IRAK VE İRAN EKSENİ OLAYLARIN BAŞLANGICI
Amerika ve İngiltere’nin başını çektiği emperyalist birLEŞMİŞ kuvvetler, petrol denizi olan Irak’ı işgal ediyorlar. Sebep; bir diktatörü alaşağı edip ülkenin insanlarına hak ettikleri özgürlüğü(!) yani demokrasiyi getirmek. (Buna akbabalar bile güler)
Sonuç olarak Irak işgal ediliyor. Şii ağırlıklı bir yönetim başa getiriliyor. Zaman içerisinde bölgede İran’ın önü açılarak tamamen İran yanlısı fanatik Şii Maliki yönetimi başa geliyor. Amerika ve İngiltere bu duruma sessizdir. Bölgede İran’ın ve dolayısıyla Şii akımların güçlenmesi emperyalistler için önceden planlanmış bir işti. Halbuki İran güya Amerika’nın en büyük düşmanıydı!!
Amerika ve İngiltere’nin istediği, bölgede daha büyük çatışmaların olması ve daha çok kan dökülmesiydi. Bunun için yapılacak tek şey Şii fanatiklerin önünü açıp Şii-Sünni mezhep çatışması çıkarmaktı.
İran yanlısı fanatik Şii lider Maliki, Amerika ve İngiltere’nin bu umutlarını boşa çıkarmıyordu. Ülkedeki Sünni kesime yönelik; tecavüz, işkence, adam kaçırma, fidye, mallarına el koyma gibi en alçakça ve en onursuzca zulümler yapılıyordu. Maliki, bu zulüm ve alçaklığı yaparken babası İran’dan askeri ve ekonomik yardım alıyordu.

GELİŞMELER
1- Maliki hükümeti gün geçtikçe İran’a yaklaşıyor ve bölgede İran’ın etkisi artıyor.
2- Şii Maliki yönetimi, Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetiminin anlaşmalar gereği hakkı olan petrol gelirinden payına düşeni vermiyor.
3- Sünnilere karşı sistematik zulümler arttıkça Sünni topluluklardan da ciddi tepkiler geliyor. Sünni aşiretler; Şii hükümetin bu zulümlere devam etmesi durumunda yeniden direnişe geçeceklerini ve savaşacaklarını ilan ediyorlar.
4- Amerika ve İngiltere’nin bizzat hazırladığı bu fiili durum gittikçe yine bu emperyalist ülkeleri rahatsız etmeye başlıyor.
5- Amerika ve İngiltere; İran devletinin Maliki hükümetine verdiği desteği kesmesini ve Irak’ın içişlerine karışmamasını istiyor.
6- İşgal güçleri, Maliki hükümetinin İran’la olan ilişkilerini kesmesini istiyor.
7- Sünni aşiretlerin patlama noktasına gelmesi ve yeniden direnişe geçecekleri tehdidinden sonra Amerika ve İngiltere, Şii Maliki hükümetinden daha ılımlı davranmasını istiyor.
8- Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetiminin “Şayet Merkezi hükümet bizim petrol hakkımızı vermez ve daha çok temsil edilmemizin önü açılmazsa, biz de bağımsızlığımızı ilan ederiz” tehdidine karşı; Amerika ve İngiltere acilen Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetiminin hakkı olan paranın verilmesini istiyor.
9- Irak’ta göstermelik seçim yapılıyor. Nuri el Maliki’nin rakibi muhalif Şii lider Haydar İbadi hükümeti kurma görevi alıyor. Fakat İran yanlısı kukla Maliki hükümeti istifa edip görevi bırakmıyor. Hatta Maliki’ye bağlı askerler hükümet binasını kuşatıyor.
10- Amerika derhal kuşatmanın kaldırılmasını ve Maliki’nin istifa edip görevi devretmesini istiyor.
11- Amerika ve İngiltere’nin tüm bu taleplerine karşı isteksiz ve ağır davranan üstelik bölgede İran’la daha da sıkı fıkı olan Şii Maliki hükümeti, emperyalist işgalci kâfirler tarafından istenmeyen adam ilan ediliyor.
KUZEY IRAK BÖLGESEL KÜRT YÖNETİMİGELİŞMELER
1- Kuzey Irak Kürt yönetimi başkanı Barzani Türkiye ile sıcak ilişkiler geliştiriyor. Amerika, İsrail, İngiltere ve Almanya’nın şiddetle karşı çıkmasına rağmen Türkiye devleti ile bazı petrol ve enerji akışı anlaşmaları imzalıyor.
