Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, O’nun ailesine ve ashabına olsun.

“Biz, kurbanlık develeri de sizin için Allah’ın nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır.” (Hacc, 36) 

Toplumların günlük hayatlarında onların inançlarına dair emareler bulmak zor değildir. Çünkü ameller inancın bir yansımasıdır. Testideki çatlak ancak o testinin içindeki maddeyi sızdırılabilir.

İslam’ın da iman esaslarını dışa yansıtan önemli şiarları vardır. Bu şiarlar halkı Müslüman olmayan coğrafyalarda yaşayan Müslümanlar tarafından daha iyi anlaşılır ve özlem duyulur. Oysa İslami bazı amellerin yaşatıldığı toplumlar bu amellerin değerinin farkına bile varamazlar. Her gün beş vakit ezan dinlemek, cemaat ile namaz kılmak, insanların istifadesine sunulan vakıf ve hayratlar, kurban kesmek ve daha nice İslam’ın tezahürü olan amel ve müesseseler aslında yaşatıldıkları topluma hayat verirler.

Bu önemli şiarlardan biri olan kurban kesmek kulun Allah’a yaklaşması, toplumların birbirine kaynaşması ve yardımlaşma ruhunun yayılması gibi çok önemli manalar ihtiva etmektedir. Kelime manası olarak “yaklaşmak” anlamına gelen kurban: “Allah’a yaklaşmak niyetiyle belirli vakitte kesilen hayvanın adıdır.”

Kurban kesmek, Hz. İbrahim aleyhisselam’dan bizlere kalan önemli bir mirastır. O, Allah Teâlâ’nın sevgisinin yıllar sonra kendisine bahşedilen evlat sevgisinin üzerinde olduğunu ispat edince Allah Teâlâ’da O’na imtihanı başarmasına karşılık kurban kesme nimetini bahşetti. Allah Teâlâ’ya yaklaşma arzusunun neticesi olarak dünya O’nun hizmetine sunuldu.

Kurban kesiminde ihlasa çok önem verilmelidir. Çünkü Allah’ın, kulların kestiklerine de kazandıklarına da ihtiyacı yoktur. Allah’ın rızasının elde edileceği bir amelde başka bir niyet taşınırsa bu niyetin sahibi ancak kendisine zarar verebilir. Hatta kurban kesimi bu alanda ayrı bir hususiyeti taşımaktadır. Zira kurban kesen ortaklardan biri dahi Allah rızası dışında bir gaye taşırsa diğer ortakların kestikleri kurban makbul kurban hükmünü kaybeder. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kurbanların etleri de kanları da asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hacc, 37)

Hikmet, eşyayı yerli yerine koymayı gerektirir. Bunun gereği olarak Müslüman fert yaşadığı toplumda kurban kesmenin önüne ne kadar mânialar çıkarılsa da bu mübarek ameli gerçekleştirmek için gayret etmelidir. İslam’ın şiarlarının ortadan kaldırılması için kurban kesmeye karşı yapılan propagandalara aldırış etmemelidir.

Hz. Aişe radıyallahu anha’dan rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurulur: “Âdemoğlu için Allah katında Kurban Bayramı gününde kurban kesmekten daha sevimli bir amel yoktur. Bu hayvan, kıyamet günü, boynuzları, kılları ve tırnakları ile gelecektir. Şüphe yoktur ki kurbanın kanı yere düşmeden önce, Allah’a ulaşır. Bu yüzden kurbanlarınızı gönül hoşnutluğu ile kesiniz.” (Tirmizi, Edâhî, hn: 1498)

Daha önce işaret ettiğimiz üzere kurban kesen kişi ihtiyaç sahiplerini gözetlemelidir. Allah yolunda infak ettiği kadarının kendisine döneceğini idrak eden bir yaklaşımın kalplere yerleştirmesine çalışılmalıdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye gelen bazı ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları karşılansın diye kurban bayramında et depolamayı yasaklamış, bu ihtiyaç sahiplerine verilmesini emretmişti (Müslim, hn: 1971). Allah Teâlâ bu duruma dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: “… Yanları üzere düştüklerinde (canları çıktıkları zaman) onlardan yiyin; hem kanaatkâr olup istemeyen hem de halini arz eden yoksullara yedirin…” (Hacc, 36)

