Kur’an’ı okuyup onun nihayetsiz sırlarına, bitmeyen hikmetlerine vakıf olan, içerdiği temel hukuki ilke ve kuralları öğrenen, ispat ettiği ilmi gerçekleri kavrayan, özetlediği tarihi vakıalardan ibret alan bir insan, bu kutsal kitabın, kendinden önce inen semavi kitaplardan mutlak üstünlüğünü, onlar arasında yüce bir mertebeye sahip olduğunu aklı ile idrak, gözü ile müşahede eder. Kur’an-ı Kerim’in bu üstün mertebesi şu meziyetleriyle ortaya çıkar:

1. Kur’an-ı Kerim önceki kitapları nesh edip yürürlükten kaldırmıştır

Kur’an-ı Kerim, kendinden önce gelen kitapların hem lafızlarını hem de içerdikleri hükümleri nesh etmiş, onları yürürlükten kaldırmıştır. Artık onların hükümleri uygulanamaz, metinleri okunarak onlarla ibadet edilemez.

Kur’an’ın diğer ilahi kitapları nesh etmesinin hikmetleri ise şunlardır:

a. Kur’ân, kıyamete kadar Allahu Teâlâ tarafından koruma altındadır. Onda hiçbir değişme olmamış ve olmayacaktır. Kur’an’dan önce inen ilahi kitaplar ise, daha sonra açıklanacağı gibi, tahrif edilip değiştirilmişlerdir. Zaman zaman kaybolmuşlar, unutulmuşlar, öyle ki hak olduğu kesin olarak bilinen herhangi bir kısımları dahi kalmamıştır. Artık bu kitaplar, Allah’ın indirdiği ilahi kitapların gerçeğini temsil etmemekte, insanlara doğru yolu göstermemekte ve onlar için bir hayat sistemi teşkil edememektedir. Bu nedenle bu kitapların getirdiği dinlere mensup olduklarını iddia edenler, onları bir tarafa itip eski Helen Felsefesi’nin bir eseri olan ve insanları putlaştıran “Demokrasi”ye sarılmışlardır. İşte bunun içindir ki yarattığı insanlara, annelerinden daha merhametli olan Yüce Mevlâ, Kur’an’ dan önce inen bu kitapları neshetmiştir. İnsanlığa geçmiş tarihi özetleyen, geleceğin ne olduğuna ışık tutup aydınlatan, bu dünyadaki insanların ve cinlerin hukuk sistemini, ahlaki düsturlarını belirleyen yepyeni ve mükemmel bir hayat sistemi göndermiş ve onu korumayı bizzat kendisi üzerine almıştır.

b. Kur’an’dan önce inen kitaplar belli bir kavim için indirilmişler ve belli bir zaman için geçerli kılınmışlardır. Mesela Tevrat İsrailoğulları’na indirilmiş, Hz. İsa (as) gelince o, yürürlükten kaldırılıp yerine İncil indirilmiştir. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) gelince de, İncil neshedilmiş ve bütün ilahi kitapları özetleyen Kur’an indirilmiştir. Kur’an’ın, kendinden önce inen kitapları neshetmesi çok tabii bir hadisedir. Çünkü Kur’an, bütün insanlığa rehberlik yapmakta ve kıyamete kadar her zaman ve zeminde yürürlüktedir. Sadece belli bir kavim veya belli bir yer yahut belli bir zaman için indirilmiş değildir.

Diğer yandan Yüce Mevlâ, önce gönderilen peygamberlerden, daha sonrakilere iman edip desteklemelerine dair ahit almış ve şöyle buyurmuştur: “Bir zaman Allah, Peygamberlerden ahit almıştı: ‘Ne zaman size bir kitap ve hikmet verirsem ve sonra size bir peygamber gelip o yanınızda bulunanı tasdik ederse, ona mutlaka iman edecek ve yardım edeceksiniz. İkrar edip buna dair ahdimi üzerinize aldınız mı?’ demiş, onlar da: ‘İkrar ettik’ demişler. Allah da: ‘Şahit olun. Ben de, sizlerle beraber şahitlerdenim’ demişti. Bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar, fasıkların ta kendileridir.” (1)

Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’de önceki peygamberlerin daha sonra gelenlere iman etmelerinin gerektiği hususunda şöyle buyurmuştur: “…Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki, eğer Musa (as) sağ olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir yolu olmazdı…” (2)

2. Kur’an-ı Kerim diğer kitaplara hâkimdir

Kur’an, kendinden önce inen ilahi kitaplara tamamıyla hâkimdir. Onları gözetler, denetler, hak olarak kalan kısımlarını, değiştirilen batıl kısımlarından ayırır ve onları tashih eder. Bu hususta Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur:

“(Ey Muhammed!) Sana da geçmiş kitapları tasdik eden ve onları hâkimiyeti altına alan Kur’an’ı hak olarak indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma…” (3)

“(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz, Allah’ın sana gösterdiği şekilde, insanlar arasında hükmetmen için Kur’an’ı sana hak olarak indirdik. Sen, hainlerin savunucusu olma.” (4)

3. Kur’an-ı Kerim evrenseldir

Kur’an’ın içerdiği hükümler, daha önce de zikredildiği gibi, belli bir kavme veya belli bir zamana ait değildir. Onun hükümleri bütün insanlığa aittir ve kıyamete kadar bakidir. Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed’e, hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı indiren Allah, yüceler yücesidir.” (5)

“(Ey Muhammed!) De ki: ‘Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, göklerin ve yerin hükümranı, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, hayat veren ve öldüren Allah’ın, hepinize gönderdiği bir elçiyim’…” (6)

“(Ey Muhammed!) Biz, seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (7)

4. Kur’an’ı, Allah korumaktadır

Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz. Onun koruyucusu da şüphesiz ki biziz.” (8)

“Şüphesiz ki zikir (Kur’an) kendilerine gelince onu inkâr edenler (mutlaka cezalandırılacaklardır). Şüphesiz o, aziz bir kitaptır. Ona batıl, ne önünden, ne de arkasından sokulabilir. O, hikmet sahibi ve hamde layık olan Allah tarafından indirilmiştir.” (9)

Kur’an’ın haricindeki ilahi kitaplar için böyle bir himaye söz konusu değildir. Mesela Tevrat, Babilli (Iraklı) Buhtunnasr’ın, İsrailoğulları’nın memleketlerini tarumar etmesi döneminde ortadan kaybolmuş, uzun zaman sonra bulunduğu iddia edilmiş, onda da materyalistler oynayıp durmuşlar ve heva heveslerine göre tahrifler yapmışlardır.

İncil’in tahrif edildiğinin en açık delili ise, o tek bir kitap olarak indirildiği halde, bugün birbiriyle çelişen dört farklı İncil’in bulunmasıdır. Bunlar da yüz küsur İncil’den seçilmişlerdir. Daha sonra bu konuya değinilecektir.

5. Kur’an mükemmel bir hayat sistemidir

Kur’an, insanlığı doğru yola iletip kemâle eriştirecek kaidelere sahiptir. Ona mutluluk sağlayacak esasları haizdir. Bu hususta Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz bu Kur’an (insanları) en doğru yola götürür. Sâlih ameller işleyen mü’minlere, büyük bir mükâfat olduğunu, ahirete iman etmeyenlere de can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (10)

“Ey kitap ehli! Şüphesiz size, kitaptan gizlediklerinizin çoğunu açıklayan ve birçoğunu da açıklamayıp geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Muhakkak ki size, Allah tarafından bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah, o kitapla rızasına tabi olanları selamet yollarına eriştirir. Onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola iletir.” (11)

İkinci Mesele: Kur’an’ın Özellikleri

Kur’an-ı Kerim’in sayılamayacak kadar özellikleri vardır. Bunlardan en barizleri şunlardır:

1. Kur’an hak bir kitaptır

Kur’an-ı Kerim’in Allah tarafından gönderilen hak bir kitap olduğu kesindir. Onu okuyup düşünenin bunda şüphe etmesi mümkün değildir. Bu hususta Kur’an meydan okuyarak şöyle haykırmaktadır:

“Kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sûre meydana getirin. Eğer iddianızda samimi iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- o halde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan, cehennem ateşinden sakının.” (12)

“Yoksa onlar: ‘Kur’an’ı Muhammed uydurdu’ mu diyorlar? (Ey Muhammed!) De ki: “Siz de Kur’an’ın benzeri, on uydurma sûre meydana getirin bakalım. Eğer iddianızda doğruysanız, Allah’tan başka yardımını isteyebileceklerinizi de çağırın.” (13)

“(Ey Muhammed!) Sana da geçmiş kitapları tasdik eden ve onları muhafazası altına alan Kur’an’ı hak olarak indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma…” (14)

“Biz, Kur’an’ı hak olarak indirdik, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. (Ey Peygamber!) Biz seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (15)

2. Kur’an, akılların eremeyeceği her şeyi açıklamaktadır

Kur’an-ı Kerim, insanlığın ihtiyacı olan ve beşeri akıllarla idrak edilemeyen her şeyi açıklayıp vuzuha kavuşturmuştur. Nereden geldik? Neyiz ve ne olacağız sorularına ikna edici cevaplar vermiş, tarihlerce insanlığı meşgul eden bu problemi kökünden çözmüştür. Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“…Biz sana, her şeyi açıklayan, hidayet rehberi, rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olan Kur’an’ı indirdik.” (16)

3. Kur’an doğru yolu gösteren rehberdir

Kur’an’ın doğru yola ileten bir rehber olduğu, içermiş olduğu Rabbani ahkâmda açıkça görülmektedir. Onun hükümleri, insanın canını, aklını, malını, namusunu ve kutsal dinini korumayı gaye edinmiş ve bunlardan asla taviz vermemiştir. Yüce Mevlâ Kur’an’ın rehberliğini beyan ederek şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola götürür. Sâlih ameller işleyen mü’minlere büyük bir mükâfat olduğunu, ahirete iman etmeyenlere de can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (17)

“İşte o kitap, kendisinde asla şüphe yoktur ve takva sahiplerine doğru yolu gösteren bir kitaptır.” (18)

“O sayılı günler, Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur’an, bu ayda indirildi…” (19)

4. Kur’an âlemlere rahmettir

Kur’an’a iman edip onu yaşayan zat, hem kendisine, hem de çevresinde bulunan tüm insanlara, hem de kâinatta yaşayan diğer varlıklara merhametli davranır, onların zayıflarının ellerinden tutar, zalimlerine haddini bildirir ve insanın insanlığına yaraşan bir ortam oluşturur. Tarih buna şahittir. Bu hususta Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:

“Elif, lâm, mim. Bunlar, hikmet dolu o kitabın ayetleridir. Bu ayetler, iyi davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet kaynağıdır.” (20)

5. Kur’an-ı Kerim nurdur

Kur’an insanların kalbini aydınlatan, onları küfrün ve zulmün karanlıklarından çıkarıp aydınlığa kavuşturan ilahi bir nurdur. Yüce Mevlâ bu hususta bütün insanlara seslenerek şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.” (21)

6. Kur’an-ı Kerim en büyük öğüttür

Yüce Mevlâ’nın Kur’an’da zikrettiği kıssalar, onda verdiği çeşitli örnekler ve onunla bildirdiği detaylı hükümler insanlar için emsalsiz öğütlerdir. Onu okuyup düşünenler, bunu çok iyi kavramışlar ve hayatlarına tatbik etmişlerdir. Bu hususta da Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt gelmiştir. O, kalplerdeki hastalıklar için bir şifa, iman edenler için bir hidayet ve rahmettir.” (22)

