Televizyon kanalları altyazı geçiyor: “İsrail askerleri Mescid-i Aksa’ya girdi. Müslümanların mescide girmelerini engelledi. Bir grup Müslüman, İsrail askerlerine karşı direndi. İsrail Gazze’yi havadan vurdu…”

Ardı arkası kesilmiyor haberlerin… Ve aynı gün ülkemin sokaklarında sloganlar atılıyor: “Kahrolsun İsrail! Kahrolsun Amerika! Diren Gazze! Diren Mescid-i Aksa!”

Daha sonra dağılıyor kalabalık, öfkesi geçiyor oracıkta, rahatlamış olarak dönüyor, Yahudi’yi, kafiri nasıl desteklediğini bilmediği dünyasına…

Çalıştığın Yahudi firmasında mesai saatlerine riayet ettiğin gibi namaz vakitlerine riayet etseydin kahrolurdu İsrail. Abdullah Azzam (rahimehullah)’ın Arap toplumuna dediği gibi: “Sen bir kaşık pilav yanında pepsi, kola olmadan yutamadığın için” kahrolmuyor İsrail. Sen kazandığın parayı, evini onların saraylarına benzetmek için harcadığından dolayı kahrolmuyor Amerika. Sen çocuğunu Yahudi yapımı çizgi filmlerle büyüttüğün için, onların eğitim sistemleriyle eğittiğin için benziyor onlara, bu sebeple taklit ediyor, onlar gibi yiyor, onlar gibi giyiniyor, onlar gibi eğleniyor… Kur’an ayetleri yerine film senaryoları hıfz ediyor. Gerçekten kahrolsun mu İsrail? Kimin eliyle ve nasıl?

Vaktin yok bunu düşünecek. Hafta sonu da dolusun, yeni açılan alışveriş merkezine  gideceksin çoluk çocuk. Ah şimdi hatırladın… Şu sizin mahalledeki hoca sohbete davet etmişti seni. Aslında gitsen iyi olurdu ama hanıma da söz verdin değil mi? Ama yine de kahrolsun İsrail! Kahrolsun Amerika! Zaten haftalık sohbetle de olmaz bu iş. Siz daha önce denemiştiniz öyle değil mi? Kendimizi kandırmayalım ama samimi adam şu sizin mahalledeki hoca… İğneyle kuyu kazsa da boşuna… Bu devirde büyük oynayacaksın. İçlerine sızacaksın, koltuk sahibi olacaksın, içeriden çökerteceksin, kalelerine gireceksin. Ancak böyle kahrolur kafir Amerika.  

“İsrailoğulları’nı denizden karşıya geçirdik. Yolda putlarına tapan bir topluma rastladılar, bunun üzerine “Ey Musa, bu adamların nasıl ilâhları varsa bize de öyle ilâhlar yap” dediler. Musa da onlara “Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz.” dedi.” (Araf, 138)

Ah be kardeşim… Musa (aleyhisselam) Tur-i Sina’dan indiğinde nasıl da üzülmüştü kavminin haline… Henüz kurtulmuştu kavmi, Firavunun zulmünden… Henüz gerçekleşmişti tevhid dini. Sadece kırk gün olmuştu peygamberleri Musa (aleyhisselam) Tur-i Sina dağına çekileli…

“Musa ile otuz geceliğine sözleştik, buna on gece daha ekledik, böylece Rabbinin belirlediği buluşma süresi kırk geceye ulaştı. Musa kardeşi Harun’a dedi ki: “Soydaşlarım arasında benim yerimi tut, kötülükleri düzelt, bozguncuların yoluna girme.” (Ali İmran, 142)
Peki ya biz? Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nasihatleri kulaklarımızda… Uhud’u hatırla ve Ayneyn tepesini… Okçuları hatırla… Unuttuklarında Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nasihatini, yetmiş sahabe ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bir dişi şehit olmuştu Uhud’da…

Peki ya biz? Peygamberin bıraktığı yerde miyiz? Saçlarımızı siyaha boyamamızı yasaklamıştı, onlara benzemeyelim diye. Hayatımızın yüzde kaçı Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e benziyor? Sofralarımız bile sünnetten uzak. Yerde oturamaz olduk, kot pantolon giyeli. Sakal sevmez olduk, boynumuza kravat geçireli… Peki ya düğünlerimiz… İmam Efendi geliyor nikah kıymaya elhamdulillah.

