Bismillahirrahmanirrahim

ABD, Rusya ve diğer batılı ülkeler Kuzey Suriye Koridoru‘nu bir an önce oluşturmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Bu koridorun ya da bir başka deyişle bu seddin en büyük amacı; İslami grupların Türkiye üzerinden sağladığı lojistik desteği kesmek ve İslami direnişi kendi imkânsızlıkları içinde boğmak.

Bu planın gerçekleşmesine çeyrek kaldı. Türkiye – Suriye sınırı; Heseke, Telabyat, Kobani, Cerablus, Azez ve Afrin bölgelerinden oluşuyor. ABD’nin kontrolündeki Pyd/Pkk güçleri Cerablus ve Azez hariç tüm sınır bölgelerini ele geçirmiş durumda.

Daha bir buçuk yıl önce Pyd/Pkk bölgede marjinal küçük bir grupken, ABD, Avrupa ve Rusya eliyle şuan Suriye savaşının en önemli aktörü haline getirildi. Bu arada IŞİD ile PYD/PKK savaşının kırılma noktası olan  ‘Kobani’nin Işid saldırısından kurtarılıp (!) Pkk/Pyd ye teslim edilmesi operasyonunda aldanan ve aldatılan Türkiye hükümetinin de büyük payı olduğunu hatırdan çıkarmayalım.  ABD ve Avrupa’dan yediği buna benzer yüzlerce kazık sebebiyle zoraki biraz akıllanan hükümet şuan bölgede kendi göbeğini kendi kesmeye çalışıyor.  Tabi bu arada atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.

Şuan Türkiye hükümeti, Suriye sınırının tamamen pkk/pyd kontrolüne geçmemesi için geri kalan AZEZ ve CERABLUS’un ‘Güvenli Bölge’ olarak ilan edilmesini istiyor. Ne demek güvenli bölge? Yani Gaziantep ile Halep arasındaki bağlantıyı sağlayan Azez ve Cerablus’un BM veya NATO yahut Koalisyon güçlerinin denetimine verilmesi. Türkiye’nin teklif ettiği bu çözüm bile aslında kendi içinde ayrı bir sorun.

“Güvenli bölge” kavramını bizler, HAÇLI zihniyetin Müslüman katliamı için bir hazırlık dönemi olarak hatırlıyoruz. Saraybosna da ‘Srebrenitsa’ katliamını unutanlar için tekrar hatırlamakta fayda var: “Yugoslavya’nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahale eden Birleşmiş Milletler’in “güvenli bölge” ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa da bulunmaktaydı.

Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.

Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa’ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında Müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16’yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.
Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Hollandalı generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden BM adına sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.

Daha sonra ortaya çıkan bir video kasetinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti. Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.

Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa’nın Tanjarz Kırsalı’nda tam 10, 000 (On bin) kişiyi esir alan askeri grup Mladiç’in emriyle esirleri öldürmeye başladı. Sırp vahşeti Avrupa’dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü. Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı’na gömüldü. İşte “GÜVENLİ BÖLGE” biz Müslümanlarda böyle bir çağrışım yapıyor… Dedelerimizin güzel bir sözü var; ‘DOMUZDAN POST, GÂVURDAN DOST OLMAZ.’

Kuzey Suriye konusuna devam edecek olursak; aslında Türkiye’nin güvenli bölge talebi daha geniş bir bölgeyi kapsıyordu. Fakat elde kala kala sadece bu iki bölge kaldı. ABD ve Avrupa öteden beri güvenli bölge fikrine karşı çıkıyorlardı. Bunun sebebini anlamak için Pkk/Pyd’nin 18 ay içinde Kuzey Suriye’de hâkim olduğu bölgelere bakmak yeterli. Şuan kuzey Suriye’deki fiili durum başta ABD olmak üzere Avrupa’nın öteden beri planladığı bir durumdu.Pyd/Pkk’nın şuan hakim olduğu kantonlarla ilgili haritalar 2 yıl önce basına sızmıştı zaten.

Türkiye devleti dost gözüken ülkelerden yediği kazıkların bileşkesi olarak bölgede adım adım çembere alındığının farkına vardı. Bıçak kemiğe dayanınca bazı şeyleri doğru anlamaya başladı desek daha doğru olur… Anladığı içinde şuan kırmızı çizgiler çizmeye ve batıya karşı bazı restlerde bulunmaya başladı. Bunlardan biride Pyd/Pkk’nın Fırat’ın batısına geçmemesi restiydi. ABD ve Batılı ülkeler bu talep ya da tehditleri çok ciddiye almamış olacaklar ki; kalan en son iki bölgenin de bir an önce alınıp sınır koridorunun tamamen kapatılması için Pyd/Pkk’nın AZEZ ve CERABLUS harekatına izin verdiler. Fakat Türkiye Pyd/pkk birliklerini top atışına tutunca işler biraz karıştı.