2- Barzani, öteden beri emperyalist ve siyonist devletlerin taşeronu olan PKK örgütüne karşı olduğunu, bölgede ikinci bir silahlı grup istemediğini açıkça ifade ediyor. PKK’nın silah bırakması ve barış sürecine katılması için baskı yapıyor. Bu amaç doğrultusunda Türkiye’yi ziyaret ediyor. Türkiye devletiyle birlik mesajları veriyor.
3- Amerika ve İngiltere bu durumdan ciddi şekilde rahatsız olduğunu bölgesel Kürt yönetimine bildiriyor. (Çünkü PKK’yı istedikleri zaman istedikleri gibi kullanıyorlar)
4- Bölgesel Kürt yönetimi, merkezi hükümetle ve özellikle Şii lider el-Maliki hükümetiyle ciddi problemler yaşıyor. Şii hükümet, Kürt bölgesinin anlaşmalar gereği hakkı olan petrol gelirlerinden elde edilen kârın bir kısmını vermiyor. İpler iyice geriliyor. Bölgesel Kürt yönetimi askerlerin ve memurların maaşlarını bile vermekte zorlanıyor.
5- Barzani, Şii lider Maliki’nin petrol gelirlerinden paylarına düşen kısmı ödememekte ısrar ederse, merkezi hükümetten ayrılacağını ve bağımsızlıklarını ilan edeceklerini açıklıyor.
Bu husus yani bağımsızlık için yapılacak referandum (Halk oylaması için) tarih bile belirleniyor.
6- Amerika, İngiltere ve birLEŞMİŞ KAFİRLER buna şimdilik karşı çıkıyorlar. Bu taleplerin zamansız ve yersiz olduğunu söylüyorlar. Irak bölünecekse bunun karar ve zamanını belirlemenin yine emperyalist Amerika ve Avrupa’nın hakkı olduğunu ifade ediyorlar.
7- Bölgesel Kürt yönetimi başkanı BARZANİ; katıldığı BBC programında “özlenen bağımsız Kürt devletine doğru adım adım gideceklerini, artık bunun zamanının geldiğini ve geciktirilemeyecek bir durum olduğunu” açıkça ifade ediyor. Hatta daha önceleri Kerkük’e peşmerge kuvvetlerinin giriş amacının; oradaki insanların canlarını ve mallarını korumak olduğunu ve sadece bu sebeple orada bulunduklarını söylerken, BBC’nin aynı programında açıkça “Kerkük üzerinde vazgeçilmez haklarımız vardır. Ve bu haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” açıklaması yapıyor.
SURİYE MÜCADELESİ OLAYLARIN BAŞLANGICI
Suriye’de Müslümanlara yönelik 60 yıldır süren zulüm ve vahşet var. Bugünkü zalim Beşar Eset’in babası Katil Hafız (!) Eset 1982 yılında İslami taleplerle ortaya çıkan halka karşı sadece Hama ve Humus şehrinde kadın, çoluk çocuk, yaşlı demeden 30 bin Müslümanı vahşice katletmiştir. Bu sadece Hama şehrinde yaptığı katliamdır. Diğer şehirlerde yapılan katliamların sayısı ise maalesef bilinmiyor.

O gün bugündür Suriye halkı bir korku dünyasında yaşıyor. O kadar ki yolda kendi gölgelerini görseler bile acaba rejimin istihbarat elemanları bizi takip mi ediyor diyecek kadar. Allah kimseyi düşürmesin!..
Suriye’deki Baas rejiminin kurucusu baba Eset ve halen bu zalim rejimin kukla lideri Beşar Eset ve mensub olduğu aile Rusya’nın nüfuzu/siyasi etkisi altındadır. Suriye’nin askeri, ekonomi, siyasi, ticari bütün yapılanmasında Rusya söz sahibidir. Tabiri caizse Suriye, Rusya’nın arka bahçesidir. Hatta size ilginç bir bilgi aktaralım; üst rütbeli Nusayri subaylar ve memurlar Rusya’dan gelen kadınlarla evlenerek ilişkileri akrabalık boyutuna kadar taşımışlardır. Şu an Suriye’de anne tarafı Rus olan birçok kimse vardır.
