Hamd, Kıyametin vaktini kendi ilminde saklı tutan Allah’a,

Salât ve selâm, Kıyametin büyük ve küçük alametlerini bizlere anlatan, kıyamete karşı ikaz edip hazırlıklı olmamız için nasihatlerini eksik etmeyen Rahmet Peygamberi efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e,

Allahu Teâlâ’nın affı ve mağfireti Kıyamete karşı hazırlık içinde olmanın gayretiyle hareket eden ve bunun için çaba gösterip kulluğunu arttırmanın yollarını arayan mümin muvahhid kullarının üzerine olsun.

Kıyamet alametleri Kıyametin yakın olduğunu gösteren nişanelerdir. Sayıları bir hayli fazladır. Bu alametlerin en büyük ve dehşetli olanları henüz gerçekleşmemiş olsa da bir kısmı gelip geçmiş bazıları da günümüzde müşahede edilmektedir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin peygamber olarak gönderilmesi, vefatı, İslâm âleminde yaşanmış fitneler gelip geçen alâmetlerdendir.

Kıyamet alametlerinin bazıları ise zaman bakımından belli bir sırayı takip edecektir. Biz burada bu alametlerden sadece Depremler, Yecuc-Mecuc, Dabbetu’l Arz, Güneşin batıdan doğuşu, Büyük ateş ve Duman konularını inceleyeceğiz.

Depremlerin Çoğalması

Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren alâmetlerden biri de çokça deprem olmasıdır.

Abdullâh b. Havâle el-Ezdî (radıyallahu anh) şunları anlatmıştır: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) elini başıma (alnıma) koydu ve bana dedi ki: “Ey Havâle’nin oğlu! Halîfeliğin (yönetimin Medîne’den kaldırılıp) Kudüs topraklarına intikal ettiğini gördüğün zaman, şüphesiz ki depremler, kederler ve büyük olaylar yaklaşmış olacaktır. O gün kıyamet insanlara, benim bu elimin senin başına olan yakınlığından daha yakındır.” (1)

Seleme b. Nufeyl es-Sekûnî (radıyallahu anh) diyor ki: Biz Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında oturuyorduk. O bazı şeyler anlattı ve anlattığı şeyler içinde şunu da buyurdu: “Kıyametten önce çokça ölüm olacak. Ondan sonra da depremli yıllar görülecektir.” (2)

Ye’cûc Ve Me’cûc’ün Yeryüzüne Yayılması

Kıyametin en büyük alâmetlerinden biri de daha önce de anlatıldığı gibi Ye’cûc ve Me’cûc denilen kavimlerin, önlerine yapılan seddi aşarak dünyaya yayılmaları, Müslümanları çepeçevre kuşatmaları ve sonunda boyunlarına musallat edilecek olan kurtlarla helak olmalarıdır. Hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilen sahîh hadislerde, kıyametin kopmasından önce Ye’cûc ve Me’cûc’ün, önlerinde bulunan setlerini aşarak dünyaya yayılacakları beyan edilmiştir.

Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar her tepeden boşanıp geleceklerdir. Artık gerçek vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri beleriverir. ‘Eyvah bize! Biz bundan gafilmişiz. Daha doğrusu zâlimlermişiz’ derler.” (3)

Şu hadis-i şerîfte Ye’cûc ve Me’cûc’ün sıfatları özet olarak zikredilmiştir:

İbni Harmel’in halası şöyle demiştir: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) akrebin sokmasından dolayı parmağını sarmışken hutbe okudu ve şöyle buyurdu: “Sizler diyorsunuz ki ‘Düşman yok.’ Şüphesi ki sizler Ye’cûc ve Me’cûc gelinceye kadar devamlı düşmanla savaşacaksınız. Ye’cûc ve Me’cûc’ün yüzleri geniş, gözleri küçük, saçlarının üstü kırdır. Her tepeden akın edip geleceklerdir. Onların yüzleri, sanki üzerine deri geçirilmiş kalkandır (etlidir.)” (4)

Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat isimli hadis kitabında, Huzeyfetu’l-Yemân’dan (radıyallahu anh) Yecuc ve Mecuc’ün sıfatları hakkında aşağıdaki hadisi rivayet etmiştir. Ancak Heysemî, hadisin ravilerinden Atiyye el-Avfî’nin zayıf olduğunu söylemiştir. (5) Hadis şöyledir:

Huzeyfe b. el-Yemân (radıyallahu anh) dedi ki: Ben Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) Yecûc ve Mecûc’ü sordum. O da buyurdu ki: “Yecûc ayrı bir millet, Mecûc başka bir millettir. Her bir millet kendi arasında dört yüz bin millete ayrılmaktadır. Bunlardan bir erkek, soyundan gelen ve silah taşıyan bin erkeği, önünde görmeden ölmeyecektir.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Bunların sıfatlarını bize anlat” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Onlar üç sınıftır. Onlardan bir sınıf çam gibidirler (boyları çok uzundur)” Dedim ki: “Çam nedir?” Buyurdu ki: “Şam topraklarında olan bir ağaçtır. Her bir ağacın boyu yüz yirmi arşındır (yaklaşık 57, 60 metre)” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) devamla buyurdu ki: “Bunlara karşı ne taktik fayda verir ne de demir. Diğer bir sınıfı vardır ki, bunlar (sanki) kulaklarının birini döşek diğerini yorgan edinirler (kulakları çok büyüktür). Hiçbir filin veya vahşi hayvanın yahut devenin ya da domuzun yanından geçmezler ki, onu yemiş olmasınlar. Hatta kendilerinden ölenleri dahi yerler. Bunların önü Şam’da arkaları Horasan’da olacaktır. Doğunun nehirlerini ve Taberîye Gölü’nü içeceklerdir.” (6)

