Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim.

Salat-u selam; Kâinatın efendisi ve muttakilerin imamı olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, ehli beytin, ashabın ve kıyamete kadar O’nu takip edenlerin üzerine olsun.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘’Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.’’ (İmam Malik, Muvatta)

Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i; Kuran’ın yolundan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden ayırma.

Kuran’ın kelime manası “okumak” demektir. Kerim ise ikramı bol olan cömert demektir. Yani Kuran-ı kerim, okudukça ve kendisine uyuldukça verecekleri bol olan bir kitap demektir.

Değerli okuyucu; bahsettiğimiz konu, Allah’ın insanlığa gönderdiği, İki kapağı arasında; manasında ve tefsirinde, bizlerin bilmesi gereken konuları barındıran ilahi olan son kitaptır. Kuran âlemlerin Rabbi olan Allah’tan değerli elçi Cebrail(as) yoluyla tertemiz olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e indirilen; karanlıklardan aydınlığa çıkaran, yol gösteren, kalplere ve bedenlere şifa olan, önceki ümmetlerin haberlerini barındıran, gelecekten haber veren… Okunması ibadet olan hayat kitabıdır. Allah’a iman eden bizlerin bu kitaba göre yönetilmemiz, ekonomimizi düzenlememiz, haram ve helalleri tespit etmemiz ve sosyal hayatı dizayn etmemiz gerekir.

Allah’ın kitabı şiir kitabı değildir. Astronomi kitabı değildir. Edebiyat kitabı da değildir. Matematik kitabı değildir. Tarih kitabı değildir. Gramer kitabı değildir. Sağlık kitabı da değildir.  Ama en gözde gramercileri, tarihçileri, matematikçileri, edebiyatçıları hayretlerde bırakacak kadar benzersiz bir kitaptır.

Kur’an; bizleri doğruya ulaştıran bir rehber (Huda), Yolumuzu aydınlatıcı bir ışık (Nur), Doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü (Furkan), İhtilaf içinde bocalayanlara bir delil (İlim), Tüm beşeriyet için bir mucize (Ayet), Kalplerinde manevi hastalık bulunanlara bir ilaç (Şifa), Sıkıntıdaki müminlere bir müjde (Büşra), Tüm insanlara bir öğüt ve hatırlatma (Zikr), Her şeyi detaylı olarak açıklayan bir yasa (Mufassal), Düşünenlere bir bilgelik kaynağı (Hikmet), Her şeyi açıklayan bir kitap (Tıbyan), Haklıyı belirleyen bir kanıt (Beyyine), Müminler için bir bağış (Rahmet), Akleden müminler için apaçık bir kitap (Kitab-ul Mümin), Adalet arayan toplumlar için evrensel bir yasa (Hüküm), Birbirine düşmüş insanları birleştirici bir ip (Hablullah), Dirileri uyarsın diye gönderilen bir kitap’(Kur’an’ı Mübin)tır.

“…Sen Rahman olan Allah’ın yarattıklarında bir düzensizlik göremezsin. Gözü (göğe) çevirip (bak), bir çatlak görecek misin? Sonra gözünü iki defa daha çevir, (bak!) O göz perişan ve bitkin bir halde sana dönecektir.” (Mülk, 3-4)

“Kur’an, şerefli bir elçinin (okuduğu) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz. O bir kâhinin de sözü değildir. Ne de az düşünüp öğüt alıyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.”(Hakka, 40-43)

“Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Enbiya, 33)

“Elif, Lâm, Râ. Bu, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman ve her şeye galip, övülmeye layık olan Allah’ın yoluna iletmen için, sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim, 1)

“Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için elbette ki deliller vardır.’’ (Âl-i İmran, 190)

“Muhakkak ki Rabbiniz olan Allah, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra ‘Arş’ üzerinde hükümran olandır. O, gece ile gece ile onu durmadan takip eden gündüzü bürür. Allah emrine amade olan güneşi, ayı ve yıldızları da yaratmıştır. İyi bilin ki, yaratmak da O’na aittir, emretmek de. Âlemlerin Rabb’ı olan Allah yüceler yücesidir.’’ (Araf, 54)

“Onlar iman edenler ve Allah’ı anarak kalpleri mutmain olanlar (huzura kavuşanlar) dır. İyi bilin ki kalpler, ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.” (Rad, 28)

“Yemin olsun ki, bunların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur’an) uydurulmuş bir söz değildir fakat o geçmiş kitapları doğrulayan her şeyi açıklayan iman eden bir kavme rehber ve bir rahmettir.” (Yusuf, 111)