7. Kur’an-ı Kerim şifadır

Kur’an-ı Kerim, manevi hastalıkları tedavi eden ilahi bir şifadır. Öyle ki en mahir doktorların tedavi etmekten aciz kaldıkları, akli, ruhi hastalıkları tedavi eder. Bunlara yakalananları kurtarıp sağlıklı bir hale getirir. Kur’an’a iman edip onunla amel eden bir Müslümanın asabiyyu’l-mizaç olması veya şaz davranışlarda bulunması beklenemez. Çünkü o, sinirlerine hâkimdir. Davranışlarını kontrol eder. Yine Kur’an, insanda meydana gelen, kendini beğenme, büyüklük taslama, kin besleme, zulmetme, kıskanma, cimrilik yapma, tembellik etme, acze düşme, korkak olma gibi hastalıkları tedavi eder; kendisine iman edeni cesaretli, mütevazı, vakarlı ve uyumlu bir insan yapar. Kezâ Kur’an, insandaki en büyük maraz olan inkârcılığı ve şirki, akılları pes ettiren delilleri ve manevi ilaçlarıyla tedavi eder. Bu konuda Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:

“Biz Kur’an’ı, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olarak indiriyoruz. Kur’an, zalimlerin ise, ancak zararını artırır.” (23)

“Ey insanlar! Size Rabbiniz’den bir öğüt gelmiştir. O, kalplerdeki hastalıklar için bir şifa, iman edenler için bir hidayet ve rahmettir.” (24)

8. Kur’an-ı Kerim ilahi bir zikirdir

Kur’an kalpleri diri tutar, onları huzura kavuşturur. Öyle ki okunması dahi ibadettir. Bu hususta Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah’a yönelenler; iman edip Allah’ı zikrederek kalpleri huzura kavuşanlardır. İyi bilinmelidir ki, kalpler, Allah’ı zikretmekle huzura kavuşur.” (25)

“Şüphesiz ki bu Kur’an, sana ve ümmetine bir zikirdir. Yakında hesaba çekileceksiniz.” (26)

“Sâd. Zikir sahibi (şeref ve öğüt dolu) Kur’an’a yemin olsun ki” (27)

9. Kur’an-ı Kerim bedenler için bir ruhtur

Ona iman edenler, dinamik, hareketli, cesur, yiğitlik örneği, nadide zatlardır. Sadece kendilerini değil, tüm yaratılanları gözetirler. Kur’an’a imanla şereflenmeyen sefillerse, hayalet şeklinde yürüyen, manen ölülerdir. Kendilerinden başka hiçbir kimseyi düşünmezler, başkalarına yapılan zulümlere karşı kör ve sağır olurlar. Bugün dünyada yaşanan olaylar bunun en bariz misalidir. Yüce Mevlâ Kur’an’ın ruh olduğunu beyanla şöyle buyurmuştur:

“(Ey Muhammed!) Böylece biz sana emrimizle bir ruh (insanlar için bir hayat olan Kur’an’ı) vahyettik. Sen önceleri, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz, onu bir nur kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi onunla hidayete erdiririz. Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yolu gösteriyorsun.” (28)

10. Kur’an-ı Kerim tümüyle hayırdır

Çünkü Kur’an’a iman edip onu hayatına geçiren mü’min, dünya ve ahiret saadetine ulaşır, hayatın çeşitli çile ve meşakkatlerini asanlıkla (kolayca) atlatır, manen huzur içinde yaşar, maddeten en mütevazı durumda olsa dahi elinden geleni yapmaktan geri durmaz ve mevcut olan haline şükreder. Bununla birlikte diğer garibanları gözetmeye gayret eder, gerek bedeni, gerek malı, gerekse dili ile tüm insanlara yardım etmeye çalışır. O iç âleminde hep bunu düşünür. Şimdi insanı tedirgin eden sıkıntılardan kurtarıp huzura kavuşturan, onu manevi ihtiraslarından arındırıp yardımsever yapan bu ilahi kitaptan daha hayırlı ne olabilir? Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan korkanlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiğinde ‘Hayr indirdi’ derler. İyilik edenlere bu dünyada iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah’tan korkanların yurdu ne güzeldir.” (29)

