İslam coğrafyaları yazı dizisinin bu bölümünde Kuzey Afrika’nın önemli ülkelerinden biri olan Cezayir’e uzanacağız. Kuzey Afrika’nın Mağrib olarak da bilinen kuzeybatısında yer alan ülke, bölgede İslam’ın yayılmasında lokomotif görevi gören önemli bir Müslüman beldesidir. Ancak ülke ismi uzun yıllardır hâkim olan kargaşa ve kaosla birlikte anılmaktadır. Bu yazıda ülke, coğrafi ve demografik özelliklerinden tarihsel arka plana kadar geniş bir perspektifte ancak özlüce tanıtılacaktır.

Ülkenin Genel Özellikleri

Resmi adıyla Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti, 2 milyon kilometrekareden büyük olan yüzölçümüyle Kuzey Afrika’nın en büyük ülkesidir. 38 milyona yaklaşan nüfusa sahip olan ülke kuzeydoğuda Tunus, doğuda Libya, güneydoğuda Nijer, güneybatıda Moritanya ve Mali, batıda ise Fas ve Batı Sahra ile komşudur. Kuzey Cezayir ve Güney Cezayir olmak üzere iki ana bölgeye ayrılan ülke topraklarında nüfusun büyük bir bölümü coğrafi şartların daha uygun olduğu kuzey bölümde toplanmıştır. Kuzeyde Akdeniz iklimi etkinlik gösterirken Güney kısımlarda ise çöl iklimi hakimdir. Ülke halkının yaklaşık %78’lik bir kısmını Araplar, %20’lik bir kısmını ise Berberiler oluşturmaktadır. Ve halkın %98’i Müslümandır. Genel olarak sünni olan halkın büyük bir çoğunluğu Maliki mezhebine mensuptur.

Tarihsel Süreçte Cezayir ve Müslümanların Ahvali

Ülkenin İslam öncesi tarihine bakıldığında milattan önce 146 yılında Romalılar tarafından ele geçirilen Kartaca bölgesi sınırları içinde bulunan Cezayir’in, milattan sonra kırk yıllarında Roma’nın hâkimiyetine girdiği bilinmektedir. Bu dönemde kıyı bölgelerinde “Romanizasyon” ismiyle bilinen yoğun bir sömürgecilik ve zulüm siyaseti uygulanırken Cezayir’in iç kesimleri Roma hâkimiyetinin dışında kalmıştır. İç kesimlerde kabile toplulukları halinde göçebe hayatı yaşayan yerli halka Libyalı deniliyordu. Kendilerini “Emâzîğ” (hür insanlar) olarak tanıtan bu yerli halka sonraları “Berber” adı verilmiştir. (1) Günümüzde Berberiler olarak bilinen bu yerliler, halkın yaklaşık %20’lik bir kısmını oluşturmaktadır.

Bölgenin İslam ile tanışması ise miladi yedinci yüzyıla rastlar. Müslüman fatihlerin bölgeye yaptığı akınlar yerli halk tarafından bir mukavemetle karşılaşsa da bölge zaman içerisinde Müslümanların kontrolü altına girmeye başlamış ve yerli halkın İslamlaşması süreci hızlanmıştır. 1500’lü yıllara gelindiğinde ise bölgede artık Osmanlı devletinin etkileri hissedilmeye başlamıştır. Nitekim 1517 yılı bölgenin Barbaros Hayrettin Paşa ve kardeşi tarafından Osmanlı hâkimiyetine geçirildiği tarih olmuştur. 1830’lu yıllara kadar da bölgede Osmanlı devletinin hâkimiyeti devam etmiştir.

