Kur’ân-ı Kerim, Allah Teâlâ’nın yeryüzü ehliyle, insanlar arasından seçtiği bir peygamberine indirdiği vahiyle hitap ettiği son ilâhi sesleniştir. 610 yılında Hira Mağarası’nda başlayan vahiy serüveni 22 yıl (hicri 23)  boyunca devam etmiştir. Hz. Peygamber’in (sav) 632 yılında vefatı ile birlikte de son bulmuştur. İlâhi vahiy ilk indiği andan itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınmış muhafaza edilmiştir. Nesilden nesile tevâtüren nakledilmiş ve hiçbir değişikliğe uğramaksızın günümüze ulaşmıştır. Bu yazımızda Kur’ân-ı Kerim’in gökten Cibril-i Emin ondan da Muhammedü’l-Emin vasıtasıyla insanlara ulaştırılmasından, tek bir lisan üzere iki kapak arasında cem edilip dağıtılmasına kadar geçen süreci özetlemeye çalışacağız. Kur’ân-ı Kerim’in cemi denildiğinde üç dönem akla gelir. Bunlardan ilki Hz. Peygamber Dönemi, ikincisi Hz. Ebû Bekir Dönemi ve üçüncüsü de Hz. Osman Dönemidir. Şimdi sırasıyla bu dönemleri, genel özelliklerini ve yapılan faaliyetleri ele alalım.  

1. Hz. Peygamber Dönemi

a. Hz. Peygamber Döneminde Kur’ân-ı Kerim’in Tespiti

Vahyin indiği süreçte Arabistan yarımadasına dair birçok âlim ve araştırmacının dikkat çektikleri en önemli husus, o dönemde o coğrafya da okuma ve yazma oranları çok düşük ve yazı çok da yaygın kullanılan bir araç değildir. Dolayısıyla yazı yazılacak malzeme bulmakta oldukça zordur. Bunun neticesi olarak taş, deri, hurma dalı, tahta ve kemik gibi birçok farklı malzeme kullanılmıştır. (1) Kur’ân-ı Kerim’in ilk ne zaman yazıya geçirildiği ile ilgili net bilgiler elimizde bulunmamakla birlikte çok erken dönemden itibaren yazıya geçirildiği ve vahyin itmamına kadar da bu işleme devam edildiği bildirilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in yazıya geçirildiğine delil olabilecek en erken veriler şunlardır: Öncelikle Kur’ân’da yer alan bazı ifadeler Kur’ân-ı Kerim’in nüzulünün devam ettiği süreçte yazıya geçirildiğine işaret olarak kabul edilmiştir. Kur’ân kendisini “kitap” (2) olarak vasfetmiştir. Kitap ise “yazılan ve okunan” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu, Kur’ân’ın yazılır ve okunur bir şey olduğuna işaret olarak kabul edilebilir. “Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz.” (3) ayetinin tefsirinde Katâde (118/737) yeryüzüne inen vahye müşriklerin ve münafıkların dokunabildiğini ifade etmiştir. Oysa yazıya geçirilmemiş bir metinden bahsediyor olsaydık böyle bir dokunmadan bahsetmek boş bir sözden ibaret olurdu. Furkan Suresi’nin beşinci ayeti de Kur’ân’ın yazıldığına işaret etmektedir. (4) İşaret edilen ayette müşrikler Kur’ân’ın yazdırıldığını ifade ederek onu eskilerin masalları olmakla itham etmişlerdir. (5)