11. Kur’ân, kendisine iman edip onunla amel edene hazine kapılarını açar, kâfirler ise ondan nasiplenemezler

Mü’min kulun Kur’an’dan faydalanıp ondan nasibini tam olarak alması için, ona hakkıyla iman etmesi, onun emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız teslim olup gereğince amel etmesi ve Rabbinden her zaman ve her yerde korkması gerekir. Aksi takdirde, Arapça bir şiirde denildiği gibi, “sırtında su taşıdığı halde çölde susuzluktan ölen deveye benzer” ve Allahu Teâlâ’nın şu ayette Tevrat’la amel etmeyen Yahudileri benzettiği eşekler gibi olur: “Kendilerine Tevrat verildikten sonra onu kabul etmeyenler, kitap yüklü merkep gibidirler. Allah’ın ayetlerini yalanlayan böyle bir kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.” (30)

12. Kur’an’ın hazineleri tükenmez

Kur’an’a iman eden kul, onda aradığını bulur. Başka bir rehbere ihtiyacı kalmaz. Hem öz benliğini, hem çevresinde bulunan diğer insanları, hem de bütün kâinatı Kur’an yoluyla tanır. Her varlığa özelliğine göre muamele eder. Böylece bütün kâinatla uyum içinde barışık olarak yaşar. Allah’ın onlara koyduğu kanunlara karşı gelerek kendisini mahv-ı perişan etmez.

13. Kur’an-ı Kerim ilahi bir fermandır

Bu itibarla onun üstünlüklerini sayarak bitirmek imkânsızdır.

Evet, Kur’an ulvi bir ilahi kitaptır. Tarif edenler onu bütün özellikleriyle tarif etmekten aciz kalmışlardır. Herkes ondan aldığı nasibe göre onu tarif etmiştir.

– Merhum Said Nursi, Kur’an-ı Kerim’i Osmanlı şivesi ile tarif ederek şöyle demiştir.

– Kur’an, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyyesi

– ve âyât-i tekviniyyeyi okuyan mütenevvi` dillerin tercümân-ı ebediyyesi

– ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitâbının müfessiri

– zeminde ve gökte gizli esmâ-i ilâhiyyenin mânevi hazinelerinin keşşâfı

– sutûr-i hâdisatın altında muzmer hakâikın miftâhı

– ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisânı

– ve şu âlem-i şehâdet perdesi arkasında olan, âlem-i gayb cihetinden gelen, iltifâtât-ı ebediyye-i rahmâniyye

– ve hitâbât-ı ezeliyye-i subhâniyyenin hazinesi

– ve şu İslamiyet âlem-i mâneviyyesinin güneşi, temeli, hendesesi

– ve âlem-i uhrevinin mukaddes haritası

– ve zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-i ilâhiyyenin kavl-i şârihi, tefsiri, vâzıhı, burhân-ı kati`i, tercümân-ı sati`i

– ve şu âlem-i insâniyyetin mürebbisi

– ve insâniyyet-i kübrâ olan İslamiyet’in mâi ve ziyâsı

– ve nev`-i beşerin hikmet-i hakikiyyesi

– ve insâniyet-i saâdete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdisi

– ve insana hem bir kitâb-ı şeri`at, hem bir kitab-ı duâ, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubûdiyyet, hem bir kitab-ı emr ve davet, hem bir kitâb-ı zikr, hem bir kitab-ı fikr, hem bütün insânın bütün hâcât-ı maneviyyesine merci olacak çok kitapları tezammun eden tek câmi` bir kitab-ı mukaddes

– hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefâ ve muhakikinin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine her birindeki meşrebin mezâkına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve her bir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risale ibrâz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitâb-ı semâvidir.

– Kur’ân Arş-ı Âzâm’dan, İsm-i Âzâm’dan, her ismin mertebe-i âzâmından geldiği için, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah’ın kelâmıdır. Bütün mevcûdâtın ilâhi ünvânı ile Allah’ın fermânıdır.

