Hamd;“Sanki onlar gizlenmiş inci gibidirler”(1) şeklinde buyuran Allah’a;

Salât ve Selâm ise; “Cennet kadınının başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden hayırlıdır”(2) ve“bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hariç, vücudunu erkeklere gösteremez”(3) buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemefendimize;

Allah’ın rahmeti ve mağfireti de, bu emirleri başının tacı edinen ve bu uğurda zorluğa, meşakkate, sıcağa ve nefsi birçok isteğe karşı gelerek, Rabbine kulluğa kendini adayan ve tesettürüne riâyet eden müslüman hanımların üzerine olsun.

Tesettür; Canlılar arasında sadece insana mahsus olan bir özelliktir. Şer’i mükellefiyetlere haiz olan müslümanlara Rabbimiz tarafından hicri 4. yılda Zilkade ayında farz kılınmış ve o zamandan beri müslüman kadınların üzerinden asla çıkmayacak ve Allah’ın izniyle asla çıkarılamayacak olan koruyucu ve sağlam bir kaledir tesettür.“Müslüman Hanımların Allah’ın emrine uygun olarak örtünmesi” demektir.

Tesettür, “İslâm’ın şiarı ve imanın alametidir.” Bedenimizde Allah’ın hâkimiyetini kabul etmiş olmanın bir göstergesidir. Bu sebeple dini ve imani bir konu olup, sadece İslâm dinine mahsus olmadığı, bütün dinlerde ve medeniyetlerde bulunduğu ve evrensel olduğu herkesin kabullendiği ve bildiği bir husustur. Tesettür Kur’anla, Sünnetle ve İcma-i Ümmetle sabittir. Bu sebeple inkâr eden kâfir olur. Tesettürün gayesi, fuhşu, azgınlığı, ahlaksızlığı, teşhirciliği önlemektir. Cennet ehlinden olmaya talip olan kadınların herhangi bir eziyete ve şiddete maruz kalmasına engel olmaktır.
Tesettür denilince ilk olarak akla gelen husus, kadının örtülmesi gereken yerlerini örtmesidir. Ancak tesettür kadınla sınırlı kalan bir mesele değildir. Kadını ilgilendirdiği gibi erkeği de ilgilendiren bir konudur. Ancak burada bizim üzerinde durmak istediğimiz mesele kadının kimliğini teşkil eden, İslami ölçüye uygun olan tesettürün önemini incelemektir.

Yüce Rabbimiz azze ve celle şöyle buyurmaktadır:

“Ey Peygamber hanımları! (Bütün Müslüman hanımlar) evlerinizde oturun ve ilk cahiliye dönemindeki kadınlar gibi açılıp saçılarak sokakta uygunsuz uygunsuz yürümeyin”(4)

Ve yine: Ahzab Süresi 59. ayeti kerimesinde de: “Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve bütün mümine hanımlara söyle! (Bir ihtiyaçtan dolayı dışarı çıktıklarında) üzerlerine (örtülerini baştan ayağa kadar örtünen)cilbablarını(dış örtülerini) sarkıtsınlar(alsınlar). Bu onların tanınıp incitilmemeleri için en hayırlı olanıdır. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” buyurularak baştan ayağa kadar kapanmaları farz kılınmıştır.

“Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!”(5) buyurulmuştur.

Tesettür farz kılındığında bakın ilk müslüman nesil nasıl bir iştiyakla bu emri derhal yerine getirmek için gayret gösteriyordu.

Hazret-i Âişe radıyallahu anha validemiz bildiriyor ki:

“İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler” buyurdu.(6)

PEYGAMBERİMİZİN TESETTÜRE VERDİĞİ ÖNEM

İslam’ın en önemli değerlerinden biri olan tesettür kendisi sebebiyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in resmen ilan ettiği ilk savaştır ve sebebi de Müslüman bir kadının tesettürüne el uzatılmasıdır. Kaynakların nakline göre Peygamberimizin ve Müslümanların sabrını taşıran olay şöyle cereyan etmiştir:

“Hazreti Peygamber döneminde Kaynuka Yahudileri, Medine’nin bir mahallesinde kuyumculuk yapıyorlardı. Bir Müslüman kadın, ziynet eşyası almak için bir kuyumcu dükkânına girer, Yahudi kuyumcu ve arkadaşları, kadının başını açıp yüzünü görmek isterler, ancak kadın buna izin vermemiştir. Yahudilerden biri arkadan gizlice gelerek kadının arka eteğini beline iliştirir. Kadın habersizce ayağa kalktığında avret yerleri gözükür ve Yahudiler de buna gülmeye başlarlar.