Nevvâs b. Sem`ân, rivayet ettiği hadiste Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Deccâl’i anlattığını ve anlattıkları şeylerin içinde şunu da buyurduğunu zikretmiştir: “…Nihayet Allah Ye’cûc’ü ve Me’cûc’ü gönderecektir. Bunlar her tepeden süratle sızacaklardır. Bu suretle öncüleri Taberiye Gölü’ne uğrayacak ve içindeki suyun tümünü içeceklerdir. Son gelenleri oraya uğrayacak ve ‘Burada bir zamanlar gerçekten su vardı’ diyeceklerdir. Allah’ın peygamberi İsâ ve onunla birlikte olanlar kuşatılacaklar (kendilerine ambargo uygulanacak.) Öyle ki, onların biri için bir öküzün başı, bugün sizden birinizin yüz dînârından daha makbul olacaktır. Bunun üzerine Allah’ın peygamberi İsâ ile arkadaşları (Allah’a) niyaz edecekler, Allah da Ye’cûc ve Me’cûc’ün boyunlarına, koyunların burunlarındaki kurtçuklar gibi kurtçukları gönderecektir. Böylece onlar, bir kişinin ölmesi gibi hızlıca helak olup gideceklerdir. Sonra Allah’ın peygamberi İsâ ile arkadaşları (Tûr’dan) yeryüzüne inecekler. Yeryüzünde onların leşleri ve kokularının bulunmadığı tek bir karış yer dahi bulamayacaklardır. Allah’ın peygamberi İsâ ile arkadaşları yine Allah’a niyaz edecekler, Allah da Horasân develerinin boyunları gibi kuşlar gönderecek, bu kuşlar onların cesetlerini yüklenerek Allah’ın dilediği yere atacaklardır. Sonra Allah öyle bir yağmur gönderecek ki, ona ne kerpiç ev ne de çadır mani olabilecektir. Bu yağmur yeryüzünü yıkayacak, onu ayna gibi yapacaktır…” (7)

Ebû Sa`îd el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddi açılacak ve Allahu Teâlâ’nın “Onlar her tepeden akın edip geleceklerdir.” (8) ayetinde buyurduğu gibi onlar çıkıp yeryüzünü istila edecekler; Müslümanlar da onlardan dolayı bir yere çekileceklerdir. Hatta kalan Müslümanlar şehirlerine ve kalelerine sığınmış olacaklar, hayvanlarını da yanlarına alacaklardır. Ye’cûc ve Me’cûc uğradıkları nehrin suyunu içecekler ve orada su diye bir şey bırakmayacaklardır. Onların sonlarından gelenler onların gelmiş olduğu yolu takip edecekler. İçlerinden biri ‘Şüphesiz bu nehirde bir kere su vardı’ diyecek. Onlar yeryüzüne hâkim olacaklar. Sonra sözcüleri ‘Şu insanlar yeryüzü halkıdır, bunları bitirdik. Artık bizler mutlaka gök halkına karşı savaşacağız’ diyecek. Hatta onlardan biri mızrağını göğe doğru fırlatacak ve mızrağı kana bulanmış olarak geri dönecektir. Bunun üzerine onlar ‘Biz gök halkını da şüphesiz öldürdük’ diyeceklerdir. Onlar bu haldeyken Allah aniden çekirge kurtları gibi kurtlar gönderecek ve bu hayvanlar onları boyunlarından yakalayacak ve onlar çekirge sürüsünün ölümü gibi ölüp birbiri üzerlerine yığılıp kalacaklardır. Böylece Müslümanlar onların ses ve sedalarını işitmez olacaklardır. Bunun üzerine Müslümanlar ‘Kim Allah rızası için canını feda edip onların ne yaptıklarına bakacak?’ diyecekler. Bunun üzerine Müslümanlar’dan kendisini Ye’cûc ve Me’cûc’ü öldürmeye hazırlayan bir adam (sığındığı yerden) inecek ve Ye’cûc ile Me’cûc güruhunu ölmüş olarak bulup Müslümanlara şöyle seslenecek: ‘Dikkat ediniz! Sizleri müjdeliyorum. Düşmanlarınız helak olmuşlar.’ Bunun üzerine Müslümanlar (sığındıkları yerlerden) dışarıya çıkacaklar ve hayvanlarını dışarıya salıvereceklerdir…” (9)

Abdullâh b. Mes`ûd (radıyallahu anh), rivayet ettiği hadiste Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Miraç’a çıktığında, İbrâhîm, Mûsâ ve İsâ (aleyhimusselam) ile karşılaştığını, onların, kıyametin ne zaman kopacağını müzakere ettiklerini zikrettiğini ve Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zikrettiği şeylerin içinde şunu da anlattığını söylemiştir: “…İsâ dedi ki: ‘Sonra ben inip Deccâl’i öldüreceğim ve bundan sonra insanlar memleketlerine dönecekler. Ne var ki, bu defa karşılarına Ye’cûc ve Me’cûc çıkacak ve her tepeden akın edip geleceklerdir. Onlar uğradıkları her suyu içip tüketecekler ve her şeyi ifsat edeceklerdir. Bunun üzerine mü’minler Allah’a yalvaracaklar, ben de Allah’a dua ederek Ye’cûc ve Me’cûc’ü öldürmesini dileyeceğim. (Bu dilek kabul olunacak) Yer onların (leşlerinin) kokusuyla pis pis kokacak. Bunun üzerine tekrar mü’minler Allah’a yalvaracaklar, ben de Allah’a dua edeceğim. Allah da onlara gökten bir su gönderecek ve o su onları sürüp denize atacaktır. Daha sonra dağlar savrulacak ve yer, derinin gerilmesi gibi yayılıp genişletilecektir. Bana bildirildi ki, bu hadiseler olduktan sonra, insanların kopmasını bekledikleri kıyamet, ailesinin, doğumunun kendileri için ne zaman bir ani olay olacağını bekledikleri hamile kadına benzer.” (10)

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem), Kehf Sûresi, 94. ayette bahsedilen Ye’cûc ve Me’cûc’ün önüne çekilen set hakkında şöyle buyurdu: “Ye’cüc ve Me’cûc hergün o seddi delmeye çalışırlar. Delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: ‘Dönün yarın delersiniz’ Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını, öncekinden daha sağlam duruma getirir. Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince, başlarındaki yetkili ‘Dönün! Onu inşâallah yarın delersiniz’ diyerek ‘inşâallah’ kelimesini söyleyecek. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulacaklar ve seddi delerek insanlar arasına çıkacaklardır. Bütün suları içecekler, insanlar onlardan kaçacaklardır. Ye’cûc ve Me’cûc, oklarını göğe fırlatacaklar, oklar kana bulanmış vaziyette geri dönecektir. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: ‘Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanlara da tırmandık ve onların üzerine çıktık’ Sonra Allah onların boyunlarında bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler.” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle devam etti: “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o kırılıp yok olan Ye’cûc ve Me’cûc’ün leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır.” (11)