Kur’an dışında Kur’an’ın Hz. Peygamber döneminde yazıya geçirildiğine dair bir takım deliller mevcuttur. Bunlardan ilki Hz. Ömer’in (ra) Müslüman oluşu ile ilgili zikredilen rivayetlerde Hz. Ömer’in (ra), daha önce Müslüman olmuş olan ve yanında Kur’ân’dan yazılı bazı bölümler bulunduran kız kardeşinden bu yazılı metinleri istemesi anlatılır. Henüz daha Mekke döneminin beşinci yılında gerçekleşen bu olay, bize Kur’ân’ın yazıya geçirilen bir kitap olduğunu göstermektedir. “Benden Kur’ân’dan başka bir şey yazmayın. Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin.” (6) Hadislerin yazımını genel manada yasaklayan bu rivayet Kur’an’ın Hz. Peygamber döneminde yazıya geçirildiğini göstermektedir. Zeyd b. Sabit (ra) “Rasûlullah’ın komşusuydum. Kendisine vahiy geldiğinde beni çağırır ve benden gelen vahyi yazmamı isterdi.” (7) Hz. Ebû Bekir’in (ra) emriyle yazılı Kur’ân metinlerine ait dağınık malzemeyi bir araya getirmek suretiyle mushaf haline getirecek heyetin lideri olan Zeyd b. Sabit’in (ra) bu sözü de bu husustaki en önemli delillerdendir. Ayrıca bu rivâyet bize Hz. Peygamber’in (sav) çevresinde sırf bu işle uğraşan “vahiy kâtiplerinin bulunduğuna da bir işaret taşır. Kur’ân’ın yazılı bir metin olarak bize ulaşmasında kuşkusuz en önemli katkı bu işle iştigal eden kâtiplere aittir. (8) Kur’an’ın ilk cem’inin Hz. Peygamber (sav) tarafından yapıldığına dair en önemli delil kuşkusuz Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilen Hz. Osman’a (ra) ait şu sözdür: “… Bazen Rasûlullah’a birkaç sûre birden nazil olurdu. Kendisine bir vahiy nazil olduğunda ‘bunu falan falan konudan bahseden surenin içine koyun, şu ayetleri falan falan konunun anlatıldığı sureye yerleştirin, şu ayeti falan falan hususun zikredildiği sureye koyun’ dedi…”. (9) Bu rivayet bize Kur’an’ın sure ve ayetlerinin yazımı yanında diziminin de bizzat Hz. Peygamber (sav) gözetiminde ve onun emirleri doğrultusunda cem edildiğini göstermektedir.

Hz. Peygamber (sav) zamanında yazılan metinler daha önce de işaret edildiği üzere bazı hurma dallarına, kemiklere, taşlara vb. şeylere yazılıyordu. Dağınık halde bulunan bu yazılı Kur’ân parçalarının önemli bir kısmı Hz. Peygamber’in (sav) evinde ve diğer kısımları da bunları yazan sahabilerin evlerinde tutulmaktaydı. Mekke’den Medine’ye vahyin aktarılması hususunda da en önemli aktarıcının Akabe biatlarında Hz. Peygamber’e (sav) gelen Rafi’ b. Mâlik ez-Zuraki olduğu bildirilir. Hz. Peygamber (sav) ez-Zuraki ile görüşmesinde ona on yıl boyunca yazılan Kur’ân metinlerini içeren bir yazılı belge vermiştir. Böylece Kur’ân’ın yazılı olarak Mekke’den Medine’ye aktarımı sağlanmıştır. Ayrıca hicret eden her bir sahabi de yazdıklarını yanında götürmüş olmalıdır. (10)

Netice itibariyle Hz. Peygamber döneminde Kur’ân’ın tamamı yazılmıştır. Ancak yazılan parçalar bir araya toplanmamış ve sureler tertip edilmemiştir. (11)          

b. Kur’ân-ı Kerim’in Peygamberimiz (sav) Zamanında Kitap Haline Getirilmemesinin Sebepleri

Hz. Peygamber zamanında Kur’an’ın iki kapak arasında bir kitap olarak toplanmasını mahzurlu hale getiren bazı sebepler mevcuttu. Bununla ilgili olarak ortaya konulan bazı gerekçeler işaret etmek istiyoruz. Öncelikle yukarıda zikredilen rivayette de görüleceği üzere Kur’an bir bütün halinde inmediği gibi Kur’an’da mevcut mushaflarda bir bütün olarak karşımıza çıkan sureler de bir bütün olarak indirilmemiştir. Çeşitli zaman dilimlerinde yaşanan vakıaya uygun olarak indirilen ayetler, Hz. Peygamber’in (sav) emriyle vahiy kâtiplerinin elinde uygun surelerde uygun yerler konulmuşlardır. Dolayısıyla sürekli olarak vahyin indiği bir dönemde vahyin kitap haline getirilmesi zikrolunan uygulamada zorluklar doğuracak ve hatta imkânsız olacaktır. Çünkü yeni gelen ayetlerin ilgili yerlere konması için bazı sayfaların yeniden düzenlenmesini gerektirecekti. Ayrıca yazının başlarında da belirtildiği üzere, yazı malzemesi olarak, bildiğimiz anlamda yazı yazılacak malzeme de yaygın değildi.

