KUR’ÂN’IN TEFSİRİ

Hamd, “Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve onlar da belki düşünürler” (1) buyuran Allah’a,

Salât ve Selâm Kur’an’ı bizzat yaşantısıyla tefsir eden, Rabbinin buyruklarını en doğru şekilde ümmetine açıklayıp izah eden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,

Allah’ın rahmeti ve ihsanı da Kur’an’ın sahih yollarla yapılan tefsirine tabi olup ehlisünnete muhalif izah ve tefsirler ile heva ve heveslere dayanan açıklamalardan uzak durup Rasûlullah efendimizden sahih yollarla gelen izahlar doğrultusunda Kur’an’ı anlamaya çalışan mümin ve muvahhid kullarının üzerine olsun.

Nazil olmaya başladığı andan günümüze kadar canlılığını ve tazeliğini muhafaza eden yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim, daha ilk günden itibaren aslı değişmeden olduğu hal üzere muhafaza edilen tek mukaddes kitaptır. Çünkü ilâhi koruma altındadır. Yüce Rabbimiz bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik ve muhakkak ki onu, (tahrif ile tebdilden yani değişikliğe uğramaktan) biz koruyacağız.” (2)

Müslümanlar, nazil olduğu ilk dönemden itibaren Kur’ân’ı anlamak için gayret göstermişlerdir. İlk zamanlarda ayetleri bizzat Kur’ân’ın açıklayıcısı olan Hz. Peygamber aleyhisselâm’dan sorarak öğrenmişler, daha sonra gelenler ise sahabeden, onlardan sonra gelenler de tabiinden, daha sonrakiler ise kendi gayret ve uğraşılarıyla veya ders ve müzakere yolları ile Kur’an’ı anlamaya ve öğrenmeye çalışmışlardır. Ancak zamanın geçmesiyle, Kur’ân’ı anlama, yani tefsir metodları da değişmiştir.

Başlangıçtan zamanımıza kadar lügat, belâgat, edeb, nahiv, fıkıh, mezheb, felsefe, tasavvuf ve daha pek çok yönlerden tefsirler meydana getirilmiş, bu farklı tefsirler farklı usûller takip etmiştir. Gözetilen hedef ise, okuyup anlaşılması ve ona göre yaşanması için gönderilen bu ilâhi kitabın her seviyeden insana hitab etmesi ve ondaki mânâ zenginliklerinin ortaya çıkarılması olmuştur.

Tefsirin âlimler arasındaki yaygın anlamı: “Kur’ân-ı Kerim’in mânâlarını keşfetmek, ondaki müşkil ve garib lâfızlardan kastedilen şeyi beyan etmektir.” (3)

Tefsir ilminin konusu, bütünüyle Kur’ân âyetleridir.

Bu ilmin gâyesi; hem bu dünyada, hem de âhirette kişilerin selâmete ve saadete ulaşmalarını sağlamak için Allah’ın kitabını onun ifâde etmek istediği hakiki maksada yakın olarak anlamak, anlatmak ve faydalı sonuçlar çıkarmaya çalışmaktır.

Kur’ân’ın indiği dönemlerde Araplar lûgat bakımından Kur’ân’ı anlıyorlardı. Ancak, lûgavi mânâları bilmekle birlikte, lâyıkıyla anlayamayacakları meseleler de vardı. Hadislerden de anlaşılıyor ki, Kur’ân-ı Kerim’deki bazı kelime ve âyetler hususunda bazı sahabiler, gerek Hz. Peygamber aleyhisselâm’a ve gerekse âlim sahabilere müracaat ederdi. Bir taraftan müteşabih âyetler, diğer taraftan Arap alfabesinin o zamanki büyük noksanlığı olan hareke ve noktaların bulunmayışı, nihayet muhtelif kıraatların mevcudiyeti, Kur’ân-ı Kerim’in bazı yerlerini tefsir etmek ihtiyacını zaruri kılmıştır. (4)

İslâm dini, yalnız bir zamana, yalnız Arap kavmine mahsus değil, bütün gelecek zamanları ve toplumları kuşatan umumi bir dindir. Bu sebeple Kur’ân’ın mânâsından her Müslüman toplumun hakkıyla istifâde etmesi bir vecibedir. Bu istifâde ise, ancak tefsir vâsıtasıyla mümkün olabilir. (5)

