İslam Tarihi, her dönemde zuhur eden dâhili ve harici düşmanların kirli tuzak ve hilelerini geniş sayfasında saklayan bir kitap gibidir. İnsanların yolunu aydınlatmak, Rablerinden gelen haberleri insanlık âleminin ilmine bırakmak, onlara en güzel örnekliği sergilemek için gelen Peygamberler -çok azı müstesna- ışıktan korkan yarasalar kabilindeki insanların tepkileri ile karşılaşmışlardır.

Allah’ın elçilerinin temiz dudakları arasından akan vahyi ya kirli elleriyle ya da necis dilleri ile engellemeye çalışmışlardır. Peygamberler hayra anahtar olup şerre kilit olmanın mücadelesini verirken, heva ve heveslerini ilah edinenler bunun tam tersini yapıp şerre anahtar, hayra kilit olmaya çalışmışlar. Cereyan eden hak ve batıl savaşında genel anlamda zafer, hakkın taraftarlarına ait olurken özelde bu bazen hakka, bazen de batıla isabet etmiştir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ, 1500 yıl önce insanlığın bağrına Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i ve onun üzerinden Kur’an’ı Kerimi bir nimet olarak bıraktı. Şirkin ve küfrün dumanı ile kirletilmiş âdemoğlunun kalbini, bedenini ve zihniyetini ancak kendisine vahyedilen bir Peygamber temizleyebilirdi. Bunun için seçilmişti Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem… O kendisini, şeytan ve dostlarına köle haline getirilmiş, nefsinin arzu ve isteklerine uyarak hayvanlar seviyesinden de daha alt bir tabakaya düşmüş, insan olmanın onuru elinden alınmışlara adamış ve onların ıslahı için rahatını terk etmiş bir Peygamberdir.  “Benimle insanların durumu ateş yakan bir insanın durumuna benzer: Ateş yanıp etrafı aydınlatınca uçan böcekler ve diğer haşerat (yaratılışları gereği) kendilerini ateşe atmaya başlar. Adam (merhametinden dolayı) onları uzaklaştırmaya çalışır. Fakat onlar adamın elinden kurtulur ve ateşe atılırlar. (Aynı şekilde) bende sizi ateşten çekebilmek için eteklerinizden tutup asılıyorum. ‘Buraya gelin! Ateşten uzaklaşın!’ diyorum. Siz ise elimden kurtulup ona atılıyorsunuz.” (1) Diyerek cehennem ateşine odun olmak isteyenleri, cennet bahçesine gül yapmak isteyen bir peygamberdir Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem.  “Benim ile Allah tarafından yerine getirilmekle görevlendirildiğim vazifenin örneği şudur: Bir adam kendi milletine ve yakınlarına gelerek, ‘Ey kavmim! Ben düşman ordusunu şu iki gözümle gördüm. İşte ben apaçık bir uyarıcıyım. Haydi, kaçın kurtulun!’ diye bağırır. Onu duyan halkının bir kısmı sözlerine inanır ve gece vakti hemen yola çıkarlar. Fazla telaşa kapılmadan yürüyüp gider ve kurtulurlar. Diğer kısmı ise onun sözüne inanmaz, bir yere kıpırdamazlar. Düşman ordusu ise sabah erkenden baskın verir. Hepsini yok ederek köklerini kurutur. İşte Bana itaat ederek getirdiğim dine tâbi olan kimselerle, Bana karşı gelen ve getirdiğim Hakkı (apaçık gerçekleri) yalanlayan kimselerin hali ve örneği budur.” (2) Diyerek insanların önüne hakkı ve batılı apaçık bildirip akıbetleri hakkında bilgi veren bir peygamberdir Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem.

Ama ne hazindir ki, kendisinden önceki peygamberlere isabet eden düşmanlık Onun da kaderine isabet etmiştir. En yakınından başlayıp en uzaklara taşıdığı İslam Davasında hep acıyı yudumlamıştır sallallahu aleyhi ve sellem. “Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.” (Âl-i İmran; 186) sözlerinin sahibi Allah azze ve celle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin başına gelecek olanları bir bir bildiriyordu. Bu acı su, bazen kâfirler eliyle, bazen ehli kitap eliyle, bazen müşrikler bazı zaman da münafıklar eliyle kendisine içiriliyordu. Düşmanları o, kabrine girene kadar rahat yüzü göstermeme adına bir anlaşmanın içindeydi İblis ile.

Peki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettikten sonra bu kin ve buğz bitti mi? Düşman elini ve dilini ondan çekti mi? Kesinlikle hayır. Onun vefatından sonra dahi iç ve dış düşmanlar ona dil uzatmaktan, hakaret etmekten, kalemleri ile incitmekten geri durmadılar ve durmayacaklar. “Onun söylemediği şeyleri ona söyletmek isteyen ve onun adına hadis uyduranlar olmuş.. Onun söz ve davranışlarını yanlış yorumlayarak mesajını tahrif etmek isteyenler olmuş.. Şeytan ayetleri uydurmacalarıyla onun mesajına leke sürmek isteyenler olmuş.. Hz. Aişe başta olmak üzere onun aile fertleri hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olmuş.. Onun Kur’ân ahlakını ve sünnetini tamamen yahut kısmen yürürlükten kaldırmak isteyenler olmuş.. Onun ezanını susturmak isteyenler olmuş.. vs.” (3) Bunlar varolmaya da devam edecekler. Tıpkı “Charlie Hebdo” ve onun yerli iş birlikçisi “Özgür Gündem Gazetesi” gibi. Necis ellerini ve kirli dillerini Allah Rasûlünü ve taşıdığı mesajı karalamak için kullanan zevatlar, “Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (Âraf; 176-179) ayetlerinin enselerinde bir el gibi durduğunu bilmeleri gerekmektedir.

Allah Rasulünün “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözünü söyleyip bir taraftan da kadını sömürdüğünü iddia etmeye çalışan kirli beyinlerin, kadını ne hale getirdiğini apaçık görmekteyiz.
Peki, asıl maksat nedir? Bu da gündüzün aydınlığı gibi apaçıktır; “Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.” (En’am; 33)

————————-

1.  Müslim, Fedail: 18, Rikak: 26.
2. Buharî, Rikak: 26, İtisam: 2; Müslim, Fezail: 16.
3.  Prof. Dr. Ali Akpınar