Hamd, yerin ve göğün yaratıcısı olan gücün ve kuvvetin gerçek sahibi Allahu Teâlâ ’yadır. O ki vaadini yerine getirendir. Salat ve selâm efendimiz komutanımız Hz. Muhammed  sallallahu aleyhi ve sellem’e ailesine ve ashabına olsun.

Tarihler 1402’yi gösterdiğinde Timurlenk ile Yıldırım Beyazıt arasında cereyan eden Ankara savaşından sonra başsız, padişahsız bir on bir yıl geçirmesine rağmen bir dünya imparatorluğu haline gelen ve İslâmiyet’in uçsuz bucaksız diyarlara yayılmasını kendisine şiar edinen Osmanlı imparatorluğunun günden güne erimesinde çok büyük rol oynayan 1853-1856 yılları arasında meydana gelen Kırım savaşı hazindir.

Kırım savaşı ilk etapta bir Osmanlı-Rus savaşı olarak başlasa da  Sinop katliamı ve kıdemli sömürücü İngiltere’nin sömürge yollarının tehlikeye düşmesine binaen İngiltere ve müttefikleriyle Rus savaşı halini almıştır. Rusların sıcak denizlere inme, İstanbul’u ve boğazları ele geçirme fikri (idea fixe) Çar I. Nicola zamanında iyice bir saplantı haline geldi ve bu ideoloji doğrultusunda I. Nicola Kırım savaşını başlattı.

Kırım savaşının ana sebebi Prof. Dr. Namık Sinan Turan’ın İmparatorluk ve Diplomasi kitabında güzel bir şekilde anlatılmaktadır. “Osmanlı Rus savaşı olarak başladığı halde kısa bir sürede bir Avrupa savaşına dönüşecek plan Kırım savaşının görünürdeki nedeni Makamat-ı Mübareke olarak anılan Kudüs’teki kutsal mekanların yönetimiydi. Tek tanrılı dinler arasında büyük öneme haiz olan bu şehirde Hristiyanlık inancının erken tarihine dair önemli arkeolojik tarihi mekanlar yer alıyordu. Hz. İsa’nın doğduğu Beyt-lahem mağarası, Kemame Kilisesi, Hristiyanlarca Hz. İsa’nın mezarı olarak kabul edilen, Tahunül-Atik meydanı, Hacer-i Muğteril gibi mekanlar gerek Katolikler gerekse Ortodokslar için dinsel anlamda önem taşımaktaydı. Fransa 1740 kapitülasyonlarıyla Katoliklerin, Rusya ise 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile Ortodoksların haklarının koruyucusu olmuşlardı. Tabi bu tür imtiyazlar söz konusu devletlere, zaman zaman Osmanlı iç işlerine müdahale etme olanağı da sağlıyordu. Kapitülasyonların Katoliklere tanıdığı haklardan faydalanma isteğiyle harekete geçen Fransa bu defa karşısında aynı kaygılarda Ortodoksluğu kendisine siper edinen Rusya’yı bulacaktı. Fransa ve Rusya arasında gittikçe şiddetli hal alan ve Osmanlı Hükümetini zora sokan meselenin halli için bir komisyon oluşturuldu. Babıali sorunu ertelemiş olmakla birlikte kesin bir çözüm üretemedi. Rusya kutsal yerler hakkında aldatıldığını düşünmekteydi. Konuyu kendi bakış açısıyla çözüme kavuşturmak üzere Prens Sergeyeviç Mençikov  olağanüstü büyük elçi olarak 28 Şubat 1853 (bazı rivayetlerde 23 Şubat 1853)’de İstanbul’a gönderilmişti. (Mençikov Prenslik unvanının yanında Amiral, Bahriye Bakanı, Finlandiya Valisi, Baltık Donanma Komutanı gibi bir sürü ünvanı vardı. Ayrıca Mençikov İstanbul’da gösteriler ile karşılandı). Mençikov’un talepleri arasında en cüretkâr olanı Rusya’nın tüm Ortodokslar üzerindeki yetkisini tanıyan bir anlaşmanın yapılması isteğiydi. Mençikov ve Rıfat arasındaki görüşmeler sırasında Sultan Fermanı Hümayun ile verilen imtiyazların ötesinde garantiler vermeyi kesin bir dil ile reddetti. Mençikov ve İstanbul’daki sefaret görevlileri 21 Mayıs’ta İstanbul’dan ayrıldı. Mençikov’a göre heyetin başarısızlığı İngiliz elçisi Canning yüzündendi. Çar’ın tepkisi oldukça büyüktü: “Abdülmecit’ten yediğim tokadın acısını ve beş parmağının izlerini yüzümde hissediyorum’’ şeklinde tepkisini ortaya koyan Çar Nicola Eflak ve Boğdan’ı işgal etme ve bir kapitülasyon verilmediği takdirde İstanbul’a bir abluka uygulama tehdidinde bulundu.” Sebep dairesinde  savaşın ana sebeplerini yukarıda verdik. Savaşın sebebine bir ek olarak ta Prof. Dr. Fahir Armaoğlu’nun 19. yy Siyasi Tarihi kitabından küçük bir kesit vermek olayı daha iyi tahayyül etme noktasında bize fazlasıyla katkıda bulunacaktır. Söz konusu kitapta geçen cümle şudur: “Mamafih gerçek şudur ki, Osmanlı devleti gerek Katolikler gerek Ortodokslara çeşitli zamanlarda o kadar çok yetki ve ayrıcalık tanımıştı ki kutsal yerler anlaşmazlığı patlak verdiğinde, kimin ne kadar ve ne nitelikte bir ayrıcalığa sahip olduğunu tespit etmek mümkün değildi. İşte durum bu şekildeyken kutsal yerler sorunundan çıkan küçük bir anlaşmazlık giderek büyüdü ve kırım savaşı gibi bir Avrupa savaşına dönüştü.”