Kur’ân-ı Kerim’deki hakikatleri bize en iyi öğretecek, bizzat kendisine kitap gelen Hz. Peygamber aleyhisselâm’dır. O, Kur’ân tefsirinin aslı ve esasıdır. Zira Kur’ân O’na indirilmiştir. O, mutlak olarak Kur’ân’ı insanlar içinde en iyi bilen ve en iyi anlayandır. Bu bakımdan O, insanlara bilmedikleri hususları öğretmekle ve izah etmekle mükelleftir. Bu hususlar âyetlerde açık olarak belirtilmiştir.

“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” (6)

“(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.” (7)

Bugün Rasûlullah’ın kadrini düşürmeye çalışıp ona postacı muamelesini reva görenler gerçekte bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde İslâm’a zarar vermektedirler. Bu işe yeltenenler kendi akıllarını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in aklından daha üstün görmekte Kur’an’ı tefsir etme yetkisini ona vermezken kendilerine reva görmektedirler. Oysa basiretli bir şekilde düşünülecek olsa suyu menbasından kana kana içmek dururken sağlıksız koşullarda bulunan ve etrafa mikrop saçan değersiz kaplardan almak son derece zararlı ve bir o kadar da bilinçsizce hareket etmek manasına gelecektir. Bu şekildeki bir tavrı göstermek şöyle dursun düşüncesi bile Müslüman bir kişiden asla beklenilmez. Aynı zamanda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tefsirini beğenmemek hakikatte vahiyle konuşan ve Allah’ın kendisine bildirdiği hususlarda asla hevasına göre hareket etmeyen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i de beğenmemek manasına geleceği gibi, Onu bu işle vazifelendirmiş olan Yüce Allah’ı da beğenmemek manasına gelecektir. Yaratıcının tercihini sorgulamak ve kendini bu hususta ondan daha ehil görmek anlamına gelecektir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in tefsiri, Kur’ân’ın mücmel olan âyetlerini tafsil, umumi hükümlerini tahsis, müşkilini tavzih, neshe delâlet etme, müphem olanı açıklama, garip kelimeleri beyan, tavsif ve tasvir ederek müşahhas hâle getirme, edebi incelikleri ihtiva eden âyetlerin kastetmiş olduklarını bildirme gibi belli başlı kısımlara taalluk eder. (8)

Ahkâma, âhiret ahvaline, kısas ve ahbâra ait bazı hususlar vardır ki, Kur’ân’da zikredilmezler. Bunların tefsiri Peygamberimize bırakılmıştır.

“Biz sana da Kur’ân’ı indirdik. Tâ ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın.” (9) âyetiyle, Hz. Peygamber aleyhisselâm açıklamakla mükellef kılınmıştır.

Kur’ân’daki hükümlerin ekserisi külli olduğundan, o külli hükümleri izâh ve açıklamak için dâima Sünnet’e ihtiyaç duyulmuştur. Başlangıçtan beri Sünnet, İslâm teşri’nin ikinci kaynağı olmuştur. (10)

Allah Rasûlü’nün Kur’ân’ı tefsir ettiğini, muhtelif hadis kitaplarındaki rivâyetlerden öğrenmekteyiz. O’nun bu tefsiri, hadis kitaplarının “Kitâbu’t-Tefsir” bölümünü oluşturmuştur.

Hz. Peygamber aleyhisselâm’dan sonra tefsir alanında en büyük rolü Sahabe üstlenmiştir. Onlar, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın emirlerine derhal itaat ederek, Hz. Peygamber’den Kur’ân’ın mânâsını ve tatbikâtını en iyi şekilde öğrenmişler, öğrendikleri sûreyi ezberleyinceye ve anlayıncaya kadar üzerinde durmuşlar, iyice belleyip öğrenmeden başka bir sûreye geçmemişlerdir. (11)

Sahabe, Kur’ân âyetlerini tefsir ederken hakkında nass mevcut olanlar meseleler üzerinde konuşmuyorlardı. Hz. Peygamber aleyhisselâm’dan işittikleri ve gördükleri bir şey olup olmadığına bakıyorlardı. Çoğunlukla âyetlerin sebeb-i nüzûllerini anlatmak sûretiyle tefsir yapıyorlardı.