1994’larda Amerika, İsrail ve emperyalist Avrupa’nın Suriye yönetimini ‘ŞEYTAN’ ilan etmesi ve kesinlikle yok edilmesi gereken düşman olarak görmesinin asıl sebebi; Suriye yönetiminin Rusya’nın kontrolü altında olmasıdır.
Bazı saftiriklerin söylediği gibi Amerika ve Avrupa’nın Eset yönetimini istememesi ve açık düşman ilan etmesinin sebebi; Eset ailesinin ve rejiminin zalimliği, gaddarlığı, insan hak ve özgürlüklerini çiğnemesi gibi komik gerekçeler değildir.
Asıl mesele; Suriye’deki Eset yani Baas rejiminin Rusya’nın arka bahçesi olması, yeterince işbirliği yapmaması ve bölgede Amerika’nın çıkarlarına uygun düşmemesidir.
Amerika’nın ve birLEŞMİŞ KÂFİRLERİN Irak’ı işgal ettikten sonra Suriye’yi askeri olarak işgal etmemesinin sebebi ise, Suriye ordusundan çekinmeleri değil, arkasındaki Rusya devleti ile karşı karşıya gelmek istemeyişleriydi. Bugün Ukrayna’da olduğu gibi…

Amerika, İngiltere, İsrail ve Avrupa’nın planı; Suriye’ye direk müdahale etmek yerine Suriye’deki bütün yerel muhalif hareketlerin önünü açarak ve destekleyerek rejimi içeriden halk devrimiyle(!) yıkmaktı.
Plan hazırlanmıştı. Planın iki ayağı vardı; Askeri ve Siyasi ayak.
Suriye ordusu içerisinde büyük çoğunluğu menfaat ve çıkarlarına düşkün olan veya Eset rejimini sevmeyen subaylar ve generallerle işbirliğine gidilerek bunlara bağlı askerlerle ve halktan gönüllü katılımlarla bir ordu oluşturulacaktı. Bu işin askeri ayağı idi.
Yine ülkenin siyasette, sanatta, edebiyatta öne çıkan insanlarının oluşturacağı “Suriye Ulusal Birlik” hükümeti kurulacaktı. Bu da işin siyasi ayağı idi.
Amerika, İngiltere ve Avrupa bu oluşumu destekleyecek ve büyütecekti.
Sonunda Eset rejimi yıkılacak ve ülkede Siyonist İsrail’in, emperyalist Amerika ve Avrupa’nın istediği şekilde, onların çıkarlarına hizmet edecek Demokratik(!) ve Ulusalcı bir kukla hükümeti kurulacaktı.
Bu mükemmel ve kusursuz bir plandı. Fakat o zalimlerin unuttuğu bir şey vardı. Alemlerin Rabbi olan Allah tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirecekti.
Suriye’de geçmişten beri İslami hassasiyetlere sahip olan basiretli Müslümanlar bu pis oyunun farkına vardılar. Amerika’nın başını çektiği, İngiltere ve Avrupa’nın da desteklediği Ulusal Birlik Hükümeti’nden ve Özgür (Kukla) Suriye Ordusu’ndan bağımsız olarak kendi birliklerini, kendi cephelerini kurarak Eset rejimine karşı “İslami kimlikli” bir mücadele başlattılar.
Bu İslami cepheler, hedef ve amaçlarını açıkça ortaya koydular. Hedeflerinin ilk olarak zalim Eset rejiminden kurtulmak, sonrasında ise“İslami hükümlere bağlı bir devlet yapısı kurmak” olduğunu ifade ettiler.
Amerika, Avrupa ve İsrail’in ciddi desteklerine rağmen Özgür (Kukla) Suriye Ordusu ve Ulusal Birlik Hükümeti kayda değer bir başarı sağlayamamıştı. Buna karşılık İslami gruplar her geçen gün Suriye’de etkin ve belirleyici güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlardı.
GELİŞMELER
1-İslami gruplar ülkenin dört bir yanında Eset güçlerini zayıflattılar.
2-Bir ara ülkenin üçte ikisi İslami grupların kontrolüne geçti.
3-İslami gruplardan bazıları İsrail terör devleti ile sınır olan Golan tepelerine doğru ilerlemeye başladı.