ABD’nin Türkiye ile çok yönlü çıkar ilişkisi var. Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik konum ve bölgede olası çıkabilecek başka sorunların çözümünde yine Türkiye’yi kullanabilme ihtimalinden dolayı şuan Türkiye ile direk restleşmek istemiyor. Fakat bu, ABD’nin ve Batı’nın kuzey Suriye projesinden vazgeçtiği veya vazgeçeceği anlamına da gelmiyor.

ABD’nin Oyunları

ABD ve Batı, Türkiye’yi fazla ürkütmeden yapacağını yapmak istiyor. ABD, bir taraftan Pkk/Pyd‘ye bir taraftan da Türkiye’ye itidal çağrısı yaparken güya olayların arkasında kendisi yokmuşçasına tarafsızlık imajı vermeye çalışıyor. Amaç, Türkiye’nin Pyd’ye yönelik olası sert bir müdahalesini engellemek ve süreç içinde Türkiye’nin kırmızı çizgilerini sulandırmak.

Pyd/Pkk, Fırat’ın batısına geçer ve Türkiye’nin “Güvenli Bölge” olsun dediği Azez ve Cerablus’a saldırırsa buna Türkiye’nin ne cevap vereceği merak konusuydu. Bu olasılık ABD tarafından test edilmeliydi ve edildi de. Pyd/Pkk Fırat’ın batısına geçerek Cerablus’a yönelik operasyon başlattı. Bu gelişme üzerine Türkiye, pyd/pkk mevzilerini top ateşine tuttu. Başta ABD ve Avrupa olmak üzere “Acilen saldırıların kesilmesi gerektiği” mesajları Ankara’da karşılık bulmayınca ABD’nin araya girmesiyle Pyd/Pkk’nın, Fırat’ın batısından ilerleyişi şimdilik durduruldu. Tabi bu süreç içinde alınan yerler Pyd’nin kontrolüne çoktan geçmiş oldu.

ABD’nin Yeni Planı

ABD, Türkiye ve bazı Arap ülkelerinin tepkisini çekmemek, meşru bir mücadele yapılıyormuş görüntüsü vermek için içerisinde Pyd/PKK’nın, Arapların, Süryanilerin ve bazı Türkmen gruplarında olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı çatı yapıyı kurdurdu.

Bu süreç şöyle gerçekleşti; Türkiye›nin de desteklediği Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) eski başkanlarından Ahmed Carba’nın liderliğinde; Mısır, BAE ve ABD desteği ile kurulan “Suriye’nin Geleceği Akımı” adlı oluşum, Kuzey Suriye ve Haseke’deki Arapları PKK/PYD saflarında savaştırmak için ÖSO adı altında bir araya getirdi.

11 Mart 2016 tarihinde Kahire’de gerçekleştirilen toplantı ile Menbic  Askeri Meclisi’nde adı geçen yedi grup, Suriye’deki muhalif grupları töhmet altında bırakacak biçimde ÖSO adı altında toplandı ve yaklaşık bir ay sonra da PYD/YPG öncülüğündeki SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile birleştikleri açıklandı.

ABD’nin böyle bir oluşuma gitmesinin sebebi; ülkedeki İslami direniş gruplarına karşı muhalif bir güç oluşturmak ve Pyd’yi ön plana çıkarmadan olası Pkk/Pyd tepkisini minimize etmek. Böylelikle ileride yapılması planlanan askeri operasyonların; Suriye halklarının ortak mücadelesiymiş algısı oluşturmak.

Fakat işin içinde olan herkes biliyor ki Suriye halklarının ortak koalisyonu(!) gibi gözüken SDG’nin askeri gücü ve karar alıcı mekanizması PYD/PKK’nın kontrolündedir.

26 Aralık 2015’de SDG güçleri Teşrin Barajı’nı IŞİD’in elinden alıp Fırat’ın batısına geçerek Menbic bölgesine yaklaştı.

2 Nisan 2016 tarihinde, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin öncülüğünü üstlendiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çatısı altında Menbic  Askeri Meclisi’nin kurulduğu ilan edildi.

SDG güçlerinin 1 Haziran’da “Menbic Operasyonunu” başlattıklarını açıklamasının ardından Türkiye’nin “YPG’nin Fırat›ın batısında geçmemesi yönündeki kırmızı çizgisi” aşılmış olacağı ve bu durumda da operasyona karşı çıkacağı konuşulmaya başlandı. Bu noktada yine ABD devreye girdi.
Menbic operasyonuna havadan ve özel kuvvetleri ile de karadan destek veren ABD, Türkiye’nin tepkilerini azaltmak amacıyla, Operasyonun meşru Menbic meclis çatısı altındaki Suriye Arap Koalisyonu (SDG) öncülüğünde gerçekleştirildiğini açıkladı.

