Kur’an-ı Kerim’i inzal buyurarak bizlere büyük ihsanda bulunmuş olan latif olan Allah’a hamd ederek başlıyoruz. Bu kutsal kitabın üzerine indiği şerefli peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun. Onun yolundan ayrılmayan, her biri birer yıldız gibi yol göstericilerimiz olan sahabeye, peygamberin değerli ailesine ve Allah’a şirk koşmadan iman eden tüm Müslümanlara selam olsun.

Kur’an, kullarının her daim iyiliğini isteyen merhametliler merhametlisi Rahman olan Allah tarafından bizlere, bu kısa ve geçici dünya hayatında rehberlik edip sırat-ı müstakim’e iletmek için gönderilen mukaddes, çok değerli, mucizevi kitaptır. O olmadan ne yolumuzu bulabilir, ne de Rabbimizin razı olduğu yola erişip cenneti kazanabiliriz. Kur’an yolumuzu aydınlatan bir nur, yanıldığımızda ıslah eden bir nasihatçi ve Rabbimize yakınlaşmamız ve onun sevgi ve rızasına nail olabilmemizin asıl membaıdır.

“Çocuğa verilen bilgi taşa yazılmış gibidir, yetişkine verilen bilgi ise suya yazılmış gibidir.” Çocukluk yılları verilen eğitim sürecinde,-özellikle de ilk yedi yaş dönemi-  insanın aklına kazınan bilgiler, ileri ki yıllarda her şeyin temelini oluşturur. Sorumluluk duygusu, ahlak, alışkanlıklar ve hedefler bu çağda çocuğun zihnine yerleşir ve ömrünün sonuna kadar atacağı her adımda itekleyici, yol gösterici ve öncülük edici birer faktör olur. “Ağaç yaşken eğilir” atasözü bu manada ne kadar anlamlıdır. İşte bu sebeple her zaman bu ‘altın çağı’ diyebileceğimiz dönemdeyken, çocuklarımızı Kur’an ve Sünnet rehberliğinde yetiştirip, temellerini sapasağlam inşa etmenin son derece önemli olduğunu dile getiriyoruz.

Her şeyin başı ahlaktır. İçinde ahlakın bulunmadığı hiçbir şey güzel değildir. ‘Ahlakı Kur’an’ olan ve “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyuran peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, Mü’min, kâfir, müşrik ona iman eden etmeyen herkese sevdiren, onun ahlakının güzelliği değil miydi? Burada bir soru kafaları kurcalamakta. Onun ahlakı nasıldı diye. Bunun cevabını öyle birkaç kelime ile vermek mümkün olmasa gerek. Ama kendisinin en sevdiği eşi, onun ahlakının Kur’an olduğunu söyleyerek harika bir benzetme ile özetlemiştir. Başka söze ne hacet! O zaman bunu biraz irdeleyelim istiyorum.

İnsanlarla muamelesinde, hatta can taşıyan tüm varlıklara karşı tavırlarında, ahlakında, edebinde Kur’an eksenli hareket eden; zikrinde, fikrinde, namazında, ibadetlerinde Kur’an ayetleri bulunan bir peygamberdi o. Bir sıkıntı isabet ettiğinde, vahyi beklemeye koyulurdu ki, Rabbinin razı olduğu hal üzere kalsın. Bu Kur’an da vahyin ana kaynağıydı. Zirveydi. Son noktayı koyar, üzerine söz söylenemez kabul edilirdi, onun yaşadığı saadet asrında. Bugün de böyle elbette. Kıyamete kadar hükmü geçerli olan Allah’ın eşsiz sözlerini ihtiva eden yüce kitabımız bizim için de kesinlikle böyledir ve böyle kabul edilmelidir. Ancak kat kat örtülerle sahifeleri korunup, muhtevası hiçe sayılarak saygı gösterdiğimizi iddia ettiğimiz Kur’an’ımız, bugün bizlere küskün sanki. Terkedildiğinin farkında ve o da bizi hayatlarımızdan çekilerek cezalandırıyor. Farkında olana elbette! Bu acı tabloda Hristiyan ve Yahudiler içerisindeki İslam karşıtlarının rolü büyük. Güçleri ile mağlup edip zafer kazanamadıkları Müslümanları, onların kendi dinlerinin içlerini boşaltmak suretiyle, nasıl arzu ediyorlarsa öyle hareket etmelerini sağlıyorlar maalesef. Beynimizi boş vaatlerle yıkadılar, dünyaya daldırıp bizi rehberimiz olan Kur’an’dan uzaklaştırdılar ve bu kirletme işlemine aralıksız devam ediyorlar. Bizlerin buradaki payının büyük oranda olduğunu da unutmamak gerek.

