وَسَارِعُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

“Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”

(Âl-i İmran, 133)

“Koşun” (1),
“…Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın!…” (2),
“…İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.” (3)
Hayat bir koşuşturmaca. Ya dünyevî istek ve arzular peşinde ya da ilâhi rıza peşinde. Ya fâni dünyanın aldatıcı lezzetleri peşinde ya da bâki dünyanın gerçek lezzetleri peşinde. Ayetlerden anlaşıldığı üzere Rabbimiz bizlere hayır işlerine koşmayı hatta müsabaka edercesine birbirimizle yarışmamızı emretmektedir ki bu koşuyu başarı ile tamamlayanlar dünya ve ahirette mutlu ve mesut olacak kimselerdir. Dolayısıyla her Müslümanın bu hayır yarışından ne kastedildiği, niçin bu yarışa katılması gerektiğini, nereye koşacağını, kiminle koşacağını, koşarken nelere dikkat edeceğini iyi bilmelidir. Çünkü bu soruların cevaplarını iyi bilmeyen bir yarışçının yanlış yollara girmesi, yolda kalması kaçınılmazdır. Büyüklerimiz “usul olmadan vusul olmaz” derler, yani bir işe başlamadan önce onun nasıl yapılacağı belirlenmeli ki hedefe varılabilsin.
Hayatımızda yapmamız gereken en önemli yarış, hayır yollarında Allah için yapmış olduğumuz yarıştır. Çünkü dünyevî hedefler uğruna yarış yapıldığında bunların zarar ve ziyanı bu dünyada kalır. Bir Müslümanın ticareti ters giderse bedelini bu dünyada öder, zararı ahiret hayatına yansımaz. Ama hayır yolunda çalışmaktan, bu yolda mücadele etmekten mahrum kalan bir Müslüman hem bu dünyada hem de ahirette -Allah muhafaza- zarar ve ziyana uğrar. Dolayısıyla her iki cihanda kurtuluşun yolu bu ayeti kerimeleri özümsemekten geçmektedir.
Müfessirlerimiz bu ayet-i kerimeleri tefsir ederken ihram tekbirini imamla birlikte getirmeye koşun, farzları edaya koşun, ihlasa koşun, savaşta sebata koşun, günahlarınızı örtmeyi ve affettirmeyi gerektiren amellere koşun gibi izahatlarda bulunmuşlardır. Yani hangi hayra gücünüz yetiyorsa onu yerine getirmek için koşun, Rabbiniz sizlere hangi ameli sevdirmiş ve yapmayı kolaylaştırmışsa onu yerine getirmek için koşun…

NİÇİN KOŞACAĞIZ

Niçin koşuyoruz ki yürüyelim, ne acelemiz var diyenler olabilir ama tabi ki bu şeytanın vesvesesinden başka bir şey değildir. Güneşli havada buz satıcısı nasıl acele ederse cennet taliplileri de acele etmeli. Değil beklemek, geri gitmek, çalışmamak, yürüyecek bile vaktimiz yok. Ümmet yangın yerine dönmüşken, İslâm âlemi maddi manevi gözümüzün önünde kıvranırken koşmayıp da ne yapabiliriz ki? Hangi yürek bu zamanda harekete geçmez ki! Hangi göz bunca sıkıntıda yaşarmaz, hangi göğüs daralmaz, hangi mümin sıkıntı çekmez ki! Merhum M.A. Ersoy’un dizelerine sığınmaktan başka çare gelmiyor elden:
Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım:
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim bilmem ki?
Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki!
Yine Akif’in dizelerinde ifade edildiği gibi:
Son ders-i felâket neye mâl oldu, düşünsen;
Beynin gözyaşı olup, akardı gözünden!
Diğer yandan merhum şehit Hasan el-Benna’nın dediği gibi “Görevlerimiz, vakitlerimizden daha çoktur.” Ömür bir göz açıp kapama kadar. Ayrıca hayrın öncüleri, âlimler, mücahitler, davetçiler çok çok önümüzde, aramızdaki mesafe oldukça fazla, kapatmak zor. Şunu unutmayalım ki aynı cennete ve aynı mağfirete talibiz ama onlar ömürlerini Allah’a feda etmişken, hayatlarını adeta depar atarak tamamlamışken zar zor yürüyenlerin o hedeflere ulaşması zor.

