Hamd, bize taklid edip uymamız için Peygamber efendimiz sallallah’u aleyhi ve sellem’i gönderen Allah’a;

Salat ve Selâm ise, Bizden önce azaba uğrayan kavimlere benzeyip onları örnek almaktan sakındıran ve kıyamete kadar örnek almamız gereken hususları bize beyan eden efendimiz sallallah’u aleyhi ve sellem’e;

Allah’u Teâlâ’nın rahmet ve mağfireti de Allah azze ve celle’nin emirlerine sımsıkı tutunup, O’nun razı olmadığı Kâfirlere, Müşriklere, Yahudi ve Hıristiyanlara benzemekten kaçınan samimi ve ihlâslı Müslümanların üzerine olsun.

Teşebbüh kelimesi; taklid etmek, benzemek manalarına gelir. Bu benzeme, inanç ve itikâdî esaslarda olacağı gibi, fikir, söz ve fiillerde de olabilir.

İslâm dini, başkasına benzeme ve bilhassa kâfirleri ve fasıkları taklit etme hususunda, çemberi iyice daraltmıştır. Gerek söz ve fiiller de gerekse de adet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklid etmek, dinimizce küfür sayılmıştır. Şurası iyice bilinmelidir ki, kâfirlerle uyum içinde olmak çirkinlik ve rezaletle sonuçlanır. Onlarla beraber olanların huy ve tabiatları giderek onlara uyum sağlamaya başlar. İşte şeriatin bu gibi şeyleri daha baştan yasaklaması, ileride doğabilecek büyük tehlikeleri önlemek içindir.
Bugün, her konuda kâfirlere benzerlik sergilenmektedir. Bu ise kişinin neredeyse tamamen İslâm’dan çıkmasına sebep olmaktadır. Çünkü müşriklere ait herhangi bir fiil ya da âdetin uygulanması, kişiyi küfre veya isyana ya da aynı anda hem küfre hem de isyana götürür.

Kâfir ve müşriklere sevgi ve dostluk besleyen çoğu kimsenin geçirdiği merhaleler göz önünde bulundurulduğu takdirde, bu yasaklamanın sebebinin, Müslümanların bu gibi tuzaklara düşmeleri endişesi olduğu görülecektir. Buna rağmen, bu şekilde davrananlar kendilerini sakıncalı olan şeyin kucağına atmış ve tehlike kapısını aralamış olurlar.

Allah’u Teâlâ, Yüce kitabımız da bizlere şöyle buyurarak bizleri ikaz etmiştir:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (1)

Yüce Rabbimiz bizleri bu kâfirler hakkında birçok defa ikaz etmesine rağmen ne gariptir ki Müslümanlar hâlâ onları kendilerine nasıl dost edinebileceklerinin ve onlara nasıl yaranabileceklerinin hesabını yapmaktalar. Doktorun verdiği ilacı kullanmayanlar kendi uydurdukları reçetelerde çareyi ararlar. Maalesef bugün Kur’an’ın reçetesinden uzak kalanlar Kur’an haricindeki şeylerde çareyi arıyorlar. Oysa çare sadece Kur’an’a yönelmektedir. Bakın Rabbimiz bizleri nasıl ikaz ediyor:

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler.” (2)

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında “İnandık” derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar… Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler…” (3)

Peygamber efendimiz sallallah’u aleyhi ve sellem de ümmetini ehl-i küfre benzemek ve onlara sevgi beslemekten sakındırmış; sünnet-i seniyyeleriyle de bunu fiilen tatbik etmiştir.
Abdullah b. Ömer radıyallah’u anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim kendini bir kavme benzetirse, o da onlardandır.” (4)

Abdullah b. Amr radıyallah’u anh demiştir ki:

“Kim müşriklere ait bir toprakta bulunur (bina yapar), onların nevruzlarına (yılbaşılarına) katılır, onların bayramlarını (festival ve galalarını) kutlar ve ölünceye kadar onlarla birlikte bulunursa, Kıyamet Gününde onlarla birlikte haşrolunur.” (5)

Bütün bu hususlar, böyle bir kimsenin Cehenneme götüren büyük günahlardan birini işlediğini gösterir. Lafzın zahirinden anlaşılan manaya göre, onlarla birlikte olmak günahtır. Çünkü mübah olan bir şey için cezalandırma söz konusu olamaz.

