Rasûlullah(sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”  (Ahmed b. Hanbel, Müsned  IV/335; Buhâri, Tarihu’l-Kebir, I/81; Tarihu’s-Sağîr I/306; Bezzâr, Müsned, c. II, s. 308; Taberâni, Mu’cemu’l-Kebir II/38; Hakim, Müstedrek, IV/422; Heysemİ, Mecmeu’z-Zevâid, VI/219)

“Ey Konstantiniye! Ya sen beni alırsın ya ben seni alırım!”

Doğumu

Osmanlı Sultanı II. Murad’ın ve Hümâ Hatun’un oğlu olan ve Osmanlı sultanları arasında II. Mehmet olarak anılan Fatih Sultan Mehmet,  1432 yılının 29 Mart’ı 30 Mart’a bağlayan gece Edirne’de doğdu.

Her Osmanlı şehzadesinde olduğu gibi Mehmet de çocukluğunun bir müddetini anne-babasının yanında geçirdikten sonra hem askeri hem de eğitimsel olarak kendini yetiştirmesi için Bursa’ya gönderilir. Burada 10 yaşına kadar kalan Mehmet, daha sonra devlet yönetimini öğrenmesi ve deneyim kazanması için Manisa sancakbeyliğine atanmasıyla Manisa’ya gider. Eğitimi için ise daha sonra Osmanlı şeyhülislamı olacak Molla Gürâni1 görevlendirilir.

Onun Molla Gürâni’ye öğrenci oluşu ile ilgili şöyle bir olay aktarılır: “Fatih çocukluğunda oldukça hareketli ve ele avuca sığmayan bir kişiliğe sahip idi. Önceleri okumak ve öğrenmekten çok, harp sanatına ilgi duymuş ve hocalarının öğrenme konusundaki sözlerini dinlememiştir. Bunun üzerine II. Murat, Fatih’in hocalığına biraz daha sert yapılı olan Molla Gürâni’yi atamıştır. Daha ilk karşılaşmada Molla Gürani ile dalga geçmeye çalışan genç şehzadeye Gürâni değneğini göstererek “İşte bu itaat etmen için, haydi şimdi çalışmaya” der.

Her Osmanlı padişahı bu dönemde bir meslek ile meşgul olmuş, Şehzade Mehmet de top döküm işiyle meşgul olmuştur.

Hocaları arasında yer alan Akşemseddin2 de Fatih’in ilmi gelişiminde çok büyük rol üstlenmiştir. Hatta İstanbul’un Fethi’nin en sıkıntılı anlarında duası ve teşvikleri ile fethin kazanılmasına büyük katkısı olmuştur.

Fatih, ziyadesiyle onu sevip hürmet göstermiştir. Hocasına hürmeti gözden kaçmayan Fatih’e bunun sebebini soran Mahmut Paşa’ya, Fatih; “Benim bu zata hürmetim sonsuzdur. Diğer ilim erbabı benim yanıma geldiklerinde elleri titrer, benim de Akşemseddin’i görünce ellerim titriyor” diye cevap vermiştir.

13 Yaşında Osmanlı Tahtına Geçişi

13 yaşında babası Sultan II. Murad tahtı bırakır ve oğlu Şehzade Mehmet’i tahta geçirir. Bundan dolayı tarihçiler, Fatih için babası ölmeden tahta çıkan ilk ve tek Osmanlı Sultanı olarak bahsetmiştir.

Genç yaştaki bir padişahın Osmanlı tahtına geçmesini fırsat gören Macarlardan oluşan Haçlı Birliği, Osmanlı topraklarına girerek Varna’ya saldırıya geçer. Bu durum karşısında genç padişah, iki yıl kaldığı tahttan vezirlerin de iknâsıyla tahtı tekrar babası II. Murad’a bırakır ve Manisa’ya şehzade olarak geri döner.

Bu taht değişikliği hakkında baba ile oğul arasında şöyle bir diyalog geçtiği rivayet edilir:

“Yeni padişahın genç ve tecrübesiz oluşu, Hıristiyan dünyasının Haçlı Seferi hazırlıklarını hızlandırır ve Hıristiyanlar Varna’ya doğru harekete geçerler. Geçtikleri yerlerde şehirleri, kasabaları, köyleri yakarak büyük zulümler yaparlar. Bunun üzerine Osmanlı vezirleri bir araya gelip, ordunun başında tecrübesi olan padişah II. Murad’ın bulunmasını, tekrar tahta oturması gerektiğini ısrarla belirttiler.