1830 yılının Temmuz ayına gelindiğinde Fransızların Cezayir’i işgali vuku bulmuş ve bölgeyi büyük Fransız İmparatorluğu’nun bir parçası haline getirme çabaları yoğunluk kazanmaya başlamıştır. Bunun için Fransızlar Cezayir’in Müslüman halkını Hristiyanlaştırmak ve kendilerini tamamen Fransız kültürüne adapte etmek için ciddi faaliyetler yürütmüştür. 1830’da Cezayir’de Avrupa’nın en büyük misyonerlik merkezi olan Beyaz Papazlar Cemiyeti kurulmuş, bu cemiyet Cezayir halkını elli yıl içinde Hristiyanlaştırma amacı gütmüştür. (2) Fransızlar halkın mukavemetini kırmak için askerî, siyasî, dinî, kültürel, ekonomik her baskıyı deneyerek Cezayir’in İslami kimliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar uygulamış ve her şeyden önce Hıristiyanlığı yaymaya, Arapçanın yerine Fransızcayı hâkim dil haline getirmeye çalışmışlardır. Halka ait mülkleri tasfiye etmeye, vakıflara ve kendilerine mukavemet eden kabilelerin topraklarına el koymaya başlamış, bunların yanı sıra ülkenin en güzel yerlerine Avrupalıları yerleştirerek sömürge yerleşim birimleri oluşturmaya gayret etmişlerdir.(3) 1830’daki işgalden itibaren Fransızların sömürgeciliğine karşı ciddi bir direniş ve bağımsızlık mücadelesi başlamış, ancak bu bağımsızlık girişimleri Fransızlar tarafından çok kanlı bir biçimde bastırılmıştır.

Cezayir Müslümanlarının 1954 yılında Fransız işgaline karşı Millî Kurtuluş Cephesi’nin öncülüğünde toplu bir kıyam başlatması ve bu doğrultuda yaklaşık sekiz yıl süren savaş süresince 1,5 milyon civarında şehit verilmiştir. Millî Kurtuluş Cephesi, Kasım 1954’te kurtuluş savaşını başlatırken yayınladığı bildirisinde amacının “Cezayir’de İslâm ilkelerine göre şekillenen bir bağımsız devlet kurmak” olduğunu bildirmiş ancak bağımsızlık sonrasında Fransa’nın da oyunları ile Cephe içinde yer alan Müslüman ilim adamları tasfiye edilerek, batıcı-laik düşünce sahipleri ön plana geçirilmiştir. (4)

İlerleyen yıllarda ülkede sosyalist rejimin etkinliği sağlanmış, bu dönemde Müslümanlar bu sosyalist rejime yönelik de ciddi başkaldırılarda bulunmuştur. Bu başkaldırı sürecinde Abbas Medeni öncülüğündeki İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) önemli ölçüde etkinlik göstermiştir. 1990 ve 1991 yıllarında girdiği seçimlerde halkın büyük bir desteğini kazanan İslami Kurtuluş Cephesi’nin bu etkinliğini günden güne arttırması sebebiyle de başta Fransa olmak üzere batılı ülkelerde ciddi bir rahatsızlık meydana gelmiştir. Bunun üzerine ülkede meydana gelen darbe ile İslami Kurtuluş Cephesi ciddi yaralar almış ve liderleri hapishanelere atılmıştır.

Ülkenin gerek fiili sömürgecilik döneminde gerekse de bağımsızlığın kazanıldığı ancak Fransız etkisinin kendisini güçlü bir biçimde hissettirdiği dönemlerde karşı karşıya kaldığı sıkıntılı süreçleri anlatan bu tarihsel serüven Müslüman halkın ülkede ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldığının somut göstergesidir. Ve bu durumun diğer bölge ülkeleri ve hatta pek çok Müslüman beldesi için de geçerli olduğu tarihsel bir vakıadır.

————————-

Dipnotlar ve Kaynakça

1. Nasiruddin Saiduni, “Cezayir Tarihi” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2013.
2. Ekrem Yolcu, Cezayir, Vahdet Dergisi. Erişim Adresi: http://www.enfal.de/cezayir.htm.
3. Davut Dursun, “Cezayir Sömürge Dönemi”, , Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2013.
4. M. Ahmet Varol, Batı’ya Parmak Isırtan İslam Ülkesi, Altınoluk Dergisi, 1990 Temmuz, Sayı: 53, Sayfa: 13