Yeryüzünde Müslümanlar için en değerli yapı olan ve dünya üzerinde Müslümanları birleştirici özelliğe sahip olan Kâbe, inşa edildiği günden bugüne gözdeliğini ve kudsiyetini korumuştur. Birçok peygamberin ziyaretgâhı olma özelliğine sahip olan Kâbe, aynı zamanda Peygamber Efendimizin doğup büyüdüğü ve tebliğ faaliyetlerine başlayıp İslam dininin insanlar arasında temelini attığı Mekke şehrinin de sembolü ve değeri eksilmeden devam edegelen yapısıdır. Bu kutsal yapı vesilesiyle Mekke şehrinin de değeri artmış ve kutsal bir belde olma özelliğine sahip olmuştur.

Kâbe, sözcük manası itibariyle “Kâ’b” kökünden gelmekte ve “dört köşe şeklinde olma” anlamına sahiptir. Kâbe’nin Kur’an-ı Kerim’de “Beyt, Beytullah, Beytu’l-atîk, Beytu’l-haram, Beytü’l-muharrem, Mescidü’l-haram, Beytü’l-ma’mûr” gibi farklı isimlendirmeleri mevcuttur. Halk arasında Kâbe-i Muazzama” şeklinde yaygınlık göstermiştir.

Yeryüzünde kurulan ilk ev Kur’an’da da geçtiği üzere Kâbe’dir. “Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev -mâbed- Mekke’deki Kâbe’dir.” (Âl-i İmrân: 96)

İnsanlık tarihi kadar eski olan Kâbe’nin ilk olarak Hz. Âdem tarafından inşa edildiği rivayet edildiği, sonrasında ise Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden inşa edildiği bilinmektedir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade bulmaktadır:
“Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: ‘Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.’ Hani İbrahim, ‘Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır’ demişti. Allah da ‘İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!’ demişti. Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, ‘Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin’ diyorlardı.” (Bakara: 125-127)

Kâbe Hz. İbrahim zamanından putperestliğin yayılışına kadar tevhid esasına uygun bir şekilde ziyaret edilmiştir. Putperestliğin yaygınlık göstermesiyle Kâbe ve çevresine çok sayıda put dikilmiş ve bunlara saygı ifadelerinde bulunulmuştur. Zaman içerisinde Kâbe’nin çıplak olarak tavaf edildiği de görülmektedir. Fakat tüm bunlara rağmen Hanif adı verilen ve Hz. İbrahim’in dinine bağlı kimseler bu anlayıştan uzak olarak Kâbe’yi ziyaret etmeye devam etmişlerdir. Ayrıca Kâbe hizmetleri her zaman büyük bir istekle yapılagelmiştir. Sikâye, hicâbe (sidâne), imâre ve rifâde1 gibi hizmetler saygınlık ifadesi olarak üstlenilmiştir. Kâbe ile birlikte zikredilmesi gereken bir diğer önemli unsur Zemzem suyudur. Zemzem suyu, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail zamanında çıkan, Allah’ın Hz. İbrahim’e bahşettiği önem arz eden bir nimet ve yeryüzünün en hayırlı suyudur.

Kâbe’nin dört köşesi (rükn) dört ana coğrafi yönü işaret eder. Doğu yönünü gösteren köşe “Rüknülhacerülesved”, güneyi gösteren köşe “Rüknülyemani”, batıyı gösteren köşe “Rüknülgarbî” ve kuzeyi gösteren köşe “Rüknülırâkî veya Rüknüşşâmî” olarak isimlendirilir. Doğu köşesinde yerden yaklaşık olarak 1,5 m. yüksekte tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden, gümüşten bir korumalık içinde bulunan Hacerülesved yer almaktadır. Kâbe’nin kuzeydoğu cephesinde Makam-ı İbrahim yer almaktadır. Bu makam hakkında âlimlerin çoğunun görüş birliği, Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken üzerine çıktığı ve insanları bu taş üzerinde hacca davet ettiği şeklindedir. Taşın üzerinde Hz. İbrahim’in ayak izleri mevcuttur. Hz. Peygamber’in de Veda Haccında Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim arkasında iki rekât namaz kıldığı rivayet edilmektedir.