Sultan II. Mehmet’e söylenen bu fikir kabul görülür ve Mehmet babasına şöyle bir mektup yazar: “Baba! Ya sen Padişahsın ya ben! Sen padişahsan şu tehlikeli anda milletin seni ordunun başına çağırıyor gel. Ben padişah isem sana emrediyorum; saltanat kendisine ait ise düşmanı karşılamak farzdır; yok eğer bize ait ise emrimize itaat şarttır.”

Sultan Murad, bu ferman karşısında hemen Edirne’ye hareket ederek tahta geçer. Yüz binden fazla askerin başına geçti ve 9 Kasım 1444’te Varna meydan savaşını kazandı.

Tekrar Tahta Geçişi

Şehzade Mehmet, babası II. Murad›ın vefatından sonra 19 yaşında tahta tekrar çıkar. Tahta çıktığı dönemde Karamanoğlu İbrahim Bey, Venediklilerle anlaşarak isyan ederek daha önce yıkılan Karamanoğulları Beyliği’ni tekrar kurmayı hedeflemiştir. II. Mehmet, Karaman topraklarına girerek bu isyanı bastırmıştır ve bu ümidini boşa çıkarmıştır.(1444)

İstanbul’un Fethi(29 Mayıs 1453)

İstanbul, Emeviler döneminden başlamak üzere fethedilmek için Müslümanlar tarafından birçok kez kuşatılmış ancak bir türlü fethedilmemiştir.
Rasûlullah(sallallahu aleyhi vesellem)’in; “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”  (Ahmed b. Hanbel, Müsned  IV/335; Buhâri, Tarihu’l-Kebir, I/81; Tarihu’s-Sağîr I/306; Bezzâr, Müsned, c. II, s. 308; Taberâni, Mu’cemu’l-Kebir II/38; Hakim, Müstedrek, IV/422; Heysemİ, Mecmeu’z-Zevâid, VI/219) müjdesine nâil olmak için tarih boyunca İstanbul kuşatılmış ancak fetholunamamıştır. Sahabeden Ebu Eyyüb el-Ensâri adıyla meşhur Halid bin Zeyd(radıyallahu anh) de Emeviler döneminde 90 küsur yaşında İstanbul’un fethi için çıkan orduya katılmış ancak surlara yakın bir yerde şehit düşmüştür.

İstanbul, surlarının sağlamlılığıyla ön plana çıkmıştır. Sultan Mehmet, bu durumunun bilincinde olduğundan hemen hazırlıklara başladı. Surlarda gedik açılması ve ordunun surlardan içeri girebilmesi için devasa toplar hazırlandı. Bu toplar tarihte ilk defa yapıldığından dünya silah sanayinde yerini alacaktı. Bir taraftan da gemiler Haliç’ten içeriye girecekti. Bizans, Haliç’ten gelecek gemileri önlemek için Haliç üzerine zincirler gerdi. Bir yandan da diğer Haçlı birliklerden yardım istedi. Gelecek yardımların engellenmesi için de Fatih, Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt zamanında yapılan Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli(Boğazkesen) Hisarı’nı yaptırdı.

Gemilerin Karadan Yürütülmesi

İstanbul’un Fethi için gerekli hazırlıklar yapılmasına rağmen Bizans’ın surlarının güçlü olması ve gemilerle Haliç’teki zincirlerden geçilememesi, II. Mehmet’i yeni çareler bulmaya sevk etti. İşte bu esnada tarihte ilk defa olacak bir olay gerçekleşecekti. Gemileri karadan yürütmek…

22 Nisan 1453 sabahı Bizans, Haliç’teki gemileri görünce şaşkınlık yaşar. Aynı zamanda askerlerin karşı tarafa geçmelerini sağlamak için Vezir Zağnos Paşa da 1000’i aşkın fıçıyı bir araya getirerek köprü kurulma işlerini başlatır.

Doğu Roma(Bizans) İmparatoru, Sultan II. Mehmed’e kuşatmanın kaldırılması halinde padişahın belirleyeceği miktarda vergi vereceğini ve surlara kadar tüm toprakların Osmanlı’ya geçeceğini bildirir. Ancak cevap kesindir: “Efendinize söyleyin, direnmeyi bırakıp şehri teslim etsin. Bunu yaparsa Mora’nın hâkimiyetini kendisine ihsan edeceğiz. Razı olmazsa şehre zorla gireceğiz! Biz Sultan Murad Han oğlu Mehmed Han olarak peygamber müjdesi peşindeyiz.”3

Kuşatma tahmin edilenden uzun sürer ve Osmanlı askerleri de yorulur. Bunun üzerine II. Mehmed, 29 Mayıs’ta büyük taarruz için emir verir ve taarruzla Ulubatlı Hasan’ın Bizans surlarına çıkarak Osmanlı sancağını dikmesi, Osmanlı ordusuna moral olarak kazandırır.

