Genellikle bir takım problemler aileler içinde meydana gelir ve bunlar ailede huzursuzluğa yol açar. Evvela huzursuzluğun sebebini, kaynağını bulmak önemlidir mutlu olabilmek için.

Evlilikte Stres Kaynakları

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu konuda şunu söyler:
Uzun ilişkiler karşı tarafın eksikliklerini abartır, üstünlüklerini küçümser.”
(“Bizim hanım anlamaz” gibi)
Aile terapistlerine en çok sorulan soru şudur: “Evliliğin yıkılmasını neye bağlıyorsunuz? Ekonomik sıkıntılar mı? Konuşamamak mı? Parasızlık mı? Kıskançlık mı? Sadakatsizlik mi? İlgisizlik mi? Eğitimsizlik mi? Kişilik çatışması mı?…”
Bunların çoğu birer belirtidir. Gerçek sebep sevgi, saygı ve güven bağlarını zayıflatan herhangi bir şeydir. Evliliği bir arada tutan harcın malzemeleri sevgi, saygı ve güvenden oluşur.

1- İLGİSİZLİK

Sevgi bir ateştir. Sürekli yakılması ve beslenmesi gerekmektedir. İlgilenilmediğin de ateş nasıl sönerse sevgi ateşi de öyle söner gider.

Sevgiyi ateşleyen birinci şey ilgidir. Ateşe değer vermektir, bakımını yapmaktır.

Herkesin yaşadığı bir evi vardır. Evi yıkılmaktan, yıpranmaktan korumak için sürekli bakım ve ilgi gerekir. Bırakılırsa ev dağılır. Tamiri ertelenirse bozulmalar başlar.

Bir eşya ilgisizlikten tahrip olabildiğine göre insan ilişkilerinde en önemli bağ olan sevgi de sürekli bakım ve ilgiye alınmazsa dağılıp çürüyecektir.
Evlilikte insanlar birbirlerine ilgilerini yitirdiler mi kalbi ilgilerini başka şeylere yöneltirler. Çocuklara, kariyere, evin eşyasına, spora, modaya, ev temizliğine, araba tutkusuna, şöhrete, zenginliğe…

Böyle durumlarda evlilik ihmal edildiği için bakımsız kalacaktır ve yıpranmalar, arızalar, yani sorunlar başlayacaktır.

Erkekler daha mı ilgisiz?

Kendisini iş başarısına odaklamış bir kişi evlendiğinde eşine zaman ayırma ve ilgilenme gibi “gerçek dünya” ile karşılaştığında zihinsel bir pişmanlık hissedebilir. Eğer erkek bencilse sorun başlayacaktır. Evine zaman ayırmama gerekçesi olarak şöyle der: “Ben zaten sizin için çalışıyorum, ekmek kavgası başka çarem yok.” Kısa da olsa kaliteli bir beraberliği, hem iş hem ev başarısını beraber götürebileceğini düşünmezse fırtınalar başlayacaktır.

Diplomalı Hizmetçilik mi?

Evini otel ve restoran gibi kullanan bir erkek eve geldiğinde “Nasılsın?” demeyi ihmal edecektir. Sevgi dolu bir bakışı, bir tebessümü esirgeyecektir. Bütün gün çocuklarla, mutfakla uğraşmış bir kadın kendisine değer verilmediğini hissettiği an evliliğini sorgulaması doğal bir hakkıdır.

Evlilik danışmanına gelen bir danışana eşi ile ilgili bilgiler sorarız; kişisel geçmişi, zevkleri, nefret ettiği şeyler… Bu bilgileri alırken eşinin göz rengini bilmeyen erkeklere rastlamak mümkündür. İyi baba, iyi iş adamı olmak yetmiyor, iyi bir koca da olmak gerekiyor.

Sağlam ailenin üç özelliği:

Nebraska Üniversitesinde ‘İnsan Gelişimi ve Aile Bölümü’ yöneticisi Nick Stinnett, güçlü ailelerle bir araştırma yaptı. Bulduğu üç önemli ortak özellik şunlardı:

Dine bağlılık: Sürekli ve düzenli Kiliseye gidiyorlardı.

Övgü ve takdir: Aile üyeleri karşılıklı ruhsal okşamalar içindeydiler

Birlikte zaman: İş, eğlence, yemek gibi çok alanda beraberdiler.

Şuurlu bir Müslüman genelde çevresindeki insanlara faydalı olmak ister, Allah rızası için koşturur, mesai harcar, fedakarlık gösterir ancak genelinin de gözden kaçırdığı ifrat ve tefrite kaçtığı husus ise en yakınlarına; eşine, ailesine karşı sorumluluklarını gözardı eder. Halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ilk hassasiyetini, fedakarlığını önce ailesine sonra diğer insanlara göstermiştir. Nitekim alemlere rahmet efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Vücudunun, nefsinin, Hanımının, çocuğunun, arkadaşının ve rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Hak sahibine hakkını ver.” (Buhari, savm,; 51, 55)

Kadının Kocası Üzerindeki Hakları:

Aile reisliğini adilane yapmak: Erkek, üstlendiği büyük sorumluluğun bir karşılığı olmak üzere aile reisliği makamına oturur. Çünkü o, bedenen daha kuvvetlidir ve aileyi idare etmek için daha güçlüdür. Kadın, tıpkı gül gibidir; gül, yakıcı güneşe, rüzgâra ve kasırgaya dayanamadığı gibi kadın da, ağır ve yıpratıcı sorumluluklara dayanamaz.