Kâbe’nin Hz. İbrahim’den sonra kaç defa daha yeniden inşa edildiği konusu ihtilaflıdır. Kabul edilen görüş ise önce Amâlikalılar ve sonrasında Cürhümîler tarafından inşa edilmiş, Hz. Muhammed’in dedelerinden Kusay b. Kilab’a kadar gelmiştir. Kusay b. Kilab, o güne kadar üzeri açık olan Kâbe’nin üstünü hurma dallarıyla örtmek suretiyle kapatmıştır. Kureyş’in 605 yılında yaptığı yeniden inşa sırasında Hz. Muhammed’in, amcası Abbas ile birlikte taş taşıdığı ve bu arada Hacerülesved’i yerine koyma şerefini paylaşamayan Kureyş kabileleri arasında çıkması muhtemel bir çatışmayı önlediği bilinmektedir. (2)

Mekke’nin fethinden önce çeşitli Arap kabileleri arasında Kâbe’nin Kureyşliler’e itibar ve ticari avantaj sağladığı gerekçeleriyle yeni kâbeler inşa edilmiştir. Yemen valisi Ebrehe de Mekke’yi ele geçirip burayı yıkmak istemiştir. Fakat bu çabalar pek işe yaramamış ve Hz. Peygamber Mekke’nin fethinden sonra tüm bu yapıları yıktırmıştır.
1630 yılına gelinceye dek Kâbe’de mimari anlamda ciddi bir değişiklik yapılmamıştır. Yalnızca çeşitli dönemlerde küçük onarımlar yapılmıştır. Örneğin; Sultan I. Ahmed döneminde (1612) Kâbe’nin kuzeybatı duvarında çatlaklar oluşmaya başlamış fakat İstanbul uleması Kâbe’nin yıkılıp tekrar yapılmasının caiz olmayacağı yönünde fikir beyan edince duvar iyileştirme çalışmasına tabi tutulmuştur.

1630’da IV. Murat döneminde Mekke şehri şiddetli bir fırtına ve sele maruz kaldı. Bu fırtına ve sel dolayısıyla Kâbe büyük tahribata uğradı. Dönemin Mekke Emîri Şerif Mes’ûd b. İdrîs, Kâbe’nin etrafını kapatıp üzerini yeşil bir örtüyle örttürerek durumu İstanbul’a bildirdi. Bunun üzerine Mimar Rıdvan Ağa ve Medine Kadısı Mehmed Efendi Kâbe’nin inşası için görevlendirildi. Temmuz 1631’e kadar yaklaşık altı buçuk ay süren bu çalışmalar sırasında Hacerülesved köşesi hariç bütün duvarlar temellerine kadar taş taş sökülerek orijinalitesine dokunulmadan yeniden yapıldı ve yıpranmış, harap olmuş kısımlar yenileriyle değiştirildi. Suûdiler zamanında gerçekleştirilen başlıca onarımlar ise 1958 yılında dam ile duvarların iç taraflarında bulunan mermer kaplamaların değiştirilmesi, 1982’de zemin mermerlerinin değiştirilmesi ve 1996’da duvarların dış yüzeylerindeki taşların numaralanıp sökülerek bozulan kısımlarının düzeltilmesi ve direklerle zeminin elden geçirilmesidir. (3) Kâbe’nin bakım ve onarımları her dönemde devam edegelmiş ve günümüzde de sürdürülmektedir. Kâbe’nin çevresi de aynı oranda değişikliğe uğratılmış ve çevresindeki çalışmalar hala sürmektedir.