4-Sınır kontrolleri büyük ölçüde İslami grupların eline geçti.
5-Başkent Şam’a 20 km kadar yaklaşıldı. Şam’ın bazı semtlerinde rejim kuvvetleri ile çatışmalar başladı.
6-Beşar Eset’in güvenlik sarayı havaya uçuruldu. Eniştesi ve yakın akrabaları öldürüldü.
7-Beşar Eset’in doğum yeri olan Lazkiye’deki evi sembolik olsa da kuşatılarak taciz ateşi yapıldı.
8- Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov; Beşar Eset’in bu saldırılar karşısında daha fazla dayanamayacağını ve şayet isterse Beşar Eset’i ülkelerinde misafir edebileceklerini açıkladı.
9- Kendilerinin kurduğu ve desteklediği Özgür (Kukla) Suriye Ordusu ve Ulusal Birlik Hükümeti’nden bir umutları kalmayan Amerika, İngiltere ve İsrail hızlı ve acil bir şekilde planlarında değişiklik yapmak zorunda kaldılar.
Bu plana göre; İslamcı gruplara karşı önce Eset rejiminin ömrünü biraz daha uzatabilmek için gizli bir destek vermek lazımdı. Sonra da İslami direniş gruplarının ilerleyişini durdurmak ve bellerini kırarak hizaya getirmek gerekiyordu.

IŞİD’İN DOĞUŞU
Irak hapishanelerinden bir gecede 1500-2000 kişilik bir grup kaçıyor. Bu grup daha sonra Suriye’ye geçiyor. İlk zamanlar Suriye’ye gelen bu grubun el-Kaide’ye bağlı NUSRA cephesiyle beraber olduğu zannediliyor. Bu grubun liderlik kadrosunun çoğunluğunun tekfircilik/haricilik düşüncesinde olması ve el-Nusra cephesinden bağımsız bazı eylemler gerçekleştirmesi neticesinde el-Kaide’ye bağlı NUSRA cephesi yönetimiyle ters düşüyorlar.
El-Kaide liderliği (Zevahiri) bölgeye ihtilafların giderilmesi için hakem olarak Ebu Halid es-Suri’yi gönderiyor. Es-Suri; bu grubun içinden çıkan bir canlı bomba eylemcisinin kendisini patlatması sonucu şehid oluyor(İnşaallah).
El Kaide lideri Zevahiri bu eylemi kınıyor ve tövbe ederek derhal el Nusra yönetimine şartsız itaat etmelerini bildiriyor. IŞİD komutanları, Eymen Ez-Zevahiri’ye hakaretler dolusu cevaplar yazıyor ve Ebu Bekir El-Bağdadi liderliğinde bağımsız bir cephe olduklarını ve isimlerinin bundan sonra IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) olduğunu ilan ediyorlar.

-SURİYE İSLAMİ DİRENİŞİ ZAYIFLIYOR-

1-IŞİD, Suriye’de DEVLET olduğunu yani resmi otoritenin kendileri olduğunu söyleyerek bütün İslami grupların silahları ve mal varlıkları ile birlikte kendilerine teslim olup IŞİD’in otoritesine boyun eğmeleri gerektiğini ilan ediyor.
2-IŞİD yönetimi; bu emre karşı gelenleri BAĞİ (İslam devletinin otoritesini tanımayan asiler) olarak kabul edeceklerini açıkça bildiriyor.
3-IŞİD, kendilerine tabi olmayan İslami grupları “BAĞİ” gördüğü için açık düşman olarak ilan ediyor. Başta Ahraruş-Şam olmak üzere yer yer Nusra cephesiyle bile savaşıyor.
4-Zalim Beşar Eset’in doğduğu yer olan Lazkiye şehrinin alınması için bütün İslami gruplar bir araya gelerek üç aylık askeri ve stratejik hazırlık yapıyorlar. 3500 kişiyle başlayacak kuşatmaya saatler kala IŞİD mensupları kontrol noktalarındaki mücahidlere ateş açarak öldürüyorlar. Ortalık bir anda karışıyor ve büyük bir kargaşa başlıyor. Çıkan bu kargaşa sonucu tüm gruplar birliklerini geri çekerek operasyon iptal ediliyor.
5-IŞİD, İslami grupların ve Nusra’nın komutanlarına karşı suikastler düzenliyor.