– Hem bütün semâvât ve arzın hâlıkı nâmına bir hitâbdır

– Hem Rubûbiyye-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir

– Hem saltanât-ı âmme-i subhâniyye hesâbına bir hutbe-i ezeliyyedir

– Hem rahmet-i vâsi`a-i muhite, nokta-i nazârından bir defter-i iltifâtât-ı rahmâniyyedir

– Hem ulûhiyyetin azameti, haşmeti, haysiyyeti ile başlarında bazen şifre bulunan bir muhabere mecmûâsıdır

– Hem ism-i âzâmın muhitinden nüzûl ile Arş-ı Âzâm’ın bütün muhâtabına bakan ve teftiş eden, hikmetfeşân bir kitâb-ı mukaddestir

– Ve şu sırdandır ki, kelâmullâh ünvan-ı kemâli, liyâkatle Kur’ân’a verilmiş ve dâimâ veriliyor

– Kur’ân’dan sonra sâir enbiyânın kütübü ve sahifelerinin derecesi gelir

– Sâir nihayetsiz kelimât-ı ilâhiyyenin ise bir kısmı dahi hâs bir itibar ile cüz’i bir ünvân ile husûsi bir tecelli ile cüz’i bir isimle ve hâs bir Rubûbiyyet ile ve mahsûs bir saltanât ile ve husûsi bir rahmet ile zâhir olan ilhâmât sûretinde bir mükâlemedir

– Melek ve beşer ve hayvanâtın ilhâmları külliyyet ve husûsiyyet itibârı ile çok muhteliftir

– Kur’ân, asırları muhtelif bütün enbiyânın kitâblarını ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyânın eserlerini icmâlen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evhâm şubuhâtının zulumâtından musaffâ ve nokta-i istinâd-i bi’l-yakin vahy-i mânevi ve kelâm-ı ezeli ve hedefi ve gayesi bi’l-müşâhede saâdet-i ebediyye, içi bi’l-bedâhe hâlis hidayet, üstü bi’d-darûre envar-i imân, altı bi ilmi’l-yakin, delil ve burhân, sağı bi’t-tecrübe teslim-i kalb ve vicdân, solu bi ayne’l-yakin tashiru akıl ve izân, meyvesi bi hakki’l-yakin rahmet-i Rahmân ve dâr-i cinân, makâm-ı ve revâc-ı bi’l-hadesi es-sâdık, makbûl-u melek ve ins ve cân bir kitâb-ı semâvidır.” (31)

————————-

 

  1. Ali İmran, 81-82.
  2. Müsned, İmam Ahmed, III, 387.
  3. Mâide, 48.
  4. Nisâ, 105.
  5. Furkan, 1.
  6. Araf, 158.
  7. Sebe, 28.
  8. Hicr, 9.
  9. Fussilet, 41, 42.
  10. İsrâ’, 9.
  11. Mâide, 15-16.
  12. Bakara, 23-24.
  13. Hud, 13.
  14. Mâide, 48.
  15. İsrâ’, 105.
  16. Nahl, 89.
  17. İsrâ’, 9.
  18. Bakara, 2.
  19. Bakara, 185.
  20. Lokman, 1-3.
  21. Nisâ, 174.
  22. Yunus, 57.
  23. İsrâ’, 82.
  24. Yunus, 57.
  25. Rad, 28.
  26. Zuhruf, 44.
  27. Sad, 1.
  28. Şura, 52.
  29. Nahl, 30.
  30. Cumua, 5.
  31. Kur’an-ı Kerim’i Osmanlı Şivesiyle tarif eden bu ifâdelerin sadeleştirilmiş şekli yaklaşık şöyledir:

– Kur’an şu büyük kâinat kitabının ezeli bir tercümesidir.

– Kâinatın ayetlerini okuyan çeşitli dillerin ebedi tercümanıdır.

– Şu görülen ve görülmeyen âlemler kitabının müfessiridir.

– Yerde ve gökte Allah’ın gizli isimlerinin manevi hazinelerini keşfedendir.

– Yaratılanların altında gizli olan gerçeklerin anahtarıdır.

– Görülen âlemde görülmeyen âlemin lisanıdır.

– Yine şu görülen âlemin perde arkasında olan, o görülmeyen âlemden gelen Rahmani ve ebedi iltifatlardır.

– Allahu Teâlâ’nın ezeli konuşmalarının hazinesidir.

– İslamiyet’in manevi âleminin güneşi, temeli ve hendesesidir.

– Ahiret âleminin mukaddes haritasıdır.

