Hamd Yüce Kur’an da “Müminler ancak kardeştir”(1) buyuran Allah’a, salât ve selâm ise “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”şeklinde buyurup bu hususun daha bir anlaşılır olması için iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetleyen efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun.
Bugün ümmet olarak bölük pörçük bir halde olmamızın ve Hz. Peygamber aleyhisselâmın da haber verdiği üzere çok olmamıza rağmen su üzerindeki çerçöp misali darmadağınık bir halde bulunmamızın en büyük sebebi Müslümanlar olarak bizlere emanet edilen hayat kitabımızdan ve Rasulümüz sallallahu aleyhi ve sellem’in yolundan ayrılmış olmamız ve bu ikisini kendimize rehber edinmememizdir.
Sahabenin radıyallahu anhum naslara mutlak teslimiyeti ve her emre “işittik ve itaat ettik” demeleri, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine sormuş olduğu en basit meselelere dahi “Allah ve Rasulü daha iyi bilir” demeleri, bir Hz. Ömer radıyallahu anh gibi Allah azze ve celle’nin ayetleri okunduğunda çokça duran “vakkaf” olmaları, kendilerine bildirilen her hususa mutlak olarak itaat etmeleri, sorgusuz sualsiz teslim olmaları, dünyada değer vermiş oldukları eş, çocuk, ana-baba, mal-mülk, servet ve daha nice şeylerden hatta ve hatta kendi canlarından daha fazla Rasulullah aleyhisselâma ve tebliğ etmiş olduğu dine değer vermeleri , en sıkıntılı anlarında, hatta ölüm esnasında dahi kendi çektiklerini unutup “Onun ayağına bir dikenin batmasına dahi razı olmam” ve “ saçlarım sayısınca başım olsa yine de onun yoluna feda olsun” demeleri, ona olan sevgilerinive teslimiyetlerini “Anam- babam sana feda olsun Ya Rasulallah” diyerek izhar etmeleri ve burada zikretmediğimiz daha niceleri onları gerçek iman edenler zümresine dahil etmiş bu sebeplede Yüce rabbimiz Kuran’ı Keriminde onlar hakkında “Allah onlardan razı olmuş, onlarda Allah’tan razı olmuşlardır”(2) şeklinde buyurmuştur.
Bugün bu hale gelmemizin ve kardeşliğimizin istenilen derecede bir sahabe neslindeki gibi olmayışının sebeplerini maddeler halinde sıralamak mümkündür. Tabi burada bahsedeceğimiz hususlar zikretmek istediklerimizin cüz’i bir kısmını teşkil etmektedir. Daha detaylı bilgi edinmek bu konuyu kendine dert edinen ve bu meseleye hassasiyetle yaklaşan dava erlerinin meselesidir. Ümmetin silkinmesini ve kendisini düzeltmesini isteyen her fert önce kendi silkinmeli ve üzerine bulaşmış olan tembellik, vurdumduymazlık ve bencillik kirlerinden bir an önce kurtulmalıdır. Unutulmamalıdır ki ümmeti oluşturan fertlerdir. Bir tek ferdin ilk adımı atması Allah’ın izniyle bu yola çıkışın başladığını ve bu uğurda gayret gösterenlerin bulunduğunu ortaya koyacaktır.
Kardeşlik Hukukunu Bilmemek: Bu mesele konunun bir nevi özetini oluşturmaktadır. İlimsizlik, Allahu Teâlâ’nın vahye ilk başlangıcında değinmiş olduğu temel bir husustur. “İkra (Oku) buyurması ve tevhidin temelini oluşturan meselede dahi “bil ki” şeklinde başlaması bilip öğrenmeye, okuyup anlamaya, amel edip herkesin yaşaması için tebliğ etmeyeduyduğumuz ihtiyacı gözler önüne sermektedir.