Dikkat edilirse buradaki yasaklamanın nedeni, bu davranışların Yahudi âdeti olarak nitelendirilmiş olmasıdır. Müslümanlara ait olmayan bu davranışlardan sakınmak gerekir.

Her ne şekilde olursa olsun, cahiliye bayramları, şenlik, festival ve galalarıyla ilgili olarak herhangi bir fiilin yapılması şiddetle ve kesin bir dille yasaklanmıştır. Buna mutlaka uymak gerekir.

Allah’u Teâlâ’nın, kâfirlere ait bayramları kesin bir şeklide yasaklamasının sebebi, Müslümanların inançlarının kâfirlere ait âdet ve geleneklerle ve ehli kitabın eskiden kalan yanlışlarıyla kirletilmesi endişesidir. Bu bakımdan yasaklama çok daha şiddetlidir. Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem ümmetinin hiç bir konuda kâfirlere benzememesini, onlara muhalefet etmelerini istemiştir. Onlar saçlarını uzatırlarsa, o kısaltıyor, onlar bir gün oruç tutarlarsa, o iki gün tutuyor, onlara muhalefeti ve sünnet-i seniyye’ye sarılmayı emrediyordu. Çünkü Mü’min ile cehennem ehli arasındaki muhalefet ne kadar artarsa, Mü’min cehennem ehlinin amellerini işlemekten o kadar uzaklaşır.

Rasûlullah da sallallah’u aleyhi ve sellem, kâfirlere ait kıyafetlerin giyilmesini de yasaklamıştır.

Abdullah b. Amr diyor ki:

“Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem benim üzerimde boyanmış iki elbise gördü ve şöyle buyurdu:

“Doğrusu bunlar kâfirlerin giysilerindendir. Onları giyme.” (6)

Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem’den sonra onun sahabileri de bu konuda titiz davranmışlar ve efendimizin yolundan gitmişlerdir.
Ömer radıyallah’u anh’de Utbe b. Ferkad’a gönderdiği mektupta:

“Müşriklere ait giysi giymekten seni menediyorum.” diye yazmıştır. (7)

Ömer b. Hattab radıyallah’u anh Fars beldelerinde yaşamakta olan Müslümanlara yazdığı genelgesinde onları:

“Sizi, müşriklere ait kıyafetler giymekten menederim.” diye uyarmıştır.

Ömer’in radıyallah’u anh bu yasaklaması içine, müşrik ve kâfirlere ait her türlü kıyafet ve moda girmektedir. Çünkü Utbe b. Ferkad’a radıyallah’u anh yazdığı mektubunda şöyle diyordu:

“Sizi aşırı nimetler içinde kendinizi kaybetmekten, müşriklere ait kıyafetler giyinmekten ve ipek giysi giymekten menederim.”

Ömer radıyallah’u anh bu noktada oldukça hassas bir siyaset izlemiştir. Bu tutumuyla o İslâm’ı aziz kılmış, küfrü ve küfür ehlini de zelil etmiştir. Ehli kitap hakkında esas aldığı şeyler, İslâm’ın öngördüğü şartlar çerçevesinde olmuş, kâfirlerin devlet işlerinde görevlendirilmesini yasaklamış, bunların güvenilir kişiler olarak kabul edilmelerini engellemiş ve Allah azze ve celle zelil kıldıktan sonra kimsenin onları aziz kılmaya hakkı olmadığını vurgulamıştır.

Ebu Şeyh el-İsfahani’den rivayete göre, Ömer radıyallah’u anh şöyle bir genelge yayınlamıştır:

“Zımmileri yazı işlerinde kullanmayın. Aksi takdirde sizinle onlar arasında sevgi oluşur. Onlara sırlarınızı vermeyin, onları zelil kılıp aşağılayın; ancak kendilerine zulmetmeyin.”

Sonra devamla demiştir ki:

“İleri sürülen şartlardan bir kısmına göre; zımmiler, dinlerine ait olan münkerleri açıkça yapamazlar. Bu şartların bir kısmı da, dinlerinin şiarlarıyla ilgilidir.”

Ömer radıyallah’u anh, beraberindeki Müslümanlar, İslâm âlimleri ve daha sonraki zamanlarda Allah’ın azze ve celle kendilerine emirlik nasib ettiği kimseler şu konuda ittifak etmişlerdir:

Herhangi bir İslâm ülkesinde, zımmilerin fitne ve düşmanlığa sebep olacak şeyleri açıktan yapmalarına izin verilmez. GayriMüslimlere bile böyle bir izin verilmezken, nasıl olur da Müslümanlar İslâm beldesinde onlara ait amelleri açıkça işleyebilirler?