Ebû Sa`îd el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Ye’cüc ve Me’cûc çıktıktan sonra dahi mutlaka Kâbe’ye hac yapılacak ve umre edilecektir.” (12)

Kur’ân-ı Kerîm’de Zülkarneyn’in doğuda iki dağın arasına gittiği sırada orada yaşayan bir kavim bulduğu, onların Zülkarneyn’den kendileriyle Ye’cûc ve Me’cûc’ün aralarına, ücret karşılığında bir set yapmasını talep ettikleri, Zülkarneyn’in de ücret almadan onların yardımı ile aralarına bir set yaptığı ve Ye’cûc ve Me’cûc’ün yayılmalarına engel olduğu beyan edilmiş ve şöyle buyrulmuştur:

“Zülkarneyn (gide gide, set yaptığı) iki dağın arasına varınca, onların altında, söyleneni hemen hemen hiç anlamayan bir kavme rastladı. Zülkarneyn’e ‘Ey Zülkarneyn! Yeryüzünde bozgunculuk çıkaran Ye’cûc ve Me’cûc’le aramıza bir set çeksen de sana bir ücret versek?’ dediler. Zülkarneyn de onlara şöyle dedi: ‘Rabbimin bana vermiş olduğu imkân (servet ve saltanat) sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana malzemelerde yardımda bulunun, sizinle onların arasına bir set yapayım. Bana demir kütleleri (toplayıp) getirin.’ Zülkarneyn iki dağın arasını doldurup düzleyen bir set yapınca ‘Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demirleri kızdırıp akkor haline getirince ‘Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim’ dedi. Ye’cûc ve Me’cûc bu seddi ne aşabildiler, ne de delebildiler.” (13)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendi döneminde Ye’cûc ve Me’cûc’ün önlerindeki sedden küçük bir delik açıldığını bildirmiş ve onların şerrinden ümmetini sakındırmıştır.

Zeyneb Binti Cahş (radıyallahu anha) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Allah’tan başka ilâh yoktur! Yaklaşan şerden vay Arabın haline! Bugün Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddinden şunun kadarı açıldı.” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) başparmağı ile ondan sonra gelen parmağını halka yapmıştır. Zeyneb demiş ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Aramızda sâlih kullar varken biz helak mi olacağız?” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “Evet! Murdarlıklar çoğaldığı vakit bu olacaktır.” buyurdu. (14)

Dâbbetu’l-Arz’ın Çıkması

Kıyametten önce Dâbbetu’l-Arz denilen mahlûkun çıkacağı ve onun kıyametin kopmasının yakın olduğunu göstereceği hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de hadis-i şerîflerde beyan edilmiştir.

Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Kendilerine söylenen başlarına geldiği zaman, onlar için yerden ‘dâbbe’ denilen bir varlık çıkarırız da onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.” (15)

Abdullâh b. `Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis ezberledim, hala onu unutmadım. Ben Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: “İlk çıkacak kıyamet alâmeti güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk zamanı insanların üzerine Dâbbe’nin çıkmasıdır. Hangisi beraberinde olandan önce çıkarsa, diğeri de hemen onun ardından yakındır.” (16)

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Dâbbetu’l-Arz denilen yaratık kıyamete yakın çıktığında beraberinde Dâvûd oğlu Süleymân’ın mührü ve İmrân Oğlu Mûsâ’nın asâsı bulunacaktır (ikisine de salât ve selam olsun). Dâbbe, mü’minin yüzünü o asâyla parlatacak, kâfirin burnunu da o mühürle mühürleyecektir. Öyle ki, bir masa arkadaşları bir araya gelecekler, onlardan biri diğerine ‘Ha ha. Ey mü’min!’, bir diğeri başkasına “Ha ha. Ey kâfir!’ diyecektir…” (17)

Ebû Umâme el-Bâhilî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Dâbbe çıkacak. Bir kısım insanların burunlarını mühürleyecek. Sonra burunları mühürlenenler sizin içinizde çoğalacaklar. Öyle ki, birileri bir deve satın aldığında ona ‘Kimden satın aldın’ denilecek, o da ‘Burnu mühürlenenlerin birinden satın aldım diyecektir’” (18)

Bureyde el-Eslemî diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) beni Mekke’ye yakın olan bir çöle götürdü. Baktım ki orası kupkuru bir yer. Çevresi kum… Sonra Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem): “Dâbbe, bu yerden çıkacaktır” buyurdu. Bu yerin eni ve boyu bir simice (19) bir karıştır. (20)

Ebû Ya`lâ’nın, Abdullâh b. Ömer’den rivayet ettiği bir hadiste Abdullâh şunları söylemiştir: Ben sizlere Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Sanırım Dâbbetu’l-Arz buradan çıkacaktır” dediği yeri göstereyim mi? O, asâsını Safâ’daki yarığa vurdu ve dedi ki: “Dâbbe’nin kanat telekleri ve tüyleri vardır. Onun üçte biri rahvan atın zıplayarak gitmesi gibi üç gün üç gecede dışarıya çıkacak. Dâbbetu’l-Arz, günlerce insanların yanından geçecek, onlar ondan korkup camilere sığınacaklar, o da onlara diyecektir ki: ‘Sizler camilerin sizi benden kurtaracağını mı sanıyorsunuz?’ Sonra onlardan bir kısmının burunlarını mühürleyecek, insanlar çarşılarda gezecek, biri diğerine ‘Ey kâfir!’ bir başkasına ‘Ey mü’min!’ diyeceği hale geleceklerdir.” (21)

Güneşin Batıdan Doğması

Kıyametin yakın olduğunu gösteren büyük alâmetlerden biri de güneşin batıdan doğmasıdır. Kıyametin bu alâmeti, Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça zikredilmemiştir. Ancak Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı ayetlerin bu alâmete işaret ettiklerini beyan etmiştir.