Birbirimizin Derdiyle Dertlenmemek: Bu konunun önemine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem  efendimiz şöyle değinmektedir:
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(3)
Kardeşlerimize Kâfire Duymamız Gereken Öfke ve Kinden Daha Fazla Bir Şekilde Buğzedip Öfkelenmemiz: Oysa Yüce Rabbimiz “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında Merhametlidirler.”(4) buyurmakta iken maalesef bugünün Müslümanları kafirlerle işbirliği içine girerken kendi dindaşlarına karşı komplolar ve tuzaklar kurmakla meşgul oluyor, onlara zarar vermek için bir takım kararlar alıyor ve sözde din alimlerini! kullanarak fetvalar çıkarabiliyorlar. Dünya üzerindeki sözde Müslüman! yöneticilerin birçoğunun hali ortadadır kendi halklarına karşı kafirlerle işbirliği içine girdiklerini görmek her akıl sahibi insan için hiç de zor değildir. Ancak bilinmelidir ki Yüce Rabbimiz bunun hesabını ahirette soracağı gibi dünyada da elbette ki soracaktır. İnşallah Rabbimiz yüce Allah, samimi Müslümanların gönüllerine su serpecek, her zalim ve haksızın elbet kendiside bu feci duruma bizzat düşecek ve yaptıklarına hem bu dünyada hem de ahirette pişman olacak, horlanmaya ve aşağılanmaya, rezil ve rüsva olmaya müstahak olacaklardır. Çünkü Müslümanlara yapılan düşmanlık Allah’ın düşmanlığına vesile olacaktır. Nitekim kutsi bir hadiste rabbimiz şöyle buyurmuştur:
“Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim.5
Diğer taraftan naslara teslim olmak kurtuluş için ön önemli reçetedir. Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Gereğini yapmaya gücü yettiği halde öfkesini yenen kimseyi Allah, Kıyamet günü herkesin gözü önünde çağırır, hûriler arasından dilediğini seçmekte  serbest bırakır.”(6)
Şimdi sormak gerekir acaba hangisini tercih etmek gerekir? Tabi ki her Müslüman bu hususta düşünmeksizin ikinci şıkkı tercih edecektir. Bu sebeple Kardeşlerimizle olan ilişkilerimizde daima bu nassı hatırımızda tutmalı ve gereğini yerine getirmeliyiz.
Kardeşinin Sevincine ve Kederine Ortak Olmamak: Kardeş olmanın bir diğer önemli meselesi de bu husustur. Bizim için pek değer ifade etmeyen çok basit bir mesele, karşımızdaki kardeşimiz için pek mühim olabilir. Kardeşimize göstereceğimiz güler yüz, bir selâm, tokalaşma, sarılma, halini hatırını sormak bile hem şer’an, hem de kardeşimiz için çok önemli bir husus olarak görülmektedir.
Bakın bu husus sahabeden Kab. b. Malik radıyallahu anh için nasıl bir önem arz ediyordu. “Sesini duyduğum müjdeci yanıma gelip beni tebrik edince, sırtımdaki elbiseyi de çıkarıp müjdesine karşılık ona giydirdim. Vallahi o gün giyecek başka elbisem yoktu. Emanet bir elbise bulup hemen giydim. Peygamber aleyhisselâm’ı görmek üzere yola koyuldum. Beni grup grup karşılayan sahâbîler tövbemin kabul edilmesi sebebiyle tebrik ediyor ve “Allah Teâlâ’nın seni bağışlaması kutlu olsun” diyorlardı. Nihayet Mescid’e girdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbın ortasında oturuyordu. Talha İbni Ubeydullah hemen ayağa kalktı, koşarak yanıma geldi, elimi sıktı ve beni tebrik etti. Vallahi muhâcirînden ondan başka kimse ayağa kalkmadı.”Râvi der ki, Kâ’b, Talha’nın bu davranışını hiç unutmazdı.7
Allah’ın Bu Dünyada Bizleri Birbirimiz İçin Bir Vesile Kıldığını Unutmak: Vücudun herhangi bir azası nasıl ki tek başına hiçbir işe yaramıyorsa vücudun azalarını oluşturan Müslümanların da birbirlerinden bağımsız ve ayrı olabileceğini zannetmek büyük bir gaflettir. Yaşamımızın daha güzel bir şekilde huzurlu, sakin ve mutlu olarak devam etmesinden tutunda rızık teminine varıncaya kadar bu husus geçerlidir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah size yardım edip rızık veriyorsa, bu, aranızdaki zayıflar sâyesinde değil midir?”(8)
“Fakirleri kollayıp gözetiniz. Aranızdaki zayıflar sâyesinde Allah’dan yardım görüp rızıklandığınızdan şüpheniz olmasın.”(9)
Enes radıyallahuanh şöyle dedi:
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri (ilim öğrenmek için) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelir, diğeri de (geçimlerini temin için) çalışırdı. (Bir gün) çalışan kardeş, ötekini Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da:
– “Belki de sen, onun yüzünden iş buluyor, rızıklandırılıyorsun” buyurdu.(10)
Kendimize Salih Kardeşler Edinmemek: Toplum içinde facir ve günahkâr olanlarla birlikte olmak ve onları dost edinmek bu konuda onlarla aynı muameleye tabi tutulmaya sebep olur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda şöyle buyurmuştur.
