Şeytan, Âdemoğlunun kalbine yavaş yavaş sızarak oraya yerleşmek ve kalbi tamamen kendi kontrolüne alarak Âdemoğlunu istediği şekilde yönetip yönlendirmek istemektedir. Bunun için de insanın kalbine bazı kapılardan gelmekte ve kalbe giden bir takım yolları bulunmaktadır. Eğer bu kapılar açık tutulursa, şeytanın kalbe nüfuz etmesi gayet kolaylaşır.

Bilinmesi gerekir ki kalp ve çevresi Rahman’ın melekleri ile İblis’in askerlerinin savaş meydanıdır. Her bir kalbin yanında bir melek ve bir de şeytan vardır. Melek sürekli kalbe hayrı ilham edip, onu hayır yollarına ve salih amellere teşvik ederken; şeytan devamlı kalbe şerleri ve kötülükleri fısıldayıp, çeşitli şüpheler ve şehvetlerle kalbi vesveselerle boğmaya çalışır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki şeytanın Âdemoğlun(un kalbine) bir dokunması vardır, meleğin de bir dokunması vardır. Şeytanın dokunmasına gelince, bu şerri va’detmek ve hakkı yalanlamak şeklindedir. Meleğin dokunması ise, hayrı va’detmek ve hakkı tasdik etmek şeklinde meydana gelir. Her kim buna mazhar olursa, bilsin ki bu hali Allah’tandır ve bundan dolayı Allah Teâlâ’ya hamdetsin. Her kim de diğer hale maruz kalırsa, kovulmuş şeytandan Allah Teâlâ’ya sığınsın.” Sonra şu ayeti okudu: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size fahşâyı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bir bolluk va’dediyor. Allah ihsanı bol olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 268)1
Şeytan, Âdemoğlunun kalbine yavaş yavaş sızarak oraya yerleşmek ve kalbi tamamen kendi kontrolüne alarak Âdemoğlunu istediği şekilde yönetip yönlendirmek istemektedir. Bunun için de insanın kalbine bazı kapılardan gelmekte ve kalbe giden bir takım yolları bulunmaktadır. Eğer bu kapılar açık tutulursa, şeytanın kalbe nüfuz etmesi gayet kolaylaşır. İşte bunun için şeytanın kalbe nüfuz etme yollarını kapatmak ve şeytanın kendisinden giriş çıkış yaptığı kapıları kilitlemek gerekir. Diğer taraftan meleğin etkisini arttıracak ve onu destekleyip kuvvetlendirecek bazı amellere sarılmak gerekir. İşte kalbi meleğin ilhamlarıyla imâr etmek ve şeytanın dokunuşlarından ve hücumlarından korumak için şu esaslara yapışmak gerekir:
1- Tahkiki ve kâmil bir iman: Daha önce de geniş bir şekilde açıkladığımız gibi kalbi en iyi ıslah ve imâr eden ve kalbi en fazla nurlandıran kâmil bir imandır. İnsan nur’u iman ile âlâ’yı illiyyine çıkar, cennete layık bir kıymet alır. İman hem nurdur, insanın kalbini münevver yapar; hem de muazzam bir kuvvetir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir. İman, insanı insan eder, belki insanı sultan eder. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.2 Şeytanın kalbe hâkim olmasını sağlayan en etkili vesileleri küfür, şirk ve nifaktır. Bu hastalıklardan arınmış ve kâmil imanın nûruyla aydınlanmış bir kalbin ışığı, sürekli karanlıklar içinde bulunan şeytanın gözlerini kör edecek kadar kuvvetlidir.
2- Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’e sarılmak: Kur’an-ı Kerim imanı arttırarak kemâle erdirir ve kalbi yumuşatıp kalpteki her türlü kasveti giderir. Kur’an-ı Kerim ayetleri kalbe işledikçe, şeytanın kalbe atmış olduğu bütün şüpheleri ve şehvetleri yakıp yokeder ve kalbi paklayıp Rahmanî feyizlere layık hâle getirir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rabblerine karşı içleri titreyerek korku duyanların ondan derileri ürperir. Sonra da onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete eriştirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösteren yoktur.” (Zümer, 23)
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfâl, 2)
Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla tilavet etmeli, onunla amel etmek için gereği gibi okumalıdır. Böylece Kur’an kal’asına girerek kendini şeytanın her türlü tesirinden korumaya almalısın ve Kur’an eczahanesinde bulunan ilaçlarla kalbini tedavi ederek ıslah etmelisin.