“Yemin olsun ki biz bu Kur’an’da insanlara her misali değişik şekillerde açıklamışlardır fakat insan tartışması her şeyden daha çok olandır.’’ ( Kehf, 54)

“O gün her ümmetin içinden kendilerine karşı bir şahit göndereceğiz, seni de onlara karşı şahit olarak getireceğiz. Sana kitabı her şeyi için bir açıklama, bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.’’ (Nahl, 89)

“O halde sana vahyedilene sımsıkı sarıl, şüphesiz ki sen dosdoğru bir yol üzeresin. Şüphesiz ki o (Kur’an) senin için de kavmin için de elbette bir şereftir. Yakında sorgulanacaksınız.’’ (Zuhruf, 43-44)

“Yemin olsun ki biz, Kur’an’ı düşünülüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Hiç düşünüp öğüt alan var mı? ‘’ (Kamer, 17)

“Kur’an’dan müminler için bir Şifa ve bir rahmet olanı indiriyoruz. Kur’an, zalimlerin ise ancak zararını arttırır.’’ (İsra, 82)

Haris radıyallahu anh’ten rivayete göre şöyle demiştir: Mescide uğradım, cemaati bazı dedikodulara dalmış buldum ve Ali’nin yanına gelerek şöyle dedim: “Ey müminlerin emiri! İnsanların lüzumsuz dedikodulara daldıklarını görmüyor musunuz?” Bunun üzerine Ali: “Gerçekten böyle yapıyorlar mı?” diye sordu. Ben de evet dedim. Bunun üzerine Ali şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: “Dikkat edin büyük bir fitne olacaktır.” Ben de: Bu fitneden kurtuluş nasıl olacaktır ey Allah›ın Rasûlü dedim? Şöyle buyurdular: “Allah’ın kitabına sarılmakla. Çünkü onda sizden öncekilerin haberi, sizden sonrakilerin haberi aranızdaki meselelerin hükmü ondadır. O hak ile batılı birbirinden ayıran kesin bir hüküm olup saçmalama değildir. Her kim zorbalık yaparak ondan uzaklaşırsa Allah onun işini bitirir. Her kim de doğru yolu o Kur’an’dan başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O Allah’ın sağlam ipidir ve hikmet dolu sözleridir. Sırat-ı müstakimdir. O Kur’an arzu ve isteklerin bozamadığı, dillerin karışıklığa düşüremediği, İlim adamlarının kendisinden doyamadığı, fazla tekrarlamakla eskimeyen ve bıkkınlık vermeyen, hayranlık veren yönleri bitip tükenmeyen öyle bir kitaptır ki cinlerden bir grup onu dinleyince şöyle demek mecburiyetinde kalmışlardır “Biz ne güzel bir Kur’an dinledik, doğruyu eğriden ayırt etme bilincine ulaştıran bir Kur’an ve böylece ona iman ettik. Artık bundan sonra Rabbimizden başkalarına ilahlık yakıştırmayacağız.” (Cin, 1 -2)

Ona dayanarak konuşan doğru söylemiştir. Onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden adaletli davranmış, ona davet eden doğru yola iletilmiş olur. Bu sözleri iyi dinle. (1)

Dikkat edin: Vallahi ve de vallahi! Eğer Allah’ın kitabından fayda görmek istiyorsanız önce durun ve düşünün; benim kalbim Allah’ın kitabını anlamak için müsait mi? SubhanAllah.

Şüphesiz Allah’ın kitabı olan kuranı anlamak ve yaşamak için kalbimiz istekli olmalı, ruhumuz arzulamalı… Ya temizlenmek için okumalıyız ya da temiz kalmak için okumalıyız… Allah’ım bizi temizlenenlerden eyle. Âmin

Mucize, insanı aciz bırakan, olağan üstü, garip tuhaf şey demektir.

Her peygamberin zamanına göre peygamberlik davasını ispatlayan bazı harikuladeleri, mucizeleri vardır; asanın yılana çevrilmesi gibi. Musa (as) zamanında sihir yaygındı. Bunun için, Musa (as) Allah’ın izniyle sihirden daha üstün ve baskın olarak bir mucize getirip, sihirbaz muhataplarını iman etmek zorunda bıraktı. İsa (as) zamanında tıp yaygındı. Bunun için İsa (as) tıptan daha üstün ve baskın olan bir mucize getirdi: Allah’ın izniyle ölüyü diriltti.