“Allahu Teâlâ bir kavme azâb gönderdiği zaman, o azâb orada bulunanların hepsine erişir. Sonra da herkes amellerine göre yeniden diriltilir.”(11)
Ve yine – “Kişi, kıyamet gününde, sevdikleriyle beraberdir.”(12) buyurması da göstermektedir ki bu ilişki sadece dünya ile sınırlı kalmamakta ahirette de birlikte olmayı gerektirmektedir. Bu sebeple Hem dünyamızın hem de ahiretimizin selâmeti için kendimize salih arkadaşlar edinmek zorundayız.
Kendimizi Günahlardan ve Kötülüklerden Uzak TutabilmeninAncak Kardeşlerimizle Bir AradaOlmakla Mümkün Olabileceği Gerçeğini İdrak Edememek:
Hepimiz tarafından bilinen katilulmie (yüz kişiyi öldüren adam) hadisinde olduğu gibi günah ne kadar büyük olursa olsun nasuh tevbeyle birlikte fıskı fücurdan uzaklaşıp salih insanlarla ve Müslüman kardeşlerle birlikte olmak kişinin mağfiret edilmesine sebep olur. Nitekim hadisteki bu şahıs yüz kişiyi öldürdüğünü söyleyip tövbesinin kabul olup olmayacağını sorduğu zaman, Âlim olan zat bakın nasıl bir cevap vermişti.
“Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allahu Teâlâ’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi.”(13)
Bu âlimin günahkâr adama “Sakın memleketine dönme! Zira orası fena bir yerdir” şeklindeki tavsiyesi de pek önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. “Üzüm üzüme baka baka kararır” atasözünün de ifade ettiği gibi, kötü insanların çoğunlukta olduğu bir yerde yaşayan, ahlâkı bozulmuş kimselerle düşüp kalkmaya devam eden kimsenin, onların fena tesirinden kurtulması pektekolay değildir. Şu hâlde iyiye, doğruya ve güzele ulaşmak isteyen birinin, içinde yaşadığı kötü çevreyi mutlaka terk etmesi gerekir. O halde bugün namaza başlayıp bir müddet sonra bırakankişilerinbu netice ile karşılaşmalarının altında yatan temel sebebi daha önceki cahiliyaşantılarından ve cahiliyye arkadaşlarından uzaklaşmamaları şeklinde izah etmek mümkündür.
Kardeşlerimize Nasihat Etmeyi Terk Etmemiz:
Nasihatleşmeyi terk etmemiz Allah muhafaza etsin dini hassasiyetlerden uzaklaşmaya, birbirimizin kanını helal görmeye ve sonuçta helake uğrayanlardan olmaya sebep olur.
İbniMes’ûdradıyallahuanh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İsrailoğulları arasında dinden sapma, ilk defa şöyle başladı:
Bir adam bir başka adama rastlar ve:
Bana baksana! Allah’dan kork ve yapmakta olduğun şeyi terket. Çünkü bu sana helâl değildir, derdi. Ertesi gün, aynı işi yaparken o adamla tekrar karşılaşır ve kendisini yaptığı kötü işten nehyetmediği gibi, onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allahu Teâlâ kalblerini birbirine benzetti. Sonra Rasûl-i Ekrem şu âyeti okudu:
“İsrâiloğullarından kâfir olanlar Dâvud’un ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, başkaldırmaları ve aşırı gitmeleriydi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi! Onlardan çoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlara âhiret hayatı için hazırladığı şeyler ne kötüdür! Allah onlara gazab etmiştir, onlar azab içinde temelli kalacaklardır. Eğer Allah’a Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir”(14)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu âyetleri okuduktan sonra şöyle buyurdu:
“Hayır, Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zâlimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalblerinizi birbirine benzetir, sonra da İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder.”
Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Tefsîrusûre (5), 6, 7
Müslüman Kardeşlerimize Yardım Etmemek ve Onlara Zarar Vermek:
Abdulah İbni Ömer radıyallahuanhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allahu Teâlâ da o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allahu Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”(15)
Ebû Hureyre  radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:
“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin salih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.”16
Ebû’d-Derdâ radıyallahuanh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kim, (din) kardeşinin  ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur.”(17)
Namazda Safı Düzgün Tutmamanın Kardeşliğe Olan Tesiri:
Günlük hayatın bir provası gibi olan namaz amelinde dahi Allahu Teala bizlerin aynı safta, sağa sola meyletmemiş bir halde dümdüz bir şekilde olmamızı Rasulullah aleyhisselam vasıtasıyla bildirmiş iken nasıl oluyor da bizler bugün farklı kulvarlarda farklı yönlere gidebiliyor ve birbirimize sırtımızı dönebiliyoruz ? Aynı kıbleye yönelen insanların sırtları ve yönleri nasıl oluyor da farklı yönlere kayabiliyor? Yoksa kıbleler mi değişiyor? Namaz gibi bir amelde dahi huzuru ilahi de birarada bulunamayanların günlük yaşantıda bir arada olabileceğini zannetmek asla mümkün değildir. Nitekim hadisi şerifte efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da Allahu Teâlâ sizin aranıza düşmanlık, buğz ve kalblerinize ihtilâf koyar da birbirinizden yüz çevirirsiniz.”(18)
Müslim’in bir başka rivâyeti şöyledir:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sanki okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi bir gün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Ey Allah’ın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da Allahu Teâlâ sizin aranıza düşmanlık, buğz ve kalblerinize ihtilâf koyar da birbirinize yüz çevirirsiniz.”(19)
Kardeşine Yalan Söylemek, Sözünü Tutmamak ve Emanete Hıyanet Etmek:
Maalesef günümüzde ismi vedış görünüşü Müslüman olan bazı insanların düşünce dünyasına nifak bulaşmış ve bununla yaşamaktan hiçbir rahatsızlık duymaz bir halde olmuşlardır. Bu hali neredeyse bir meziyet ve uyanıklıkmış gibi algılayarak çevresindeki kişilere zarar veren bazı insanları görmek mümkündür. Oysa bu bir münafıklık alametidir ki Müslümanlardan hiçbirisi hakkında asla kabul edilmesi mümkün olmayan vasıflardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.”(20)
Bir rivayette: “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse bile” buyurulur.(21)
İbni Mes’ûd, İbni Ömer ve Enes radıyallahu anhum’dan rivayet olunduğuna göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ahdini bozan herkes için kıyamet günü bir bayrak dikilip bu falanın vefâsızlık alâmetidir diye ilân olunacaktır.”(22)
Birbirimizi Allah Rızası İçin Sevmemek:
Kardeşlik ilişkilerinin dünyevi ve maddi menfaatler uğruna olduğu bir yerde asla gerçek kardeşlikten söz edilemez. İnsanların bazı menfaatler uğruna birbirlerine sahte tebessümlerde bulunduğu ve çıkarların devam ettiği müddetçe devam eden ilişkilerin yaşandığı kalleşlikler kardeşlik kabul edilemezler. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!”(23)
Muâz radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi:
Allah Teâlâ; “Benim rızâm uğrunda  birbirlerini sevenler için peygamberlerin  ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır” buyurmuştur.(24)
Kendimiz İçin Sevip İstediğimiz Şeyleri Kardeşlerimiz İçinde İstememek:
Kafirlerin ellerinde bulunan dünyevi bazı menfaatlere karşı hırs göstermeyen kişilerin kardeşlerinde bulunan nimetlere karşı haset etmeleri ve onları kıskanarak ellerindeki nimetlerin zevalini arzulamaları da bu ilişkilerin zarar görmesine neden olur. Oysa karındaş olanların sıkışıklıktan rahatsız olarak kendi rahatı uğruna kardeşini tekmelemesi ve ondan kurtulmak istemesi gerçek kardeşlere asla yakışmayan bir davranıştır. Enes radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”(25)