Bir diğer hususta vahyin bir kısmının diğer kısmını neshettiği ile ilgili yaklaşımların, sorunların ortaya çıkmasını gerekli kılışıdır. Çünkü bazı hem hükmün hem de metnin neshi söz konusu olduğunda mensuh olan metnin kitaptan çıkarılması gerekli olacaktır. Bu ise o şartlarda bir zorluğa işaret etmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber (sav),  ashabının Kur’an’ı ezberlemesine daha çok önem veriyordu. Bir de Hz. Ebû Bekir (ra) zamanında Kur’ân’ın kitap haline getirilmesini gerekli kılan sebepler daha henüz zuhur etmemişti. Son vahyin ne zaman geleceği veya Hz. Peygamber’in (sav) ne zaman vefat edeceği bilinmediği gibi ilâhi irade de vahyin kitaplaştırılmasını iktiza ettirecek bir emirle resulünü bilgilendirmedi. Zaten son vahiyle Hz. Peygamber’in (sav) vefatı arasında çoğunluğun görüşüne göre dokuz gece vardır. Bu süre ise böyle bir iş için çok kısa bir müddettir.   

Bu ve benzeri sebepler Kur’an’ın Hz. Peygamber döneminde bir kitap halinde toplanmamasını gerektirmiştir. (12)  

2. Hz. Ebû Bekir Dönemi (Kur’ân-ı Kerim’in Mushaf Haline Getirilmesi)

Kur’ân’ın bir kitap halinde toplanması bazı özel sebeplere istinâden Hz. Ebû Bekir (ra) döneminde gerçekleşmiştir. Kur’ân-ı Kerim’i bir kitap haline getirmeyi zorunlu kılan husus henüz daha Hz. Ebû Bekir’in (ra) hilafetinin ilk yılında Yemâme Savaşı’nda Müslümanlardan Kurra hafızlardan önemli sayıda kişinin vefat etmesidir. Rivayetlerde zikrolunan sayıların en düşüğü yetmiştir. Hiç de azımsanmayacak kadar büyük bir yekûn olan bu sayıdaki kişinin şehit olması, sahabenin önde gelen isimlerinde Kur’an’ın korunması ile ilgili bazı tedbirler almaya itici bazı düşünceler uyandırdı. Bu kişilerin başında Hz. Ömer (ra) gelmektedir. Hz. Ömer (ra), Hz. Ebû Bekir’e (ra) giderek Kur’an’ın kitap olarak cem edilmesi gerektiğini iletmiştir. Hz. Ebû Bekir (ra) ilk başta bazı şüphelere binaen bu hususta mütereddit kalmıştır. Özellikle de Hz. Peygamber’in (sav) yapmadığı bir işi yapmaya kalkışma düşüncesi kendisini bu hususta tereddütte bırakmıştır. Ancak sonunda Allah’ın gönlünü genişletmesi ve bu işin hayırlı olan bir iş olduğuna gönlü yatışınca bu işi yapmaya karar kıldı. Kur’ân’ın cemi için en uygun isim olduğunu düşündüğü Zeyd b. Sabit’i (ra) görevlendirdi. (13)

Zeyd b. Sabit (ra), Hz. Peygamber’in (sav) vahiy kâtibiydi. Yaşı çok gençti ve gençliğinin verdiği enerji bu işin altından kalkma da onun en büyük desteğiydi. Ayrıca Zeyd b. Sabit (ra), Hz. Peygamber’in (sav) emriyle çok kısa sürelerde Süryanice ve İbranice gibi başka dilleri öğrenebilen müstesna bir isimdi. Bu zekâ ve kabiliyeti yanısıra Kur’an’ın son arzasına uygun olarak Kur’ân’ı hem yazmış hem de ezberlemiş bir sahabi olması hasebiyle bu işe en uygun kişiydi. Zaten onun bu işle görevlendirilmesine de bildiğimiz kadarıyla bir karşı çıkışta olmamıştır. Ancak bu sayılan niteliklere ve daha da fazlasına sahip biri bu işin altından kalka bilirdi. Bu işin zorluğunu en iyi dile getiren söz de yine Zeyd b. Sabit’in (ra) kendisine aittir. O şöyle demiştir: “Allah’a yemin ederim ki şayet Ebû Bekir (ra) bana dağlardan birini taşıma görevini verseydi, bu bana teklif ettiği görevden daha ağır gelmezdi.” (14)

