İnsan toplumsal bir varlıktır. Yapısı ve ismi gereğince toplum içinde yaşayıp insanlarla ünsiyet kurmak ve onlar tarafından sevilmek ister. İçinde bulunduğu çevre tarafından tecrit edilmek ise bir insanın arzulayacağı en son şeydir. Dışlanma korkusu ve sevilme arzusu birçok kimsenin hareketlerinin, üzerinde seyrettiği iki sarkaçtır. Ancak bu iki duygu insana çoğu zaman felaket getirir. Çünkü tüm davranışlarını bu iki sarkacın ağırlıklarına emanet edenler şahsiyetlerinden, inanç ve düşüncelerinden ödün vermek zorunda kalırlar. Gencinden yaşlısına birçok kimsenin toplumda yer edinme amacıyla en temel değerlerinden vazgeçmeleri sosyolojik bir vakıadır. Maalesef gün, toplumun beğenisini kazanma adına şahsiyetlerin, yüce inançların bozuk para gibi harcandığı bir hale dönmüştür.

Müstehcen meselelerde konuşmak ve küfürsüz kelam etmeyi kelam-ı nakıs kabul etmek günümüzün en tehlikeli modalarındandır. Toplum, ağzı doldura doldura küfretmeyi marifet saymakta, her kelimenin altından müstehcen anlamlar çıkaranları zirveye taşımaktadır. En çok izlenen sinema ve dizilerin bel altı temelli mizah anlayışlara sahip olması, toplumumuzun geldiği bu acı noktaya işaret etmektedir -daha doğrusu acı acı haykırmaktadır.- İnsanlar dillerini o kadar kirlettiler ki; toplu taşıma araçlarına bindiğimizde, yolda yürüdüğümüzde, sokakta oynayan çocukların konuşmalarına dikkat kesildiğimizde kulaklarımıza küfür sözleri ilişmesin diye dua eder olduk. Müstehcen konuşmalardan kaçmak için, “Hakk’ın hatırı Ömer’e dost bırakmadı” diyen Hz. Ömer misali nice yakınlarımıza uzak olduk.  

Mizah anlayışını komedi filmlerinin müstehcen diyaloglarını defalarca izleyerek zirveye ulaştıran bir genç acaba hangi saikle hareket ediyordur? “Hadi oğlum, şu amcaya söv bakalım” diyerek çocuğunu zehirleyen bir baba acaba neden böyle davranmaktadır? Ağzına yakışmadığı halde kendini küfretmeye zorlayan bir kişi hangi dertten dolayı kendini böyle paralamaktadır? Verilen cevaplar bu meselenin dini bir boyutu olmakla birlikte sosyolojik boyutunun da olduğunu göstermektedir. Mesele en temelde nefsin arzularına ve şeytanın kışkırtmalarına uyma meselesi olsa da kişiyi bu şekilde konuşmaya iten başka saikler vardır. Bu saiklerin başında da az önce bahsi geçen  “toplumda yer edinme arzusu-kaygısı” gelmektedir. İslami temeller üzerine bina edilmemiş olan toplumumuz, insanın değerli ve sözü dinlenir olmasını dilini müstehcen kelime ve küfürlerle kirletmesine bağlamıştır. Sözün haysiyetine ve konuştuklarından hesaba çekileceğine inanarak hareket eden kimseleri ise ‘mizah yoksunu, donuk surat’ olarak lanse ederek dışlamıştır. Mahalle baskısı cinsinden bu tarz dışlamalara karşı koyarak dillerini temiz tutanlar, ancak Allah’ın(cc) şu sözlerine kulak veren imanlı kimselerdir:  
“Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.(O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir. Kötü sözün durumu da, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.  Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar.” (İbrahim Suresi, 24- 27. Ayet)

Bir kimse insanların bu iğrenç konuşmalarına dâhil olmadığı için onlar tarafından dışlanabilir, çeşitli ithamlara maruz kalabilir, arkadaşsız da kalabilir; ancak unutmamalıdır ki Allah(cc) bu kimsenin sözünü meyve veren ve dalları göğe ulaşan engin bir ağaca benzetmiştir. Güzel söz sahibine her zaman fayda verir. Kötü söz ise ilk önce çıktığı ağza zarar verir.