6-Ortaya çıkan bu yeni durum karşısında Müslümanların moral ve motivasyonları bozuluyor. Zalim Eset rejimine ve onların destekçisi İran ve Hizbullat’a karşı ilerleyiş resmen duruyor.
7-Müslümanların kontrolünde olan bazı bölgeler Eset rejiminin eline geçiyor. Müslümanların en kuvvetli olduğu HALEP şehri bile bir ara neredeyse Eset rejiminin tamamen eline geçecek hâle geliyor.
8-IŞİD bu dönemde sadece İslami gruplarla ve PYD ile yani PKK’nın Suriye’deki kolu ile savaşıyor.
9-Eset rejiminin taş üstünde taş bırakmayan uçakları, yerleri belli olmasına rağmen ne hikmetse IŞİD’in hâkim olduğu bölgelere bomba yağdırmıyor.
10-PKK yani PYD’nin Suriye’de bağımsız Özerk Kürt devleti kurma hayali IŞİD sebebi ile bir türlü gerçekleşmiyor.
Emperyalist güçlerden bağımsız ve izinsiz hareket etmek isteyen PYD, IŞİD sopasıyla hizaya getiriliyor.

IŞİD IRAK’A DÖNÜYOR
IŞİD’in Suriye’deki bu katı tutumu ve gerçekleştirdiği infazlar neticesinde, İslami grupların birçoğu birleşerek IŞİD’e karşı mücadele etmeye başladılar. El-Kaide’ye bağlı Nusra cephesi bile istemeyerek de olsa yer yer IŞİD ile savaşmak zorunda kaldı.
Tüm bu olayların neticesinde Suriye’de ciddi anlamda imaj ve güç kaybeden IŞİD birçok yerden çekilerek Irak sınırındaki Rakka şehrine yerleşti. IŞİD’in Müslüman gruplara ve önderlerine karşı takındığı bu zalimce tavır ve anlayış yine bu grubun içinde yer alan birçok samimi gencin IŞİD hareketini sorgulamalarına sebep oldu.
Birçok genç bu hareketten ayrılmak istese de bunu yapmak zordu. Çünkü bunu dile getirmek bile onlar hakkında “BAĞİ” hükmünün verilmesine yeterliydi. IŞİD’e yani İslam devletine(!) “BAĞİ” olmanın hükmü ise belliydi… Artık IŞİD, Suriye’de övülen değil kınanan ve fitne çıkaran bir grup olma yoluna girmişti.
İslami gruplara karşı sergiledikleri katı tavır ve eylemlerinden dolayı, kendi mensupları tarafından bile sorgulanmaya ve zayıflamaya başlayan IŞİD, birdenbire Irak’ta büyük bir şov ile sahneye çıktı. Koca Musul şehrini birkaç saat içinde aldı.(!)Peki bu olay nasıl oldu? Musul valisi; 10 bin kişilik orduya tüm silah ve teçhizatlarını sağlam olarak bırakıp geri çekilme emri verdi ve Musul iki saat içinde savaşılmadan alındı (Bu emir nereden geldiyse!!!).
IŞİD bir anda Musul’a hâkim oldu. Olay dünya gündemine bomba gibi düştü. IŞİD’in ilk yaptığı iş Şii askerleri öldürmekti.
Gazze’de ölen binlerce Müslüman’ın, Suriye’de Eset rejiminin öldürdüğü yüzbinlerce Müslüman’ın, Şiilerin öldürdüğü binlerce Sünni Müslüman’ın, Myanmar’da Budist keşişlerin Müslümanlara yönelik vahşi katliamlarının görüntülerini dünyaya yaymayan ve üstelik meseleyi kapatmak isteyen Amerika ve İngiltere’nin CNN ve BBC kanalları birden devreye giriyor ve sanki yüzbinlerce Şii, yüzbinlerce Ezidi, yüzbinlerce PYD’li öldürülmüş gibi dünyaya yayınlar yapmaya başlıyorlar. Irak’ın tümünde bir IŞİD korkusu oluşturuyorlar. Zaten IŞİD’in genel çoğunluğunun kodlarının da buna gayet müsait olması işlerini kolaylaştırıyor.