İşte böyle ağır bir vazife olan ‘Kur’ân’ın kitap haline getirilme görevi’ Yemame Savaşı’nda sonra hicri on birinci yılsonlarında başlayarak yaklaşık on beş aylık bir süreçte tamamlanmıştır. Hz. Ebû Bekir (ra), Kur’ân’ın cemi için bir kısım ilkeler belirlemiş, Zeyd b. Sabit (ra) bu temel prensipler ışığında cemi gerçekleştirmiştir. Öncelikle kimin yanında yazılı bir metin varsa getirmesi talep edilmiştir. Daha sonra her kişiden yazdığı metni Hz. Peygamber’in (sav) huzurunda yazdığına dair iki şahit getirmesi istenmiştir. Hem ezberden hem de yazıdan kontrollerin çift taraflı yapıldığı bu yöntemle Kur’ân kitap haline getirilmiştir. (15) Bu kitap haline getirilen Kur’ân’a ‘mushaf’ denmiştir. Hz. Ebû Bekir’in (ra) hilafeti boyunca onun yanında muhafaza edilen mushaf, Hz. Ömer’in (ra) hilafeti süresince de Hz. Ömer (ra) tarafından muhafaza edilmiş o vefat ettikten sonra ise kızı ve Hz. Peygamber’in (sav) eşi Hz. Hafsa (ra) annemize intikal etmiş, onun muhafazasında kalmıştır.    

3. Hz. Osman Dönemi (Kur’ân-ı Kerim’in Çoğaltılması)

Kur’ân, Hz. Ebû Bekir (ra) zamanında kitap haline getirilmekle bazı sorunlar hallolmuş olsa da zamanla başka sorunlarda ortaya çıkmıştır. Özellikle Kur’ân Hz. Peygamber (sav) tarafında yedi kıraat üzere öğretilmesi sahabe için anlaşılır ve bilinen bir husus olarak sorun teşkil etmemekteydi. Yalnız hızlanan İslâm fetihleriyle farklı coğrafyalara dağılan Müslümanlar, kendi bölgelerinde dini tedriste bulunan önde gelen sahabilerden öğrendikleri şekilde Kur’ân’ı tilavet eder oldular. Ancak başka bölge de başka bir kıraat üzere Kur’ân’ı öğrenen kişilerle karşılaştıklarında birbirlerinin okuyuşlarını reddeder hale geldiler. Çünkü her iki tarafta bazı noktalarda diğerinin hiç duymadığı biçimde Kur’ân tilavetinde bulunuyordu. Müslüman toplum içerisinde baş gösteren bu ihtilaf hali Hz. Osman’a (ra) iletilir. (16) Bunun üzerine Hz. Osman (ra), Hz. Ebû Bekir (ra) döneminde cem edilen Kur’ân’ın çoğaltılması, önemli şehir merkezlerine gönderilmesini emretti. Bu girişim, mushafın Kureyş lehçesine göre çoğaltılmasını tüm müslümanların elinde aynı lehçeye göre okunan Kur’ân mushafının olmasını ve bununla kıraat farklılıkları ve ashabın kişisel yazmalarında bulunan kişisel notların ortaya çıkardığı ihtilaflara son vermeyi hedefliyordu. Hz. Osman (ra) tarafından başında Zeyd b. Sabit’in olduğu bir heyet oluşturuldu. Hz. Hafsa’da (ra) bulunan mushaf, geri verilmek üzere alınarak istinsah edilmiş ve çoğaltma işlemi gerçekleştirilmiştir. Kaç tane mushaf çoğaltıldığı hususunda ihtilaf olsa da çoğaltılan nüshalar, önemli şehir merkezlerinden Kûfe, Basra, Suriye ve Mekke’ye gönderilmiş, bir tanesi de Medine’de bırakılmıştır. Ayrıca bazı kaynaklarda Yemen, Bahreyn gibi merkezler de zikrolunmaktadır.

İstinsah işleminin ardından ilk mushaf, Hz. Hafsa’ya (ra) geri verilmiştir. (17) Hz. Osman (ra) tarafından kişisel mushafların herhangi bir karışıklığa yol açılmaması için yakılması emri verilmiştir. (18) Çünkü sahabiler, ellerindeki kendi kişisel nüshalarının yanlarına tefsir sadedinden farklı notlar almış olabiliyorlardı. Kureyş lehçesi ile yazılan bu nüshalarla birlikte artık kişisel nüshalara ihtiyaç kalmamış oldu. Ayrıca Hz. Osman (ra) önemli şehir merkezlerindeki imamlara, kendi lehçelerini terk etmelerini ve mushafta olduğu üzere, Kureyş lehçesi ile kıraatte bulunmalarını emretmiştir.

