“Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz (deyin).” (Bakara; 138)

Yazımın başlığından 1400 yıl öteye gideceğimi düşünmeyin. Sahabe hanımlardan bahsedeceğimi sanmayın ya da başka yüzyıllardan örnekler vereceğimi…

Bugün, bu zamanların fedakâr hanımlarından, kardeşlerimden söz edeceğim size. Sahabe hanımlarını kendisine örnek almış, onları günümüze taşımış, gördükçe, konuştukça gönlüme dokunan, her biri birbirine kenetlenmiş, şeytanın hilelerini yenmiş, ona pabuç bırakmamış, ömrünü Allah yoluna adamış kardeşlerim…

Kadının fedakârlığının zirvesi anneliktir; geceyi yavrusunun başucunda, derin iç çekişler çekerek, hüzünlenerek uykusuz geçirir, en şefkatli haliyle yorgun kollarının arasına alıp emzirir yavrusunu. İşte bu en fedakâr halini kuşanıp gecelerini yavrusuna ayırdığı gibi, Allah’ın dini için geceler boyu nöbet tutan, dili Kuran tilaveti ile meşgul, Allah’ı zikreden, yarınki ilim toplantıları için geceleri kitap, defter ve kalemi ile sofraları donatan kardeşlerim…

Nefsi ve dünyalık her türlü isteğini ertelemiş, cennete bırakmış, en beğendiği elbisenin parasını Suriyeli, Afganistanlı, Burmalı, Somalili kardeşlerine ayırmış, ümmetin hâlini düşününce nefsi için ayırdığı paradan utanmış, nefislerini kınamış kardeşlerim…

Evlerinin odalarını medreselere çevirmiş, çocuk cıvıltılı Kuran sesleriyle süslenmiş, evlerde oturan her biri kristal, elmas, yakut değerinde çocuklar yetiştirmiş kardeşlerim…

Gösterişli düğünlerden vazgeçmiş, ziynetlerden, takılardan, bol mobilyalı odalardan, servet değerinde tabak, çanak setlerinden vazgeçmiş, hepsini Allah için terk etmiş, yalnızca Rabbin rızasını gözeterek içinde Allah’ın anıldığı bir yuva isteyen kardeşlerim…

Kurtların, çakalların kendisine kurduğu makam, mevki, kariyer, flört gibi tuzaklara aldanmayan en iffetli, en hayâlı hâlini kuşanan Hz. Meryem misali Allah’ın kendisini katından gönderdiği ilim sofralarıyla ödüllendirdiği kardeşlerim… Gençlik yıllarını ailesinden uzak, her türlü zorluğa, sıkıntıya, özleme sabrederek medreselerde İslam davetçisinin kuşanacağı en güzel hali kuşanmak için yıllarını veren kardeşlerim… Ve bu gençleri ilmek ilmek dokuyan, nakış nakış işleyen, merhameti ve sevgisiyle kuşatan, onlara hocalık yapan, evinden, çocuklarından fedakârlık yaparak Allah’ın dini için nesiller yetişsin diye ter akıtan, emek eden kardeşlerim…

Dünyada tadılacak en güzel lezzet olan İslam kardeşliğini tatmış, en büyük tesellisi kardeşleriyle dertleşmek olan, en mutlu, en eğlendiği vakitleri kardeşleriyle kurduğu mütevazı çay sofralarında geçiren, gözlerinin içine bakıp varlıkları için Allah’a hamd ettiğimiz kardeşlerimiz…

Girdiği her ortamda ahlakı, adabı, ilmi ve takvası ile hiç konuşmasa da duruşuyla içleri aydınlatan, gönülleri yeşerten, daha on yedisinde, yirmisinde en erdemli haline bürünmüş, Ashabı Kehf misali duruş sergileyen genç kardeşlerim…

Beğenilmeyen, hor görülen, mümin kimliğine kötü bir kelam edildiğinde ciğeri yanan, içi sızlayan, “Rabbim!” diye duaya duran, içindeki yaraları sabır ilacıyla sıvayan kardeşlerim…

“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)

Beşeri düzenlerin ortalığa saçtığı, nefsanî, şehvetperest, bencil, zalim düşüncelerden, cahiliye bataklığından sıyrılıp Allah’ın dinine, Peygamberin çağrısına kulak vermiş, karanlık kuyulardan adım adım aydınlığa yürüyen, hidayet yolunu seçmiş kardeşlerim…

Yaptığınız her fedakârlık sizi Adn ve Firdevs cennetlerine yaklaştırsın. Rabbim davası için, rızası için yaptığınız her bir ameli şehadetiniz için vesile kılsın.

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 23)

Ve’l-hamdu lillahi Rabbil Âlemîn… Âmin…