Irak’ta yaşayan tüm Şiiler, azınlıklar ve Kürtler hatta Irak dışında yaşayan tüm insanlar bile sanki IŞİD bir yerlerden çıkacak, evimizin içine girecek ve kafamızı kesecek korkusuyla yaşamaya başlıyor. Müthiş bir şekilde IŞİD korkusu topluma pompalanıyor.
Bu korku algısının oluşturulması için BBC ve CNN kanalları yoğun çaba harcıyorlar. Amerika’lı gazetecilerin(!) öldürülme görüntülerinin üzerine açıklama yapan ve IŞİD tehlikesine dikkat çeken Amerika Başkanı Obama’nın bir saat sonra özel çiftliğinde golf oynaması ve etrafındakilerle şakalaşması ne kadar samimi olduğunu gösteriyor.
IŞİD Musul’a girince bankalarda hazır bekleyen(!) altınlara ve dolarlara el koyuyor. Musul barajı da ele geçiriliyor. Ardından elektrik santralleri ve petrol rafinerisi ele geçiriliyor.
Artık IŞİD; dünyanın en zengin ve en acımasız örgütü olmuştu!!! (Ya da bize öyle gösterilmek isteniyordu.)
Öyleki 2001 yılında Amerika ve birLEŞMİŞ KAFİRLER tüm güçleriyle Irak’a saldırdıkları halde ufacık bir sınır kasabasını 15 günde alamamışken ne hikmetse IŞİD 1-2 gün içinde Irak’ta devletini kuruyor ve hedefini açıklıyordu; “Bağdat’ı alacağız.”
IŞİD büyük bir hızla Bağdat’a doğru ilerliyor. Şii Maliki hükümeti gelişmelerden dolayı son derece endişeliydi. Nuri el-Maliki, acilen Amerika’nın yardımını istedi. Fakat Amerika başkanı Obama “Bu sizin iç meselenizdir. Biz karışamayız. Kendiniz çözmeniz gerekir.” cevabını verdi gülerek… Televizyon ekranlarında bu açıklamayı yaparken bile gözlerden kaçmayan alaycı gülümsemesi çok anlamlıydı.
IŞİD, Bağdat’a 30 km yaklaştı. İran ve Maliki hükümeti çaresizlik içinde…

IŞİD İLE HİZAYA GETİRİLEN İRAN VE IRAK Şİİ HÜKÜMETİ
1-İran, Maliki hükümetine olan desteğini keseceğine dair garanti verdi.
2-Maliki görevden çekileceğini ve yeni hükümeti tanıyacağını ilan etti.
3-Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetiminin petrol gelirinden payına düşen paralar transfer edilmeye başlandı.
4-Şiiler, yeni kurulacak hükümetin içinde Sünnilere ve Kürtlere daha çok temsil hakkı verileceğini garanti etti.
5-Bu gelişmeler sonucu Amerika hava saldırılarına başladı ve IŞİD mevzilerini vurdu. Şiiler soluk aldı ve ilerlemeye başladı. Bağdat şimdilik kurtuldu.
Amerika ve İngiltere IŞİD sopasıyla bu sefer İran ve Maliki’yi hizaya getiriyor.

IŞİD İLE HİZAYA GETİRİLEN KUZEY IRAK KÜRT YÖNETİMİ
Önceleri Şiilerle savaşan ve bizim Kürt bölgesel yönetimiyle bir sorunumuz yok diyen IŞİD, birden Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimiyle ciddi bir savaşa girişiyor. Peşmergeler dağılıyor. Öyleki peşmerge kadınları bile cepheye çıkıyor. Adım adım IŞİD tehlikesi büyüyor. IŞİD Erbil’e biraz daha ilerlese Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimi diye bir şey kalmayacak.
Bu sefer Nuri el-Maliki gibi Barzani de Amerika’ya acil yardım çağrısı yapıyor. Amerika başkanı Obama, Şii Maliki hükümetine verdiği cevabın aynısını veriyor gülerek; “Olayları endişe ile takip ediyoruz. Fakat bu sizin iç meselenizdir. Bizim müdahale etmemiz doğru olmaz.”

IŞİD tehlikesini kapılarının önünde gören Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Barzani, Irak merkezi hükümetinin içinde kalacağını ve bağımsızlık için halk oylamasından vazgeçtiğini ilan ediyor.
Kerkük’ün bir Kürt bölgesi olduğu ve üzerinde vazgeçilmez hakları bulunduğu iddiasından vazgeçeceğini bildiriyor.