Sahâbeden, Kur’ân tefsirine dair en çok rivâyette bulunan ve tefsir alanında ün kazanan şu kişileri sayabiliriz:

Ali İbn Ebi Tâlib (40/660); Abdullah İbn Mes’ûd (32/652); Ubeyy İbn Kâ’b (19/640); Abdullah İbn Abbâs (68/687); Ebû Musa’l-Eş’ari (44/664); Zeyd İbn Sâbit (45/665); Abdullah İbn Zübeyr (73/692).

İslâm Dini’nin hâkim olduğu beldelerde, sahabenin güzide âlimleri, tedris halkaları kuruyor ve etraflarına toplanmış olan tabiinden öğrencilerine Kur’ân’dan anladıkları ve Hz. Peygamber aleyhisselâm›dan öğrendikleri tefsiri öğretiyorlardı. Bilhassa Müslümanların yaşadıkları birçok bölged, fitnenin zuhuruyla ihtilafların artması, görüş ve kanaat farklılıkları neticesinde grupların ortaya çıkması ve buna benzer daha başka sebeplerden dolayı Sahabe’nin ileri gelen âlimlerine müracaat sıklaşıyor, onların çevrelerinde Kur’ân ve Hadis tedris ediliyordu. (12)

Bu faaliyetin tabii sonucu olarak, hocaları sahabiler, öğrencileri tâbiinler olan mektepler (medreseler) oluştu.

Mekke Medresesi

Medine Medresesi.

Irak (Kûfe) Medresesi. (13)

Sahabe ve Tâbiin rivâyetleriyle başlayan tefsir ilmi, tedvin edilinceye kadar böylece devam etmiştir. Yani ilk asırlarda tefsir ilmini hadis ilminin bir kolu olarak görmekteyiz. Fakat daha sonraki asırlarda rivâyet tefsirinin yanısıra dirâyet tefsiri de gelişmeye başlamış, böylece hicri ikinci asırdan itibaren hadis ilminden bağımsız olarak tefsirler meydana getirilmiştir.

Tefsirin müstakil bir ilim hüviyetini kazandığı Etbau’t-Tâbiin döneminde her bir âyet, mushaf tertibi gözetilerek tefsir edilmiştir. İlk tefsirlerin çoğu kaybolmuş veya bize kadar ulaşamamıştır. Bu bakımdan Taberi’nin (310/922) tefsiri bu eski tefsirleri koruyan tefsirler kolleksiyonu sayılmıştır. (14)

TEFSİR ÇEŞİTLERİ

Kur’ân Tefsirindeki Farklılığın Sebepleri

Kur’ân tefsirindeki farklılıkların, biri Kur’ân’ın yapısı, muhtevası ve üslûbundan, diğeri de müfessirlerin görüş, düşünce ve tavırlarından kaynaklanan iki ana sebebi bulunmaktadır.

Tarihi süreç içinde ortaya çıkmış tefsir çeşitleri:

Tefsirciler, ötedenberi tefsir çeşitlerini genellikle “rivâyet tefsiri” ve “dirâyet tefsiri” olmak üzere iki ana bölümde ele almışlardır. (15)

Bunlardan birincisi; Kur’ân-ı Kerim, Rasûlullah aleyhisselâm’ın sünneti, Sahabe ve Tâbiûn sözlerine dayanan tefsirdir. Bu kaynaklarla yapılan tefsire “rivâyet tefsiri” denildiği gibi, “nakli tefsir” veya “me’sûr tefsir” de denilir.

Rivâyet tefsirleri bize, âyetlerin mânâlarını, kırâat vecihlerini, muhkem veya müteşâbih olduklarını, nüzûl sebeplerini, nâsih ve mensûhunu bildirdiği gibi, geçmiş ümmetler ve onlarla ilgili âyetler hakkında da bilgi verir. Bu tür bilgiler, daha ziyâde hadis, siyer, megâzi ve tarih kitaplarında yer alır. Bu çeşit tefsir, başlangıçta rivâyetle başlamış, Hz. Peygamber’den Sahâbeye, onlardan da Tâbiilere intikâl etmiştir. Daha sonra rivâyetler toplanmış, tefsirler tedvin edilmiştir.