Hiçbir Müslümanın, kâfirlere saygı gösterip, onlara ikramda bulunmak gibi şeriatça yasaklanmış amelleri yapması caiz değildir. Bilindiği gibi kâfirlere ait bayram ve festivallere değer verip, saygı göstermek, onlara uymak ve yaptıklarını tasvip etmek demektir. Böyle bir durum onları mutlu eder. Dinlerinden kaynaklanan batıl inanış ve davranışların aşağılanması ise onları üzer.

Enes radıyallah’u anh’in yanına iki (boynuzu) kâkülü olan bir genç girdi. Enes kendisine:

“Bu iki saçtan boynuzu (kâkülü) ya kes ya da kısalt, çünkü bu Yahudilerin âdetidir.” dedi. (8)

Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem, görünürdeki işlerinde onlara benzemelerinden korkup endişe duyması sebebiyle, ümmetinin kâfirlere muhalefet etmesi konusunda çok titiz davranmıştır. Çünkü bir Müslümanın görünürde kâfirlere benzemesi, zamanla onlarla uyum sağlamasına, onları sevip dost edinmesine yol açabilir. Nitekim Müslüman olduğunu ileri süren birçok kimse, farkında olmadan böyle bir duruma bulaşmışlar, buna rağmen yaptıkları işi iyi görmüşlerdir.
Kâfirlerle dostluk bağlarını koparmanın en etkili yolu, görünürde kâfirlere muhalefet etmektir. Her ne kadar görünüşte kâfirlerden farklı olmak onlara dostluk ve sevgi göstermemenin sebepleri değilse de, bağları koparmadan onlarla kurulan birliktelik, kişilerin karakterlerinin uyuşması gibi bir yakınlaşmaya sebep olabilir.

Ebu Musa radıyallah’u anh diyor ki:

“Ömer radıyallah’u anh’a:

“Benim Hıristiyan bir kâtibim var” dedim. O da bana dedi ki:

“Ne yaptın? Sen Allah azze ve celle’nin:

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin…” (9) buyurduğunu işitmedin mi?
Tevhid ehlinden birini kâtip edinemez miydin?”
Ben de:

“Ey mü’minlerin emiri! Onun yazı işlerinde çalışması benim içindir, dini de kendisine aittir.” dedim.

Ömer radıyallah’u anh:

“Madem ki Allah onları aşağılamış, sen onlara saygınlık kazandırma, Allah onları zelil kılmışken, sen kendilerini aziz kılma.Allah’ın uzaklaştırdıklarını sen yaklaştırma!” dedi.” (10)

Ayrıca bütün fukaha da, kâfir ve müşriklere muhalefet etmek ve onlara benzememek gerektiğinde icma etmişlerdir. Ebu Hureyre radıyallah’u anh’in rivayetine göre, Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Yahudi ve Hıristiyanlar boyanmazlar (sakallarına kına yakmazlar). Siz onlara muhalefet edin.” (11)

Dikkat edilirse, Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem bu noktada da onlara muhalefet edilmesini emretmiştir. Bu ise, onlara muhalefetin Şari’nin (Şeriat koyucunun) amacı ve emri gereği olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

“Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem, Müslümanları namaza nasıl davet edeceği konusuna çok önem göstermiş ve bu hususta ashabıyla istişarede bulunmuştu. Kendisine, Yahudilerin yaptığı gibi boru çalınmasını teklif edilince bu, onun hoşuna gitmemiş ve bunları Yahudi ve Hıristiyanlara ait semboller olmaları sebebiyle hoş karşılamamıştır. Boru ve Çan’ın Yahudi ve Hıristiyanlara ait olması bunların yasaklanmasını gerektirmiştir. Artık böyle bir şey namaz dışında da mutlak anlamda yasaktır. Çünkü Hıristiyanlar bazen ibadet vakitlerinin dışında da çan çalarlar.