Türkiye ile yapılan enerji anlaşmalarını ağırdan alacağını garanti ediyor.
PKK yani PYD ile yakınlaşmayı ve ortak güç kurmayı kabul ediyor.
Böylece Amerika ve İngiltere, Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimini de IŞİD sopasıyla hizaya getiriyor.

IŞİD KİMDİR?
1- IŞİD’in yönetim kadrosu ve tabanın çoğunluğu tekfirci zihniyete sahiptir.
2- Bu grubun içerisinde sayıları hiç de az olmayan ve bazı mecburiyetlerden dolayı bu grubu terk edemeyen veya meseleleri idrak etmekten uzak birçok samimi, ihlaslı, yiğit Müslümanlar da vardır. Bunlar tekfir akidesine ve zihniyetine sahip değillerdir.
3- IŞİD’in emperyalist ve siyonist bir proje olduğunu söylemek; IŞİD örgütünün içinde yer alan bütün insanların Amerikan, İngiliz veyahut İsrail casusu, işbirlikçi olduğu anlamına gelmez. Bu örgütün içinde savaşan herkesi bir casus, bir hain, bir münafık gibi göstermeye çalışmak büyük bir haksızlık, zulüm ve iftiradır. Bunun hesabını Allah’a vermek zordur.
Çünkü aklı başında hiçbir insan, sırf emperyalist ve siyonistler istiyor diye onlara hizmet etme aşkına sıcak yataklarını, eşlerini, çocuklarını, rahatını, terk edip 50 derece sıcağın altında yarı aç yarı tok kurşunların dans ettiği, tank ve uçak bombalarının adeta on şiddetinde depremler gibi ortalığı sarstığı ve parçalanmış insan cesetleriyle dolu bir ortamın içine girmez…
Amerika ve İsrail aşkı uğruna hiç kimse canlı bomba olmayı kabul etmez… Bu insanların birçoğu samimi, gayretli ve idealisttir. Emperyalistlerin veya siyonistlerin amaçlarına bilerek, isteyerek hizmet etmek için asla can vermezler. Fakat mensup oldukları tekfir anlayışı/akidesi ve çatısı altında buluşup organize oldukları IŞİD tercihi yanlış bir tercihtir. Tekfir inancı ve IŞİD örgütünün eylemleri emperyalistlerin ve siyonistlerin ekmeğine yağ sürmektedir.
Tekfirci zihniyet; Hz. Ali’yi ve sahabeleri dahi öldürmekten çekinmemiştir. O günden bugüne tüm TEKFİR HAREKETLERİ İslam ümmetinin birliğini, bütünlüğünü, huzurunu bozmuş ve İslam’a en büyük zararı veren akımlardan olmuşlardır. Maalesef İslam düşmanı emperyalist ve siyonist kâfirler, TEKFİR inancına mensup olan samimi fakat bir o kadarda cahil olan kimseleri her zaman kullanmış ve işleri bitince de bir kâğıt gibi buruşturarak bir dahaki kullanım vaktine kadar tarihin çöp sepetine atmışlardır.

4- Şu günlerde Amerika’nın, tüm birLEŞMİŞ KAFİRLER’in ve onların kuklası münafık Arap yönetimlerinin IŞİD’i bahane ederek Irak ve Suriye’yi vurmak istemesinin tek sebebi; Amerika, İsrail, İngiltere ve Almanya’nın bölgede yeni dengeler oluşturarak, Ortadoğu’da yükselen İslami yönetim taleplerini ve direnişi durdurmaktır.
Diğer bir sebep ise; kölelikten öteye geçemeyen onursuz, münafık Arap yönetimlerini korumaktır.
IŞİD sadece çok güzel bir bahanedir!!!Bundan takriben 100 yıl önce; İtalyanı, Fransızı, İngilizi, Rus’u, Ermenisi, Yunanı, Avustralyalısı, kısacası tüm birLEŞMİŞ KAFİRLER’in birlik olup, üzerinde yaşadığımız bu topraklara, hilafetin merkezine, Anadolu’ya, Balkanlar’a, Hicaz’a, Şam’a, Filistin’e, Afrika’ya saldırmalarının; kadınlarımıza, kızlarımıza tecavüz edip, çocuklarımıza varıncaya kadar hiç acımadan işkenceyle katletmelerinin, köylerimizi ve şehirlerimizi yakıp yıkmalarının sebebi de IŞİD miydi? O gün de IŞİD mi vardı???