3- Zikir: Allah Teâlâ’yı zikretmek kalbin cilasıdır. Zikir, kalbin ve ruhun en kuvvetli gıdasıdır. Zikir kalbi uyanık hâle getirerek, gafleti izâle eder. Şeytanın, Âdemoğlunun kalbine kendisinden girdiği en büyük kapılarından biri de gaflet olduğuna göre; kalbi teyakkuz hâline sokan zikir, şeytana karşı girilecek en sağlam kaledir. Kalbin en fazla güvende olduğu an, Allah’ın zikredildiği vakittir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Dikkat edin, gerçekten kalpler, ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.” (Ra’d, 28)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “…Ve ben size Allah’ı pek çok zikretmenizi emrediyorum. Bunun (zikrin) örneği şöyle bir adama benzer ki, düşmanlar hızlı bir şekilde onu takibe koyulduklarında o, sapasağlam ve korunaklı bir kaleye gelip kendisini o kalede korudu. İşte kul da ancak Allah’ı zikretmekle şeytandan kendisini koruyup kurtulabilir.”3
Said b. Cübeyr, Abdullah b. Abbas’tan yüce Allah’ın: “Vesvese veren, o sinsi ve sinici olanın şerrinden” (Nas, 4) buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: “Şeytan Âdemoğlunun, kalbi üzerinde oturur. Yanılır ve geflete düşerse ona vesvese verir; Allah’ı zikredecek olursa, hemen geri çekilip siner.”4
4- Günahlardan sakınmak: Şeytanın kalbe nüfuz ettiği kapıların başında ma’siyetler kapısı gelmektedir. Bundan dolayı bid’atlerden, günahlardan ve özellikle de kalbi hastalıklar olan riya, ucub, kibir ve hased gibi zehirleyici ma’siyetlerden sakınmak gerekir. Çünkü ma’siyetler kalbi karartarak harabeye çevirir ve imanın nûrunu söndürür. Böylece şeytan surları yıkılmış, nûru sönmüş böyle bir kalbe rahatlıkla girip ifsad eder. Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kul bir günah işlediği zaman, onun kalbinde (bu günahı) siyah bir nokta meydana getirir. Şayet kul bu günahtan vazgeçer, istiğfar edip tevbe ederse, kalbi yine arındırılıp parlatılır. Eğer kul günah işlemeye devam ederse, siyah noktalar arttırılır ve öyle bir hâle gelir ki, bu siyahlık kalbini tamamen kaplar (ve kalbi simsiyah kesilir). İşte bu, Allah Teâlâ’nın zikrettiği (kalbi kaplayan) perdedir: “Hayır; aksine onların kazandıkları kalplerini örtmüştür.” (Mutaffifin, 14)5
5- Ahireti dünyaya tercih etmek: Ahiret ile dünya iki kuma gibidirler. Birinin imâr edilmesi ve rızasının gözetilmesi durumunda diğeri muhakkak harap olacaktır. Bundan dolayı Allah’ın rızasını ve sevgisini isteyen mü’min, dünyası harap olsa bile ahiretini imâr etme gayreti içerisinde olmalıdır. Dünyayı, Allah Teâlâ’nın esmâ ve sıfatını kendisinde müşahede ettiği bir sergi ve salih ameller işleyerek ahiretteki derecelerini yükseltmeye vesile olan bir uhrevi ticarethane ve ahirette devşirilmek üzere salih amellerin ekildiği bir mezraa olarak kabul eder. Yoksa sırf dünyevi olan fâni yönüne asla değer vermez. Mü’min bilir ki: “Dünya sevgisi, her türlü hatanın başı/sebebidir.”6 Yine mü’min bilir ki: “Eğer dünyanın Allah katında bir sinek kanadı kadar değeri olsaydı, kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.”7 Değersiz ve fâni olan bu dünya kâfirlerin oyalanıp eğlendiği geçici bir kervansaraydır.