Kurbanla İlgili Bazı Hükümler:

Hanefi mezhebine göre kurban kesme şartlarına sahip olan bir Müslümanın kurban kesmesi vaciptir. Delil olarak “Rabb’in için namaz kıl, kurban kes” (Kevser, 2) ayetine ve bu manayı destekleyen hadisi şeriflere dayandırmaktadırlar. Diğer mezhepler ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kurban kesmesini ve bu konudaki delillerin kesin farziyet ifade etmemesini ileri sürerek kurban kesmenin sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Bir Kişinin Kurban Kesebilmesi İçin Dört Şartın Bulunması Gerekir:

  1. Belirli bir Mali Güce Sahip Olmak: Hanefilere göre kurbanın vacip olma ölçüsü kişinin zekât ve fıtır sadakası verecek güce sahip olmasıdır. Bu durumda olmayan bir kimse kurban kesmese bir sorumluluk olmaz. Maddi olarak sadece kurban almaya gücü yeten veya veresiye para temin ederek kurban kesen kişinin kurbanı makbuldür.
  2. Müslüman olmak: Müslüman olmayanların kurban kesmeleri gerekli değildir.
  3. Akıl-baliğ olmak: Maddi gücü yerinde olsa dahi akıl hastalarının ve küçük çocukların kurban kesmeleri gerekmez.
  4. Mukim olmak: Hanefi mezhebine göre yolcunun kurban kesmesi gerekmez. Diğer üç mezhebe göre yolcunun da kurban kesmesi sünnettir.

Kesilecek kurbanı Allah rızasını gözeterek kesmek şarttır. Öyle ki ortak olarak kesilen kurbanlarda ortaklardan birinin dahi başka bir niyet ile kesmesi diğerlerinin de kurbanlarına da halel getirir, kurban sahih olmaz.

Kurban kesimi bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günü yapılır. İlk gün bayram namazı kılındıktan sonra kurban kesmek gerekir.

Enes radıyallahu anh’tan rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurulur: “Kim namazdan önce kurban keserse bunu iade etsin. Her kim namazdan sonra keserse onun bu ibadeti tamam olur ve Müslümanların sünnetine isabet etmiş olur.” (Buhârî, Zebâih, hn: 17; Müslim, Edâhî, hn: 1)

Bayram namazının kılınmadığı köylerde ve mezralarda yaşayanlar ilk vakit olarak tan yerinin ağarmasıyla kurban kesmeye başlayabilirler. Şafii’ler “kurbanın dördüncü gününün de teşrik günlerinden olmasından dolayı kurban kesilebilir” görüşüne gitmiştir.

Kurbanlar kıbleye yatırılır ve “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek kesilir.  Kurban sahibinin kurbanı kesmesi daha evladır. Ancak vekâlet yoluyla başka ehil birine de kestirebilir. Kurban sahibi kurbanın başında, “Muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am, 162) ayetini okumalıdır. Eğer kasten besmele terk edilirse o hayvanın eti yenmez. Kurban sahibi elini kurbanı kesen kişinin elinin üzerine koyarak kurbanı kesmeye ortaklık ederse her ikisinin de besmele çekmesi gerekir. Biri kasten besmeleyi terk ederse o hayvan yenmez. Kurban koyun, keçi, sığır ve deve türü hayvanlardan olmalıdır. Koyun ve keçi bir yaşını bitirmiş olmalıdır. Ancak koyunlardan bir yaşını doldurmadığı halde bir yaşındaymış gibi gösteren altı aydan büyüklerde kurban edilebilir. Cabir Radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: “Bir yaşından küçük olanı kesmeyin ancak bu sizin için zor olursa koyundan gösterişli olanı kesebilirsiniz.” (Müslim, hn: 5055)

Sığırlar iki yaşını bitirip üç yaşına, develer ise beş yaşını bitirip altı yaşına girmeleriyle kurban olmaya elverişli olurlar.

