İslam, yaratılanların dünya hayatında kendilerine verilen ömürlerini iman ve amel dairesinde geçirmelerini talep eder. Bu hususu gerçekleştirmede insanın en büyük rehberi Kur’an ve hayatı bizlere örneklik teşkil eden Hz. Peygamber’dir. Peygamberimizin örnekliği ise kendisine ittiba eden sahabenin hayatlarında çeşitli şekillerde vuku bulmuştur. Diğer bir ifade ile ashab-ı kiram, Kur’an’ı ve Peygamberimizin sünnetini yaşayarak, hayatlarında tatbik ederek kendilerinden sonra gelen ümmete rehberlik etmişlerdir. Öyle ki, hayatlarının her aşaması Kur’an’ın inzali ile şekillenmiş, Hz. Peygamber’in varlığıyla yön bulmuştur. Bu anlamda onların hayatından örneklik teşkil eden bir kesiti sizlerin gündeminize sunmak istiyoruz. Rabbim istifade etmeyi nasip etsin.

Ebu İmran Eslem b. Yezid’ten radılallahu anh rivayet edildiğine göre, o şöyle anlatıyor: “Biz İstanbul’u fetih için Medine’den savaşa çıktık. Cemaatin başında Abdurrahman b. Halid b. el-Velid vardı. Rumlar sırtlarını (İstanbul) şehrinin surlarına dayamışlardı. Derken bizden bir adam düşman saflarına daldı. Bunun üzerine halk “Vazgeç, vazgeç! lâilahe illallah kendi elleriyle kendini tehlikeye atıyor!” diye feryada başladı. (Bunu gören) Ebû Eyyûb el-Ensârî dedi ki: “Bu âyet biz Ensâr topluluğu hakkında indi. Allah, Peygamberine yardım edip İslâmı muzaffer kılınca (kendi kendimize); “Haydi gelin mallarımızın başında duralım, onları düzene koyalım” demiştik. Bunun üzerine Yüce Allah; “Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” ayetini indirdi. (Kendi) elimizle kendimizi tehlikeye atmak, mallarımızın başında onları düzene koymakla uğraşmamız ve cihâdı terk etmemiz, demektir.” Ebu İmran dedi ki: Ebu Eyyub (Şehid olup da) İstanbul’a defn edilinceye kadar cihada devam etti.” (1) Huzeyfe b.  Yeman’dan  radılallahu anh gelen bir rivayette ise ayetin Allah yolunda infak hakkında inzal olduğu bilgisi yer almaktadır. (2) İbn Cerir ve İbnü’l-Münzir’in sahih bir isnadla aktardığı başka bir rivayette ise, Müdrik b. Avf şöyle anlatıyor: “Ben Ömer’in radılallahu anh yanında idim. O’na ‘Benim bir komşum var. Savaş düşman saflarına atıldı ve şehid oldu. İnsanlar onun kendi eliyle kendisini tehlikeye attığını söylediler.’ dedim. O ise, insanların hata ettiğini, komşumun dünya karşılığında ahireti satın aldığını söyledi.” (3)

Yukarıda aktarılan rivayetler çerçevesinde bazı hususlara kısaca değinilebilir. Rivayetlerde en dikkat çekici husus, Allah yolunda infaktan ve cihattan vazgeçerek dünyalık malların ıslahı için gayret etmenin, kişinin kendi eli ile kendisini tehlikeye atmış olmasıdır. Kendi eli ile kendini tehlikeye atmak mecazi bir anlatımdır. El ile vücudun bir kısmı zikredilerek tamamı kastedilir. Tehlike kelimesi ise helak manasına gelir. Bu kelime ile cimrilik kastedilmiştir. (4) Buna göre, Allah yolunda infaktan geri durarak dünya hayatına dalan kişinin kendi kendisini helake sürüklediği ifade edilmek istenmektedir. Rivayetlerin gösterdiği delalet üzere ayetlerin anlamı anlaşılmış olur. Ancak dikkat çekmek istediğimiz asıl konu, inzal olan ayetlerin Ensar’ı şiddetli bir şekilde uyarmasıdır. Ensar efendilerimiz, İslam’ın en zor günlerinde Mekkeli muhacirleri bağırlarına basmış, yurtlarını onlara açmış, mallarını onlarla paylaşmışlar kimselerdir. Müslümanların girdiği her savaşta en önde yer almış, dünya hayatını bırakıp Hz. Peygamber’i kendileri için tercih etmiş seçkin bir topluluktur. Hayatlarını ve mallarını Allah yolunda sarf eden bir topluluk için gelen bu uyarıyı daha dikkat çekici kılan, onların mallarına çeki düzen vermek istediği anın dinin muzaffer olduğu, Müslümanların çoğaldığı ve Allah’ın yardımını indirdiği zaman dilimi olmasıdır. Ayrıca mallarına yöneldikleri süre çok kısa bir vakti kapsamaktadır. Şarihlerin ifadesi ile onları bir uyuklama almış ve infaktan geri kalmışlardır. (5) Bu uyarıyla ensar, Allah yolunda cihadda ve mallarını infakta daim olmuşlardır. Bunun en güzel örneği ise, Hz. Peygamberle tüm savaşlarına iştirak eden Ebu Eyyüb el-Ensari’nin doksan küsur yaşlarında İstanbul’un fethi için geldiği topraklarda vefat etmiş olmasıdır.