Kadın feryat ederek yardım istemeye başlar. O sırada orada olan bir Müslüman, Yahudi kuyumcunun üzerine atılıp onu öldürür, Yahudilerde toplanıp o Müslümanı şehit ederler. Şehid edilen Müslümanın ailesi imdat ister. Hadise hemen Medine’ye yayılır. Bu durum Müslümanları çok öfkelendirir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Yahudilerin bu ihanetini öğrenince derhal savaş açar. 15 gün süren kuşatmanın ardından daha fazla dayanamayan Yahudiler, teslim olurlar ve Medine’den sürülürler.”(7)

Geçmişten günümüze kadar tüm Müslümanlar bu olayı tesettürlerine uzanan elin cezası olarak nitelendirirler.

Müslüman bir kadının tesettürüne el uzatıldığı için, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Yahudi’ye savaş açıyor iken, Yahudilerin ve diğer tüm İslam düşmanlarının örtü düşmanlığı kadar, eğer bizler örtünmenin şuurunda olmaz isek, tesettürümüzü muhafaza etmez isek, ahirette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzüne nasıl bakarız, Rabbimize nasıl hesap veririz?

Toplumumuzda bazı insanların Allah’ın emri olan tesettüre ehemmiyet vermediğini, belki de hafife alarak çoğu zaman “insanın kalbi temiz olsun, nice tesettürlüler var ki yaptıklarına bakıldığına hiç kapanmasalar daha iyi, bizler en azından onlar gibi yapmıyoruz” diyerek hem kendilerini, hem de çevrelerindekileri İblis aleyhillane’nin vesvese ve iğvası sebebiyle kendi bâtıl telkinlerine inandırmaya çalıştıklarını müşahede ediyoruz. Ancak şunu bilmemiz gerekir ki; İnsanın görüntüsü onun kalbinin ve kişiliğinin bir yansımasıdır. İstemediği ve sevmediği bir şeyi büyük bir heyecan ve arzuyla giyen bir kişiyi görmek mümkündeğildir. Çünkü hem sevmeyecek, hemde onu yapmak için canı gönülden çabalayacak. Bu bırakın görmeyi, düşünülmesi bile imkânsız olan bir durumdur. İçine sindiremediği bir işi yapan, beğenmediği bir elbiseyi gönül rızasıyla giyen bir insanı düşünmek anlaşılması çok zor olan bir durumdur. Olsa olsa bu işi yapan ya muhtaç biridir ki, bu sebeple beğenmediği elbiseyi giymektedir. Yada muzdar biridir ki, mesleği gereği dünyevi kaygılarından dolayı buna sessiz kalmaktadır. Dolayısıyla kalbin onaylamadığı bir dış görünüş asla kalb ile birlikte ve yan yana olamaz. Bugün bu sözleri söyleyenler bilmelidirler ki aslında dış görünüşleri onların kalplerinde saklamış oldukları gerçek düşüncelerinin bir mahsulüdür. Kalbin temiz olması, dinimize uymakla olur. Dine uymayanın kalbi asla temiz olamaz. Kalbin nasıl temiz olacağını her şeyi yoktan yaratan AllahuTeâlâ ve O’nun son peygamberi Muhammed aleyhisselâm bildirmektedir. Gerçekte ancak, onların bildirdiklerine uygun yaşayanın kalbi temizdir, onların emirlerine uymayanın kalbi temiz olamaz.

Aslında kişinin bâtıla dalması ve bu sebeple günah işlemesi, onun kalbinin bozuk olmasının alametidir. Günah işleyenlerin, mesela açık gezenlerin “Sen kalbe bak, kalbim temizdir” demeleri de çok yanlıştır. İçi ile dışını birbirinden farklı göstermek gibi bir durumdur ki Allah muhafaza etsin bu durumda tam manasıyla bir nifak alametidir. Bu durumu bakın Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl izah ediyor.

