Allah (celle celaluhu) Şekur’dur, kullarının az amellerine karşı çok mükâfat verendir. Kullarının sevaplarını kat kat artıran, kullarını bağışlayan, rahmeti bol olan, Kendisini anan kullarını övendir.

Az şükretmemize rağmen kullarından razı olandır.

Kulun şükrü ise Allah’ın fazlındandır. O’nun şükür isminden kullarının kalplerine ilham etmesidir. Kim Rabbini hakkıyla tanıyor, iman ediyor ise, o kimse Rabbinin kendisine verdiği nimete hamdeder, şükreder. Kalbi ve dili Allah’a şükürle meşgul olur.

Kul Allah’a hamdeder, O’nu över, yüceltir. Allah’ın övdüklerini o da över, Rabbinin emir ve yasaklarını yerine getirir. O’nun önünde eğilir, kanunlarına boyun eğer, yasaklarından kaçınır. “Hamd, O Allah’a ki; kuluna dosdoğru kitabı indirdi ve onda hiç bir eğrilik koymadı.” (Kehf, 1)

Kulun Allah’a şükretmesi, Rabbinin kâinata koyduğu düzen karşısında hayran kalmasıdır. Kara toprağın üzerinden fışkıran acı, tatlı, kırmızı, yeşil meyve ve sebzeleri gördüğünde O’nun lütfunu kalbinin derinliklerinde hissedip gönlünün, Rabbine doğru coşmasıdır. Her biri ayrı ayrı tatlarda olan, yediğinde hoşlandığı nimetleri sofrasında gördüğünde, defalarca kez Rabbini anıp gönlünün, ayrı bir nimet olan zikre dalmasıdır.

Şükür; gökyüzünde süzülen rengârenk elbiseli kuşları gördüğünde, gecenin karanlığını tane tane aydınlatan, semaya serpilmiş kandiller gibi ışıl ışıl yanan yıldızlara baktığında, Rabbinin büyüklüğü ve azameti karşısında küçülüp kalbinin hızla atması, içinin sevinç ve heyecanla dolup huzuru ilahide derin bir nefes alması, secdede Rabbiyle buluşup binlerce kez hamdetmesidir.

Ellerini duaya açtığında sıcak bir yaz günü yüzüne vuran yumuşak ve ılık bir meltem gibi, kalbinin serinlemesidir. Kalbinin her türlü hırstan, öfkeden, darlıktan kurtulması, Rabbinin genişliğine ve rahmetine sığınmasıdır.

Yeryüzü zulümle dolduğunda, zorbalar, zalimler, mustazaflara kan kusturduğunda, zincirlere vurduğunda, zindanlara attığında, firavunlar en azgın yüzlerini gösterdiğinde, Musa’ları yeryüzüne elçi olarak gönderene hamdedip Musa (aleyhisselam)’ın safına katılmaktır.

“Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi. Sonra koşarak dönüp gitti. Derken adamlarını topladı da bağırdı: “Ben sizin en yüce Rabbinizim” dedi. Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.” (Naziat, 21-25)

Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, Kâbe’nin putlarla doldurulduğu, insanların azdıkça azgınlaştığı zamanda, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiği müjdeye sımsıkı bağlanıp, Abdullah b. Mesud (radıyallahu anh) gibi, müşriklerin karşısına dikilip hakkı haykırmaktır. Ya da Bilal (radıyallahu anh) olup “Ehadun Ehad” diye haykırmaktır. Mekke’sini geride bırakıp Muhacir olmak ya da muhaciri gönlüne koyup ensar olmaktır. “İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler, barındıranlar ve yardım edenler; işte onlar, gerçek mü’minlerdir.

Onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.” (Enfal, 74)

Ve tağutlar seni idama mahkûm ettiğinde; “Eğer Allah’ın kanunu ile mahkûm edilmişsem ben hakkın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm edilmişsem, ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım bir iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım, asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.!” diyerek şehadete yürümektir şükür…
Yalnız Allah’ın hudutları için nöbet tutmak, yalnız Allah için kıyam etmek, yalnız Allah için ölmektir şükür…

Ya Rab! Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Allahumme Amin…

Selam ve dua ile…