Savaşın çıkmasına ramak kala Avusturya önderliğinde barış için bir kongre toplanıldı. Avusturya çıkarları uğruna tarafsız kalmak istiyordu. Viyana konferansında, 1 Ağustos 1853’te şu kararlar alındı: Ortodoks tebaa hakkında Kaynarca ve Edirne anlaşmalarının almış olduğu taahhütlerin, sadece Rusya’ya karşı değil, bütün Avrupa devletlerine karşı alınmış taahhütler olduğunu Osmanlı devleti kabul edecekti. Fakat Osmanlı devleti bu notayı kabul etmedi. Bunun üzerine dönemin Rusya Bakanı Nesselrode’nin 7 Eylül 1853’te Osmanlı Ortodokslarının korunmasının kesin olarak Rusya’ya verildiğini ilan etmesi barış sürecini sona erdirdi. Böylelikle Rusya’nın 22 nisan 1853’te memleketin (Eflak ve Boğdan)’e girmesiyle harp başladı. Ne gariptir ki Çar Nicola savaşını Osmanlı’nın çıkardığını ilan ederek şöyle bir beyanname yayınladı: “Bu takdirce Rusya devleti harbe davet olunmuş olduğundan artık Devlet-i Aliye’yi muahedatı mevcudeye riayet eylemeye icbar etmek ve bizim gayretle mutedil olan metalibimize ve Rus milletinin muğtekidi olan Ortodoks mezhebinin memalik Şarkiye’de hıfz-u siyanet’i için derkar olan himemi mesruamıza mukabil saltanatı seniyye tarafından vuku  bulan tahkiratın tarziyesini istihsal eylemek üzere kemali emniyeti kalbiye ile avnu bariye istinaden silaha davranmadan gayrı çaremiz kalmamıştır.’’ demeciyle Kırım savaşı, küresel savaşların başlangıç noktası olarak tarihin derin sayfalarında yer almak üzere başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu 29 Eylül’de Rusya’ya savaş ilan ederek 4 Ekim 1853’te kararını elçiliklere bildirdi. Savaşın başlangıç noktası olan Sinop katliamını Prof. Dr. Ali Fuat Örenç’in Kırım Harbi Deniz Savaşları makalesinden dinleyelim. Makaleden parça parça aldığım kesitleri şu şekilde dizayn ettim.
“Savaş öncesi Osmanlı Devleti’nin deniz gücüne bakıldığında Rusya ile mücadele edecek kapasiteye sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Talep üzerine donanmaya katılan Mısır gemileri ile kalyon, firkateyn, brik ve vapur türü irili ufaklı 87 muharebe gemisine sahip olunduğu kaydedilmektedir.