Tüm bu bilgiler bir arada düşünüldüğünde Allah yolunda olmanın ve infak etmenin gerekliliği mümin için hayatın her anında var olmalıdır. Ancak bu şekilde tehliken, helakten kurtulmak mümkündür. Aksi takdirde kişi, bilerek kendi eliyle kendini helake sürükleyecektir. Burada bir hususa da işaret etmek de fayda vardır. Kişi dünya hayatından tamamen yüz mü çevirmeli, çalışmayı, maişetini sürdürmek için gayret etmeyi terk mi etmelidir? Tabi ki bu doğru değildir, zira İslam dini insanın dünya hayatında mal sahibi olmasını, ailesi için rızık peşinde koşmasını talep eder. Rivayetlerden de anlaşılacağı üzere dikkat edilmesi gereken husus, Allah’ın verdiği rızıktan kendi yolunda infak edilmesidir. Dünya hayatı ön plana konarak ihtiyaç sahabi, mazlum Müslümanların yardımından uzak kalmak, Allah yolunda cihad arka plana atılarak dünya hayatını tercih etmek uyarıyı gerektiren bir durumdur. Öyle ki Müslüman bireyden istenen bu hususlar onun durumunun en iyi olduğu, dünyanın kendisine açıldığı, işlerinin iyi gittiği anda en büyük imtihan olmaktadır. Bu anda infakta bulunmak, mücadeleden geri kalmamak en büyük erdem, Allah yolunda atılan en büyük adımlardandır. Ve infak eden Müslüman için en büyük berekettir. Allah azze ve celle bu yolda ayaklarımızı sabit kılsın, imtihan anında dik durabilmeyi bizlere nasip etsin.

Konumuzla ilgili verilen rivayetler bağlamında bazı faydalara işaret ederek yazımızı tamamlayabiliriz. Kur’an’ın lafzını anlamada, Hz. Peygamber’in somut örneği ve ashabın uygulaması son derece önemlidir. Zira sahabeden bir kuşak sonra gelen nesil, ayetin sebeb-i nüzulünü bilmediği için yanlış bir tevile düşmüşlerdir. Bu anlamda lafza verilecek bana somut bir karşılığın olmasını gerekli kılar, bu da Hz. Peygamber’in ve ashabının örnekliğinde görülmektedir. Diğer bir husus ise,  bazı sahabilerin hadisleri gelişen bazı olaylara binaen aktarmasıdır. Ancak hadisleri çokça rivayet eden sahâbiler, daha sistematik bir usulü takip etmişlerdir. Bu aynı zamanda hadislerin sahabilerden tarafından nasıl rivayet edildiğine de işaret etmektedir.

 

————————-

  1. Ebû Dâvud, Cihad, 22. Ayrıca bkz. Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 2.
  2. Buhârî, Tefsîru’l-Kur’ân, 33.
  3. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Beyrut, Daru’l-Fikr, 2007, IX, 32.
  4. İbnü’l-Cevzî, Keşfü’l-müşkil mim hadisi’s-Sahihayn, Riyad, Daru’l-Vatan, I, 386.
  5. Bedreddin Aynî, Umdetü’l-kârî, Beyrut, Daru Türasi’l-Arabî, XVIII, 110.