NEREYE KOŞACAĞIZ?

Rabbimizin buyurduğu gibi “…genişliği göklerle yer arası kadar olan…” cennetlere, Rabbimizin rızasına ve mağfiretine koşacağız.
İnsanlığın genelinin, Müslümanların ise çoğunluğunun dünyevi işlere son hızla koştuğu, ihaleler için dünyanın altının üstüne getirildiği, basit ticari kazançlar için ömürlerin tüketildiği bu zamanda Rabbimiz bize gerçek koşulacak yeri hatırlatarak dikkatlerimizi çekmektedir. Bir iş alabilmek için uluslararası fuarlara katılan, ihaleler için her türlü meşakkate katlanan ama Allah için yürümekten üşenen bir Müslümanın varacağı bir hedefi olabilir mi? Sabah akşam dünya için koşan ama Allah için yürümeyen bir Müslümanın bu koşuyu tamamlaması mümkün olabilir mi? Selefi salihin ile rekabet etmesi onlarla yarışması mümkün olabilir mi?

KİMLE KOŞACAĞIZ

En önemli hususlardan biri de bu hayır koşusuna kimlerle çıkılacağıdır. Çünkü bunlar hayır yarışında rakiplerin olmakla beraber senin en büyük destekçilerindir aynı zamanda. Yanlış kişilerle koşuya başlarsan ya hiç koşamazsın, ya sana çelme takmaya çalışırlar, ya bitiremezsin, ya da yolda kalırsın. Ama ihlaslı, Allah için çalışan fertlerle yarışa çıktın mı geride kalsan bile onlar senin de elinden tutup hedefe doğru götürmek için ellerinden gelen her türlü çabayı sarf ederler. Seni yolda bırakmazlar, terk etmezler…  
Koşu, adı üstünde koşanlarla yapılır. Gücü olduğu halde koşmayanlar, yürüyenler hele oturanlarla değil koşu, yürüyüş bile yapılmaz. Hayır yarışında hatır olmaz, hakkın hatırı her hatırın üzerindedir. Koşanlar öncülük yapar, yürüyenler ve oturanlar takip eder. Koşanlar yol açmak, yol bulmak zorunda olduğu gibi oturanlarda yoldan çekilmek zorundadırlar. Ya bir yol aç ya bir yol bul ya da yoldan çekil düsturu hayır yarışında da olmazsa olmazlardandır.
Bu yarışı diğer yarışlardan ayıran en büyük özelliklerden birisi de birinci gelmek amaç olduğu gibi kendinle beraber rakiplerini de bitiş noktasına taşımaktır. Çünkü önde bitirmek ne kadar önemli ise kardeşlerini de bitiş noktasına taşımak bir o kadar önemlidir. Çünkü her biri için ayrı ayrı ödül ve mükâfatlar vardır.

RAKİP KİM?