Ah be kardeşim… O lanetli kavim ne yaptı peygamberlerine? Çok sevdiklerini söyleyip haşa “Allah’ın oğlu” dediler. “Yahudiler dediler ki: Uzeyr Allah’ın oğludur. Hristiyanlar da dediler ki: Mesih Allah’ın oğludur. Bu, onların ağızlarında dolaşan sözlerdir ki, daha önce küfretmiş olanların sözüne benzetiyorlar. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar.” (Tevbe, 30)

Ve peygamberlerini öldürdüler. “Andolsun ki; İsrailoğullarından ahd almış ve onlara peygamberler göndermişizdir. Ne zaman bir peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle gelmişse; bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdi.” (Maide, 70)

Şimdi Noel, Paskalya törenleri yapıp Peygamberlerinin doğum gününü kutluyorlar. Peki ya biz kardeşim? Sünnetleri unuttular, hadisleri inkar ettiler de kutlu doğum törenleri düzenlediler. Ona da şükür, buna da şükür derken bir alt yazı daha geçti televizyon kanallarında… Henüz on yedisinde, iffet timsali, göğsü Yahudi’ye nefretle dolu, öfkeyle dolu, ümmetin izzetli şehidesinden bahsediyor kanallar… Leş kokan ağzı ile “Peçeni aç, kadın!” diyor İsrail askeri. “Açmam” diyor, “O, Allah’ın emri” ve kahroluyor İsrail, kahroluyor Yahudi!

Ah şehide! Sen canını verdin de Allah’ın hükmü için, biz daha peçenin hükmünü tartışıyoruz gerekli midir diye. Ah be şehide… Seni İsrail askeri vurdu “bu Müslüman kadındır” diye. Biz kurşunsuz silahlarla vuruluyoruz kardeşim… Kanımız donuyor içimizde, işittiğimiz sözlerden…

Her türlü adı taktılar bize de. Bir tek “Müslüman” demediler. Her gün hakaretler yağıyor örtümüze, “bizde müslümanız” deyip küffarı sevenlerden… Aklıma Peygamberim geliyor ve beni izzetli kılan dinim…

Araplardan bir kadın, bir miktar ticaret eşyası getirerek Beni Kaynuka pazarında satmak istiyordu. Bir kuyumcunun yanına oturmuştu. Yahudiler, kadının yüzünü açmasını istediler. Kadın bunu reddedince kuyumcu, kadın farkında olmadan elbisesinin bir ucunu alıp sırtına atmıştı. Kadın ayağa kalktığında üstü başı açılmış, Yahudilerde buna gülmüşlerdi.

Olayı işiten Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sabrı tükenmişti. İslam ordusuyla beraber Beni Kaynuka’nın üzerine yürüdü. Kaleye sığınan Yahudileri, on beş gün muhasara altında aldılar. Yahudiler, Allah’ın kalplerine korku vermesiyle, Müslümanlara teslim oldular.

Ama Şehide… Üzülmüyorum. Bu ümmetin sen gibi yiğitleri olduktan sonra ve ümmetin kadınlarının iffeti, izzeti için canlarını veren kardeşlerimiz olduktan sonra bize de sen gibi dik durmak düşer.

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki; Allah’a verdikleri ahde sadakat göstermişlerdir. Kimi bu uğurda canını verdi, kimi de beklemektedir. Ve onlar, hiç bir değiştirme ile değiştirmediler.” (Ahzab, 23)

Kahrolacak İsrail! Kahrolacak Yahudi! Kahrolacak Amerika! Kahrolacak kafir..!

Selam ve dua ile…