– Allahu Teâlâ’nın zatı, sıfatlarını; isimlerini ve fiillerini beyan eden tarifi, açıklayan Tefsiri, kesin olan delili ve net olan tercümanıdır.

– Şu insan âleminin eğiticisi, ulvi insanlık olan İslamiyetin suyu, ışığı, beşer cinsinin gerçek hikmeti, insanlığı mutluluğa götüren gerçek mürşidi ve rehberidir.

– İnsan için hem bir yasa hem de bir dua kitabıdır. Hem bir hikmet hem de bir ibadet kitabıdır. Hem bir emir hem de bir davet kitabıdır. Hem bir zikir hem de bir fikir kitabıdır. Hem de bütün insanların manevi ihtiyaçlarına kaynak olacak birçok kitabı içeren tek ve kuşatıcı, mukaddes bir kitâptır.

– Hem bütün velilerin, sıddıkların, âriflerin ve muhakkiklerin çeşitli meşreplerine, ayrı ayrı mesleklerine, her birindeki meşrebin zevkine layık, onu aydınlatacak, tuttuğu yola uygun ve onu şekillendirecek birer risâle ortaya koyan mukaddes bir kütüphane mahiyetinde bir kitab-ı semâvidir.

– Kur’an Arş-ı Azam’dan, İsm-i Azam’dan her ismin yüce mertebesinden geldiği için, bütün âlemlerin Rabbi olma itibari ile Allah’ın kelamıdır. Bütün varlıkların ilâhi ünvanı ile Allah’ın fermanıdır.

– Hem bütün göklerin ve yerin yaratıcısı adına bir hitaptır.

– Hem mutlak rablik yönünden bir mukalemedir.

– Hem Allah’ın genel otoritesi adına ezeli bir hutbedir.

– Geniş ve kuşatıcı rahmet nokta-i nazarından bir Rahmâni lütuflar defteridir.

– Hem ulûhiyetin azameti ve haşmeti yönünden, başlarında bazen şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, bültenidir.

– Hem İsm-i Azam’ın muhitinden inmesiyle, Arş-ı Azamın bütün muhataplarına bakan ve teftiş eden hikmet saçan bir kitab-ı mukaddestir.

– İşte bu sırdandır ki, Kur’an’a kelamullah ünvanı tam layık olarak verilmiş ve daima verilmektedir.

– Diğer peygamberlerin kitâplarının ve sayfalarının derecesi ise, Kur’an’dan sonra gelir.

– Diğer sonsuz ilâhi kelimelerin ise, her bir kısmı daha özel bir itibarla, cüzi bir unvan ile, hususi bir tecelli ile, cüzi bir isimle, has bir rütbeyle, mahsus bir otorite ile ve hususi bir rahmet ile ortaya çıkan ilhamlar şeklinde bir konuşmadır. Meleklerin, insanların ve hayvanların ilhamları genellik ve özellik bakımından çok farklılardır.

– (Hülasa) Kur’an çağları farklı bütün peygamberlerin kitaplarını, meşrepleri değişik bütün velilerin risâlelerini, meslekleri muhtelif bütün seçkinlerin eserlerini, özet olarak içeren altı yönü parlak, şüphelerden doğan evhamların karanlıklarından arınık bir kitâptır.

– Dayandığı nokta kesin olarak ilâhi vahiy ve ezeli kelam,

– Hedefi ve gayesi görüldüğü üzere ebedi mutluluk,

– İçi açıkça halis hidayet,

– Üstü zorunlu olarak iman nurları,

– Altı kesin bilindiği üzere delil ve burhan,

– Sağı tecrübelerle görüldüğü gibi kalp ve vicdanın teslimiyeti,

– Solu kesin görüldüğü gibi aklı hizmetine ram etme ve boyun eğdirme,

– Meyvesi kesin bir gerçek olan Rahmân’ın rahmeti ve cennet yurdu,

– Mertebesi ve geçerliliği doğru tecrübeyle meleklerin insanların ve cinlerin kabulune mazhâr olan bir semâvi kitâptır. (Bediuzzamân Said Nursi, Zülfikâr isimli eseri, 3-6)