En meşhur rivâyet tefsirlerinin isimlerini müellifleriyle birlikte şöylece zikretmek mümkündür:

1. İbn Cerir et-Taberi, Câmiu’l-Beyân an Tefsiri’l-Kur’ân.

2. Ebu’l-Leys Semerkandi, Tefsiru Ebi’l-Leys.

3. el-Vâhidi, el-Veciz fi Tefsiri’l-Kur’âni’l-Aziz.

4. el-Begavi, Meâlimu’t-Tenzil.

5. İbn Atiyye, el-Muharraru’l-Veciz fi Tefsiri Kitâbi’l-Aziz.

6. İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim.

7.Celâleddin es-Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr.

İkincisi yani «dirâyet tefsiri» ise, rivâyetlere münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı, dini ve felsefi ilimler ile çeşitli müsbet ilimlere dayanan tefsirdir. Bu usûl ile yapılan tefsire de “dirâyet tefsiri” veya “rey ile tefsir” ya da “ma’kûl tefsir” denir.

Zehebi’nin ifadesine göre re’y ile tefsir, müfessirin, Arap sözlerini, konuşma şekillerini, Arapça lafızların mânâlarını ve delâlet yönlerini, câhiliyye devri şiirlerinden yararlanarak, nüzûl sebeplerine de vâkıf olarak Kur’ân âyetlerinin nâsih ve mensûhunu ve tefsir âliminin ihtiyaç duyduğu diğer konuları da öğrendikten sonra Kur’ân’ı içtihâd ile tefsir etmesinden ibârettir. (16)

Bir âyet hakkında onu açıklayan bir âyet veya bir hadis bulunmadığında, tabii olarak re’y ve içtihâdla tefsir edilir. Bu durumdaki müfessirin, tefsir usûlüne göre kendisi için şart olan ilimleri öğrenmiş olması gereklidir. Aksi takdirde, mücerred re’y ile yapacağı tefsir, Kur’ân’a ters düşeceğinden makbûl değildir.

Dirâyet tefsiri kendi arasında ikiye ayrılır: a. Mutlak Dirâyet tefsiri. b. Mukayyed Dirâyet tefsiri.

a. Mutlak Dirâyet Tefsiri: Kendisinde muayyen bir görüşün, meselâ sûfi, felsefi veya fenni görüşün hâkim olmadığı dirâyet tefsiridir. (17) Bu tarzda yazılmış birkaç önemli mutlak dirâyet tefsiri ve müfessirlerini belirtmek gerekirse:

1. Fahruddin er-Razi, Mefâtihu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir).

2. Kâdi Beyzavi, Envâru’t-Tenzil ve Esrâru’t-Te’vil.

3. Nesefi, Medârikü’t-Tenzil ve Hakâkiku’t-Te’vil.

4. Ebussuûd Efendi, İrşâdü’l-Akli’s-Selim ilâ Mezâye’l-Kur’âni’l-Kerim.

b. Mukayyed Dirâyet Tefsiri: Kendisinde muayyen bir görüşün, meselâ, sûfi, felsefi, fıkhi, edebi-içtimai görüşün hâkim olduğu tefsirdir. Mukayyed dirâyet tefsiri kendi arasında kısımlara ayrılır.

Sûfi / Tasavvufi Tefsir

Peygamber Efendimiz (asm)’in vefatından sonra özellikle dini yaşayışta ortaya çıkan bazı farklılıklar bazı değişiklikleri beraberinde getirmiş, ibadete fazla düşkünlük, uzlet, dünyadan uzaklaşma ve zühd hayatı gibi davranışların ön plana çıktığı görülmüştür. Neticede Kur’ân’da yer alan bazı ahlaki kavramları batıni bir mânâ ile yorumlamaya çalışmışlardır. Böylece Kur’ân lafızlarının biri zahiri, diğeri de batıni olmak üzere iki çeşit yorumu ortaya çıkmıştır.