Hayır yolunda hizmet yarışına başladığımızda kendimize muhakkak kendisi ile yarışabileceğimiz rakipler seçmeliyiz. Ama bu rakipler ilim ve amel bakımından bizden üstün kişiler olmalı ki bizim azmimizi, çabamızı, gayretimizi artırmamıza vesile olsun. Hz. Ömer radıyallahu anhu’nun Hz. EbuBekir radıyallahu anhu’yu kendisine rakip olarak seçmesi gibi.
Hicretin 9. yılında, Hristiyan Araplar, Rum hükümdarı Heraklius’a, Peygamberlik iddiasında bulunan adam öldü. Müslümanlar da kıtlık ve yokluk yılları geçiriyorlar. Eğer onları senin dinine katmak istiyorsan, şimdi tam sırası diye mektup yazdılar. Bunun üzerine 40.000 kişilik bir ordu Bizans tarafından silahlandırılarak yola çıktı. Ordunun yola çıktığı haberi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e de ulaşmıştı. Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Müslümanların savaşa hazırlanması için onları gayretlendiriyor, durumu müsait olanların orduya yiyecek ve binek yardımında bulunmasını istiyordu. Bunun üzerine hali vakti yerinde olan Müslümanlar, karşılığını Allah’tan bekleyerek mallarından getirmeye başladılar. Bu hususta tatlı bir yarış da başlamıştı.
Hz.Ömer (r.a), bunu şöyle anlatıyor: Ebu Bekir radıyallahu anhu, beni daha önce geçmişse, ben de onu bugün geçerim” diye içimden geçirerek bağışlayacağım malımı getirip teslim ettim. Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
– Ey Ömer! Ev halkına ne bıraktın?
– Sana getirdiğimin yarısını!
Sonra EbuBekir radıyallahu anhu da gelip bağışını yaptı. Sanki onu herkesten gizler gibiydi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e usulca verdi. Getirdiği 4.000 dirhem gümüştü. Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ona da sordu:
– Ey Ebubekir! Sen ev halkına ne bıraktın? – Onlara Allah (c.c) ve Resulünü bıraktım.
Hz.Ömer radıyallahu anhu ağlayarak:
– Anam, babam sana feda olsun Ey EbuBekir! Hayır yolunda hiçbir yarış yapmadık ki, sen beni geçmiş olmayasın. Artık anladım ki, hiçbir şeyde seni geçemeyeceğim!

NE GÜZEL BİR YARIŞ!

Allah’ın dini için çalışmayı, mücadele etmeyi kendisine yol edinmiş her Müslüman da muhakkak kendine güzel bir örnek seçip, ona gıpta ederek -asla haset etmeyerek- yarışa soyunmalı. Kendisine hiçbir iş yapmayanları veya işinin hakkını vermeyenleri örnek alan bir yarışçı asla gereken hız ve performansa kavuşamaz. Bu hususta Şeytan’ın vesveselerine karşı uyanık olunmalıdır. Çünkü Şeytan birinci merhalede tamamen hayırdan engelleyemediği kişiyi daha az hayır işlemeye yönlendirmek için çalışır, çabalar. Hayır yolcusu kendisine pasif bir Müslümanı örnek alır veya bu hususta gafil olan çoğunluğu kendisine örnek alırsa az amelini çok zannederek kendini yanıltır. Öyleyse hayır yarışında rakiplerimiz İslam davetinin öncü şahsiyetleri olan âlimler, mücahitler, davetçiler olmalı ki bizde inşallah onlar gibi hizmet ehli olabilelim. Yapmaya çalıştığımız hayır hizmetlerini artırma azim ve gayreti içinde olalım.  

NASIL KOŞACAĞIZ

Öncelikle şunu bileceğiz ki bizim koşumuz depar/kısa metrajlı hızlı koşu değil, bir ömür sürmesi gereken maraton koşusudur. Dolayısıyla donanım ve hazırlığımız da buna göre olmalıdır. Malum her koşucu maraton öncesi antremanlar yapar, kılık kıyafetinden yiyecek içeceğine kadar her şeyini maratona göre ayarlar. Kendisini uzun solukla koşuya hazırlar. Hayır koşusu koşuların en zorundan birisidir. Çünkü nasıl ki parkurların engelleri varsa hayır koşusunun da birçok engelleri, sıkıntıları vardır. Her Müslüman bu yola çıkmadan önce bu hususlara karşı hazırlıklı olmalıdır.