Rus gemileri 30 Kasım 1853’te Osmanlı gemilerinin kaçış yolunu kapamak üzere vapurları liman dışında bırakıp filikaları yedeğe alarak tam yelkenle Sinop Limanı’na girdi. Düşman gemileri limana girerken çoktan ağırlıklarını hazırlamış bulunan Sinop Valisi Hüseyin Paşa şehirden kaçmıştır. Halk da valiye uyarak şehri boşalttı. Rus gemileri ateş menziline girdiği halde Osmanlı gemilerinden ateş edilmekte tereddüt yaşanıyordu. Bunun sebebi ise kumandana verilen Ruslar ateş etmeden karşılık verilmemesi emri idi. Ruslar bundan yararlanarak limana çok rahat girebilmişlerdi. Hatta Nâvek-i Bahri kumandanı işaretle ateş izni istediyse de bir cevap çıkmadı. Fakat Nizamiye firkateyni kumandanı Piyale Hasan Paşa, gemisi kuşatılınca emir almadan ilk ateşi açtı. Bunun üzerine bütün gemiler ateşe başladı. Yarım saatlik top atışında dumandan göz gözü görmez olmuştu. Ancak, ani başlayan rüzgar, sisi dağıtmış, bu durumdan yararlanan Ruslar tekrar pozisyon almışlardı. Son saldırıda bütün Osmanlı gemileri hasar görmüştü. Osmanlı gemilerinde o kadar çok asker kaybı vardı ki yedek topçu ve top başına cephane yetiştirecek kimse kalmamıştı. yanmaya başlayan gemileri mürettebatından yüzlercesi filikalar yahut seren 1 parçasına tutunarak kurtulmaya çalışırken, boğularak şehit olmuştu. Yoğun Rus ateşinde Osmanlı gemilerinin demir zincirlerinin çoğu kopmuş, kalanlar da demirlerini bırakınca karaya vurarak sakatlanmıştı. Nizamiye fırkateyni yanar vaziyette Kaid fırkateyninin üzerine düştü her ikisi beraber yandı. Baskında toplam 11 Osmanlı gemisi battı veya kullanılamaz hale geldi. Batan gemilerden Avnillah ve Feyz-i Mabud yakın zamanda Sinop tersanesinde inşa edilmişti. Bu gemilerden başka limanda demirli iki İngiliz ve altı Türk ticaret gemisi de batmıştı.

Muharebe esnasında bazı Osmanlı askerlerinin üstün gayret ve şecaatleri görüldü. Mesela, Kahraman İmamoğlu Ali Bey’in gemisi Navek-i Bahri, karşısında demirli Rus gemisinin ateşiyle perişan olmuştu. Bu durumu gören Ali Bey geminin düşman eline geçmemesi için herkesin gemiyi terk etmesini emrederek, eline geçirdiği bir meşale ile kendisini cephaneliğe atıp gemiyi havaya uçurdu.

Sinop baskını 3 saat içerisinde neticelendi. Buna rağmen Rus Amirali Nahivmof savaş dışı kalmış, karaya vurmuş Osmanlı gemileri üzerine gülle ve yağlı paçavra atmaya devam etmiş ve savunmasız kalmış bir çok Osmanlı askerini bu yolla şehit etmişti.” Sinop katliamından sonra Petersburg’da “Sinop savaşı” ile anılan alelacele hazırlanan bir müzikal piyes hemen sahneye kondu. Yine Petersburg’ta günlerce süren balolar ve eğlenceler düzenlendi. “Bu savaşta Osmanlı hafif filosu, 2.989 mevcudundan 2.031’e yakın şehit ve yaralı verdi. Yaralıların 556’sı ağırdı. Piyale Hasan Paşa da şehitler arasında idi. Rusları kaybı ise 33 ölü ve 330 yaralıdan ibaretti. Sinop faciasında askeri kararsızlığı nedeniyle Osman Paşa’nın yanı sıra birinci derecede sorumlular arasında İngiltere’nin İstanbul Büyük Elçisi Stradfort Canning’in de olduğu bildirilmektedir. İngiliz ve Fransız gemileri boğazda demirliyken Rusya’nın Sinop baskınını gerçekleştirmesi İngiltere ve Fransa kamuoyunda bir meydan okuma olarak algılandı ve harbin başladığının da kesin bir işareti olarak kabul edildi.”

Savaş, Sinop faslından sonra Kırım’a taşındı, Sivastopol’de ciddi mücadeleler verildi. Kırım faslını, Paris anlaşmasını ve İmparatorlukta ilan edilen ıslahat fermanını inşallah bir sonra ki yazıda anlatacağız. Yazımıza birkaç ekleme yapıp yazıyı bitirmek istiyoruz.

Ruslarla 1711’de Prut’ta karşı karşıya geldiğimizde onların bütün ordusunu yok edecekken, bütün kontrol bizim elimizdeyken ne gariptir ki Prut Anlaşmasıyla oradan geri çekildik. Daha sonraki yıllardan günümüze gelene kadar namı diğer “Rus Ayısı” mü’min erkekleri ve mü’min kadınları öldürmekten asla geri kalmamıştır. Lakin unuttukları bir husus vardı ki, bu ümmet tarihi boyunca hep izzetli olmuştu ve şehadeti bir ecdat mirası olarak görmüştü. Bu ümmet tek bir kişi kalsa dahi başta Ruslar olmak üzere İslâmiyet’e savaş açmış kim varsa galip gelecektir. Vakit, bundan gayrı bizlere emanettir. Vakit, düştüğümüz yerden kalkma vaktidir, biz büyük bir ümmetiz bunu yeniden idrak etme ve ümmetin hamisi olma vaktidir. Vakit, her birimizin Fatih olup adaletin sancağını dalgalandırma vaktidir…

1. Yelkenlilerde ana direğe dik şekilde tutturulan ve yelken germeğeyarayan ağaç.