Tasavvuf, nazari ve ameli olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki kısmın görüşlerine uygun olarak iki çeşit sûfi tefsir meydana gelmiştir. 1. Nazari sûfi tefsir, 2. İşâri sûfi tefsir.

1. Nazari Sûfi Tefsir: Kur’ân’ı, tetkiklerine ve felsefi görüşlerine dayandırıp, onu arzu ettikleri şekilde mânâlandırma ekolü olarak ortaya çıkmıştır. (18)

2. İşari Sûfi Tefsir: Zâhir mânâsı ile bağdaştırılabilen, sülûk erbabının bilebileceği birtakım anlamlara ve işâretlere göre Kur’ân’ı tefsir etmektir. Burada, nazari sûfi tefsirde olduğu gibi sûfi müfessirlerin ön fikir ve yargıları yoktur. Müfessir, bulunduğu makamda içine doğan ilhâm ve işâretlerle âyetleri mânâlandırmaya çalışır. Kalblerine doğan bilgiyi kapalı bir üslûp ile, remiz ve işâret yoluyla ifade ederler. Yaptıkları tefsirlere de tefsir değil, işaret adını verirler. Bunun için tasavvufi tefsire “işari tefsir” adı verilir. İşari tefsirler, makbûl ve makbul olmamak üzere iki gruba ayrılırlar. (19)

Bazı tasavvufi tefsirlere örnek olarak şunları zikredebiliriz:

  1. et-Tüsteri, Tefsirü’l-Kur’ân’i’l-Azim;
  2. Sülemi, Hakâiku’t-Tefsir;
  3. Abdülkerim el-Kuşeyri, Letâifu’l-İşârât.
  4. Felsefi Tefsir

Felsefenin İslâm dünyasında yayılıp gelişmesini müteâkiben İslâm’ın bazı itikâdi mes’elelerini felsefi yorumlarla açıklama gayretleri görülmeye başladı. Böylece, “felsefi tefsir” diyebileceğimiz bir anlayış belirdi. Ancak bu anlayışın taraftarları Kur’ân’ın felsefi olarak izahını ihtiva eden tam bir tefsir yazmış değillerdir. Daha çok münferid âyetlerin felsefi yorumunu hedef alan birtakım çalışmalar göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın ilk örneklerini ünlü filozof Kindi’de görmekteyiz. (20) Tefsirle en çok ilgisi tesbit edilen İbn Sinâ ise, felsefede Farabi ve İhvân-ı Safâ’yı tamamlamıştır. (21)  

Fıkhi Tefsir

Fıkhi tefsir, Kur’ân-ı Kerim’in amel yani ibâdât ve muamelât yönleri ile meşgul olan, bu konu ile ilgili bulunan âyetleri açıklayan ve onlardan hükümler çıkarmaya çalışan bir tefsir koludur.

Fıkhi tefsir sahasında yazılan eserlerin bazıları:

  1. eş-Şâfii, Ahkâmu’l-Kur’ân;
  2. Ebû Bekir el-Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’ân;
  3. Ebû Bekr ibn Arabi, Ahkâmu’l-Kur’ân;
  4. el-Kurtubi, el-Câmi’u li Ahkâmi’l-Kur’ân.

Fenni Tefsir

Kur’ân’ın fenni tefsirinde, Kur’ân’ın bütün ilimleri ihtivâ ettiği esası, ağırlık noktasını teşkil eder. Bu yolu benimseyen kimselerin nazarında Kur’ân, dini itikadi ilimleri ihtivâ etmekle beraber, onun diğer çeşitli ilimleri de kapsadığı fikri revaç bulur. Fenni tefsir hareketi de bazı mütekaddimin ve müteahhirin tarafından makbul görülmemiş ve tenkide uğramıştır. (22)