HAYIR YOLUNDA KOŞACAK OLANLAR ŞU HUSUSLARA DİKAT ETMELİ

Hayra hizmet için niyet ederken öncelikle ihlaslı olunmalı. Gaye “Hayra yol gösteren onu yapan gibidir” hadisi şerifinin ecir ve mükâfatına nail olmak olmalı.
Hakka hizmet etmek isteyenler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi her gün Allah’tan hidayet, sebat, samimiyet niyazında bulunmalı.
Koşucuların yorulduklarında su ve gıda takviyesi aldıkları gibi hayır yolunda koşan kimse de kendisini Allah’ı zikir ve ibadetlerle güçlendirmeli.
Hayra hizmet etmeyi kendine rehber edinen Müslüman yoldaki engellere karşı uyanık olmalı. Engelle karşılaşınca abandone olmamalı. Bu kapsamda Tevbe suresi 24. ayet her zaman aklımızda tutulmalı: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (4)
Allah’ın dinine hizmet etmenin en büyük şeref ve lütuf olduğu bilinci ile çalışılmalı. “Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resûlüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (5)
Merhum Şehid Seyyid Kutub’un ifade ettiği gibi: “Fedakârlıklarının hesabını tutan insanlar bu davayı yürütemezler. Bu dava bağlılarından o kadar çok fedakârlıklar ister ki insan ancak yaptıklarını hemen unutursa bu istekleri göğüsleyebilir.” Sözünü kendini şiar edip Allah için yaptıklarını hemen unutup yeni işlere koyulmalı.  
Hayra öncülük etmek isteyenler: “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.” (6) Ayeti gereğince bir işi bitirince hemen diğer bir işe koyulmalı.
Hayra öncülük etmek isteyenler Şehid Hasan el-Benna’nın şu tavsiyelerini de kulaklarına küpe etmelidirler.
Çok faal ol, umuma ait hizmetlerde yetişkin ol.
Başkalarına bir iş sunabildiğin zaman mutluluk ve sevinç hisset.
Hastalara başvur, muhtaçlara yardım et, zayıfları koru, felaketzedelerin güzel söz de olsa acılarına ortak ol…
Devamlı hayır işlere koş…
Hayrın öncüleri şunu unutmamalıdır: Her şey Allah yolunda verilmeye lâyıktır; ama hiçbir şey Allah yolunda harcanmayacak kadar kıymetli değildir! Allah için her neyimizi feda edersek Allah ondan daha güzelini bize vaad etmektedir. Dolayısıyla onun yolunda feda edilmeyecek hiçbir şey yoktur.
Uzun emel sahibi olanlar hayır işlerinde aktif olamazlar. Çünkü çoğu zaman ölüm çizgisi emeli keser. İnsanların birçoğu emellerine ulaşamadan ölüm onlara ulaşır.
Sonuca kitlenenler hayır hizmetlerinde öncü olamazlar. Çünkü sonuç her zaman müspet olmayabilir. Rabbimiz zaman zaman yaptığımız işleri başarı ile sonuçlandırıp bizi denerken zaman zaman da başarısızlıkla deneyeceğini unutmamak gerekir. Yenmek başkadır, kazanmak başka. Yenilmek başkadır, kaybetmek başka. Hayrın öncüleri hedeflerine varamasa bile kazananlardır. Nitekim şairin: “Bu yolda galiptir mağlup” dizesi de bu manayı çok güzel bir şekilde ifade etmektedir. Mücadelede esir düşülebilir ama mesele teslim olmamakta.
Hayrın öncüleri arkalarına bakmamalıdır. Bu hesapsız kitapsız yürümek anlamında değil tabi ki ama çoğunluk arkada güç, alkış varsa yürür yoksa tökezler, şaşırır, tereddüt eder. Öncüler ise peşlerinden gelen hayır kervanına her daim öncülük etmenin verdiği bilinç ve sorumlulukla yoluna devam etmek için mücadele eder.
Hayrın öncüleri ecir ve mükâfatlarını yüce Rabblerinden niyaz ederek dünyalık bir şey talep etmemelidirler. Hatta yer yer meyve veren ağaç taşlanır vecizesinde ifade edildiği gibi senin iyilikleri için çalıştığın kimselerin dahi sana sıkıntı verebileceği bilincinde olmalıdırlar.  
Hayrın öncüleri Allah’a tevekkül ederek yollarına devam etmeli asla yeis/ümitsizlik bataklığına saplanmamalıdır. Yardımcısı Allah olanı durdurabilecek bir güç yoktur.