Öncelikli hedef Kur’an’dı tabi ki. Zira hayatında onu kılavuz edinen bir Müslümanla karşılaşmak en korkunç kâbuslarıydı onların. Biliyorlardı ki Kur’an okuyan, onu fehmeden, onun direktiflerine göre yaşamını şekillendiren bir Müslüman, zalime karşı korkusuz, mazlumun yanında, her daim adalet peşinde, hakkın yeryüzüne hâkim olması uğruna mücadele gösteren, dolayısıyla onlar için potansiyel bir zorlu düşmandı. Yıllarca her türlü savaşı verip yenemedikleri Müslümanları, Kur’an ile kandırarak yendiler. Kimi belli gün ve gecelere hapsederek, anlamını bilmeden sadece okumak suretiyle katletti ayetlerin içeriğini. Kimi de hevasına uyan kısmı alıp, diğer kısmını amelleri ve çarpık yorumlarıyla inkâra yeltendi. Bu cinayet değil de nedir ki? Şimdi köşelerine çekilmiş, zafer naraları atarak, boğazladıkları hayatlarımızla eğleniyorlar.

İlk hedefleri çocuklar. Onların temiz zihin ve duyguları. Bunu da yönetimini tamamen ellerinde tuttukları televizyon kanalları, internet gibi gerçek dışı ağlar ile kandırmaca bir yolla sağladılar ve hala buna devam ediyorlar. Sadece bunlar da değil elbette. Dayattıkları eğitim sistemiyle, sokağa saldıkları ilik kemiricileriyle ve aklınıza gelebilecek her yolu deneyip kullanarak, çocuklarımızı bedenen olmasa da, ruhen bizden aldılar. Beyinlerini bomboş dünya telaşı ile doldurup bizi onlarla oyaladılar; böylece hedeflerine ulaşmış olacaklardı. Ama durum hiç de öyle değil inşallah. Çünkü zalimler istemese de Kur’an’ı okuyup gerçekten yaşayan birileri var, olmaya da devam edecektir. Bu bağlamda çok ama çok dikkatli olmalı ve adımlarımızı atarken Kur’an’ın baz alınarak atılan bir adım olup olmadığına azami özen göstermeliyiz. Yoksa bizim de bu çukura düşmemiz işten bile değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yaşadığımız bu dönem için söylediği ‘imanın elde tutulan kor gibi’ olduğu çağımızda kocaman bir tereddüt hastalığımız var. Neredeyiz? Nerede durmalıyız? Böyle bir Müslüman bir Gayr-i Müslim gibi yaşamak da neyin nesi? Hayatın hiçbir alanındaki direktiflerini eksik bırakmayan Yüce Rabbimiz, çocuklarımızı eğitirken yolumuzu göstermez mi? Vallahi göstermiştir de. Bizim o hakka karşı kör gözlerimiz görmekten imtina ediyor.

Efendimizin ahlakının Kur’an olduğunu vurgulayarak başlayalım işe mesela. Ama önce bizim Kur’an’a vakıf olmamız gerekmez mi bu iş için? Önce kendimiz Kur’an’ı tanıyalım. Ne istiyor, bir öğrenelim ve ardından öğrendiklerimizi pratiğe dökelim. Bakalım Âlimlerin, Mücahitlerin, Müslümanlara önderlik etmiş büyük insanların, aile yaşantısına ve çocukluklarına bir göz atalım mesela. Bunların çoğunun iyi ve Kur’an ahlakıyla yaşayan ailelere mensup olduklarını ve büyük kısmının yedi yaşına kadar Kur’an’ı hıfzettiklerini görüyoruz. İstisnalar mutlaka vardır. Ama bu oran gerçekten dikkat çekici değil mi sizce de? Eskiden çocuğun İslami eğitime başlama yaşı, dört yıl, dört ay, dört gün olarak kabul edilirmiş. Şimdilerde ise: “ilerde bıkmasın, kendi isterse yapar, zorlamayalım, şimdi çok erken oyun çağında daha, ne gerek var” lafları ayyuka çıkmış durumda. Sonra da “benim çocuğum neden ahlak, edep, hayâ, imandan yoksun bir hayat sürüyor, neden bir türlü tatmin edemiyorum?” gibi sorular cevapsız kalmakta. Sebebi ben size söyleyeyim: Çocuklarımızı Kur’an’dan uzak bir terbiye ile büyütmeye çalışmamızdır. Çünkü Kur’an’ı küçük yaşta öğrenen, Kur’an eksenli bir hayatı tercih etmiş seçkin bir ailenin bireyi olan, anne babası tarafından Kur’an’ı ezberlemesine teşvik edilen, bunun içi ortamlar hazırlanan ve Kur’an’ı beyninde, kalbinde, duygularında ve aklında muhafaza eden bir çocuk, hayatı boyunca zihninde taşıdığı bu yüce ayetlerin aksine davranmayı aklından bile geçirmekten hayâ edecektir. Ne mutlu bu minval üzere çocuğunu terbiye edene! Böyle bir hafız (gerçek muhafız) yetiştiren bir anne babaya, elbette ki hadiste buyrulduğu üzere onurlandırılmak üzere taç takılması, emeklerinin doğal bir sonucudur. Böyle bir durumda olan Kur’an hafızı da cenneti elde eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu şöyle müjdelemektedir: “Kim Kur’an’ı okur ve onu güzelce ezberler, helalini helal, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder.” (Tirmizi, Fezail’ul-Kur’an 13; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1, 148)