Ebû Abdullah Nu’mân b. Beşîr radıyallahu anh’den dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Şüphesiz helâl de apaçık bellidir, haram da apaçık bellidir… Şunu da bilin ki, insan vücudunda bir lokmacık et parçası vardır. O düzelirse, bedenin tümü düzelir, bozulursa bedenin tümü bozulur. Bilin ki o, kalbdir.”(8)
Müslüman hanımların özellikle bilmesi gereken bir diğer husus da İslam’da, “Hayra sebep olan hayır, kötülüğe sebep olan da, kötülük yapmış gibi günah kazanır” kuralı vardır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim İslam’da iyi bir çığır açarsa açtığı çığrın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de İslam’da (müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığrın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından birşey eksilmeden ona aittir.”(9)

Müslüman hanımların bilmesi gerekir ki: Sadece başını örtmekle tesettür olmaz. Tesettürlü bir hanım dikkat çekici renklere bürünemez. Bu sebeple Müslüman kadın, erkekleri günaha sokmaktan sakınmalıdır. Çünkü bu giyiniş şekliyle hem kendini, hem de diğer insanları fitneye düşürmüş olur. Diğer kadınlarında beğenilme arzusuyla onu örnek edinmelerinden ve bu sebeplede topluca günah bataklığına düşmekten sakınmalıdır. Âdem aleyhisselâm’ın oğlu olan Kabil örneğinde olduğu gibi “katli ilk başlatan” olması hasebiyle Âdemoğullarından her bir öldürülenin günahından ona da bir pay olduğu gibi, insanları açıklığa, hayâsızlığa ve tesettürsüzlüğe sevkedenlerin ve bunu da kendisi üzerinde bizzat pratize edenlerinde bu günahta büyük bir paylarının olacağı unutulmamalıdır.

Diğer taraftan doğrudan bir kez ayrılmaya başlandığı ilk andan itibaren şeytan yapılan her şeyi güzel göstermeye başlar. Sonuçta başın örtülü olması yeterli zannedilmeye ve diğer yerlerin açılmasında bir sakınca olmadığı zannına sahip olmaya başlanılır. Maalesef bugün sokaklarımızda başı kapalı, altı açık hanımlar dolaşıp duruyorlar. Saçı görülmüyor, ama vücudunun bütün hatları meydanda. Bunun adı da maalesef tesettür oluyor!

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şeytan onların yaptıklarını kendilerine süslemiş, güzel göstermişte onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.”(10)
Müslüman kadın, haramdan korkmalı, günahlarına karşı vurdumduymaz bir tavırda olmamalıdır. Çünkü münafık kişi, işlemiş olduğu günahını hiç önemsemez. Bir hadisi şerifte Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür kalbi kaplar, kalb, kapkara [kirli, pis] olur.”

“Mümin günahını başucunda, hemen üstüne yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık ise, burnuna konmuş hemen uçacak bir sinek gibi görür.”(11)
Kötü huylar ve günahlar kalbi hasta eder. Bu hastalığın artması, kalbin ölümüne yani küfre sebep olur. Küfür ise, kalbi öldüren en büyük zehirdir.
Bu bakımdan kadın ve kızlarımızın tesettürüne çok önem vermeliyiz. Dışarıda giyilen dış kıyafetin, dinimizin emirlerine göre örtmesi gerekli olan yerleri örtmüş olması, vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bolluk ve genişlikte, altını da göstermeyecek kalınlıkta olması gerekir. Göze çarpan, göze batan, vücudun hatlarını belli eden, bedene yapışan, renkleri cırtlak ve çarpıcı kıyafetlerle sokaklarda gezip tozan kadın ve kızlar, başlarını örtmüş olsalar bile, tesettüre girmiş sayılmazlar. Onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ifadesi ile “örtülü çıplaklardır.” (12)