KOŞARKEN NELERE DİKKAT EDECEĞİZ?

Cennet yarışında koşanların en çok dikkat etmesi gereken hastalıklardan birisi de hasettir. Önde giden salih insanlara gıbta teşvik edilmişken haset yerilmiştir. Gıpta kardeşinde olan özelliğin devam etmesi ile beraber senin de onun gibi olma isteği iken, haset onda olan özelliğin kaybolup senin ona sahip olman manasına gelir. Dolayısıyla asla haset hastalığına, sen ben kavgasına, nefis mücadelesine girilmemeye dikkat edilmelidir. Yoksa Allah muhafaza ateşin odunları yediği gibi yaptığımız veya yapmaya çalıştığımız işlerin bir kısmı diğerini yerken, bizde birbirimizi yemiş oluruz. Sonuçta ne dünyada ne de ahirette bir mahsul elde etmiş olmayız.  

KOŞU BİTER Mİ?

Malum koşuda bitiş çizgisine kadar durulmaz. Son bir metre kala bile bir yarışçı dursa diğerleri gelip onu geçerse duran kaybeder. Dolayısıyla her Müslüman: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (7) “Mümin cennete girinceye kadar hiçbir hayra doymaz.” (8) ayet ve hadisi gereğince hizmetlerine devam etmelidir, asla ve asla kenara çekilmemelidir. İstırahat ve dinlenmeyi, Rabbimiz kutsi hadis ile ifade ettiği “Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir beşerin aklına gelmeyecek” nimetlerle döşenmiş cennetlere ertelemeli.

CENNETE KOŞMAK İSTEYEN HAYIR ÖNCÜLERİNE GÜZEL BİR ÖRNEK

Allah için bir şeyler yapmak hele hele bir hayra öncülük etmek istenildiğinde karşımıza imkânlar kısıtlı, şöyle olsaydı böyle yapardık, hele sonra bakarız gibi birçok husus çıkabilir ki bunlar doğru da olabilir ama mesele kime kıyasla imkânımız yok, hangi şartlara göre şartlarımız zor veya kolaydır. Burada ölçüyü ve hedefi nasıl belirlemek gerekir.
Rabbimize hamdu senalar olsun ki bizleri içinde gerçek kahramanların ve yiğitlerin bulunduğu bu güzide dine tabi olmakla şereflendirmiş. Tarihten ve günümüzden bu hayrın öncülerine, cennete bir ömür koşmuş ve hayatını şehadetle taçlandırmış birçok örnek de zikredebiliriz. Bunların içinde fiziki olarak kabiliyetli güçlü kuvvetli olanlar doğal olarak bu işlere öncülük yapmış, küfrün kalbine korku salmış diye de düşünebiliriz. Ama Ahmet Yasin gibiler. Bütün vücudu felçli olmasına rağmen İsrail tarafından şehid edilerek ortadan kaldırılmış bir lider. İsrail gibi dünyaya kafa tutan bir devletin işgali altında direnişe yön verenlerden birisi. O zaman iman varsa her şey vardır deyip yola koyulmalı ki bakalım Rabbimiz ne güzellikler ihsan edecek.  
Rabbim bizleri hayra hâdim kılsın. Dinine hizmet etme nimetini bizden esirgemesin. Az amellerimiz katında çoğaltsın ve bizden kabul buyursun. Son nefesimizi şehit olarak vermeyi bizlere nasip eylesin.

————————-

1. Al-i İmran, 133.
2. Bakara, 148.
3. Mutaffifin, 26.
4. Tevbe, 24.
5. Hadid, 21.  
6. İnşirah, 7.
7. Hicr, 99.
8. Tirmizî.