Ebû Sa`îd el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “…veya Rabbin’in bazı alâmetlerinin gelmesinden başka bir şey mi beklerler?” (22) ayetini okudu ve bu ayette zikredilen “bazı alâmetler”den maksadın güneşin batıdan doğacağı olduğunu söyledi” (23)

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “…Rabbinin alâmetlerinden bir kısmının geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanından bir hayır kazanmamış olan birine (o andaki) imanı bir fayda sağlamayacaktır” (24) ayetinin izahında şöyle buyurdu: “Üç şey çıktığı zaman insanlardan, o şeylerden önce iman etmeyenin imanı ona bir fayda sağlamayacaktır. Bunlar da Deccâl, Dâbbetu’l-Arz ve güneşin batıdan doğmasıdır.” (25)

Yine Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Altı şeyden biri ortaya çıkmadan amellere koşuşun. Bunlar güneşin, batısından doğması veya duman yahut Deccâl veya Dâbbe yahut kendinizi ilgilendiren şahsî meseleniz (ölüm) ya da kamuyu ilgilendiren işlerdir.” (26)

Aynı hadis Enes b. Mâlik’ten (radıyallahu anh) de rivayet edilmiştir. (27)

Safvân b. el-Assâl (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şüphesiz güneşin battığı yönde, devamlı açık olan bir kapı vardır. Bunun genişliği yetmiş yıllık mesafe kadardır. Güneş o batı yönünden doğuncaya kadar, o kapı tevbe için daima açık olacaktır. Güneş o taraftan doğunca, daha önce iman etmemiş olan veya imanından bir hayır kazanmamış olan hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermeyecektir.” (28)

Abdullâh b. `Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Kıyamet alâmetlerinden ilk çıkacak olanlar, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde Dâbbe’nin, insanların içine çıkmasıdır.” Abdullâh (radıyallahu anh) demiştir ki: “Bunlardan hangisi diğerinden önce çıkarsa, diğeri ona pek yakındır. Kanâatime göre güneşin, batısından doğması öncedir.” (29)

Ateşin Çıkması

Kıyametin büyük alâmetlerinden bir diğeri de Arap Yarımadası’ndan bir ateşin çıkması ve insanları yurtlarından göç ettirmesidir. Bununla ilgili olarak Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok hadis rivayet edilmiştir. Ancak bu ateş, kıyamet alâmetlerinin bir kısmının ilki, diğer bir kısmının da sonu olduğundan bazı hadislerde ilk alâmet olarak, diğer bazılarında da son alâmet olarak beyan edilmiştir. Ateşin çıkacağı ilk yer hakkında birbirine yakın yerler zikredilmiştir. Bu da, bunların zikredilen yerlerden birinden çıkıp diğerlerinde de etkili olacağını göstermektedir. Konuyla ilgili olarak Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) şu ve benzeri hadisler rivayet edilmiştir:

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Hicâz topraklarından bir ateş Busra (Havran)’daki (30) develerin boyunlarını aydınlatmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” (31)

Enes b. Mâlik’in (radıyallahu anh) rivayet ettiğine göre Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Medîne’ye gelme haberi Abdullâh b. Selâm’a ulaşınca o, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelmiş, ona bir kısım sorular sormuştur. Sorularından biri de şu imiş: “Kıyamet alâmetlerinin ilki nedir?” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) da “Kıyametin ilk alâmeti, insanları doğudan batıya doğru sürüp bir arada toplayacak olan ateştir” demiştir. (32)

Huzeyfe b. Esîd el-Ğifârî’nin (radıyallahu anh), Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyametin alâmetlerini zikretmiş, onlardan sonuncusunun da Yemen’den çıkıp, insanları toplanacakları yere doğru kovalayacak bir ateş olduğunu beyan etmiştir. (33)

Ebû Zerr el-Ğifârî (radıyallahu anh) diyor ki: Biz Rasûlullâhla (sallallahu aleyhi ve sellem) beraber geldik ve Zülhuleyfe’de konakladık. Bazı insanlar acele edip Medîne’ye gittiler. Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) orada yattı, biz de onunla beraber orada yattık. Sabaha erince gidenleri sordu. “Onlar acele edip Medîne’ye gittiler” denildi. Bunun üzerine buyurdu ki: “Medîne’ye ve kadınlara acele ettiler ha! Fakat onlar Medîne’yi en güzel olduğu zaman terk edeceklerdir.” Sonra şöyle buyurdu: “Ateşin, Yemen’deki Virâk Dağı’ndan çıkıp Busra’da çökmüş olan develerin boynunu, gündüz ışığının aydınlattığı gibi aydınlatacağı zamanı ah bir bilsem!” (34)

Abdullâh b. Ömer (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet kopmadan önce Hadremevt’te veya Hadramevt çevresinde bir ateş çıkacak ve insanları bir yerde toplayacaktır.” Ashab “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize o zaman neyi emredersin?” dediler, Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şam’a gidin” buyurdular. (35)

Bişr veya Busr es-Sulemî (radıyallahu anh), Rasûlullâh’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Yakında Hubsi Seyel (36) denilen yerden ateş çıkacak. Yavaş yürüyen devenin yürüyüşü gibi hareket edecek. Gündüzleri hareket edip geceleri duracak. Sabahtan öğlene kadar da hareket edecek, öğlenden akşama kadar da… Onun kovaladığı insanlara şöyle denilecek: ‘Ey insanlar! Ateş sabahleyin harekete geçti. Siz de hareket edin. Ey insanlar! Ateş durdu, siz de durun. Ey insanlar! Ateş öğlenden sonra harekete geçti, siz de yürüyün’ Bu ateş kimi yakalarsa onu yiyip bitirecektir.” (37)

Abdullâh b. `Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Doğudaki insanların üzerine bir ateş gönderilecek, onları batıya doğru kovalayacaktır. Onlar nerede yatarlarsa, o da orada geceleyecek, nerede kaylûle yaparlarsa, o da orada kaylûle yapacaktır. Kovaladığı insanlardan dökülen ve geri kalanlar, onun payı olacaklar. Bu ateş o insanları bir ayağı kırık devenin yürüyüşü hızıyla sürecektir.” (38)

Dünyayı Duman Kaplaması

Kıyametin büyük alâmetlerinden bir başkası da yerle göğün arasını duman kaplaması, bütün kesafetiyle kırk gün devam etmesidir. Ondan dolayı mü’minler nezleye yakalanmış gibi olacaklar, kâfirler ise sarhoş olacaklardır. Duman insanların burunlarından, ağızlarından, kulaklarından, gözlerinden ve makatlarından çıkacaktır. Dumanın çıkacağına Kur’ân-ı Kerîm’de işaret edilmiş, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde de açıklanmıştır.