Şu bir gerçek ki: Devletlerde, milletlerde, iş yerlerinde, ailelerde huzurun sağlanabilmesi için, son sözü bir kişinin söylemesi lazımdır. Her kafadan bir ses çıkarsa huzur olmaz. Allahu Teâlâ:

“Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. O sebeple ki, Allah onlardan kimini bazı hususlarda, kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcama yapmakta, infak etmektedirler…” (Nisa; 34) 

“…Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre aile reisliğinden ibaret olan bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.” (Bakara sûresi; 228) ayet-i kerimeleri ile ailede son sözü söylemeyi erkeğe vermiş, erkekleri kadınlar üzerine hâkim kıldığını bildirmiştir.

İslâm’da aile dirliği kocanın hâkimiyetine dayandırılmıştır. Ayet-i kerime, ailede erkeğin reisliğini esas kılmıştır. Ama bunu nafaka temin etme sebebine bağlamıştır. Nafakanın temini itaati gerektiren bir hukuk getirmektedir.

Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm’da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci ilâhî talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir.

Bunun için kadın, düşüncesini söylemeli fakat son sözü kocasına bırakmalıdır. Erkek yanlış bile yapsa, dine uygun yapıldığı için, Allahu Teâlâ o işin neticesini hayra çevirir. Evde senin dediğin, benim dediğim olacak kavgası olursa o evde huzur olmaz.

Diktatörlükten sakınmak

Muaviye bin Hayda el-Kuşeyri radıyallahu anh şöyle dedi:
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve:
−Kadınlarımız hakkında bize neyi emredersin dedim.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem;
−‘Sizler yediğiniz şeylerden onlara da yediriniz, giydiğiniz şeylerden onlara da giydiriniz! Kadınlarınızı dövmeyiniz, onlara Allah senin yüzünü çirkinleştirsin diye beddua etmeyiniz ve evin dışında onlara küsüp terk etmeyiniz!’ buyurdu.” (Ebu Davud)
İbni Ebi Zuâb radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakleder:
‘Allah’ın kadın kullarını dövmeyiniz!’ ” (Ebu Davud)

Erkek, her ne kadar ailenin reisi ise de, gelişigüzel emir ve yasaklamada bulunmaktan sakınmalıdır; eşinin ve çocuklarının görüşlerini dikkate almalı, evin idaresinde, onun fikrini sormalıdır. Kendini beğenmişlik ve yersiz sıkmalar, ailede diktatörlük düzeninin hâkim olmasına sebep olur; sağlıklı aile ilişkilerine ve çocukların doğru biçimde eğitilmesine zarar verir. Erkeğin aile müdüriyetinde başarılı olması, ancak aile fertlerinin gönüllerine taht kurmasıyla mümkündür.

Hanımıyla güzel geçinmek, onu himaye etmek ve onunla kaynaşmak

Erkek, kadına son derece şefkatli ve iyi muamele yaparak ailenin huzur ve geçimini sağlamalıdır. Eve geldiği zaman güler yüzle selâm verip tatlı dil ile hal hatır sormalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

“Onlarla yani hanımlarınızla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, Allahu Teâlâ ondan bir çok hayır takdir etmiş bulunur.” (Nisa Suresi; 19)

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır ve sizin en hayırlınız da, hanımlarına karşı ahlâk bakımından hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî)
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Bir mü’min erkek, bir mü’min kadına buğzetmesin! Çünkü onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim)
Bazı yörelerde erkeğin karısına karşı nazik davranması kılıbıklık olarak değerlendirildiği için iyi davranışlar hep kadınlardan beklenmiş; sertlik, kabalık ve kendi başına buyruk olma erkeklerin tabii hakkı gibi sayılmıştır. Hâlbuki İslâmiyet, erkeklerin eşlerine karşı hoşgörülü olmalarını, kaba ve sert davranışlardan sakınmalarını istemiştir!!

Kadının Eşi üzerindeki Hakları;

1- Sevilmek (söylenmeli, belli edilmeli).
2- Sayılmak.
3- Güvenilmek.
4- Bakılmak.
5- Korunmak.
6- Eğlendirilmek.
7- Mutlu edilmek.
8- Dinlendirilmek.
9- Gezdirilmek.
10- İstişare edilmek.
11- Değer verildiğini hissetmek.
12- Bildiklerini öğretmesi.
13- Meşru isteklerine izin verilmesi.
14- Cinsel ihtiyaçlarının karşılanması.
15- Asla yalan söylenmemesi.
16- Meşru ihtiyaçlarının karşılanması.
17- Tatlı dille konuşulması.
18- Sırlarının saklanması.
19- Adil davranılması.
20- Kusurlarının uygun bir dille söylenmesi veya örtülmesi.
21- Sadık kalınması.
22- Hakir görülmemesi.
23- Habersiz istişaresiz misafir davet edilmemesi.
24- Lakap takılmaması.
25- Karşılaştırılmaması.
26- Yapılan iyiliklerin başa kakılmaması.
27- Çocuklara ve ailelere, eşe dosta karşı saygınlığının korunması.
28- Sosyal hayattan koparılmaması.
29- Akraba ziyaretlerinin engellenmemesi.
30- Yaptığı hizmetlere teşekkür edilmesi.
31- Hediye verilmesi
32- Üzgün, yorgun, hasta olduğu anlarda yardım edilip, moral veril verilmesi.
33- Eksiklerini kapatmasında onurunu kırmadan destek verilmesi.

Bu maddelerin tümü için ayetler ve hadisler hiç şüphesiz ki vardır. Dinimiz bizleri teşvik etmekde ve hassas davranmaya iletmektedir. Ancak yazımızı çok daha fazla uzatacağından bu maddelerin tefekkürünüz siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum. Saadet dolu bir yuva dileğiyle.