Edebi-İçtimai Tefsir

  1. İçtimai Tefsir: Asrımızda yeni bir tefsir tarzı olarak kabul edilen ekolün en belirgin özelliği, Onun içtimai sahaya bakan yanlarını öne çıkararak, hidâyet gayeli tefsire konu edilmesidir. Kur’ân, toplum için inmiştir. Bu yüzden tefsir edilirken, çağın içtimai problemleri Kur’ân âyetlerinin ışığında çözüme bağlanmalıdır. Kur’ân’da yer alan bilgilerin önemli bir bölümü insanın insanla olan ilişkilerine, bir başka ifade ile fert-toplum ilişkilerine aittir. Nitekim Kur’ân’da insanın sosyal yapısından, aile nizamından, evlenme ve boşanmadan, muhtaçlara yardımdan, miras ve özel mülkiyetten, kabileler ve milletlerarası ilişkilerden ve farklılıklardan, yönetim biçiminin dayandığı kurallardan, savaş ve barıştan ve daha pek çok sosyal konulardan bahsedildiği görülmektedir.

Tasvip edilen ve edilmeyen yönleriyle ilim çevrelerinde tahlile tâbi tutulan bu tefsir hareketinin mümessili Muhammed Abduh’tur. Daha sonra Reşid Rıza, Mustafa el-Meraği, Seyyid Kutub, Said Havva ve Mevdudi gelmektedir. (23)

  1. Edebi Tefsir: Edebi tefsire yönelenler, Kur’ân’ın belâgat, muhteva zenginliği, ihtiva ettiği esasların insanlığa yetmesi, gaybi haberler ihtiva etmesi, daima yeni kalması, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın arzusuna göre değil de, Cenab-ı Allah’ın takdirine göre gelmesi gibi konuları ele alırlar. Ayrıca Kur’ân’ın dil ve üslûbuyla birlikte, inişini, Mushaf hâlinde toplanmasını ve tabiat ilimlerini ilgilendiren yanlarını da mevzu edinirler. Buna Kur’ân’ın i’câzını, yani az lafızla çok mânâ ifade etmesini de ilave edebiliriz. Kur’ân’ın i’câz yönü üzerinde duranlar, daha ziyade onun belagatı, dil ve üslûbu üzerinde yoğunlaşmışlardır.

Edebi Tefsir ekolünün kurucusu olan Emin el-Hûli ve talebesi Dr. Aişe Abdurrahman ile birlikte, Muhammed Ahmed Halefullah, Seyyid Kutub, Abdulkadir el-Mağribi, Muhammed el-Mübârek, Şevki Dayf, Tahir b. Aşur, bu eğilime mensup olanların ileri gelenleridir. (24)

Lügavi Tefsir

Lügavi tefsirden/Filolojik yaklaşımdan kastımız, konu olarak Kur’ân dilini ele alan ve filolojik yönden Kur’ân’ı inceleyen eserlerdir.

Târihi Tefsir

Bazı araştırmacılar da Kur’ân’ı, tarihi yönden araştırmaya yönelmişlerdir. Bu araştırmayla onlar, Kur’ân’ın nüzûl merhâlelerine göre tefsir edilmesini kastetmektedirler. Yani 23 yıllık dönemde ilk 5 âyeti Kur’ân’dan ilk inen âyetler olan Alâk Sûresi’nden başlayıp, son nâzil olan âyete kadar sırayla âyetleri tefsir etme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Bu sahadaki tefsirlere misal olarak Muhammed İzzet Derveze’nin et-Tefsiru’l-Hadisi’ni verebiliriz.

Fırka Tefsirleri / Kelâmi Tefsirler

İslâm›ın birinci asrından itibaren gerek dini ve gerekse siyasi bir anlayışla zuhûr etmeye başlayan fırkalar olmuştur. Bu fırkalar, yaptıkları işlerin doğruluğunu ispat için Kur’ân›a başvuruyorlar, âyetleri, kendi görüşlerini teyid edecek şekilde te›vil ediyorlardı. Herbiri Kur’ân’da kendi mezhebine uygun gördüğünü alıyor, diğer kısımları ise te’vil edip kendi görüşüne uydurmaya çalışıyor ve insanlar da bu yollardan birine tâbi oluyordu.

