Kulun acziyetini ifade eden dua Allahu Teâlâ’ya yakınlaşabilmek için yapılması gereken en önemli ibadetlerdendir. Müminlerin hayat rehberi olan Kur’an’ı Kerim duanın önemine birçok ayeti kerime ile değinmiş ve müminler duaya teşvik edilmişlerdir.
“Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin…” A’raf: 180 Ve yine şöyle buyurulmuştur.
“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin…” Araf: 55
Rasulullah aleyhisselam’ın hayatını incelediğimizde yaşamında duanın büyük bir yerinin olduğunu, hatta bazı zamanlarının büyük bölümünü duaya ayırdığını görürüz. Bazen Bedir’de olduğu gibi savaşın başlayacağı bir anda ordusunun başarısı ve zaferi için “Allah’ım, şu bir avuç Müslüman ölürse yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz” diye dua ettiğini, bazen ise Taif dönüşünde olduğu gibi sıkıntı bir durum ile karşılaştığında “İlahi! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü, ancak sana arz eder, sana şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin zayıf görüp te dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. İlahi! Huysuz ve yüzsüz bir düşman eline beni düşürmeyecek hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar bana merhametlisin. İlahi! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere belalara hiç aldırmam. Fakat senin esirgeyiciliğin bunları göstermeyecek kadar geniştir. Sana sığınırım. Bütün karanlıkları parlatan dünya ve ahiret işlerinin ıslahının yalnız ona bağlı bulunduğu Nur’a sığınırım. İlahi! Sen razı oluncaya kadar affını diliyorum. Bütün kuvvet, her kudret ancak sendendir” şeklinde dua ettiğini, bazen ise yaşamının en sakin ve normal bir anında dahi duaya yöneldiğini ve teşvik ettiğini görürüz. “Sıkıntılı ve zor anlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi her kimi sevindirirse, bolluk ve rahat zamanlarında duasını çoğaltsın.” (Buhari, Müslim, Tirmizi.)
Hayatı Müminler için en güzel örnek olan Peygamberimizin bu hali bizler için bir misal teşkil etmelidir.
Duanın Müslümanların hayatında çok önemli bir yeri vardır. Nitekim hadisi şerifler incelendiğinde duanın da bir ibadet olduğunu görürüz. Numan b. Beşir radıyallahu anh’ın rivayet etmiş olduğu hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki dua ibadetin ta kendisidir.” Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: “Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir) ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.” (Mü’min: 60 Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace)
Yüce Allah Bakara süresi 186. Ayette “Kullarım, sana Beni sorarsa; Şüphesiz ki Ben, çok yakınım. Bana dua edince, o dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da Benim davetime icabet etsinler.” buyurmuş, Rasulullah aleyhisselam da “Allah Azze ve Celle’den isteyeceğiniz zaman (size) icabet edileceğine yakinen inanarak isteyin. Şüphesiz Allah, gafil bir kalp ile O’na dua eden bir kula icabet etmez.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned) şeklinde buyurarak Müslümanın Allah azze ve celle’ye yöneldiğinde yapacağı duanın isteğine icabete sebep olacağını bilerek tam bir teslimiyet içerisinde dua etmesini ve asla dua hususunda gevşeklik göstermemesi ve aceleci olmaması gerektiğini bizlere bildirmiştir.
Kutsi bir hadiste de Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Âdemoğlu, sen bana dua edip benden umdukça, ben de senin neler yaptığına bakmaksızın sana bağışlarım ve hiç aldırış etmem. Ey Âdemoğlu eğer günahların göğe kadar yükselecek olsa, sonra benden mağfiret isteyecek olursan, ben de sana günahlarını bağışlarım. Ey Âdemoğlu, eğer sen bana yeryüzü dolusu kadar günahla gelecek olsan, sonra da benim huzuruma bana hiçbir şey ortak koşmamış olarak gelsen, ben de yer dolusu kadar mağfiretle sana gelirim.” (Tirmizi)
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul günah veya sıla-i rahmi kesmek duasında bulunmadıkça, bir de acele etmedikçe duası kabul edilir durur.”
– Yâ Rasulallah! Acele etmek nedir? denildi. “Duâ ettim de kabul edildiğini görmedim der ve o anda sıkılıp vaz geçerek duayı bırakır.” buyurdu. (Müslim)
Müminin kıymeti Allah katında duasıyla ölçülür. Duası çok olan kulun değeri dua etmeyen ve duadan uzak durarak kendini bir nevi müstağni gören kula göre çok daha fazladır. Kula değer kazandıran ve onun kıymetini arttıran husus Allah’a ihtiyaç içerisinde bulunduğunu ve bu ihtiyacı O’ndan başka kimsenin gideremeyeceğini bilip ikrar etmesidir.  “(Rasulüm) De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” Furkan:77
Rasulullah efendimiz ise şöyle buyurmaktadır: “Allah katında dua’dan daha değerli ve daha yüce bir şey yoktur.” (Tirmizi, İbni Mace)
Ve yine Rabbimiz azze ve celle dua hususunda ihmalkâr davranıp duaya değer vermeyen ve duayı ibadet gibi görmeyen kişilere müstekbir damgası vurmuş ve işte böylelerini aşağılanmış kimseler olarak cehenneme atacağını bildirmiştir.
“Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.” Mü’min:60
Duada sabredip sebat göstermekte Rabbimizin bir diğer buyruğu olarak karşımıza çıkmaktadır. “Sen sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret…” Kehf:28
Allah azze ve celle kulunun kendisine dua ederek yönelmesi hususunda, kulunun kendisine yönelmesinden daha fazla bir şekilde kuluna yönelir. Kendi acizliğini fark edemeyecek kadar cahil olan kuluna Allahu Teâlâ “Eşrefi Mahlûkat” olarak değer vermiş ve onu affedeceği yolları da bir bir önüne sermiştir. Böylece af ve mağfiret yolunu kullarına ayan beyan göstererek kullarına verdiği değeri defalarca tekit edercesine bizlere bildirmiştir.
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rabb’imiz (Tebâreke ve Teâlâ) her gece, gecenin son üçte biri kaldığı zaman (keyfiyeti bizce bilinmez bir hâlde) dünyâ semâsına iner ve: Bana kim dua eder ki, onun duasını kabul edeyim! Benden kim bir hacetini ister ki, ona dilediğini vereyim! Benden kim mağfiret ister ki, ona mağfiret edeyim! buyurur.”
Müslim’in diğer bir rivayetinde hadisin lafzı şöyledir:
Ve kulunun dua ederek kendisine yönelmesi sebebiyle onun ellerini boş olarak çevirmeyi asla istemez.
Selman el Farisî radıyallahu anh dedi ki: Rasulullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah çok hayâ sahibi ve ikram edicidir. Kişi O’na ellerini kaldırıp dua ettiği zaman onları boş çevirmekten hayâ eder.” (Ebu Davud, Tirmizi, Hakim)
Kul Allah’tan isterken Dünya ve Ahirete yönelik kendisinin hayırlı olacağını zannettiği şeyleri istemek yerine bilakis kendisinin bilmeyip Allahu Teâlâ’nın bildiği ve O’nun tarafından hayırlı görülen her şeyi istemeli, duasını bunlardan sadece birine tahsis etmemelidir. Bu hususta insanlar indinde hiç önemsenmeyen şeyleri dahi istemekten çekinmemelidir. Hadisteki tabiriyle bir ayakkabı bağına (tasmasına) varıncaya kadar Allah’tan istemede tereddüt etmemelidir. Duasını azimle, kararlı ve kabul edileceğine dair tam bir inançla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi üçer defa tekrarlayarak yapmalı, Allah’tan istediğini tam yapmalıdır.
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu:
“Biriniz dua ettiği vakit: Allah’ım, dilersen beni affet! demesin. Lâkin isteği kesinleştirsin ve rağbeti büyültsün. Çünkü Allah’a verdiği bir şey büyük gelmez.” (Buhari, Müslim)
Bütün bu anlattıklarımızdan sonra kul şunu da çok iyi bilmelidir ki; Bizlerin istediği hiç bir şey Allah’ın mülkünden hiçbir şekilde eksilmeye ve O’nu (haşa) mülk bakımında fakir düşürmeye sebep olmayacak, bilakis Adem aleyhisselam’dan itibaren dünya üzerinde bulunan tüm insanlarla cinler dahi hiçbirinin isteği Allah azze ve celle’nin mülkünden zerre miktarı bir azalmaya sebebiyet vermeyecektir.
Ebu Zerr el-Gıfâri radıyallahu anh’den, O da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, (Peygamber de) Aziz ve Celil olan Rabb’inden şöyle buyurduğunu rivayet etti: “… Kullarım, ilkinizle sonunuzla, insanınızla cinninizle hep birlikte bir sahada (meydanda) toplansalar, hepsi benden dilekte bulunsalar, ben de her insana dileğini verecek olsam, bu benim yanımdaki şeylerden ancak iğnenin denize sokulduğu (ve çıkarıldığı) vakit eksilttiği kadar bir şey eksiltir…”
Biz Müslümanlar Allah’a yöneldiğimizde kendimiz için dua ettiğimiz gibi Müslüman kardeşlerimiz içinde Allah’a dua etmeli ve onlarında dünya ve ahiret saadetleri için Allah’a niyaz etmeliyiz. Nitekim böyle yapmamız onların hayrına olduğu kadar aynı zamanda da bizimde hayrımıza olacaktır. Bu husus ile ilgili olarak aşağıdaki hadisi şerifi zikretmek konunun anlaşılması için yeterli olacaktır.
Safvan’dan (bu zat İbnû Abdillah b. Safvan’dır.) dedi ki: Şam’a geldim. Ve Ebû’d-Derda’ya evinde vardım. Fakat onu bulamadım da Ümmü Derdâ’yı buldum.
—  Bu sene haccetmek mi istiyorsun? dedi.
—  Evet! dedim.