İnsanları küfretmeye sevk eden bir diğer amil ise aşırı stres ve mutsuzluktur. Ailelerinde, okullarında, işyerlerinde mutluluğu yakalayamayan insanlar sükûnete ermeyen kalplerini küfreden dillerle kapatmaya çalışmaktadırlar. Başları ne zaman sıkışsa, ne zaman bir çıkmaza girseler çareyi küfürlü sözler savurmakta aramaktadırlar. Bunu bir rahatlama telakki etmektedirler. Oysaki ağızlarından çıkan her kötü söz onları rahatlatmak bir yana mutsuzluklarını daha da arttırmıştır. Küfürsüz cümle kuramayacak kadar acizleşmişlerdir. Hatta onlar küfretmekte o kadar ileri giderler ki anne ve babaları da bundan nasibini alır. Rasûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem: “Kişinin ana-babasına küfretmesi büyük günahların en büyüğüdür. Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kişi ana-babasına nasıl küfreder? Rasûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem: “Kişi karşısındakinin babasına küfreder, o da onun babasına küfreder, dolayısıyla babasına küfretmiş sayılır”  buyurmuştur. Günümüz insanı bu mesele de o kadar haddi aşmıştır ki dolaylı yoldan kendi ebeveynine sövmek bile hâlihazırda yapılanı aratacak cinstendir. Çünkü günümüzde kendi ana-babasının yüzüne söven insanları görmek hiç de zor değildir.

İslam, bir şeyi yasaklarken mutlaka o kötülüğe giden yolları tıkar ve kişiye bazı alternatifler sunar. Bu ise insanı eğitmenin ve dönüştürmenin en etkili yoludur. Dili kötü sözlerle kirletmeyi kesin olarak yasaklayan İslam, bu noktada insanlara bazı çözüm yolları sunmaktadır. İmam Şafii’nin “Hak ile meşgul olmayanı batıl istila eder” sözünden hareketle dili kötü sözlerden korumanın ilk yolu onu hak ile meşgul etmektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatına baktığımızda dilinin sürekli zikir ile meşgul olduğunu görmekteyiz. Dili zikirle meşgul etmek onu hem kötü sözlerden korur hem de küfürlü konuşmanın saiklerinden stres ve mutsuzluğu ortadan kaldırır. Allah (cc) şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikriyle meşgul olur” (Rad Suresi 28. Ayet).

Kişiyi küfürlü sözlere ve müstehcen konuşmalara sevk eden etkenler arasında arkadaş çevresi önemli bir yer arz etmektedir. İnsan, yaşadığı çevrenin ürünüdür. Çoğu insan bu kötü alışkanlıktan kurtulmak istemesine rağmen içinde bulunduğu arkadaş çevresi buna müsaade etmemektedir. Bu ve buna benzer kötülüklerden kurtulmanın yolu sadık insanlarla arkadaşlık kurmaktan geçer. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 19) buyurmuştur.

Dil’in, ağızdan çıkan kelimelerin üzerimizdeki etkisi tartışılmaz bir hakikattir. Basit bir limon kelimesini bile telaffuz ettiğimizde hormonlarımız harekete geçip ağzımız sulanabiliyorsa kullanılan küfürlü ve müstehcen kelimelerin etkisi nice olur. Diğer organlarımızın selametinin de dilimize bağlı olduğunu tekrar hatırlarsak konunun önemi biraz daha netleşecektir.

Sözümüzü Allah ve Rasûlünün şu sözleriyle tamamlıyoruz:

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra Suresi 53. Ayet)

“Haya, imandandır. İman ise cennettedir. Müstehcen konuşmak, cefadandır. Cefa ise cehennemdedir.” ( Tirmizî, Birr 65)