Rasûlullah (sav) zamanında ise, fesahat ve belagat yaygındı. Bunun için, Rasûlullah’a (sav) bir fesahat ve belagat mucizesi olan Kur’an-ı Kerim verildi.

“Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki, ona insanların iman etmek zorunda kaldığı mucizelerin bir benzeri verilmemiş olsun. Bana verilen mucize ise Allah’ın bana vahyettiğidir, Kur’an’dır. Bunun için, kıyamet günü peygamberlerin en çok ümmetlisi ben olacağımı umarım!” (2)

Allah Rasûlünden önceki peygamberlerin mucizeleri kendilerinin vefatlarıyla sona ermiş, onları o zaman hazır bulunanlardan başkaları da görmemişlerdir. Peygamberimizin mucizesi olan Kur’an-ı Kerim ise kıyamet gününe kadar devam edecektir.

Peygamberimizin mucizesi sadece Kur’an-ı Kerim’den ibaret olmadığı ve daha birçok mucizeleri bulunduğu halde, Peygamberimizin mucizelerinden olan Kur’an onun mucizelerinin en büyüğü ve en yararlısı, dine daveti, delil ve hücceti içinde taşımakta, kıyamet gününe kadar faydalanılmaktadır.

Değerli okuyucu; bu girişten sonra asıl konumuz olan kuran mucizeleri konusuna başlayabiliriz.

Kuran çok yönden mucizeler barındıran ilahi bir kitaptır. Şüphesiz bunlar hem gramer yönü ile hem belagat yönü ile hem nüzulü hem de kevni ayetler yönü ile…

Birkaç örnek ile konuya girelim:

1.) “Şüphesiz ki zikri (Kur’an) biz indirdik biz. Onun koruyucuları da mutlaka Biziz.” (Hicr, 9)

  O halde hiç kimsenin ondan bir harf eksiltip veya ona bir harf eklemesi mümkün değildir. Kur’an Hz. Rasulullahın  ebedi olan mucizesidir. O Hâkim ve Hamid olan Allah’tan inen Kitap’tır; ona ne önünden ve ne de arkasından batıl yaklaşamaz. Bundan başka, İslam tarihi ve Müslümanların asırlar boyunca süregelen yaşayış tarzı da Kur’an’ın tahrif olduğunu reddeder. Zira ashabın birçoğu Kur’an’ı hıfzederek korumakta ve kendi çocuklarına hıfzettirmekte adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. O halde hiçbir şahıs, grup ve devletin onu tahrif edip değiştirmesi mümkün değildir. Eğer doğudan batıya, güneyden kuzeye bütün İslam ülkelerini gezersek yine bütün yeryüzünde Kur’an’ın aynı olduğunu ve hiçbir arttırma veya eksiltmenin söz konusu olmadığını görürüz.

2.) Enbiya sûresinin 32. ayetinde Cenab-ı Hak: “Biz, göğü korunmuş bir tavan (sekfan mahfûza) kıldık. Onlar ise oradaki delillerden yüz çevirenlerdir.” buyurmaktadır. Kur’an’ın ilk muhataplarına göre “semanın korunması”, “cin ve şeytanların mele-i alada olup bitenden haberdar olmalarının engellenmesi” demekti.

 Günümüzde astronomi ilminin kat ettiği gelişmeler ve ulaştığı veriler bu ayeti “Dünyayı saran atmosferin hayata zarar verecek ışık ve gök cisimlerinden korunmuş olması” şeklinde anlamamıza da imkân sağlamıştır.

3.) Ahkaf sûresi 15.ayet: ‘‘Biz insana anne ve babasına iyilikte bulunmasını emrettik annesi onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu onun anne karnında taşınma ve sütten kesilme müddeti otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına erişip kırk yıla ulaşınca der ki: Rabbim! Bana ve anne babama İhsan ettiğin nimetlerine şükretmemi, razı olacağın Salih ameller yapmamı bana ilham et. Soyumu da Salih kimseler yap. Şüphesiz ki ben sana tevbe ettim, muhakkak ki ben Müslümanlardanım.’’

Lokman sûresi 14. ayeti: “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu güçsüzlük üzere güçsüzlükle (karnında) taşımıştır. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıldadır. (Biz ona emrettiği ki): ‘’Bana ve anne-babana şükret, dönüş ancak Banadır.”