Allahu Teâlâ bir gün böyle bir dumanın çıkacağını beyan ederek şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır. İnsanlar ‘Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Şüphesiz biz mü’minleriz’ derler. (Azâp kalktıktan sonra) Nereden öğüt alacaklar? Hâlbuki kendilerine apaçık delillerle peygamber gelmişti de sonra ondan yüz çevirip ona ‘eğitilmiş bir deli’ demişlerdi” (39)

Sahâbîler ve onlardan sonra gelen âlimler, bu ayette zikredilen ‘duman’dan maksadın Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında görülen duman mı, yoksa kıyamete yakın görülecek olan duman mı olduğu hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir:

  1. Hz. Ali, Abdullâh b. Ömer, Abdullâh b. Abbâs, Ebû Sa`îd el-Hudrî, Huzeyfe b. el-Yemân, Zeyd b. Ali, Hasan el-Basrî (radıyallahu anhum) ve bunlara katılan âlimlerin görüşüne göre, kıyametin alâmetlerinden olan duman, Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında görülmemiştir. Bu, kıyamete yakın bir zamanda görülecektir. Hadisler bunu ifade etmektedir.
  2. Başta Abdullâh b. Mes`ûd (radıyallahu anh) olmak üzere diğer bir kısım sahabîler ve âlimlere göre ise ayette geçen “duman”, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde Mekke’de gerçekleşmiştir. Şöyle ki, Kureyşliler’in İslâm’ı kabul etmede yavaş davranmaları üzerine Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara beddua etmiş ve şöyle demiştir: “Ey Allah’ım! Sen Yûsuf’un yedi kıtlık yılı gibi yedi kıtlık yılı yap, onunla müşriklere karşı bana yardım et” Bunun üzerine onlarda kıtlık oldu. Öyle ki, o yıllarda insanlar, gökle yer arasında duman gibi bir manzara görüyorlardı. Bunun üzerine Ebû Sufyân Rasûlullâh’a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve “Ey Muhammed! Sen geldin bizlere, akrabalara iyi davranmamızı emrediyorsun. Senin kavmin helak oldu. Onlar için Allah’a dua et” dedi. Bunun üzerine İbni Mes`ûd şu ayetleri okudu: “(Ey Muhammed!) Göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır. İnsanlar ‘Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Şüphesiz biz mü’minleriz’ derler. (Azâp kalktıktan sonra) Nereden öğüt alacaklar? Hâlbuki kendilerine apaçık delillerle peygamber gelmişti de sonra ondan yüz çevirip ona ‘eğitilmiş bir deli’ demişlerdi. Şüphesiz biz, (dünyada) az bir müddet de olsa sizden azabı kaldıracağız. Fakat sonunda yine (inkârcılığınıza) döneceksiniz” (40) ve dedi ki: “Sonra Kureyşliler tekrar inkârlarına döndüler.” (41)

Ubeyy b. Ka`b (radıyallahu anh) da “Biz (inkârdan) vazgeçip tevbe etsinler diye (âhiretteki) o büyük azâptan önce mutlaka onlara (dünyadaki) yakın azabı tattıracağız” (42) ayetinin tefsirinde benzeri şeyleri söylemiştir. (43) Taberî ve Alûsî de bu görüşü tercih etmişlerdir. (44)

  1. Bazı âlimler ise iki görüşü bağdaştırarak şöyle demişlerdir: “Dünyayı duman kaplaması iki defadır. Bunlardan birincisi Abdullâh b. Mes`ûd’un (radıyallahu anh) rivayet ettiği Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında meydana gelen dumandır. Diğeri ise kıyamete yakın bir zamanda gerçekleşecektir.” Bizim kanaatimiz de bu yöndedir.

Huzeyfe b. Esîd el-Ğifârî’nin (radıyallahu anh), Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyametin alâmetlerini zikretmiş, onlardan birinin de duman olacağını beyan etmiştir. (45)

Huzeyfe b. el-Yemân’ın, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet ettiği nakledilmiştir: “Kıyamet alâmetlerinin ilki Deccâl, Meryem oğlu İsâ’nın inmesi, Ebyen’in Aden Şehri’nin dibinden çıkacak ve insanları, toplanacakları yere sürecek, onlar durunca o da duracak olan ateş, bir de dumanın çıkmasıdır.” Ben de dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Duman nedir?” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem): “(Ey Muhammed!) Göğün, apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır” (46) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “O duman doğu ile batının arasını dolduracak, kırk gün kırk gece devam edecek, mü’min ondan nezle gibi olacak, kâfir ise sarhoşa benzeyecektir. Duman onun burnunun iki deliğinden, kulaklarının iki deliğinden ve makatından çıkacaktır.” (47)

Ebû Mâlik el-Eş`ârî’nin (radıyallahu anh) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şüphesiz ki Rabbiniz sizi üç şeyle uyardı. Bunlardan birincisi dumandır. Bu, mü’min olanı nezle gibi yakalayacak, kâfiri ise yakaladığında şişirecektir. Öyle ki duman onun her işiteceği yerden çıkacaktır. İkincisi ise Dâbbe’dir. Üçüncüsü Deccâl’dir.” (48)

Abdullâh b. Ömer (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Duman çıkacak, mü’min olanı nezle gibi yakalayacak, kâfirin ise her duyacağı delikten içeri girecek. Öyle ki o, kızartılmış kelle gibi olacaktır.” (49)

YERDE ÇÖKMELERİN OLMASI, İNSANLARIN ŞEKİLLERİNİN DEĞİŞMESİ VE ÜSTLERİNDEN SERT CİSİMLERİN ATILMASI

Kıyametin yakın olduğunu gösteren büyük alâmetlerden biri de batıda, doğuda ve Arap Yarımadası’nda yerde çökmelerin olmasıdır. Ayrıca insanların şekillerinin değiştirilmesi ve üstlerinden sert cisimlerin atılması da kıyametin alâmetlerindendir. Bunlar hadislerde birlikte zikredildiklerinden, biz de burada birlikte zikretmeyi uygun gördük.