İstanbul(Constantinepolis), 29 Mayıs 1453 Salı günü II. Mehmed›in önderliğindeki Osmanlı birliklerine teslim olur. Bu fetihle birlikte Doğu Roma İmparatorluğu sona ermiş ve Osmanlı artık imparatorluk olmuştur.

İstanbul›un fethi ile Doğu Roma İmparatorluğu›nun sona ermesi, Orta Çağ’ın bitişi Yeni Çağ›n başlangıcı olarak kabul edilir.

Yine 1453 İstanbul Fethi ile Anadolu ve Balkanlar arasındaki Osmanlı için geçişlerde bir engel teşkil eden Bizans yıkılmış, artık ticaret yollarının Osmanlı’ların eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya iterek coğrafi keşifleri hızlandırmıştır.

21 yaşında bu fethe mazhar olan II. Mehmed, bundan sonra “Fatih” unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmet olarak anılır.

Dönemin kaynakları, kuşatmaya katılan Osmanlı kuvvetlerinin görülmemiş derecede kalabalık olduğunu yazarlar. Bu gibi ifadeler, Osmanlı kaynaklarının bazılarında da yer alır. Rakamlar 100.000 ile 300.000 arasında değişmektedir. Bununla beraber en iyimser tahminler kuşatmaya katılan asker sayısının 100.000 dolayında olduğu veya bunu biraz geçtiği şeklindedir.

Fetihlere Devam…

İstanbul’un fethinin ardından İslam’ı dünyanın her yerine yaymak üzere fetihlere devam eden eski Sultan II. Mehmet yeni Fatih Sultan Mehmet, Trabzon (Pontus) Rum İmparatorluğu’na son vererek onu tarihin sayfalarına gömmüştür. Ardından Batı topraklarına açılan Fatih; Sırbistan, Eflak, Boğdan, Mora, Bosna-Hersek, Arnavutluk ve bazı yerleri İslam topraklarına dâhil etmiştir.

Fatih Sultan Mehmetin Kılıcı ve Üzerindeki Yazı

Fatih Sultan Mehmet Han’ın savaşlarda kullanmış olduğu kılıç; çelik, som, demir ve altından yapılmış olup uzunluğu 125 santimetredir. Üzerinde ise şöyle yazılıdır;

“Bismillahirrahmanirrahim. Hak dinin bağlarını parıltılı ve açık harfli ayetlerle ve keskin ve parlak kılıçlarla güçlendiren yüce Allah’a hamd olsun. Salat ve selam, en güzel fasih sözlerle vasfedilen Hazret-i Muhammed ve ehli beytine olsun.

Allah’ım! Dinin erkânlarını yüceltmek için mücadele eden gazi ve mücahitlerin sultanı, cihat için çekilen keskin kılıç olan Sultan Murad Han’ın oğlu Mehmed Han’a güç kuvvet ver ve kılıcının kınını şeriat düşmanlarının boynunda, kaleminin mürekkebini de âlemlerin rabbinin inayetinde eyle. Amin ya rabbelalemin.”

Fatih Sultan Mehmetin Osmanlı Eğitimine Armağanı: Sanh-ı Semân Medreseleri

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethine müteakip birçok devlet kurumunda yenilikler yaparak kurulan imparatorluğu çağının gerektirdiği şekilde kanalize etmek için faaliyetlere başladı. Fatih Kanunnâmeleri adıyla bildiğimiz kanunnâmeleri yayınlayarak bir dizi önlemler aldı. Bununla beraber eğitime ve bilime verdiği önemin de etkisiyle bu alanda da birtakım yeniliklere imza attı.

Fatih Sultan Mehmet, medreseler yaptırmaya karar verdikten sonra bu görevin yerine getirilmesi için Veziriazam Mahmud Paşa’ya sorumluluk yükledi. Fatih’te yapımına 1463 yılında başlanan ve 1470 yılında tamamlanan ‘’Sahn-ı Seman’’ medreselerin yapıldı. Bunun yanında Sahn-ı Semân Medreselerine talebe yetiştirmek için bu medreselerin arkasında Tetimme adı verilen sekiz medrese daha yapılmıştır. Bu medreseler Sahn-ı Semân medreselerinde okuyacak talebeyi hazırlamak amacıyla kurulan bir idadi gibiydi. Bununla da kalınmayıp bir imaret, aşhane, Darüşşifa denen bir hastane,  muallimhane, kütüphane, Dâru’t ta’lim ve iki hamam yapılmıştı.