İyiliğe vesile olan, yapandan bir şey eksilmeden aynı sevaba ortak olur. Siz anne baba olarak öldükten sonra bile faydalanmaya devam edeceğiniz bir haseneden söz ediyoruz. Hem salih evlat yetiştirme sevabı, hem de onun iyiliklerine ortak olmak. Ne kadar da karlı bir iş! Öyleyse bize düşen çocuklarımızı Kur’an ahlakıyla yetiştirmekte, tembellik ve acizlik göstermeden yol almaktır. İhsanı bol olan Rabbimiz tarafından elde edeceğimiz ahiret faydalarını düşünelim ve bu işe gerektiğinden fazla önem verelim. Hem buna bu dünyada da gerçekten çok ihtiyacımız var. İzzetten, mutluluktan yoksun hayatlarımıza, inanın renk, huzur katacak Kur’an.

Abdullah İbni Amr İbni As radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her zaman Kur’an okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertil üzere okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun ayetin son noktasındadır.” (Ebu Davud, Vitr 20; Tirmizi, Fezaiü’l-Kur’an 18)

Hem peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kur’a okuyan Mü’min’i tadı ve kokusu hoş olan portakala, okumayanı ise tadı hoş ama kokusu olmayan hurmaya benzeterek eksik olduğunu vurgulamıştır. Kur’an üzerine ciltler dolusu yazılacak kadar söz söylenebilir. Bununla ilgili bolca ayet ve hadis varit olmuştur. Ancak burada onların sadece çok cüz’i bir kısmından bahsedebiliriz. Bu yüzden Kur’an ezberlemenin bazı faydalarına değinmekle yetineceğiz.

Akla, ruha, bedene, kalbe ve duygulara hâkim olan Kur’an ezberinin bazı faydaları:

1:) Kur’an ezberlemek kişinin hıfz (ezber) gücünü artırır.

2:) Beynin daha hızlı çalışmasını sağlar.

3:) Kişinin bakış açısını Kur’an hıfzının kalitesi oranında olabildiğince geliştirir.

4:) Kişiye olgunluk kazandırır.

5:) Beyninin her köşesi Kur’an’ın o yüce ayetlerinden biriyle dolu olduğu için, Allah’ı her an aklında tutup kişinin günahlardan uzak durmasını sağlar. (Tabi ki bu, Kur’an’ı anlayan Araplar ve ya Arapçayı öğrenenler ve yahut çoğu ayeti anlayacak kadar Kur’an’a hâkim olanlar içi geçerlidir.)

6:) Kur’an ezberi kişiyi disipline sokar ve Kur’an’ı ezberlerken büyük bir sabır ve özveri gerektiğinden kişi bu iki vasıfla donanır.

7:) Kur’an’ın önemli bir bölümü ibretlik kıssalarla dolu olduğundan hayat ve davet serüveninde bu kıssalar, Kur’an muhafızına büyük faydalar ve tecrübeler sağlar.

8:) Kur’an’ın gerçek taşıyıcılarına, hikmet ve basiret nimeti bahşedilir.