Hz. Âişe (radıyallahu anha) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ahir zamanda bu ümmette, topluca yere batma, şekil değiştirilme (insanların şeklinin hayvanlara dönüştürülmesi) ve atılma (üstten, üzerlerine helak edici şeylerin atılması) olacaktır.” Hz. Âişe diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Aramızda sâlih insanlar olduğu halde yine helâk olur gider miyiz, dedim” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Evet, murdarlıklar ortaya çıktığı zaman bu olacaktır.” (50)

İmrân b. Husayn (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: “Bu ümmette, topluca yere batma, şekil değiştirilme ve atılma olacaktır.” Bunun üzerine Müslümanlardan bir adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu ne zaman olacak?” Buyurdular ki: “Sanatçı kadınlar (şarkıcılar, dansözler), çalgı aletleri ortaya çıkınca ve içkiler içilince gerçekleşecektir.” (51)

Huzeyfe b. Esîd el-Ğifârî’nin (radıyallahu anh), Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyametin alâmetlerini zikretmiş, onlardan üçünün de doğuda, batıda ve Arap Yarımadası’nda yer çöküntüleri olacağını beyan etmiştir. (52)

Abdullâh b. Mes`ûd (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyametten önce, insanların şekillerinin değiştirilmesi, yere batmaların olması ve üstten helak edici şeylerin atılması gerçekleşecektir.” (53)

Suhâr el-`Abdî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bazı kabîleler yerin dibine batırılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Öyle ki, ‘Filanoğullarından kim geri kaldı?’ denilecektir.” Suhâr diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “kabîleler” deyince anladım ki, yerin dibine batırılacaklar Araplar olacaktır. Zira Arap olmayanlar memleketlerine isnât edilirler. (54)

Ka`ka`a b. Ebî Hadrad’ın (radıyallahu anh) hanımı Bukayra (radıyallahu anha) diyor ki: Ben Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), minberin üzerinden şöyle buyurduğunu işittim: “Sizler bir ordunun yakında yere batırıldığını işittiğiniz zaman, artık kıyametin gölgesi gelmiştir.” (55)

Ebû Mâlik el-Eş`ârî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Ümmetimden bir kısım insanlar mutlaka içki içecekler ve ona kendi isminden başka bir isim vereceklerdir. Onların yanında çalgılarla ve şarkıcılarla oynanacaktır. Allah onları yerin dibine geçirecek ve onları maymunlara, domuzlara çevirecektir.” (56)

Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine şöyle buyurmuştur: “Ey Enes! Şüphesiz insanlar birtakım şehirler kuracaklar. Onların içerisinde Basra veya Busayra denilen bir şehir olacaktır. Eğer oraya uğrarsan veya girersen çorak arazilerinden, limanından, çarşısından ve yöneticilerinin kapısından uzak dur, (o şehrin) kenarlarına git. Şüphesiz orada yer çöküntüsü, üstten üzerlerine (helak edici şeylerin) atılması ve depremler olacaktır. Bir kavim de akşam yatacak ve sabahleyin maymunlar ve domuzlar olarak kalkacaktır.” (57)

Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Ümmetim onbeş kötülüğü işlerlerse başlarına belalar iner.” “Ey Allah’ın Rasûlü onlar nelerdir?” denildi. Buyurdular ki: “Ganimet belli kişiler arasında dönüp dolaştığı zaman; emanet, ganimet sayılıp emanete riayet kalmadığı zaman; zekât angarya sayıldığı zaman; erkekler hanımlarına itaat edip, annelerine saygısız davrandığı zaman; kişi arkadaşına iyi davranıp, babasına sert davrandığı (çile çektirdiği) zaman; mescitlerde sesler yükseldiği zaman; kavmin lideri içlerindeki en rezilleri olduğu zaman; bir kimseye şerrinden korkulduğu için ikram edildiği zaman; içkiler içildiği zaman; ipek elbiseler giyildiği zaman; şarkı söyleyen sanatkâr kadınlar (şarkıcı ve dansözler) ve çalgı aletleri edinildiği zaman; bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceki atalarını lanetlediği zaman; işte o zaman bir kızıl rüzgâr veya topluca yere batmak yahut şekillerin değiştirilmesi gibi belaları bekleyin.” (58)

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) de bu hadisin aynısını zikretmiş, sonunda Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bu alâmetler, eskimiş ipi kopan dizilen şeyler gibi peş peşe döküleceklerdir.” (59)

Sahîh olan görüşe göre bu hadislerde zikredilen, şekillerin değiştirilmelerinden maksat, gerçek anlamda yüzlerin insan şeklinden döndürülüp hayvanlara benzetilmesidir.

Her ne kadar hadiste “üstten helak edici şeylerin atılması” şeklinde bir ifade zikrediliyorsa da günümüzde insanları topluca helak etmede kullanılan füzelerin ve uçaklardan atılan türlü bombalarında Allahu Âlem buna yorumlanması mümkündür. Günümüzde kabile kabile, kavim kavim millet ve ülke olarak yerin dibine batırılmaya çalışılan müslüman halklar, doğu da yıllardır ortaya çıkan büyük savaşların o şiddetli ateşleri, insanları kasıp kavuran ve batıya sevkeden ateşler, dumanlar ve savaş rüzgârları kıyametin habercisi konumundadırlar. Maalesef bugün dünya sonuna doğru hızla sürüklenmekte, helakına gidecek yollara süratle koşmaktadır. Rabbimiz bu fitne ateşinin içine düşmekten ve bu fitnelerin arasında helak olmaktan bizleri muhafaza eylesin. Bu fitnelerden sağ salim kurtulmayı ve ümmetin yüz akı olacak nesillerin arasında yer almayı bizlere nasip etsin.