Mutezile, Şiâ ve Hârici fırkaları gibi ortaya çıkan ilk mezheplerin hepsinin Kur’ân’a sarıldığını ve ilk ihtilâfların hepsinin Kur’ân’a rucu’ ettiğini görmekteyiz. Hattâ aslı İslâmi olmayan fırkalar bile, bekâlarını sağlayabilmek için Kur’ân’a dayanmak mecburiyetinde kalmışlardır. İslâm’daki birçok fırkaların elimizdeki tefsirleri fazla değildir. Bazılarının da, sadece bazı âyetler hakkındaki tefsir ve te’villeri mevcuttur.

İlhâdi Tefsir

Bu kelime, felsefede “ateizm”in Arapça karşılığıdır. İlhâdi tefsirler, İslâm Dini›ni yıkmak gayesi ile gerek Kur’ân›ı inkâra yeltenen ve gerekse bazı âyetler hakkında fâsid te›villerde bulunarak gayelerine ulaşmak isteyenlerin yazmış oldukları tefsirlerdir.

Bu çalışmamızda özetle tefsir çeşitlerini zikretmeye çalıştık. Daha detaylı bir şekilde bu konuları öğrenmek isteyen kardeşlerimiz tafsilatlı kitaplara müracaat edebilirler.  Rabbim bizleri Kur’an ve sünnete ışığında yapılan tefsirlere tabi olan ve ehlisünnete uygun bir bakışla hareket eden kullarından eylesin.

Selam ve dua ile…  

 

————————-

 

  1. Nahl,44.
  2. Hicr,9.
  3. Lisanü’l-Arab; Tâcü’l-Arûs; Zerkeşi 1972, 2/147; Zerkani, 1/471
  4. Okiç, M. Tayyib, Tefsir ve Hadis Usulünün Bazı Meseleleri, 144-145. İstanbul, 1995.
  5. Bilmen, Ö. N., Büyük Tefsir Tarihi, 1/105-107.İstanbul 1973.
  6. Maide,67
  7. Nisâ,105.
  8. 8. Yıldırım, Suat, Peygamberimizin Kur’ân’ı Tefsiri, 31. İstanbul, 1983.
  9. Nahl,44.
  10. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, 1/46-47. Ankara, 1991.
  11. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, 9/34-36. Ankara, 1991.
  12. Duman, M. Zeki, Uygulamalı Tefsir Usûlü ve Tefsir Tarihi, 133. Kayseri, 1992, s.133.
  13. İbn Teymiyye, Mukaddime fi Usûli›t-Tefsir, 78-79. Tanta 1988.
  14. 14. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, 269-270. Ankara, 1991.
  15. Kâfiyeci, Muhyiddin Ebû Abdillah Muhammed b. Süleymân, Kitâbu›t-Teysir fi Kavâidi İlmi›t-Tefsir, 54 (Terc. ve Nşr. İ. Cerrahoğlu). Bilmen, Ö. N., Büyük Tefsir Tarihi, 1/107 İstanbul 1973; Sofuoğlu, M., Tefsire Giriş, 263. İstanbul, 1981.
  16. ez-Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 1/255 Beyrut, ts.
  17. el-Beyûmi, Seyyid Mursi İbrahim, Menâhicu’t-Tefsir Beyne’l-Kadim ve’l-Hadis, 16. Kahire ts.
  18. Ateş 1974, 167; Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2/340 Beyrut, ts.
  19. Zerkani, Menâhilu’l-İrfân fi Ulûmi’l-Kur’ân, 1/546-556 Beyrut, ts.
  20. Karlığa, Bekir; Çetiner, Bedrettin, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri İbn Kesir, 16/198. İstanbul, 1988.
  21. Ayrıntı için: Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2/419-431 Beyrut, ts.; Turgut 1991, 289-293.
  22. Aydüz, Davut, “Fenni Tefsir,” Kur’ân’a Dair İncelemeler, 67-100. İstanbul 2000.
  23. Ayrıntılı bilgi için: Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2/547-609 Beyrut, ts.; Ebû Huzeyfe, İbrahim ibn Muhammed, “Mukaddime fi Usûli’t- Tefsir” adlı kitaba yazdığı arz, 56-62.; Tanta 1988.
  24. Ayrıntılı bilgi için: Şerif 1982, 595-610; Sağir 1983, 103-107.