Fatih Sultan Mehmed sadece Sahn-ı Semân Medreselerini kurmakla kalmayıp yanında farklı seviyelerde okullar açmakla Fatih Külliyesi’ni sıbyan mektebinden en üst düzey medreseye kadar önemli bir ilim merkezi ve adeta insan yetiştirmek için gerekli her şeyi içinde barındıran akademik bir yapılanma hüviyetine kavuşturdu.4

Ayasofya Bedduası5

“Allah’ın yarattıklarından Allah’a ve O’nun rüyetine iman eden, ahirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib (zâlim ve diktatör) olsun, özellikle zâlim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fâsit bir tahakküm ve bâtıl bir nezâret ile vakıflara nâzır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak asla helal değildir!

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse veya şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeriata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey talep ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun.

Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.

Nefis kilise Ayasofya, kıyamete kadar cami olarak vakfedilmiştir. Bunu Allah’a, ahirete, O’nun heybetine inanan hiçbir mahluk, sultan olsun, hakim olsun, bir mütegallibe olsun, değiştiremez. Vakıf şarlarını kim değiştirirse, Allah’ın, meleklerin, bütün insanların lâneti onların üzerine olsun. Yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın.”

Vakıf Hassasiyeti

“Ben ki İstanbul fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmed bizatihi alınterimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kain ve malumu’l-hudud olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim.

Şöyle ki: Bu gayr-ı menkulatımdan elde olunacak nemalarla İstanbul›un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim… Ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, bila istisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığnı soralar; var ise şifası şifayap olalar. Değilse kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze’ye kaldıralar, orada salah bulduralar.

… Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelemeyenlerin yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle…”

Vefatı

Fatih Sultan Mehmet, 1464 yılından beri yakalanmış olduğu nikris (halk arasında gut veya damla, tıp dilinde ise podagra) hastalığından muzdaripti.
03 Mayıs 1481 yılına gelindiğinde de yeni bir sefer için yola çıktığı sırada Üsküdar ile Gebze arasında Hünkârçayırı (Maltepe) civarında vefat eder ve naaşı İstanbul’da bulunan Fatih Camii avlusundaki türbede gömülür.

900 bin km. olan Osmanlı topraklarını, 2 milyon 214 bin km.’ye çıkardı

Baba Sultan II. Murattan Oğluna Nasihatler

Sultan II. Murat, oğlu Fatih’e nasihatlerinden oluşan “Nasihatü Sultan Murad”6 adlı eserde şu nasihatlerde bulunur:

“Oğlum! Seyrek de olsa, bir insan başkası tarafından aldatılır. Aldatılan kimse eninde sonunda düştüğü durumu anlar ve içine düştüğü durumdan kurtulmak için çareler arar. Ancak insan kendini aldattığı zaman bunu gidermeyi beceremediği gibi bir çareye de başvurmaz.

Bilirsin ki meyve, olgunlaştığı zaman güzeldir. Sen de işlerinde tecrübeli, olgunlaşmış, güngörmüş insanları tercih etmelisin.

Gençlik çağında ortaya çıkan duygularından kesinlikle uzak durmalısın. Ben bu çağda duyulan zevk ve sefayı, uyuz hastalığına yakalanmaya benzetirim. Uyuz hastalığına yakalananlar ancak kaşındıkları zaman rahatlarlar. Böyle bir kaşınmanın sonunda da daha kötü bir duruma düşerler. Çünkü tırnaklarıyla kaşıdıkları yerlerin derisi yırtılır, kanlar akar. Buna ancak çeşitli merhemler sürülerek çare bulunur. Bu hastalığın merhemi, İslam eczahânesinde satılır.

Oğlum! Şunu iyice bilmelisin: Herhangi bir şeyin devamlı olarak kaba kuvvet, kılıç, kahramanlık ve baskı sayesinde elde edilmesiyle; akıl, tedbir, sabır, ileri görüşlülük, imtihan ve uzun tecrübeler sonucunda meydana gelmesinde büyük farklılıklar vardır. Birinci yol, her zaman geçerli olmadığı gibi zararları da çoktur.