Ne acıdır ki, bu ümmetin çoğu Allah azze ve celle ve Rasûlü sallallah’u aleyhi ve sellem’in hoşlanmadığı bu şeylere bulaşmışlardır. Kendileriyle cihad edilmesi gereken müşrikler ümmetin başına musallat olunca, İslâm beldesinde görülmemesi gereken şeyler gerek Müslüman halk arasında, gerekse de bir zamanlar İslâm diyarı olan ülkelerde işlenir hale gelmiştir. Bu da Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem’in şu ifadelerini doğrulamaktadır:

‘’Siz, sizden öncekilerin yollarını aynen izleyeceksiniz.” (12)

Müslüman olduklarını ileri süren birçok kişi, Yahudi ve Hıristiyanların yolunu izleyerek, cahiliye ehlinin İslâm’a uymayan fiillerini yapar hale gelmişlerdir. Oysa onların taklit ettikleri bu kimseler, Allah düşmanıdırlar. Allah’u Teâlâ, İslâm şeriatiyle uzaktan yakından alakaları olmayan bu kimselere benzemeye çalıştıkları için, bunları Müslümanların üzerine musallat etmiştir.

Bunlar Müslümanların başına çorap örmüşler, onları felâketlere ve büyük belâlara uğramışlardır.

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:

“Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur…” (13)

Şeyh İsfahani şöyle diyor: “Bu ayet onlardan her bakımdan uzak kalmayı gerektirmektedir. Bütün meselelerde olmayıp sadece bir kısım meselelerde dahi olsa onların inançlarına tabi olanlar, tabi oldukları şeyde onlarla beraberdirler. Nitekim: “Onlar birbirlerindendir…” (14) âyetinde ifade edilen de budur.

Allah azze ve celle ve Rasûlü sallallah’u aleyhi ve sellem, kâfirlerin tüm işlerinden uzak olduklarına göre, Allah’ın Rasûlü’ne uyan kimselerin de gerçekten ona tabi olmaları için, onun uzak olduğu her şeyden uzak olmaları gerekir. Bir kimse, müşrik ve kâfirlere muvafakat ediyorsa, bu kimse onlara muvafakati oranında Allah Rasûlü’ne muhalif demektir. Çünkü her bakımdan farklı olan iki kişiden biri diğerine ne oranda benzemezse, ondan o nisbette ayrı düşer ve ona muhalefet etmiş olur.”

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin…” (15)

“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bile bile yalan yere yemin ediyorlar. Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Yapmış oldukları şey ne kötüdür. Yeminlerini kalkan edinmişler ve böylece insanları Allah’ın yolundan saptırmışlardır. Onlar için zelil edici bir azap vardır. Ne malları ne de evlatları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamayacaktır.

Onlar cehennem ehlidirler; orada daimidirler. Allah onların hepsini dirilttiği gün size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve kendilerine bir yarar sağlayacağını zannedeceklerdir. Haberiniz olsun ki, onlar yalancıdırlar. Şeytân onları hükmü altına almış ve Allah’ın zikrini unutturmuştur. İşte bunlar, şeytânın taraftarlarıdır. Haberiniz olsun ki, hüsrana uğrayacak olanlar şeytânın taraftarlarıdır. Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gelenler, işte bunlar insanların en alçakları arasındadırlar. Allah “Ben ve peygamberim mutlaka galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, güçlüdür” (16)

Allah azze ve celle bir başka ayette ise şöyle buyuruyor:

“Onlar ki, zur’a şahitlik etmezler…” (17)

Tefsir âlimlerinden olan Dahhak bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:

“Ayette yer alan “zur” müşriklere ait bayram demektir.”

Ebu Şeyh şöyle rivayet etmiştir:

“Zur”; şirk sözüdür.”

Mürre’den gelen rivayette ise:

“Onlar, müşriklerin şirklerine meyletmezler, onlarla karışık olarak bir arada bulunmazlar” diye zikredilmiştir.

Gayr-ı Müslimlere benzemek ve onlarca kutsal sayılan gün ve vakitlerde onlar gibi hareket etmek dinimizce bid’at kabul edilir. Nitekim cahil Müslümanlardan birçoğu Hıristiyanların en büyük bayramı olan Paskalya’da ve Noel (yılbaşı)de Hıristiyanlara katılır, yaptıklarını yapmaya özenirler.

Böyle günlerde Allah’a ve Rasûlüne inanan kimsenin alması gereken tavır İslâm’ın tasvip etmediği herhangi bir davranışta bulunmaması, aksine normal günlerden biriymiş gibi değerlendirmesidir.

Allah azze ve celle yine Peygamberine hitaben şunları buyurur:

“Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (18)

Manevi ilimlerden nasipsiz kalmış birçok Müslümanın kâfirlere ait gün ve bayramlardaki onlara benzeme gayretlerine günümüzde üzülerek şahit olmaktayız. Onlarla aynı gayeyi, aynı amacı paylaşmasa bile Müslümanın onlara benzemesi ve özenmesi İbn Ömer’in Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem’den naklettiği şu zikredeceğimiz delille haramdır. Dolayısıyla Yahudi ve Hıristiyanlar bizden olmadıklarına göre onlara benzemeye özenmemeliyiz.