Selam ve Dua ile  

 

————————-

 

  1. Ebû Dâvûd, Cihâd, bab: 35, hn: 2535; Müsned, İmam Ahmed, V, 288; Hâkim, Müstedrek, IV, 425. (Hâkim bu hadisin senedinin Sahîh olduğunu, bununla birlikte Buhârî ve Müslim’in bunu rivayet etmediklerini söylemiş, Zehebî de ona katılmıştır. Elbânî de hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Câmii’s-Sağîr, VI, 263, hn: 7715)
  2. Müsned, İmam Ahmed, IV, 104. (Heysemî “Bu hadisi Ahmed, Taberânî, Bezzar ve Ebû Ya`lâ rivayet etmişlerdir. Ravileri güvenilen ravilerdir.” demiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VII, 306)
  3. Enbiyâ’, 96-97.
  4. Müsned, İmam Ahmed, V, 271.
  5. (Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 6.)
  6. Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat, IV, 332, hn: 3855.
  7. Müslim, Fiten, bab: 110, hn: 2937; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 14, hn: 4321; Tirmizî, Fiten, bab: 59, hn: 2240; İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4075.
  8. Enbiyâ’, 96.
  9. İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4079; Müsned, İmam Ahmed, III, 77. (Ahmed el-Benna es-Sââtî demiştir ki: “Bu hadisi Hâkim, Müstedreki’nde rivayet etmiş ve bunun, Müslim’in şartlarına göre sahîh olduğunu, bununla birlikte Buhârî ve Müslim’in bu hadisi zikretmediklerini söylemiş, Zehebî de Hâkim’e katılmıştır.” Bkz. Fethu’r-Rabbânî, XXIV, 92.)
  10. İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4081; Müsned, İmam Ahmed, I, 375.
  11. Tirmizî, Tefsîr, Sûratu’l-Kehf, bab: 18, hn: 3153; İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4080. (Heysemî, bu hadisin senedinin Sahîh, ravilerinin de güvenilir kişiler olduklarını, Hâkim’in de bu hadisi rivayet ettiğini ve Müslim’in şartlarına göre Sahîh olduğunu zikrettiğini söylemiştir.)
  12. Buhârî, Hac, bab: 47; Müsned, İmam Ahmed, III, 27, 48, 64.
  13. Kehf, 93-97.
  14. Buhârî, Fiten, bab: 28; Enbiyâ’, bab: 7; Menâkib, bab: 25; Müslim, Fiten, bab: 1-2, hn: 2880; Tirmizî, Fiten, bab: 23, hn: 2187; İbni Mâce, Fiten, bab: 9, hn: 3953.
  15. Neml, 82.
  16. Müslim, Fiten, bab: 118, hn: 2941; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4310; İbni Mâce, Fiten, bab: 32, hn: 4069.
  17. Tirmizî, Tefsîr, Sûretu’n-Neml, bab: 1, hn: 3187 (Tirmizî bu hadisin Hasen ve Garib olduğunu, bu konuyla ilgili Ebû Umâme ve Huzeyfe b. Esîd’den de hadis rivayet edildiğini söylemiştir); İbni Mâce, Fiten, bab: 31, hn: 4066; Müsned, İmam Ahmed, II, 295, 491. (Hadisi Beyhakî, Hâkim, İbni Cerîr et-Taberî de rivayet etmişlerdir.)
  18. Müsned, İmam Ahmed, V, 268. (Heysemî hadisi İmam Ahmed’in rivayet ettiğini, Ömer b. Abdirrahmân b. Atıyye hariç ravilerinin sahîh hadis kitabı ravileri olduklarını, Ömer’in de güvenilen biri olduğunu söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 6.)
  19. Simiç: Elin başparmağı ile işaret parmağı açıldığında iki parmak ucu arasındaki mesafedir.
  20. İbni Mâce, Fiten, bab: 31, hn: 4067; Müsned, İmam Ahmed, V, 357.
  21. Heysemî: “Hadisin ravilerinden biri olan Leys b. Ebî Suleym, müdellis (ravilerde veya metinlerde kasıtlı olarak değişiklik yapandır) biridir. Diğer ravileri güvenilen kimselerdir.” demiştir. (Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 7) Bu hadisin ravileri içinde müdellis biri olduğu için metinde zikredilmesi tarafımızdan uygun görülmemiştir.
  22. En’am, 158.
  23. Tirmizî, Tefsîr, Sûretu’l-En`âm, bab: 8, hn: 3071. (Tirmizî bu hadisin Hasen ve Garip olduğunu söylemiştir.)
  24. En`âm, 158.
  25. Tirmizî, Tefsîr, Sûretu’l-En`âm, bab: 9, hn: 3072.
  26. Müslim, Fiten, bab: 128, hn: 2947; Müsned, İmam Ahmed, II, 324, 337, 407, 511.
  27. Bkz. İbni Mâce, Fiten, bab: 28, hn: 4056.
  28. İbni Mâce, Fiten, bab: 32, hn: 4070.
  29. İbni Mâce, Fiten, bab: 32, hn: 4069; Müsned, İmam Ahmed, II, 164, 201.

Not: Konuyla ilgili olarak şu hadis de rivayet edilmiştir, hadisin ravilerinden biri zayıf görüldüğü için dipnotta zikredilmesi uygun görülmüştür: Abdullâh b. Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Güneş batıdan doğduğu zaman İblîs ortaya çıkacak, secdeye kapanacak, yüksek sesle şöyle bağıracak: ‘Ey İlâhım! Emret bana. Kime istersen ona secde edeyim.’” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İblîs’in zebanîleri başına toplanacaklar ve ona ‘Efendimiz! Nedir bu yalvarman?’ diyecekler. O da: ‘Ben Azîz ve Celîl olan Rabbim’den, malum olan bugüne kadar mühlet vermesini istemiştim. İşte bugün, o malum olan gündür’ diyecektir.” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sonra Dâbbetu’l-Arz, Safâ’daki yarıktan çıkacak. İlk adımını Antakya’ya atacak ve İblîs’in yanına varıp onu tokatlayacaktır.” Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat, I, 73, hn: 94; Mecma`u’z-Zevâid, VIII, 8. (Heysemî bu hadisi Taberânî’nin Mu`cemu’l-Kebîr ve Mu`cemu’l-Evsatları’nda rivayet ettiğini, ravileri içinde İshâk b. İbrâhîm’in bulunduğunu, bunun da zayıf bir ravi olduğunu zikretmiştir.)