Unutmayın! Zamanında Anadolu da işgale karşı direnen ‘Kuva-i Milliye’güçlerini yine bu emperyalist ülkeler, bugünün ifadesiyle terörist bir hareket olarak görmüyorlar mıydı!?
Ne olur uyanın Müslümanlar! Ey aydın ve İslamcı sıfatları ile televizyon televizyon dolaşıp, Amerika ve İsrail ağızlarıyla konuşan sözüm ona gazeteci/yorumcu müsveddeleri mankurtlar!!! En çok da sizler uyanın. Bu milleti yalan yanlış bilgilerle aldatmayın.
Onların derdi IŞİD değil. Onların derdi mazlumları, zavallıları, çaresizleri kurtarmak değil. Onların tek derdi İslam’ı ve Müslümanları yok etmek. Emperyalist ve Siyonist işgalcilerin asıl maksadı, IŞİD’i bahane ederek Suriye ve Iraktaki diğer Sünni İslam’i grupların meşru direnişini yok etmektir. Suriye hava operasyonlarında atılan bombaların sivil halkı ve diğer İslam’i grupları hedef alması Amerika ve Birleşmiş kafirlerin asıl maksadını ortaya çıkarmaktadır.
Amerika, İngiltere ve İsrail orada çözüm değil sorunun ta kendisidir.
Zalim Eset rejiminin 11 bin insana yaptığı korkunç işkencelere ait 55 bin kare yanlış okumadınız 55 bin kare işkence fotoğraflarını şu an dünya hatırlıyor mu? Yine zalim Eset rejiminin attığı kimyasal bomba ile bir gecede ölen takriben 2 bin insanı şu an dünya hatırlıyor mu? Peki, dünya neyi hatırlıyor? Öldürülen 2 tane gazeteciyi (ya da Amerikan istihbarat elemanını). Yani Eset rejiminin öldürdüğü 300 bin insanın canı can değil mi? Onların da çocukları, babaları, anneleri, yakınları ve geleceğe dair güzel hayalleri yok muydu?
Son 30 yıl içinde Amerika’nın, İngiltere’nin, İsrail’in, Fransa’nın, Rusya’nın, Çin’in, Budist keşişlerin; Afganistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Myanmar’da, Irak’ta, Suriye’de, Bosna’da, Doğu Türkistan’da, Açe’de, Somali’de, Sudan’da, Cezayir’de de de de… öldürdüğü, katlettiği, yaktığı, tecavüz ettiği 3 milyonun üzerindeki insanın canı can değil miydi? Onlar bunu hak edecek ne yapmıştı?
Madem birLEŞMİŞ KAFİRLER’in vicdanı vardı bu vicdan Müslüman katliamlarına ne yaptı!? Onların kara vicdanı sadece kendilerine mi çalışıyor!?
Gazeteci olduğu dahi şüpheli olan 2 insana karşılık 3 milyon insan öyle mi? İşte batının ikiyüzlülüğü ve adaleti!
Bu savaş; eski Amerikan başkanı George Bush’un Afganistan’ı işgal ederken dediği gibi; HAÇLI SEFERLERİ’nin bir devamıdır.
Bu savaş, IŞİD’le olan bir savaşı değildir. Bu savaş, HAÇLILARIN ve SİYONİSTLERİNMüslümanların kalbine hançer saplama savaşıdır.
Amerikan uçakları IŞİD’in üzerine bomba yağdırırken ölen, parçalanan Müslümanlar ve masumlar için zil takıp oynayacak mıyız? Hayır asla!
Yahudilerin caddelere kurdukları dev ekranlarda Filistinli Müslümanların katledilişini seyredip eğlendikleri gibi, bizler de televizyonlarımızın başında güya IŞİD’le mücadele ediliyor bahanesiyle (yalanıyla) binlerce Müslüman’ın öldürülüşüne sevinecek kadar kansız, şerefsiz ve imansız mıyız? Hayır asla!
Allah’ım sen bu ümmete acı. Bu ümmete merhamet et. Bizlere insaf, feraset, adalet, birlik, beraberlik ver. Âmin, âmin, âmin…
Allah’a emanet olunuz.