Daha buraya sığdıramayacağımız, bildiğimiz veya bilmediğimiz birçok faydası vardır. En önemlisi de samimi ve ihlasla sadece Allah için yapılan hafızlığın kişiyi cennete sokması, sevdiklerine şefaat hakkının ona verilmesi, her bildiği ayetle derecesinin yükselmesi, anne babasına taç giydirilmesi vs. En önemlisi de Allah’ı razı eden bir amel olması. Bu sebepler bile çocuklarımızı Kur’an’ın gerçek muhafızları olmaları konusunda yönlendirmemiz için yeterlidir sanıyorum.

ÇOCUKLARA KUR’AN EZBERLETMENİN BAZI YOLLARI

Öncelikle çocuklarımızda ezber kabiliyeti olup olmadığına bakmalıyız. Eğer bu yetenek ufakta olsa onlarda yok olduğunu düşünüyorsak ve denediğimiz halde olmuyorsa çok fazla zorlamanın bir anlamı yoktur. O halde onları Kur’an üzere yaşamaya yönlendiririz. Kimi zaman aileler, bu yönde kabiliyeti olmayan çocuklarını bunun için zorlamakta, fakat bu durumun çocuklarını Kur’an’dan daha fazla uzaklaşmaya sevk ettiğinin farkına bile varmamaktadır. Tabi ki önce sevdireceğiz evlatlarımıza bu işi. Sonra bununla ilgili varsa pratik hayatta tanıdığınız örnek şahsiyetlerle tanıştırıp hoş beş ettireceğiz. Onlarla vakit geçirmelerini sağlayacak ve onlardan Kur’an’ın öneminden bahsetmelerini isteyeceğiz. Evvela bu kişiler, güvendiğimiz Kur’an’ı sevdireceğini düşündüğümüz kişiler olmalı. Çocuklar sevdiklerini taklit eder ve zamanla onların sevdiği şeyleri sevmeye başlarlar. Bu yüzden bu manada çevreden alacağımız destek önemli bir adım olacaktır.

-Örnekliğimiz çok önemli. Unutmayın! Çocuklarımız bizim ayalarımızdır. Evde annesi babası Kur’an okumayan, onu yaşamayan bir çocuktan Kur’an’a istek duymasını beklemek abesle iştigaldir.

-Kur’an’ı sevdirmenin yollarını aramalıyız. Her anne baba çocuğunu tanır ve ona neyi nasıl sevdireceğini bilir.

-Kur’an meclislerinde ve Kur’an’ın her manada el üstünde tutulduğu mekânlarda beraberce bulunmak faydalı olacaktır.

-Ara sıra -abartıp şımartmamak ve hedefi haline getirmemek şartıyla- güzel okuduğu için hediyelerle veya ona özel gezilerle ödüllendirmek. Çünkü aşırı olmayan yerinde ödüller, çocukta olmasını istediğimiz davranışları pekiştirir.

-Kur’an hafızı âlimlerin, önderlerin hayatlarını anlatabiliriz. Hikâye ve hayatlar insan üzerinde büyük ve unutulmaz etkilere sahiptir.

-Kur’an’ı sevdirecek hikâye kitapları almak.

-Çocuğumuzun sevip değer verdiği birilerinin yanında onun Kur’an’a duyduğu sevgiden bahsetmek. Ama burada çocuğun ileride riyaya düşmemesi ve o ameli alkışlanmak için yapmaması için çok dikkatli olmak durumundayız. Çocuktan ziyade, onun Kur’an sevgisini övmeliyiz.

-Kur’an okurken yanlışlarını güzellikle düzeltmek.

-Her gün düzenli Kur’an okuyup ezbere alışması için, Kur’an okuma çizelgesi yapılabilir. Hafta sonunda bu çizelgeye bakıp eksiklerini görmesi ve üzerine gitmesi sağlanacaktır böylece. Bu vesile ile düzenli, Kur’an eksenli, bir yaşam programına alışmış olurlar.

Çocuğuna Kur’an’ı ve onu ezberlemeyi sevdirmek isteyen anne babalar eminim ki daha birçok yol bulacaklardır kendilerine. Yeter ki istesinler.

Kur’an’ı ahlak, rehber, dost, sırdaş edinmiş, onu hayatının her alanına ve kalbine, aklına, ruhuna bedenine ve duygularına hâkim kılmış, hayırlı, muttaki, salih ve salihalar yetiştirebilmek duasıyla…

Sözlerimizin sonu, Kur’an’ın sahibi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd iledir. Ve’l-hamdü lillahi rabbil âlemin…