“Müşriklere muhalefet ediniz. Bıyıkları kazıyınız, sakalları koyuveriniz.” (19)

Görüldüğü gibi Peygamber sallallah’u aleyhi ve sellem mutlak olarak müşriklere benzememeyi, onlara muhalefeti emretmektedir.

Bilinmelidir ki küffara benzememe konusunda hassasiyet göstermek Allah’ın bir emridir. Zira küfür demek, kalbin hasta düşmesi demektir. Belki daha da kötüdür. Kalp sıhhatini yitirdiği zaman, hiç bir organ huzur bulmaz. Her şeyin sıhhat ve dirliği ancak o şey için kalp vazifesi gören unsurun sıhhat ve salâhıyla mümkün olur.

Müslümanların dinde olmayan bir şeyi ortaya çıkarmaları mutlak bir çirkinlik olarak değerlendirilirken, Allah ve Rasûlünün emretmediği, bilakis küffarın kafalarından uydurduğu konularda onlarla beraber olmak, onlara muvafakat etmek ne kadar doğru bir şey olabilir? Bu akılların almayacağı, zihinlerin kabullenemeyeceği en büyük çirkinlik ve kötülüklerdendir. Müslümanın ibadet ve âdet adına onlara benzeterek yaptığı her şey bidattir ve münkerattandır.

Bilinmelidir ki Selef-i Salihîn devrinde Müslümanlardan bu tür rezaletlerden herhangi birini yapan veya bunlar gibi hareket eden kimse olmamıştır.

Zaten hakiki Mü’min Selef-i Salihin’in yoluna tabi olan, Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed sallallah’u aleyhi ve sellem’in izinden yürüyen, nebilerden, sıddıklardan, şehidlerden, salihlerden Allah’ın kendilerine nimette bulunduğu kimselere uyan kişidir. İhsan ve keremiyle Allah bizi o Mü’minlerden kılsın. Amin.

Müslüman kişi kâfirlere benzeme konusunda hataya düşen cahillerin çokluğuna, gafil âlimlere ve hareketlerine bakıp aldanmamalıdır.

Büyük âlim el-Fudayl b. İyaz rahmetullahi aleyh şunları söylemiş:

“Yolcuları az da olsa sen hak yoldan ayrılma.

Rağbet edeni çok da olsa kötü yola sapma.”

Bu anlatılanlar, müşrik ve kâfirlere benzemeyi yasaklayan delillerden sadece birkaçıdır. Kâfirlerden uzak durmak konusunda Allah azze ve celle’nin istediği titizliği gösteren kimselere Allah azze ve celle rahmetiyle muamele etsin. Ya Rab sen cömertsin ve kerem sahibisin. İhsanın ve kereminle bizleri hidayete ermiş ve salih kullarının yoluna girmiş kimselerden kıl. Bizleri helak olmuş ve küffarın yoluna dalmış kullarından eyleme. Allahümme Amin.
Selâm ve Dua ile.

————————

1 Maide: 5/51.
2 Â’li İmran:100
3 Â’li İmran:119-120.
4 Ahmed: 2/50-92, 7/142, Ebu Davud Libas: 4031
5 Beyhaki Sünenü’l-Kübra: 9/234.
6 Müslim, Libas: 29-31, Ebu Davud, Libas: 8, Nesai, Zinet: 43
7 Buhari, Libas: 25, Müslim, Libas: 11, 21, Ahmed: 1/16,43; Camiu’l-Usul: 8343.
8 Ebu Davud Tereccül: 15.
9 Maide: 5/51
10 Beyhaki Sünenü’l-Kübra: 9/204, Ahmed
11 Buhari Enbiya: 5, Libas: 67, Müslim Libas: 80,Ebu Davud Tereccül:18, Nesai Zinet: 14,İbni Mace Libas: 32, Ahmed: 2/240, 260, 309, 401.
12 Buharı İ’tisam: 14, Enbiya: 50, Müslim İlim: 6, İbni Mace, Fiten: 17.
13 En’am: 6/159
14 Tevbe: 9/67
15 Maide: 5/51
16 Mücadele:14-21.
17 Furkan: 72.
18 Bakara:120
19 Buhari, libas 64; Müslim, Tahare, 54.