 Yüce Allah özellikle anneyi zikrediyor. Çünkü anne çocuğun değerlendirme yeteneğinden mahrum olduğu dönemde ona büyük emeği geçmiştir. Hamilelik döneminde emzirme döneminde kısacası çocuk akletme ve ergenlik çağına gelinceye dek annesine bir yüktür. Gece uykusundan fedakârlık edip onu emziren, onu karnında taşıyan ve onu doğuran annedir ama çocuk büyüyüp aklı ermeye başlayınca kimin karşısında görür babasını. Bir isteği oldu mu babası onu karşılar… Kısacası bütün ihtiyaçlarının karşılanması baba tarafından yerine getirilir. O halde babasının ona yaptığı iyiliklere kendisi de tanıktır annesinin iyilikleri ise kendisince görülmüş değildir. Zaman onları örtmüştür. İşte bu nedenle anne, babadan daha çok tavsiye edilmiştir. Çocuk babası kendisini istekleri karşıladığı dönemi bizzat müşahede etmekte ve babasının kendisine yaptığı iyilikleri rahatlıkla anlayabilmektedir. Ama annesinin kendisine harcadığı emeği olduğu gibi takdir edebilmesi nadir olaylardandır Aslında annenin yorgunlukları ve harcadığı emek babadan kat kat fazladır. Bu sebeple anne için yapılan özel tavsiye tamamen yerinde bir tavsiyedir.

4.) Bakara sûresi 31. ayet: “Allah bütün isimleri Adem’e öğretti…” Kur’an mucizesi ile diğer mucizeler arasındaki farklardan biri de insan ilminin kaynağını tanımlamasıdır. Kur’an, bize insanın nasıl ilim elde ettiğini bildiriyor. Yüce Allah böylece insanlara bilgilenmeye nasıl başlayacaklarını belirliyor. Çocuğuna öğretmek istediğin zaman önce isimleri öğretmekle başlarsın.

5.) ‘’Kur’an, şerefli bir elçinin (okuduğu) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz.’’ (Hakka, 40-41)

Allah’ın elçisine iftira atan Mekke müşriklerine karşı verilen bu cevapta incelik vardır. Şiirin ne olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle sizin Kur’an’a şiirdir demeniz küfrünüzün delilidir. Neden? Çünkü sizler şiirin ne olduğunu çok iyi bilen kimselersiniz. Ne vezni ne kafiyeleri itibariyle o şiir değildir. Bu nedenledir ki siz ey kafirler, Kur’an’a şiirdir dediğinizde ki bu sözünüz bu konudaki cahilliğinizden kaynaklanmıyor, bilakis yüce Allah’ı inkarınızdan kaynaklanıyor. Çünkü siz, şiiri çok iyi biliyorsunuz.

6.) Bakara sûresi 257. Ayet: ‘’Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfir olanların dostları ise, tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedi olarak kalıcılardır.’’

  Bakıyorsun Kur’an-ı Kerim’de yüce Allah ‘aydınlık ve karanlık’ sözcüklerini kullanırken, ‘aydınlık’ ve ‘karanlıklar’ sözcüklerini kullanıyor, ‘aydınlıklar’ demiyor. Ya aydınlık ve karanlık diyor ya da ‘aydınlık ve karanlıklar’ diyor. Ama çoğul şeklinde aydınlıklar kullanmıyor. O, insanları ‘karanlıklardan aydınlığa çıkarıyor. Niçin “aydınlıklara çıkarıyor” demiyor? Dünyada karanlıklar pek çoktur ama nurlar yoktur. Tek bir aydınlık vardır ve o da Allah’ın aydınlığıdır; gerçeğin aydınlığıdır. Ondan başka aydınlık yoktur.

Bir kişinin karanlığı, diğerinin karanlığından farklıdır. İnsanlar çoğu zaman haram olan istek ve arzularının kölesidirler. İstek ve arzular ise, çeşit çeşittir. Bu nedenle dünyada çeşit çeşit kötülükler görürsün. Kimi başkasını haksız yere öldürüyor, kimi hırsızlık yapıyor, kimi başkasının hakkına tecavüz ediyor vs. Bunların hepsi karanlıklardır. Her inkârcı ve sapmış kimse hevasının kendisine emrettiği ve gerçekleştireceğine inandığı şeyi savunuyor. Kimi komünizmi savunuyor, kimi kapitalizmi savunuyor. Kimi de laikliği savunuyor. Herkes bunlarla bir pay kapmak, yükselmek ve başkasının haklarını kendine mubah kılmak peşindedir. O halde ortada pek çok karanlıklar vardır. Herkes hevasının peşindedir. Lâkin yüce Allah, aydınlığı ortaya koyan da sadece O’dur. Ta ki insan mutlu ve huzurlu bir hayat yaşasın. Bu aydınlık yüce Allah’ın Kur’an’ı-ı Kerim’de insanlara gösterdiği hayat nizamıdır. Allah nizamından uzakta bocaladığımız her yol, karanlıklardır. Bu nedenledir ki yüce Allah bizleri birçok karanlıklardan tek bir aydınlığa; kendi aydınlığına, kendi nizamına, tek gerçeğe çıkarmaktadır.