  1. Suriye’de bulunan bugünkü Havran Şehri’nin ismidir. Şâm Şehriyle Onun arasında yaklaşık üç günlük bir mesafe bulunmaktadır.
  2. Buhârî, Fiten, bab: 24; Müslim, Fiten, bab: 42, hn: 2902.
  3. Buhârî, Enbiyâ’, bab: 1; Tefsîr, Sûretul’-Bakara, bab: 6, Menâkibu’l-Ensâr, bab: 51; Müsned, İmam Ahmed, III, 108, 189, 271.
  4. Müslim, Fiten, bab: 39, 40, hn: 2901; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4311; Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2183; İbni Mâce, Fiten, bab: 25, hn: 4041; bab: 28, hn: 4055; Müsned, İmam Ahmed, IV, 6, 7. Hadisin sonu Tirmizî’nin rivayetinde şöyledir: “O ateş insanların geceledikleri yerlerde geceler, kaylûle yaptıkları yerlerde kaylûle yapar” (Tirmizî, bu konuda Hz. Ali’den, Ebû Hureyre’den, Ummu Seleme’den ve Safiyye’den (radıyallahu anhum) de hadisler rivayet edildiğini, bu hadisin Hasen ve Sahîh olduğunu söylemiştir.)
  5. Müsned, İmam Ahmed, V, 144.
  6. Tirmizî, Fiten, bab: 42, hn: 2217 (Tirmizî bu hadisin Hasen, Garib ve Sahîh olduğunu, konuyla ilgili olarak Huzeyfe b. Esîd, Enes b. Mâlik, Ebû Hureyre ve Ebû Zerr’den de (radıyallahu anhum) hadisler rivayet edildiğini söylemiştir); Müsned, İmam Ahmed, II, 53 (Burada hadiste “Hadramevt çevresi” yerine “Hadramevt Nehri” zikredilmiştir.), 69, 99, 119. (Bu son kaynakta Hadramevt Denizi zikredilmiştir.)
  7. Medine’ye yakın bir yerin adı olduğu zikredilmiştir.
  8. Müsned, İmam Ahmed, III, 443; Taberânî, Mu`cemu’l-Kebîr, II, 43, hn: 1229. (Heysemî, bu hadisi Ahmed’in ve Taberânî’nin rivayet ettiklerini, Ahmed’in, Râfi’in dışındaki ravilerinin, sahîh hadis kitabının ravileri olduğunu, Rafi’in de güvenilen biri olduğunu söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 12.)
  9. Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat, VIII, 140, hn: 8092. (Heysemî bu hadisi Taberânî’nin Mu`cemu’l-Kebîri’nde ve Mu`cemu’l-Evsatı’nda rivayet ettiğini, ravilerinin güvenilen kimseler olduğunu söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 12.)
  10. Duhân, 10-14.
  11. Duhân, 10-15.
  12. Buhârî, Tefsîr, Sûretu’r-Rûm, bab: 1; Müslim, Münafikûn, bab: 39, 40, hn: 2798 (Bunun rivayeti Buhârî’den kısmen farklıdır); Müsned, İmam Ahmed, I, 381, 431, 441.
  13. Secde, 21.
  14. Bkz. Müslim, Münafıkûn, bab: 42, hn: 2799.
  15. Taberî Tefsîri, XXV, 68; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî Tefsîri, XXV, 130…
  16. Müslim, Fiten, bab: 39, 40, hn: 2901; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4311; Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2183; İbni Mâce, Fiten, bab: 25, hn: 4041; bab: 28, hn: 4055; Müsned, İmam Ahmed, IV, 6, 7. (Tirmizî, bu konuda Hz. Ali’den, Ebû Hureyre’den, Ummu Seleme’den ve Safiyye’den de (radıyallahu anhum) hadisler rivayet edildiğini, bu hadisin Hasen ve Sahîh olduğunu söylemiştir.)
  17. Duhân, 10.
  18. Taberî Tefsîri, XXV, 68; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî Tefsîri, XXV, 118. (Âlûsî, bu hadisi Sa`lebe’nin zikrettiğini söylemiştir.)
  19. Taberî Tefsîri, XXV, 68.
  20. Taberî Tefsîri, XXV, 68.
  21. Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2185. (Tirmizî bu hadisin Garib olduğunu söylemiştir. Elbânî ise hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Camii’s-Sağîr, VI, 358, hn: 8012)
  22. Tirmizî, Fiten, bab: 38, hn: 2212. (Tirmizî bu hadisin Garib olduğunu söylemiştir.)
  23. Müslim, Fiten, bab: 39, 40, hn: 2901; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4311; Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2183; İbni Mâce, Fiten, bab: 25, hn: 4041; bab: 28, hn: 4055; Müsned, İmam Ahmed, IV, 6, 7. (Tirmizî, bu konuda Hz. Ali’den, Ebû Hureyre’den, Ummu Seleme’den ve Safiyye’den de hadisler rivayet edildiğini, bu hadisin Hasen ve Sahîh olduğunu söylemiştir.)
  24. İbni Mâce, Fiten, bab: 29, hn: 4059. (Elbânî hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Câmii’s-Sağîr, III, 13, hn: 2853)
  25. Müsned, İmam Ahmed, III, 483; V, 31. (Heysemî bu hadisi İmam Ahmed, Taberânî, Ebû Ya`lâ ve Bezzar’ın rivayet ettiklerini, ravilerinin güvenilen raviler olduklarını söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 9)
  26. Müsned, İmam Ahmed, VI, 378, 379. (Elbânî bu hadisin senedinin Hasen olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Camii’s-Sağîr, I, 228, hn: 631; Silsiletu’l-Ehâdisi’s-Sahîha, III, 340, hn: 1355)
  27. İbni Mâce, Fiten, bab: 22, hn: 4020. (Elbânî hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Camii’s-Sağîr, V, 105, hn: 5330)
  28. Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 10, hn: 4307.
  29. Tirmizî, Fiten, bab: 38, hn: 2210. (Tirmizî bu hadisin Garib olduğunu söylemiştir.)
  30. Bkz. Tirmizî, Fiten, bab: 38, hn: 2211.