Bununla beraber şeytanın kalbe nüfuz ettiği en önemli kapılardan biri de dünyadır. Şeytan insanların çoğunu zehirli bir bal suretinde olan cazibedar dünya ile tuzağa düşürür. Kimini mal/para ile, kimini mevki-makam ile ve kimini de kadın fitnesi ile avlar. İşte bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de ve sünnet’i seniyyede bu konuda pek çok uyarıcı nasslar varid olmuştur. Şimdi birkaç tanesini üzerinde düşünerek okuyalım:
“Hayır, (ey insanlar) hayır, siz çabucak geçeni (şu dünyayı) seversiniz; ve ahireti ise bırakırsınız!” (Kıyame, 20-21)
Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; hiç şüphe yok ki (onun için) cehennem varılacak yerin ta kendisidir. Rabbinin huzuruna varmaktan korkup nefsini hevâdan alıkoyana gelince; hiç şüphe yok ki (onun için) cennet, varılacak yerin ta kendisidir.” (Nâziât, 37-41)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki kendimden sonra sizin için (en çok) korktuğum şeylerden biri de dünyanın süs ve zinetinin önünüze serilmesidir.”8
Yine şöyle buyurdu: “Muhakkak ki dünya tatlı ve yeşil/çekicidir. Ve şüphesiz ki Allah Teâlâ sizleri oraya halife yapacak ve nasıl amel edeceğinize bakacaktır. Bunun için de dünyadan sakının ve kadınlardan sakının.”9
Hz. Ali radıyallahu anhu şöyle demektedir: “Dünya arkasını dönüp gitmekte, ahiret ise bize doğru gelmektedir. Bu ikisinden her birinin evlatları vardır. Sizler ahiretin evlatlarından olunuz; sakın dünyanın evlatlarından olmayın. Zira bugün hesabın olmadığı amel günüdür. Yarın ise amel etmenin olmayacağı hesap günü olacaktır.”10
Allah Teâlâ bizleri ahiretin evlatlarından eyleyerek, dünya sevgisini kalbimizden söküp çıkarsın. Zira müslümanların maruz kaldığı en tehlikeli musibet bu dünyevileşme hastalığıdır. Öyle ki kalplerine dünya sevgisi yerleşen müslümanların, bütün mukaddesatlarının çiğnenmesine karşı sessiz kaldıklarını ve nemelazımcı bir tavır takındıklarını esefle müşahede etmekteyiz. Dünyevileşme hastalığı neticesinde müslümanların kalplerine kin, hased, ucub, kibir, haksız rekabet ve cimrilik mikropları yerleşmiştir. Böylece pek çok insanın kalbi ölmüştür.
Makalemizi şu hadis’i şerifle sonlandıralım: Ebû Hureyre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ sizlerin ne bedenlerinize ne de suretlerinize bakmaz. Fakat O, sizlerin kalplerinize bakar.”11
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bağışla. Muhakkak ki Sen bol bol bağışlayansın.”

———————————————
1. Tirmizi: 3231. Merfu olarak zayıf olan bu hadis, Abdullah b. Mes’ud’a mevkûf olarak sahihtir. Bu mevkûf da merfû hükmündedir.
2. Said Nursi, Sözler, Yirmi üçüncü söz.
3. İmam Ahmed, Müsned: 4/130-202; Tirmizi: 2867. Tirmizi dedi ki: Bu Hasen Sahih bir hadistir.
4. İbni Kesir Tefsiri: 6/590
5. Tirmizi: 3334. Tirmizi dedi ki: “Bu Hasen-Sahih bir hadistir.”
6. Beyhaki, Şüabü’l-İman: 7/338. Hasan el-Basri’den…
7. Tirmizi: 2320. Sehl b. Sa’d’dan… Hasen bir hadistir.
8. Buhari: 1465; Müslim: 1052. Ebû Said el-Hudri’den…
9. Müslim: 2742. Ebû Said el-Hudri’den…
10. Buhari: 6417. hadisten hemen önce muallak olarak zikretmiştir.
11. Müslim: 2564