Geçtiğimiz günlerde Üniversitelerde, parti meclislerinde, sokaklarda, caddelerde kadınlara yönelik olarak Dünya kadınlar günü kutlandı. Sivil topum kuruluşları, parti başkanları, öğrenci hareketleri, her yapı kendi ideolojisi doğrultusunda kadınlara daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla eşitlik, daha fazla kadın hakkı istedi ama hiçbir kurum ve kuruluş İslam’ın kadınlara yönelik tutumundan, İslam’ın kadınlara yönelik haklarından, İslam’ın kadınlara verdiği değerden bahsetmedi.

Peki, Nedir bu kadınlar günü? Ve nasıl çıktı? 8 Mart 1908 yılında ABD de bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler grev yapar, grevi engellemek için işçiler fabrikaya kilitlenir, çıkan yangında 129 kadın yanarak can verir. 1977 yılında BM Genel Kurulu 8 Martı Dünya Kadınlar Günü olarak ilan eder. Kısaca söylemek gerekirse kadınların haklarını gasp edip sonra da onları diri diri yakanlar, senede bir günü kadınlar günü ilan ederek adeta günah çıkarıyorlar.
Senede bir gün günah çıkartanların yaşadığı toplumda kadın cinayetleri yaşanıyorsa, kadınlar bir meta gibi alınıp satılıyorsa, kadınlar horlanıp ikinci sınıf insan muamelesi görüyorsa, kadınlar eşlerinden dayak yiyorsa bunun müsebbibi Türkiye’nin resmi ideolojisidir, kapitalist sistemdir, demokrasidir.

Türkiye’de İlk Asılan Kadın

Bugünlerde kadınların özgürlüğünü isteyenlerle, Cumhuriyet tarihinde ilk kadın cinayetini işleyenler aynı kişilerdir. Bunların özgürlük anlayışı kendileri gibi düşünmek, kendileri gibi yaşamak eğer onlar gibi düşünmüyorsanız gerici, yaşamıyorsanız yobaz oluyorsunuz. Bugün nasıl özgürlük istiyorlarsa geçmişte de demokrasi getireceğiz diye binlerce insanı astılar. Bunlardan bir tanesi de kadındı.

Yıl 1926, yer Erzurum, şalcı bacı adında bir kadın asılıyor; sebebi şapka kanuna muhalefet etmek. Hâlbuki şalcı bacı,  o zavallı kadın, bir bohçacı idi. Sırtında bohçası, bohçasının içinde kumaşlar, havlular, başörtüleri; evden eve dolaşır, bir iki parça mal satarak ekmek parası çıkartırdı. İşin ilginç yanı kadın haklarından bahsedenler tek satır bile şalcı bacıdan bahsetmediler.

Kadının Özgürlüğünü İstemiyorlar

Tarih toplumların ortak hafızasıdır. Tarihte dini için, inancı için mücadele eden kadınlarımızı güzellik yarışmalarında sergilediler. Keriman Halis’i tanırız. 1932 yılında Cumhuriyet gazetesi bir güzellik yarışması tertipler. Türkiye’nin bu ilk güzellik yarışmasını Keriman Halis kazanır. Türkiye’nin ilk güzellik yarışmasını kazanan 19 yaşındaki Keriman Halis, aynı yıl 28 ülkenin katılmasıyla Belçika’nın Spa şehrinde düzenlenen dünya güzellik yarışmasına Türkiye’yi temsilen gönderilir. Derken yarışma günü gelir ve ülkelerini temsil eden kızlar jürinin önüne sırayla gelip, puan toplamaya çalışırlar. Bütün katılımcıları izleyen jüri üyeleri puan değerlendirmesi yapmak üzere başka bir salonda toplanırlar. Başkan kürsüye gelir ve jüri üyelerine şu konuşmayı yapar; “Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Yüzyıllardır dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren Osmanlı imparatorluğu artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile, pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi olan Türk güzeli Keriman Halis, karşımıza mayo ile çıkıp kendini bize beğendirmeye çalışmıştır. Bu Türk kızını kendi zaferimizin tacı kabul edeceğiz ve onu kraliçe seçeceğiz. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslam’ı ve Türkleri yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bundan dolayı Türk güzelini dünya güzeli olarak seçeceğiz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.” Bu konuşmadan sonra jüri üyeleri toplandıkları salondan çıkarlar ve Türkiye’yi temsilen dünya güzellik yarışmasına katılan Keriman Halis’i dünya güzeli olarak seçtiklerini açıklarlar.

Evet, işte bugün meydanlarda olanlar, kadınlara methiyeler düzenler kadının özgürlüğünü değil, kadına ulaşmanın özgürlüğünü istiyor.

Yasakçı Zihniyet Kadına Özgürlük İstiyor

Kadınlara özgürlük isteyenlerle, 1966 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinde derslerine başörtülü girmek isteyen Nesibe Bulaycı’ya başörtüsü yasağı uygulayan aynı zihniyet.
Kadınlara özgürlük isteyenlerle, 1967 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinde derslerine başörtülü girmek isteyen Hatice Babacan’a başörtüsü yasağı uygulayan aynı zihniyet.
Kadınlara özgürlük isteyenlerle, 1970-80’li yıllarda başörtülü öğrencilere yönelik şiddet de içerebilen yaptırımları uygulayan aynı zihniyet.
Kadınlara özgürlük isteyenlerle, 1998 yılında Filiz Beyaz ve Havva Gülveren’i öldüren aynı zihniyettir.
Kadınlara özgürlük isteyenlerle, 1998 yılında Nuray Canan’ı karnında çocuğu olduğu halde okuldan atan aynı zihniyettir.
Tuhaf olan kadın haklarından bahsedenlerle, kadınlara özgürlük sloganları atanlarla; İlk kadın cinayetini işleyen, kadını meta olarak kullanan ve kadını inancından dolayı dışlayan aynı kişilerdir.