Kâbe’nin örtüsü İslami dönemde halife, hükümdar veya Mekke valisi tarafından yaptırılırdı. İlk yaptıran Hz. Peygamber’dir. Kâbe’nin ilk dönemlerde kırmızı ve beyaz olmak üzere iki örtüsü bulunur ve bu örtüler yılda iki kez olmak üzere değiştirilirdi. Abbasi Halifesi Me’mûn döneminden itibaren örtü yılda üç defa yenilenmeye başlandı. Ayrıca Me’mûn zamanında Kâbe’nin beyaz örtüsü siyaha çevrilmiş ve siyah örtü kullanımı zamanımıza kadar gelmiştir. Kâbe’nin içinin yıkanması, Hz. Peygamber zamanında başlamıştır. Mekke’nin fethiyle beraber Kâbe’nin putlardan arındırılması ve zemzemle yıkanması ile bu kutsal mekân her yıl bir veya iki defa gelenek olarak yıkanmaya başlanmıştır.

Cahiliye devrinden itibaren Kâbe’nin duvarına önemli bazı belgeler asılırdı. Bu devirde şiir önemli bir yer tuttuğundan “Muallakatu’s-seb’a” adı verilen meşhur yedi şairin adı da o dönemde Kâbe’nin duvarına asılan belgeler arasındadır.

Kureyşliler ile birlikte Kâbe’nin perşembe ve cuma günleri açıldığı söylenmektedir. Fakat daha sonraları yalnızca cuma günleri açılmıştır. Günümüzde ise sadece yıkandığı günlerde ve misafir devlet adamlarının ziyaretlerinde açılmaktadır.

Fıkhî açıdan bakacak olursak Kâbe, Müslümanların namaz ve hac gibi önemli ibadetlerini yerine getirmelerinde birinci derecede önem arz eden bir yapıdır. Hac ve umre ibadetlerinin bir rüknü olan tavaf da Kâbe’nin etrafında yapılmaktadır.

Hz. Peygamber’in de Kâbe ile ilgili çeşitli hadis-i şerifleri ve sünnetleri bulunmaktadır. Fakihler, Resûl-i Ekrem ve ashaptan rivayet edilen uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacerülesved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm) ona el ile dokunup öpmekle gerçekleştiği konusunda görüş birliği içerisindedir. (4) Ancak dokunma ve öpmenin mümkün olmadığı zamanlarda uzaktan da istilâm yapılabileceği söylenebilir.

Hz. Peygamber birçok âlimin ittifakıyla Kâbe’nin içinde namaz da kılmıştır. Ancak kimi âlimler namaz kılmadığını, sadece Allah’ı yüceltip tesbih ettiğini ifade ederler. Bununla birlikte Hz. Peygamber Aişe validemize, Kâbe’ye girip namaz kılmak istediğini söylediğinde Resul-i Ekrem’in onu elinden tutarak hicre (5) soktuğu ve “Kâbe’ye girmek istersen burada namaz kıl. Çünkü o Kâbe’den bir parçadır.” dediği rivayet edilmektedir. (Tirmizi, “Hac”, 48; Nesâî,, “Hac”, 128) (6)

Kâbe’nin birleştirici özelliği yüzyıllardır devam etmiş ve günümüzde de bu özelliğini sürdürmektedir. Allah (celle celalu) yaptığımız duaları Kâbe’de yapılan dualardan eylesin ve dualarımıza icabet etmek suretiyle bizlere bir olan Allah’a hakkıyla yönelmeyi nasip eylesin.  

————————–
            
1. Hicâbe: Kâbe kapıcılığı, perdeciliği ve Kâbe anahtarının muhafaza edilmesiyle ilgili görev Rifâde: Kâbe’ye gelen fakir hacıların doyurulmasıyla ilgili görev
Sikâye: Hacılara içilecek su hizmetiyle ilgili görev
İmâre: Kâbe’yi, Mescid-i Haram’ı bayındır hale getirme, orada huzuru sağlama görevi
2. Sadettin Ünal, “Kâbe”, DİA, c.24, s. 16.
3. Ünal, a.g.m., s. 17.
4. Salim Öğüt, “Hacerülesved”, DİA, c.14, s. 434.
5. Kâbe ile hatîm denilen yarım daire şeklindeki duvar arasında kalan ve altın oluğun altına rastlayan yer.
6. Kâmil Yaşaroğlu, “Kâbe”, DİA, c.24, s. 22.