—  Öyle ise Allah’a bizim için hayır duasında bulun! Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
“Müslüman kişinin din kardeşine gaibinde yaptığı duasına icabet olunur. Onun başında müvekkel (görevli) bir melek vardır. Din kardeşi için hayır duasında bulundukça, ona müvekkel olan melek: Âmin! Senin için de bir misli olsun, der.” buyururdu, dedi.
Safvân dedi ki: “Çarşıya çıktığımda Ebû Derda’ya rastladım. O da bana bunun aynısını söyledi. Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ediyordu.
Genel olarak duanın en fazla makbul olduğu yerler; Gecenin son bölümünde ve farz namazlardan sonra yapılan dualardır. Allah’a layıkıyla yapılacak dua ise kulun önce Allah’a hamd ile başlaması ardından Rasulullah aleyhisselama salatu selam getirmesi ve sonrasında da dilediğince dua etmesidir. Sonuçta da Rasulullah efendimizin yaptığı gibi yüzüne ellerini sürmeden indirmemesidir. Kulun duasına en fazla icabet olunacak yerlerden bir tanesi de kulun Allah’ın huzurundaki zilletini ifade eden ve O’na ihtiyaç duyduğu manasına gelen secde halidir.  Kul bu hali fırsat bilmeli, O’na en yakın hale gelebilmenin yolunun secdeden geçtiğini idrak etmeli ve çokça secde ederek Rabb’ine yaklaşmaya çalışmalıdır.
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Kulun rabbine en yakın olduğu hâl secdede bulunduğu hâldir. O halde siz (secdede) pek çok dua edin!” (Tirmizi, Hakim)
Hadislerde herhangi bir kayıt konulmadan kimlerin dualarının kabul edileceği ve arada hiçbir hicabın bulunmayacağı da bizlere bildirilmiştir.
Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kabulünde şüphe olmayan üç duâ vardır: “Mazlumun duası, misafir ve yolculuk yapan kimsenin duası ve anne babanın çocuğuna yaptığı duâ.” (Tirmizi, İbniMace, Ebu Davud)
Bu kadar öneme sahip olan duanın bunca faydalarının yanında eğer dikkatsizce ve cahilce gayri İslami bir şekilde bedduaya dönüştürüldüğünde ve günaha vesile olduğunda artık ağızdan çıkan gül kokusu mesabesinde olan o mübarek sözcüklerin yerini leş kokularını andıran beddualar aldığında etrafta hayır namına hiçbir şeyi bırakmaz, hem içe hem de dışa zarar verir. Bu nedenle ağzımızdan çıkacak sözcüklerin neticesinin neler olabileceğini düşünerek her zaman hayırlı şeyleri konuşmalı zarar verici kelimeleri fısıltıyla dahi olsa da müslümanlara karşı kullanmamalıyız.
Cabir b. Abdullah radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendinize, çocuklarınıza, hizmetçilerinize ve mallarınıza beddua etmeyiniz. Olur ki, Allah’tan istenilenlerin ihsan edildiği bir zamana rastlarsınız da Allah dilediğinizi kabul ediverir.” (Müslim, Ebu Davud)
Yapılan duanın yeri geldiğinde faydasının dünyada dahi tezahür edeceği ve kişiyi içinde bulunacağı kötü durumdan yapmış olduğu salih ameller neticesinde kurtarabileceği ve hiçbir zaman karşılıksız kalmayacağı Allah azze ve celle’nin ahirete tehir edebileceği veya benzer bir günahına kefaret kabul edeceği veya derhal icabet edeceği de Ashabu Gar hadisi olarak bilmiş olduğumuz üç kişinin kıssasında ve bir sonrasında zikredeceğimiz hadislerle açıkça anlaşılmaktadır.
Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni’l-Hattâb radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:
“Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
— Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler.
İçlerinden biri söze başlayarak:
—Allah’ım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.
Rabbim! Şayet ben bunu senin rızanı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.
Bir diğeri söze başladı:
—Allah’ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivayete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım.
Allah’ım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.
Üçüncü adam da:
—Allah’ım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana:
—Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona:
—Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim. Adamcağız:
—Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.
Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler. (Buhârî, Müslim)
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir Müslüman, içinde günah ve sıla-i rahmi kesmenin bulunmadığı bir dua yapacak olursa muhakkak Allah bu duasından dolayı ona şu üç şeyden birini verir: Ya duasına derhal icabet eder veya onu(n mükafatını) ahirette vermek üzere tehir eder ya da onun bir benzeri kötülüğü ondan giderir.” Dediler ki: “O halde biz de çok dua ederiz.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’da daha çok verir.”  (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned; Hakim, el-Müstedrek)
Allahu Teala bizleri daima kendisine yönelen, kendisine dua ederek iltica eden, dualarında samimi, ihlaslı ve muvahhid kullarından eylesin. Dünya üzerinde sıkıntı içinde bulunan kardeşlerimizi de hiçbir zaman unutmayan onların da kurtuluşu ve hayrı için dua eden müminlerden eylesin.  Amin. Selam ve dua ile.