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Örtülü (fakat) çıplak, (kendine yabancı erkeği) meylettirici ve (kendisi harama ve yabancı erkeğe) meyledici, başları deve hörgücü gibi (sağa sola) meyleden kadınlar cennete giremezler ve cennetin kokusunu da alamazlar. (Hâlbuki) hakikaten cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir,” buyurmuşlardır.(13)

Şu husus unutulmasın ki, tesettür konusunda gereken hassasiyet ve önemi göstermek başta tesettür ile emrolunan hanımlar olmak üzere bu hususta bir şeyler yapmaya muktedir olabilen ana, baba, eş, abi, kardeş, tüm herkese bir vecibedir. “Emr-i bil-mâruf ve nehy-i anil-münker” vazifesidir, farzdır. Bu farz büsbütün terk edilirse azab gelir, felâket gelir.
Huzeyfe b. Yeman radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan ALLAH’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da ALLAH kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra ALLAH’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez” 13 buyurarak, emri bil mârufu ve nehyi anil münkeri terk eden bir toplum üzerine azab ineceğini açıkça haber vermiş ve bizi uyarmıştır.

Artık azab inmeden başımıza,
Tesettürü indirmek gerek başımıza.
Engeller çıksa da karşımıza,
Haktan gelir ancak gelen başımıza.

TESETTÜRE KARŞI OYNANAN OYUNLAR

Dünyanın her yerinde müslümanlara karşı oynanan oyunlar zaman değişse de asla değişmemiştir. Özellikle ülkemizde tesettüre karşı verilen mücadele bizler için asla unutmamamız gereken ve ibret almamız gereken bir meseledir.

Türkiye’de kadınların giydiği çarşafı kaldırmanın ne derece tepkiye sebep olacağını denemek için bir pilot bölge seçilir. İlk uygulama Trabzon’da gerçekleştirilir. Trabzon belediyesi kent merkezinde çarşaf giyilmesini yasaklar. Merkezde çok tepkiye neden olmayınca daha sonra yasak alanları genişletilir. Mahalli idarelere kadar uygulanmaya başlanır. Daha sonraları yasak, o kadar genişletilir ki bazı bölgelerde çarşaf giyenlere polis müdahalesinin yapıldığı görülür.

Bu dönemlerde tesettürün kadının dış görünümünü ne kadar rencide ettiği hususunda konuşmalar yapılır. Yurt gezilerinde Avrupai görünüme sahip kadınlar gezi heyetine dâhil edilir. Böylece Müslümanların kadınları Avrupai tarzda giyime alıştırılmak istenir.(14) Kadınları batılılaşma kültürüne entegre etmek için seçilen birtakım kızlar Avrupa’ya eğitime gönderilir. Avrupai tarzda giyinen ve erkeklerle birlikte iç içe olmaktan hiç çekinmeyecek, iffet duygusundan mahrum kadınlar! yetiştirilir. 2 Eylül 1929 tarihinde Miss Turkey isminde bir güzellik yarışması düzenlenir. Batıya daha hızlı adapte edebilmenin başka bir yolu olan böyle yarışmalara, genç ve bekâr kızların katılmaları teşvik edilir. Bu yarışmayı düzenleyen de Cumhuriyet gazetesidir. 4 Şubat 1929 da bir duyuru yapılır. “Bütün dünyada güzel kadınlar seçilir ve memleketlerinin güzellik kraliçesi intihap edilirken bizim böyle bir kraliçemiz neden olmasın? En güzel Türk kadını kimdir acaba?” denilir. 16-25 yaşındaki kızlar arasında yarışma yapılacaktır. Bir hafta sonra gazetenin sahibi ve başyazarı olan Yunus Nadi sütununu bu konuya ayırır. Güzellerin mayo ile jürinin önüne çıkacaklarını bildirir. 125 yarışmacının fotoğrafı 21 Haziran 1929’da tamamlanır. Sıra okuyucuların oy vermesine gelir. 1 Ağustos’ta açıklanan sonuçlara göre 1121 oyla “Mualla Suzan” birinci seçilir. Gazete 400’ün üzerinde oy alan 48 yarışmacının büyük jüri önüne çıkmasına karar verir. Eylül günü güzeller jüri önüne çıkarılır. Yarışma Cumhuriyet gazetesinin üst katında yapılır. Ve Feriha Tevfik birinci olur.(15) Tüm bunların amacı müslüman kızların toplumun önünde açılmasını kolaylaştırmaktır.