ABD tarafından Türkiye’ye; PYD/Ypg güçlerinin sadece Suriye Arap Koalisyonu’na, IŞİD’i bölgeden temizlemek için yardımcı olacağını ve operasyon bitince bu bölgeleri Araplara teslim edip çekilecekleri söylendi.

ABD’li komutan Pat Ryder, Operasyona 3.000 Arap gücünün katıldığını buna karşın Pyd’nin silahlı unsurları olan Ypg’’lilerin sayısının 450-500 civarında olduğunu belirtti.

Suriye Arap Birliği ya da başka bir deyişle ÖSO adı altında toplanmış bu grupların toplam asker sayısı ABD’nin açıklamalarının tam aksine 400’ü bulmuyor.

Operasyon kapsamında; Ceyş’ül Suvar’ın 55, Şems›ül Şimal›in 105, Cund’ül Harameyn’in 100, Şuheda Fırat›ın 110, Ahrar Cerablus’un 25, Tecemmu Fırat’ın 42 ve İsa Birliği’nin ise 24 askeri var.

Yani Arap olduğu iddia edilen güçlerinin sayısı toplamda 351’i geçmiyor. Buna karşın Menbic operasyonundaki Pyd/ Pkk’lı güçlerin sayısı ise 2500 civarında idi. Yani her şey söylenenin tam tersi.

Daha önce Rakka’nın kuzeyindeki Tel Abyad’ı ele geçiren PKK’nın Suriye kolu PYD merkezli Suriye Demokratik Güçleri, bölgeyi yerel meclislere bırakacağını açıklamış ancak yönetimi tümden devralmıştı.

Yine Tel Abyad operasyonu sırasında ABD de Türkiye’nin tepkilerini yumuşatmak adına Tel Abyad’ın Arap ve Türkmen üyeleri bulunan ÖSO tarafından yönetileceğini açıklamış, ne var ki bunların hiç biri gerçekleşmemişti.

Aynı süreç Menbic’te de yaşanıyor. Suriye Demokratik Güçleri içindeki Arap unsurların durumu, Tel Abyad kazığı (!) ve SDG sözcüsü Talal Sülo’nun “yönetimi yerel meclislere bırakacağız” ifadesi yeni bir oyunun işaretleri olarak değerlendiriliyor.

Nitekim 1 Haziran ve takip eden günlerde gerek SDG’nin Ypg’li komutanlarının açıklamaları gerekse bölgeden operasyona dair gelen görüntüler, işin aslının hiçte ABD’nin iddia ettiği gibi olmadığını ispat etti.

Sonuç

“PYD daha 1,5 yıl öncesine kadar küçük bir grup iken IŞİD’in Kobani (Ayn el-Arab) saldırısı sonrası ABD eliyle düzenli ordu hâline getirildi. ABD ve Avrupa’nın nihai hedefi ise; Türkiye sınır hattını kontrol eden uydu bir devlet oluşturmak. PYD, süreç içerisinde istenen seviyeye gelince ABD bir sonraki planı devreye soktu.

Gizli bir elle bu kadar büyütülüp şişirilen ve bölgenin en hassas sinir uçlarına ustaca yerleştirilen IŞİD’den artık kurtulma zamanı gelmişti. Nede olsa dünya kamuoyu canavarlaştırılmış  IŞİD’le yapılacak her türlü savaşı çoktan kabullenmişti bile(!).. Şuan IŞİD’in, bu günler için kontrol ettiği anlaşılan bölgelerden çıkarılması doğrultusunda ABD-PYD- RUSYA işbirliğiyle saldırı dalgası başlatıldı.

Kuzey Halep’te savaşan İslami direniş grupları ciddi anlamda destek sorunu yaşamaya başladı. ABD, İslamcılar dahil tüm muhalif gruplara  “Ya PYD ile birlikte olun ya da bölgeyi terk edin.” diyeceği artık kesinleşti…

Suriye İslami direnişi için can damarı olan ve Türkiye’nin “Güvenli Bölge “ dediği, AZEZ – CERABLUS bölgeleri için artık PYD ile de savaşma zorunluluğu geldi çattı. Önümüzdeki günler oldukça zorlu geçecek gibi…

Sonuçların Sonucu

“Onların bir planı varsa, kuşkusuz Allah’ında bir planı vardır. O en iyi planlayandır ” (Enfal: 30)

“Gerçekten onlar,(İslam’a karşı) hile ve tuzaklarını kurdular. Allah katında onlara hilelerine karşı azap var; isterse onların hileleri dağları yerinden oynatacak olsun” (İbrahim: 46)

Es Selâmu  Aleykum. Allaha emanet olunuz.