Ben sana kılıcın nerede kullanılacağını, aklın nerede işe yarayacağını, savaşta ve ülke yönetiminde hangisinin yararlı olduğunu öğretmiştim. Kılıç kullanarak, onun yardımıyla ülkeler fethetmek için akla danışmak gerekir. Bu şekilde yaparsan yapılan işlerini sağlama bağlamış olursun. Kılıç kuvveti akıl, mantık ve sevgiyle birleşmezse bir işe yaramaz. İskender’in kırk bin kişilik orduyla, İran Şahı’nın yüz bin kişilik ordusunu bozguna uğrattığını bilirsin. Eğer İskender, aklını kullanmamış olsaydı bu sonuca ulaşabilir miydi?

Bütün bunlar gösteriyor ki, aklın gücü daima kılıçtan üstündür. Bu, bütünüyle her şeye karşı böyledir. Ben nice kahramanların akıllarını kullanmadan, sadece kılıçlarına güvendikleri için yok olduklarını gördüm. Meselâ; dedem Sultan Yıldırım Bayezid, sadece kılıcına güvenmeyip, tedbirini de onunla beraber almış olsaydı, Timurlenk olayı meydana gelir miydi? Bu olayın sonucu, bizim için daha iyi olamaz mıydı?
Kuvvetli olmak elbette iyidir fakat kuvvet Hakk’ın ve aklın emrine verilmelidir.

Her zaman Allah’a sığın ve onun vaadlerinden emin ol. Meselâ; hayırlı bir evlât, şefkatli bir babadan verilmesi kolay bir şey istese baba çocuğunun isteğini kırmayacak, onu mutlu ettiği için büyük bir sevinç duyacaktır. Oğlum! Allah, kullarına böyle bir babadan daha mı az şefkatlidir?

Oğlum! Şunu iyice bilmelisin: Herhangi bir şeyin devamlı olarak kaba kuvvet, kılıç, kahramanlık ve baskı sayesinde elde edilmesiyle; akıl, tedbir, sabır, ileri görüşlülük, imtihan ve uzun tecrübeler sonucunda meydana gelmesinde büyük farklılıklar vardır. Birinci yol, her zaman geçerli olmadığı gibi zararları da çoktur.

Oğlum! Bir an bile olsa adaleti elinden bırakma. Çünkü Allah âdildir. Bir bakıma sen, O’nun yeryüzündeki bir temsilcisisin. O, sana kendi isteğiyle birtakım üstünlükler vermiş ve kullarının yönetiminin başına geçirmiştir.

Eğer bütün öğütlerimi tutarsan, bu dünyadan ayrıldığın zaman şüphesiz cennete lâyık bir insan olursun…

Oğlum! Padişahlar, elinde terazi tutan bir kimseye benzerler. Sen, padişah olunca teraziyi doğru tutmanı isterim. O zaman, Yüce Allah da senin iyiliğini ister. Her şey, Allah’ın bilgisi dahlindedir. Her şey ancak onun tarafından bilinebilir.”

———————————-

1 Molla Gürâni: (d.1410 (Gürân veya Hiler, Diyarbakır), v.1488, İstanbul). Osmanlı müftüsü ve dördüncü şeyhülislamı.
Molla Yegân adlı meşhur bir zat, hac dönüşünde uğradığı Mısır’da tanıştığı büyük âlim Molla Gürâni’yi Osmanlı ülkesine davet edip beraberinde Edirne’ye getirir. Padişah’ın kendisine, “bana hediye olarak ne getirdin” demesi üzerine O, Molla Gürâni’yi Padişah’a takdim ederek; “Sana ilim ve irfan abidesi olan bu zâtı getirdim” diye cevap vermiştir. Molla Gürâni’yi çok beğenen ve takdir eden II. Murat, küçük oğlu Fatih’i onun terbiyesine verir.
2 Akşemseddin: (d. 1389, Şam – ö. 16 Şubat 1459, Göynük) asıl adı ile Mehmet Şemseddin’tir.
3 Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar, Halil İnalcık
4 Fatih Sultan Mehmed’in Osmanlı Eğitim Sistemine Armağanı: Sahn-ı Semân Medreseleri, Enes Şanal(makale).
5 “İstanbul’un Fethi’nin Kazandırdıkları ve Manevi Fethe Hazırlık”, Ahmet Akgündüz; Zaman Gazetesi, 29-30 Mayıs 1993.
6 Sultan Murat Han, Fatih Sultan Mehmed’e Nasihatler, Tercüman Gazetesi, s.10-33