1930 yılında bir güzellik yarışması daha düzenlenir. Bu yarışmanın birincisi de Mübeccel Namık Hanım’dır. Bu yarışmada ilginç olan ise jürinin yorumlarıdır. Hüseyin Rahmi Gürpınar “Bire bir alınırsa hepsi güzel, fakat bolluk içinde seçmek müşkil oluyor,” diyor. Halit Ziya Uşaklıgil “Bayıldım” diyor, Abdulhak Hamit Tarhan “Cennete girdim sanıyorum” diyor, Hüseyin Cahit Yalçın ise “hayranım” diyordu.(16)

24 Temmuz 1973 yılında televizyona çıkan İnönü Lozan’ı bakın nasıl anlatıyordu. “ Biz Lozan’da öyle taahhütler (sorumluluklar) altına girdik ki, İtilaf devletleri bizim bu taahhütleri yerine getiremeyeceğimizi zannettiler. Anlaşmaya göre bizim bunları 10 sene içinde yerine getirmemiz gerekiyordu. Ama biz 5 sene içinde yerine getirdik.” Bu sözler üzerine Nazmi Kal isimli şahıs İnönü’ye şöyle sorar: “Paşam niçin yerine getiremeyeceğinizi zannettiler?” İsmet İnönü şöyle cevap verir: “Çünkü millet isyan eder diye düşündüler” (17)
Yakın tarihimizde cereyan eden ve bizlerin kalbine hançer gibi saplanan şu tarihi olay çok düşündürücüdür.

“Yıl 1932, yer yine Cumhuriyet gazetesi. Ve bir güzellik yarışması daha düzenleniyor. “Evlenmemiş namuslu kızlar” davet edilir diyor bir başlıkla. Bu yarışmaya 17 yaşında “Keriman Halis” adında genç bir kız da katılır ve birinci olarak güzellik kraliçesi seçilir. Ve dünya genelinde Avrupa’da düzenlenen bir güzellik yarışmasına Keriman Halis gönderilmek istenir. Yer; Belçika’nın Spa şehri! 28 ülkenin katılımıyla güzellik yarışması düzenlenir. İlk kez bir Müslüman kızı, dünya güzellik yarışmasına katılacaktır. Herkes yarışmanın sonucunu merak etmektedir. Ülkelerini temsil eden kızlar, jürinin önüne sırayla gelip puan toplamaya çalışırlar. Bütün katılımcıları izleyen jüri üyeleri, puan değerlendirmesi yapmak üzere başka bir salona geçerler. Başkan kürsüye gelir ve jüri üyelerine şu konuşmayı yapar:

“Sayın jüri üyeleri! “Bugün, Avrupa’nın ve Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Yüzyıllardır dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren Osmanlı İmparatorluğu, artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınlarının temsilcisi olan Türk güzeli Keriman aramızdadır, karşımıza çıkıp kendini bize beğendirmeye çalışmıştır.
Bu Türk kızını, kendi zaferimizin tacı kabul edeceğiz ve onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslam’ı ve Türkleri yenmenin zaferini kutluyoruz. Hıristiyanlığın ve Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu işte “mayo ve sütyen” ile önümüzdedir. Müslümanların geleceğinin böyle olması temennisiyle… Bundan dolayı Türk kızını dünya güzeli olarak seçeceğiz, fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi olarak kaldıracağız” diyerek Türkiye’yi birinci ilan ederler.

 

Böylece Keriman, dünya güzeli seçildi ve resmi gazetelere basıldı. Hatta kartpostal yapılarak satıldı. Elden ele dolaştı. İşin ilginç olan diğer bir yönü ise Keriman Şeyhulislam’ın torunu olarak takdim edilir.(18)

Yapılan bu yarışmalarla, yeni Türk kadını modeli oluşturuluyordu. İslam ile bağını koparmış, zihnini ve fikrini batıya kiralamış, batıcı nesiller yetiştirecek kadınların temelleri atılıyordu. Eğitim sistemi başta olmak üzere yapılan bütün inkılaplar bu esaslara göre yapılıyordu. Toplum çağdaşlaştıkça! Hıristiyan Avrupa zaferini ilan ediyordu. Necip Fazıl’ın da dediği gibi:

Bana çağ dışı diyorlarmış; Ne büyük bir onur!
Ben bu çağın dışında kalmayayım da içinde mi boğulayım?