Kardeşlerine Karşı Sorumlu Olduğu Hakları Yerine Getirmemek:
Kardeşlik hukuku ile ilgili olarak bize tavsiye edilen naslardaki hususlara kör ve sağır kalmak ve onları hayata aksettirmemekte bu ilişkilerin bozulmasına sebep olacaktır. Nitekim EbûHureyre  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek,  cenazeye iştirak etmek, dâvete icabet etmek, aksırana “yerhamukellah” demek.”(26)
Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse git, senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca Allah’a hamdederse yerhamukellah de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinin ardından git.”(27)
Bununla beraber kardeşlerimizle güzel geçinmemek, bizleri ilgilendirmeyen meselelere dalarak gıybetin, iftiranın ve tecessüsün içine girmek, ayıp ve kusur araştırmak, Müslümanların ırzları ve namusları hususunda dilini ve elini muhafaza etmemek, haksız olduğumuz meselelerde dahi nefsi ve indî hareket etmek, hakkı söylemekten çekinmek, kınayıcıların kınamasından korkmak, yanı başımızda işlenen kötülüklere engel olmamak, münafıklara has olan hasletlere sahip olmak, ahdine ve vadine sadık olmamak, ticaretinde ve insanlarla olan ilişkilerinde güvenilir olmamak, kardeşlerine karşı cimri olmak, kendisine ait olmayan şeylere el uzatmak, borcuna sadık olmamak, borcunu istemede aşırıya gitmek, kardeşlerine merhamet etmemek, kardeşine ikramda bulunmamak, malından kardeşleri için infak etmemek, kardeşlerine karşı kibirli davranmak ve onları küçük görmek, kötü huylu ve geçimsiz olmak, nefsi için intikam almak, yaptığı iyilikleri başa kakmak, kardeşine sövmek ve lanet etmek, Müslümanların arasında söz taşımak, koğuculuk yapmak, söylediği ve nakledeceği sözü araştırıp incelemeden söylemek, kardeşine küsmek, hased etmek, haksız yere sui zanda bulunmak, kardeşinin başına gelen musibetlere sevinmek, kardeşine eziyet verecek şeylerle meşgul olmak, kardeşine kâfir demek (tekfir etmek), kalbine gelen vesveselere ve dünyanın hırsına kapılmak gibi hususların tümü kardeşlik ilişkilerine zarar veren diğer hususlardır.
Rabbim bizleri bu kötü hasletlerin cümlesinden uzak duran ve kardeşlerine karşı yerine getirmesi gereken hususlara riayet eden müminlerden eylesin. Hem dünyada hem de ahirette kardeşlerimizle birlikte rabbimizin nimetleri içinde bulunmayı bizlere nasip etsin. Selâm ve dua ile.
————————————————-
1. Hucurat:10
2. Beyyine:8
3. Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66
4. Fetih 29
5. Buhârî, Rikak 38
6. Ebû Dâvûd, Edeb3 ; Tirmizî, Birr 74; Kıyâmet 48. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 18
7. Buhârî, Megâzî 79; Müslim, Tevbe 53. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîrusûre (9)
8. Buhârî, Cihâd 7
9. Ebû Dâvûd, Cihâd 70. Ayrıca bk. Tirmizî, Cihâd 24; Nesâî, Cihâd 43
10. Tirmizî, Zühd 33
11. Buhârî, Fiten 19; Müslim, Cennet 84
12. Tirmizî, Daavât 98. Ayrıca bk. Tirmizî, Tahâret, 71; Nesâî, Tahâret 97, 113; İbni Mâce, Fiten 32
13. Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48
14. Mâide sûresi (5), 77-81.
15. Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbniMâce, Mukaddime 17
16. Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48
17. Tirmizî, Birr 20
18. Buhârî, Ezân 71; Müslim, Salât 127. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; Tirmizî, Mevâkît 53; İbn Mace, İkâme 50
19. Müslim, Salât 128
20. Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Buhârî, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Mezâlim 17, Cizye 17,Edeb 69; Tirmizî, Îmân 14
21. (Müslim Îmân 109).
22. Buhârî, Cizye 22, Edeb 99, Hiyel 99; Müslim, Cihâd 11-17. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 150; Tirmizî, Siyer 28; İbni Mâce, Cihâd 42
23. Müslim, Îmân 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mâce, Mukaddime 9, Edeb 11
24. Tirmizî, Zühd 53
25. Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 59;  Nesâî, Îmân 19, 33; İbnMâce, Mukaddime 9
26. Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Selâm 4. Ayrıca bk. İbn Mâce, Cenâiz 1
27. Müslim, Selâm 5