 Yüce Allah, «karanlıklar» kelimesini kullanınca, insanların hevalarından söz etmektedir. İnsanların hevası ise, çeşit çeşittir. «Aydınlık» kelimesini kullanınca ise, tek bir şeyden, kendi nizamından; aydınlık olan dininden söz etmektedir.

Demir, Kur’an’da kendisine dikkat çekilen elementlerden biridir. Hatta bir sûreye “Hadid” ismi verilmiştir ki, “demir” manasına gelmektedir.

7.) Hadid sûresinin 25. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur:

“…Ayrıca kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlar için menfaatler bulunan demiri de indirdik…” (Hadid, 25)

Ayet-i kerimede, demirin oluşumu için kullanılan “enzelna” tabiri, “Biz indirdik” manasına gelmektedir. Hâlbuki bizim bildiğimiz şey, demirin yer altından çıkarılmasıdır. Yani bize göre, “Demiri indirdik.” yerine “Demiri çıkarttık.” denilmeliydi. Ancak durum hiç de öyle değildir. Ayet-i kerimedeki “indirdik” tabiriyle çok önemli bir bilimsel mucizeye dikkat çekilmiştir.

Şöyle ki: Demir madeninin oluşabilmesi için bir sıcaklığa ihtiyaç vardır. İhtiyaç duyulan bu sıcaklık, Dünya’da olmadığı gibi Güneş’te de mevcut değildir. Güneş’in 6000 santigratlık bir yüzey ısısı ve 15 milyon santigratlık bir çekirdek ısısı vardır. Bu ise demirin oluşumu için yeterli bir sıcaklık değildir. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz hale gelir ve patlar. Demirin uzaya dağılması da işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur. Bütün astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

Bu bilginin Kur’an’ın indirilmiş olduğu asırda yani bundan 1400 küsur sene önce bilinmesi mümkün değildir. Madem mümkün değildir, o halde bu bilginin Kur’an’da var olması ne ile izah edilebilir?

Kur’an’ın Allah’ın kitabı olmasından başka bir izah var mıdır?

Ayrıca ayet-i kerimede demirin insanlar için çok faydaları olduğundan bahsedilmektedir. Hâlbuki bu ayet-i kerimenin indiği dönemde insanlar demirden sadece kılıç yapıyorlardı ve demirin başka faydalarını bilmiyorlardı. Buna rağmen Kur’an, “onda insanlar için çok faydalar vardır.” buyuruyordu. Şimdi gelin, demir ile ilgili son bilimsel verilere bakalım:

Demir atomu olmaksızın evrende karbona bağlı yaşam olması mümkün değildir.

Yani süpernovalar olmaz, Dünya’nın ilk dönemlerinde ısınması gerçekleşmez, atmosfer ya da hidrosfer olmaz, koruyucu manyetik alan olmaz, ozon tabakası olmaz, insan kanındaki hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz. Demir atomunun önemi, herhalde bu açıklamalarla kolayca anlaşılmıştır.

İşte Kur’an’da özellikle demire dikkat çekilmesi ve “Onda insanlar için çok faydalar vardır.” buyrulması son derece manidar ve son derece hikmetlidir.’’ (3)

Bu yazımızda sadece giriş mahiyetinde bir yazı olacak şekilde bir bakış açısı olması adına bilgiler vermek istedim.

Allah’ım!

Ben senin kulunum, babam ve annem de senin kullarındır. Benim hakkımdaki hükmün geçmişte yazıldı. Hakkımda verdiğin hüküm âdildir. Zatını isimlendirdiğin o sana has bütün isimlerle senden isterim: Kur’an’ı kalbimin baharı, gönlümün nuru kıl, üzüntümü aydınlatan ve derdimi gideren yap. Allahumme âmin

Selam ve dua ile.   

 

————————-

 

  1. Darimi, fedail-ul kuran; 1, Sahihi Tirmizi Tercümesi Abdullah Parlayan hadis no: 2906 Konya Kitapçılık
  2. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 451, Buhâri, Sahih, c. 6, s. 97, Müslim, c. 1, s.134.)
  3. (http://kuranmucizeleri.com/index.php/demirdeki-sir/)