç bir Müslümanın asla kabul etmeyeceği bir iştir. Dolayısıyla ‘kudurmuş aç köpek’ tabiri kendi batıl inançlarını Müslümanlara zorla dayatan, Müslümanları kendi istedikleri gibi inanmaya ve yaşamaya mecburmuş gibi gören tüm Kemalistler, Marksistler, sosyalistler ve ırkçılar için geçerlidir. Müslümanların inanç ve yaşam tarzına düşman olmayanlara bir sözümüz yoktur. Onlar hakkında son söz Allah’a aittir.

Fırsat Bekleyen Çakal’lar

Daha 3 yıl önce ‘Ergenekon davası’ adı altında 28 Şubat dönemindeki zulümlerin emrini veren birçok komutan, bu zulümleri uygulayan birçok bürokrat, öğretim görevlisi, siyasiler, yazarlar mahkeme önüne çıkarıldılar ve mahkûm da edildiler. Bu operasyon ve tutuklamaların önemli bir kısmında FETÖ yanlısı hâkim, savcı ve emniyet mensubunun etkisi vardı. Bu bilinen bir gerçek…

Fakat Türkiye’de rüzgârın yönü değişti. Hükümetin Gülen/Fetö ile mücadelesi kapsamında haklarında mahkûmiyet kararı verilen tüm Ergenekon sanıkları suçlu-suçsuz ayıklanmaksızın tahliye edildiler. Sebep? Onları mahkûm eden hâkimler FETÖ’cüydü. 28 Şubat’ın darbeci zalimleri şuan serbestler. Özgürlüklerinin tadını çıkarıyorlar. Ama onların hayatlarını kararttıkları mazlum Müslümanlar ise hala zindanlarda çürüyorlar.
Hal böyle iken muhafazakâr/dindar! mahallenin şaşkın yazar, çizer ve siyasetçileri; mazlum Müslümanların hapislerden kurtulmaları için gündem oluşturup çabalayacaklarına 28 Şubat’ın emrini veren FİRAVUNLARINI aklayıp onların köleliğini yapan FETÖ’cülere saldırmakla meşguller!!!
Tabii bu arada o günlerin zulmeden Kemalist, ulusalcı, sosyalist çakalları şuan devletin önemli kademelerine yavaş yavaş yerleşmeye başladılar bile.
Bizler; Kemalist, ulusalcı, ateist, sosyalist komutanların, bürokratların, öğretim görevlilerinin, siyasetçilerin, yazarların Müslümanlara yaptıkları zulmü de onlara uşaklık yapan FETÖ’cülerin zulümlerini de asla unutmayacağız. Unutmamamız lazım!!

Allah’a emanet olunuz. Esselamu Aleykum.