Netice itibariyle Kur’ân, Allah Teâlâ tarafından insanlığa gönderdiği son Nebisi Hz. Muhammed’e (sav) vahiy meleği Cebrâil aracılığıyla indirdiği son ilâhi hitabıdır. Asırlar boyu tevatüren nakledilmiştir. Ne önünden ne ardından ona bir batıl ilişmemiştir. Hz. Peygamber (sav) ve Cibril-i Emin’in her yıl bir kez, Hz. Peygamber’in (sav) vefat yılında da iki kez olmak üzere karşılıklı okuyuş (mukabele) yöntemi, vahiy kâtiplerinin yazması ve kurrâ hafızların ezberleri ile muhafaza edilmiştir. Allah’ın koruması altında olan Kur’ân’a bir değişiklik ve tahrifin yönelmesi imkânsızdır. Böyle bir şey ne olmuş ne de bundan sonra olacaktır. Bu yönüyle Kur’ân başka hiçbir kitabın nail olmadığı bir koruma ile günümüze gelmiştir.  Bu korumalardan addedebileceğimiz hususlardan biri Kur’ân’ın kitap haline getirilmesi ve diğeri de çoğaltılmasıdır. Kur’ân kitap haline getirilmekle bazı kısımlarının dağılıp, kaybolup gitmesi önlendi; tek lehçe üzerine çoğaltılmasıyla da farklı okuyuşlardan doğabilecek çatışmalar önlendi.

 

————————-

 

  1. Vahyin yazıldığı malzemeler ile ilgili bk. Prof. Dr. Mustafa Ünver, Kur’an Vahyinin Kitaplaşma Sürecine Bir Bakış, Diyanet İlmi Dergi –Kuran Özel Sayısı-, Ankara 2012, s. 156.
  2. Araf Suresi 7/2 vb.
  3. Vakıa Suresi 56/79.
  4. “Yine onlar dediler ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.” (Furkan Suresi 25/5).
  5. Kur’ân’ın yazıya geçirildiğiyle alakalı olarak bizzat Kur’ân’dan hareketle ortaya konan delilere göz atmak için bk. Ünver, Kur’an Vahyinin Kitaplaşma Sürecine Bir Bakış, s.158-160; Yrd. Doç. Dr. Ziya Şen, Kur’an-ı Kerim’in Yazılması, Diyanet İlmi Dergi –Kuran Özel Sayısı-, Ankara 2012, s. 64-67; Prof. Dr. İsmail Yakıt, Kur’an’ı İlk Defa Musaf Haline Getiren Hz. Peygamberdir, VII. Kutlu Doğum Sempozyumu, Isparta 2004, 121-131.
  6. Müslim, Sahih, Zühd ve Rekâik, 3004.
  7. İbn Ebi Dâvud, Kitâbü’l-Mesafih, s. 3.
  8. Vahiy Katipleri’nin kimler olduğu ve onları bu iş için uygun kılan hasletlerini öğrenmek için bk. Doç. Dr. Muhittin Akgül, Kur’an’ın İlk Muhafızları “Vahiy Katipleri”, a.g.e., s. 83-100; M.M. el-A’zami, Kuttabu’n-Nebi.
  9. Tirmizi, Sünen, no. 3086; Zürkâni, Menâhilü’l-İrfân, I, 240.
  10. Ziya Şen, Kur’an-ı Kerim’in Yazılması, s. 74-77.
  11. Suyuti, el-İtkân fi Ûlûmi’l-Kur’ân, Madve Yayınları, İstanbul, s. 138.
  12. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bk: Ziya Şen, Kur’an’ın Metinleşme Süreci, Ensar Neşriyat, İstanbul 2007, s. 127-129.
  13. Buhâri, Sahih, Cemu’l-Kur’ân, no:4986.
  14. İbn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, s. 6; Zeyd b. Sabit’i (ra) bu işe ehil kılan özellikleri için bk: M.M. el-A’zami, Vahyedilişinden Derlenişine Kur’an Tarihi, İz Yayıncılık, İstanbul 2006, s. 119; Tahir el-Cezâiri, et-Tıbyân, s. 126; Bünyamin Erul, Zeyd b. Sabit, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 44, s. 321-322.
  15. Detaylı bilgi için bk. M.M. el-A’zami, Vahyedilişinden Derlenişine Kur’an Tarihi, s. 119-124.
  16. Buhari, Sahih, hadis no: 4987.
  17. İbn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, s. 19-20.
  18. İbn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, s. 19-20.