Çocuklar, anne babalarının bağırarak söylediklerini işitmez, önemsemez ve anlamazlar. Bağırmak, öfkeden ileri gelir. İnsan da öfkelendiğinde ne dediğinden habersizdir. İnsan öfkelenince ona öfke duygusu hâkim olur ve öfkesi oranında karşısındakinden uzaklaşır. İşte bu yüzden muhatabının kalbinden uzaklaştığını hissettiğinden dolayı, bağırarak ona sesini duyurmaya çalışır. Buradan çocuklara bağırmanın sebebinin öfke olduğu sonucu çıkmaktadır. Öyleyse sorunumuz, öfke duygusuna yenilmemizdir. Bu sebeple kendisine nasihat etmesini isteyen bir sahabeye peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Öfkelenme” buyurmakla yetiniyor. Zira öfke öyle bir zehirdir ki kişiyi hâkimiyeti altına aldı mı, başkalarına zarar verdirmeden bırakmaz. Öfke anında insan, ne yaptığının farkına bile varmaz. Hatta kimi zaman telafisi çok zor sonuçlar doğuran işler bile yaptırır insana. Hele ki karşısındaki aciz, sana karşılık bile vermeye güç yetiremeyen küçük insancıklar grubundan bir yavrucak ise.

Bağırmak, çocuklarımıza ve bize hiçbir fayda sağlamaz. Üstelik çoğu pişmanlıkla sonlanır bağırış çağırışlarımızın. Peki, her şeyi hakkıyla işiten Rabbimizin bağıranın sesini neye benzettiğini biliyor muyuz?

“Gerçekten en kötü ses elbette ki eşeğin sesidir. Yürüyüşünde ölçülü yürü, orta yol tut, sesini alçalt.” (Lokman, 19)

Hayatta insan her türlü imtihan ile karşı karşıyadır. Bu hengamede bazen güler, bazen ağlar. Bazen sevinir, bazen üzülür. Üzgün, yorgun ve kızgın olduğumuz zamanlarda öfkemize daha çok yenik düşüp çocuklarımıza bağırıp çağırarak rahatladığımızı zannederiz. Ama aslında hiç öyle değildir. İş, daha da içinden çıkılmaz hale gelir ve kördüğüm gibi ayağına dolanıp üzerindeki yükleri artırmaktan başka bir işe yaramaz. Çünkü öfkenin sebep olduğu bağırıp çağırma işi bittikten sonra insanı kuşatan nedamet ve vicdan azabı, en ağır yüktür. Bu yüzden peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Asıl pehlivan rakibini güreşte yenen değil, öfke anında öfkesini yutandır.” (1)  buyurarak bizi bu ağır yükün altına girmekten kurtarmak istemiştir. Çocuklara bağırarak, bağırmadan önceki durumdan fazla bir şey değiştiremeyiz. Bilakis birçok zarar elde ederiz. O halde neden bağırıyoruz? Çocuklarımıza bir şey öğretmek için mi, yoksa içimizdeki sıkıntıyı dışarı atmak için mi?

Çocuklara dikkat edin. Biri bağırdığında korkarlar ve ellerini kulaklarına tıkarak ‘seni anlamıyorum, sesini alçaltarak konuş benimle’ mesajını verirler. Peki, anne babalar neden bağırır? Hangisine sorsanız, söz dinletmek için cevabını alırsınız. Ama çocuklar sadece orta sesle söylenen, yerinde, adaletli, tutarlı ve kararlı söylenen sözleri dinler ve ciddiye alırlar.

Bazı çocuklar anne babasının ve büyüklerinin bağırarak anlatmasına alıştığı için, alçak sesle söylenenleri algılamaz hale gelirler. Bu yüzden okullarda bağırma âdeti olmayan öğretmenleri bile çileden çıkaracak kadar duyarsız olabilirler. Bu durumda suç o çocuğun değil, onu böyle alıştıran ailesinindir.

“Tatlı dil, yılanı bile deliğinden çıkarır” demişler. Tatlı dil, güler yüz, tebessüm ve güzellikle ikna güzel ahlaktandır. Bu saydıklarımızı da en çok hak eden ve en çok ihtiyaç duyanlar da gönül meyvelerimiz olan çocuklarımızdır. Onları bunlardan mahrum etmeye, bağırıp çağırarak hayatı onlara zindan etmeye hakkımız yok.

Kötü söz, müstehcen sözler sahibinindir. Ama çocuğa yönelik olursa bunlar, onların minik ve tertemiz yüreklerinde derin yaralar açar. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, lanet edici ve kötü söz kullanan biri asla değildi ve bunlardan hoşlanmazdı. O, en çok ailesine karşı hayırlı idi. Tirmizi’de geçen bir hadiste bunların Mü’min bir kişiye de yakışmayacağını vurgulamaktadır:

“Mü’min kişi tan edici, lanet okuyucu, müstehcen sözler ifade edici, çirkin laflar edici değildir.” (2)

Peygambere on sene hizmet etmiş Enes radıyallahu anhu anlatıyor: “Peygambere on yıl hizmet ettim, bana bir kere bile ‘öf’ dediğini görmedim.”

Karşımızda yanında yetişen insana, ‘öf’ bile demekten hayâ eden bir Peygamber var.  Günümüzde çocuklarına küfürler yağdırıp onlara lanet edenleri görse tepkisi ne olurdu kim bilir? Üstelik henüz fıtrat (İslam) üzere olan müslümancıklara yapılıyor ise bunlar. “Müslümana sövmek, fasıklıktır” (3) buyuruyorsa hele.

Dışarıya karşı gayet nazik, ama evinde bir canavar kesilen bizlerin tam aksine, en güzel ahlak sahibi olan peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, en çok ailesine hayrı dokunur ve bunun, bizim için de böyle olmasını tavsiye ederdi. Çünkü kendi ailesine faydalı olamayanın kimseye hayrı olamaz. Hz. Aişe radıyallahu anha’dan gelen rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olandır. Ben aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım…” (4)

Çocuklarımız elimiz ve dilimizden emin mi? Değillerse imanımızda zayıflama olduğunu ve bu konuda dikkatli olmamız gerektiğini bilmeliyiz. Çünkü kâmil iman sahibi Nebilerin efendisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda bizi şöyle aydınlatmaktadır: “Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir.” (5)

Ey aklını kullanan gerçek Mü’min’lerden olduğu iddiasında bulunarak övünüp duran nefis! Öfke anında nefsine hâkim olarak öfkeni yut ve evlatlarına sadece zarar veren, seni de rezil eden bağırıp çağırmadan vazgeç. Yoksa etrafında insan ve melek namına hiçbir şey bulamayacağın günler yakındır.  

 

————————-

 

  1. Buhari, Edep, 76, Müslim, Birr, 107,108
  2. Tirmizi, Birr, 48
  3. Nesai
  4. İbn Hibban, Sahih hadis no: 4177; Tirmizi, Sünen, hadis no: 3895, ve diğerleri. Hadis sahihtir.
  5. Tirmizi, İman, 12; Nesai, İman, 8