Bir başka yerde ise şöyle seslenmektedir bu örtü düşmanlarına:

Medeniyet söküp atmaksa baştaki ağı,
Sizden daha medeni Afrika yamyamları
Eğer medeniyet açmaksa bedeni
Desenize, hayvanlar sizden daha medeni

Merhum Mehmet Akif, müslüman kadının kimliğine zarar vermek isteyenlere bakın nasıl sesleniyor:

Bacımın örtüsü batmışsa zalimin gözüne,
Billahi acırım tükürüğe, tükürsem yüzüne

Maalesef zamanında bu oyunlara ortak olanlar ve bu oyunun piyonları, şuan tesettürsüz bir halde sokaklarda dolaşanların öncülüğünü yaptılar. Kötü bir çığırın açılmasına sebep oldular. Ne yazık ki bizler de son zamanlarda tesettür konusunda küfür ehlinin oyunu olan modanın esiri olmuşuz. Maalesef kendi nesillerimiz de bu oyunun içine sürüklenmekte. Şu unutulmamalıdır ki, küfrün eskiden İslam’a karşı olan mücadelesi bugünde devam etmektedir. Kıyamete kadar da bu mücadele devam edecektir. O gün küfür ehli nasıl çalıştıysa bugün de aynı şekilde çalışmaktadırlar. İşte bu yüzden Müslümanlar olarak bizler, daha dikkatli olmalıyız. Küfrün oyununa gelmemeliyiz. Nesillerimizi Tesettür bilinci ile yetiştirmeli, kâfirlere ve örtü düşmanı olan yerli uşaklarına asla fırsat vermemeliyiz. Onlar şunu da iyice bilmelidirler: Onlar istemese de tesettür, Müslüman kadınlar tarafından, bir ömür boyu, hep izzet ve şerefle taşınacaktır.
Şimdi Müslüman hanımlara da şunu soruyoruz: Sahte mi gerçek mi diye buruşturulan ve elden ele dolaşan bir banknot gibi resmedilmiş bir halde olmayı mı, yoksa tutarken dahi özen ve titizlikle, narin dokunuşlarla tutulan bir inci tanesi olmayı mı istersiniz?
Mevla Teâlâ cümlemizi tesettürüne sahip çıkan kullarından eylesin. Selam ve dua ile.

————————-

1. Vâkıa, 23.
2. Buharî, Rikak, 51.
3. Ebu Davud.
4. Ahzab, 33.
5. Nur, 31.
6. Buhari, Nesai.
7. İbnHişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Nşr. M. es-Sekâ, İ. el-Ebyârî, A.Hafız Çelebi, Lübnan 1391/1971, III, 51
8. Hadisi Buhari (İman, 39’da) ve Müslim rivayet etmiştir.
9. (Riyâzu’s-Salihîn, 19, bab. 172. hadis, s. 158 (Müslim’den); Sunenu’n-Nesaî, V, 99; (vermekle ilgili genel çığır açma; V, 100; İyiliğe vesile olma ile ilgili hadisler; et-Tâc, I, 74 (Hayra delil olan yapan gibidir); Sunenuİbni- Mâce 203, 206, 207 nolu hadislere bkz.
10. Neml, 24.
11. Buhâri.
12. Müslim: Libas: 125.
13. Müslim, libas:125, Cennet:52; Muvatta, Libas:7; A.b.Hanbel: 3/356, 440
14. Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, s:160, Pınar Yayınları.
15. Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, s:161-162, Pınar Yayınları.
16. Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, s:162, Pınar Yayınları.
17. Bin Yılın Sonu 28 Şubat, C, 1. S:400 Abdurrahman Babacan.
18. Bir Millet Uyanıyor, Hekimoğlu İsmail, s: 153-155. Yeni Rehber Ansiklopedisi, cilt: 11 s: 357. Türkiye gazetesi.