Bir hayvanın kurban edilmesine engel olan özellikler Bera bin Azib radıyallahu anh’tan rivayet edilen hadiste geçmektedir. O diyor ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem aramızda ayağa kalkarak şöyle buyurdu: “Dört şey kurbanlık hayvanlarda caiz olmaz; açıkça belli olan körlük, açıkça belli olan hastalık, açıkça belli olan topallık, iliği kurumuş derecede zayıflık.” (Ebu Dâvud, Edâhî, hn: 6)

Zikredilen bu dört özellik üzerine benzeri özellikleri taşıyan hayvanın bir gözü veya iki gözünün kör olması, dişlerinin çoğunun düşmüş olması, kulaklarının kesilmiş olması, boynuzlarının biri veya ikisinin kökünden kırılmış olması, kulak veya kuyruğunun yarısından çoğunun kesilmiş olması, meme başlarının kopuk olması, doğuştan kulak veya kuyruğunun bulunmaması, ayağının kesilmiş olması gibi durumlarda kurban edilmeye engel teşkil eder.

Bunun dışındaki kusurlar hayvanın kurban edilmesine engel değildir.

Kurban etinin üçte birinin ihtiyaç sahiplerine infak edilmesi, üçte birinin misafire yedirilmesi, üçte birinin de kesen kişinin kendisi ve ailesinin yemesi müstahaptır.

Kurban etinin uzun vadede kullanılmak gayesiyle depolanmasında bir mahzur olmaz.

İlk dönemlerde üç günden fazla saklanmasının yasak oluşu ihtiyaca binaen olmuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ben sizlere azık istemek maksadıyla gelen bedevi Araplar sebebiyle üç günden fazla kurban etlerini saklamanızı yasaklamıştım. Şimdi Allah bolluk ihsan etmiş bulunuyor. Uygun gördüğünüz şekilde saklayabilirsiniz.” (Müslim, Edâhî, hn: 5086)

Kurban kesen kişi kurbanından gelir elde etmek gayesiyle herhangi bir parçasını satamaz. Kurbanın derisi de ya uygun görülen bir yere infak edilir ya da kişi seccade gibi bir amaçla kendisi kullanabilir.

Hanefi, Maliki ve Hanbelilere göre kesim esnasında besmele çekmek, unutmayan kişi için vaciptir. Delil olarak “Üzerine Allah’ın ismi anılmadan kesilen şeyden yemeyin” (En’am, 21) ayetini getirmişlerdir. Şafii mezhebi ise besmelenin sünnet olduğu görüşünü benimsemiştir. Hz. Aişe Radıyallahu anha’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Bir topluluk Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dedi: “Bazı kişiler çarşıya et getiriyorlar. Ancak onun üzerine Allah’ın isminin zikredilip edilmediğini bilmiyoruz” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Siz onun üzerine besmele çekip, yiyin” dedi. Hz. Aişe şöyle dedi: “Bunlar küfürden yeni çıkmış bir topluluktu.” (Buhari, EzZebaih ves-Sayd, hn: 5507) Onlara göre vacip olabilmesi için kesin bir emir gerekirdi.

 Besmele unutularak kesilen kurbanı yemekte bir mahzur yoktur. Çünkü hiçbir Müslüman bilerek besmeleyi terk etmez.

Kurban kesen kişi kurbanlığa karşı şefkatli olmalı ve onu acı çektirecek şekilde kesmemelidir. Şeddad b. Evs radıyallahu anh’tan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah her şeye iyilikle muamele edilmesini hükmetti. Öldürdüğünüz zaman en iyi şekilde öldürün, kestiğiniz zaman en iyi şekilde kesin. Sizden kurban kesen kişi bıçağını sivriltsin ve kurbanlığı keserken rahatlatsın.” (Müslim, Essayd, hn: 5028)