Geceyi dinlenme yeri ve gündüzü de çalışıp rızık temin etme zamanı kılan Allah Azze ve Celle’ye hamd olsun. Allah’ın dinini beyan etmekle mükellef olan Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e, bu uğurda ondan hiçbir yardımı ve fedakârlığı esirgemeyen âline, ashabına ve güzellikle onlara tâbi olan selefi salihine salât ve selam olsun.

İmdi; ticaret yapmak, rızık temin etmenin yollarından biri olduğu için önemle üzerinde durulması gerekir. Çünkü insan için en temel ve hayati mesele, temin edilen rızkın ve bedeni besleyen gıdanın helal ve meşru olması konusudur. Zira beden hem ruhun kalıbı, elbisesi hem de bineği ve şu hayat seferinin sahası olan dünyayı katetme vasıtasıdır. Dolayısıyla bedeni besleyen gıdanın ruh üzerinde muhakkak büyük tesiri olacaktır. Helal yollardan elde edilen ve meşru bir şekilde alınan gıda, ayrı ayrı çiçeklerden Allah’ın lütfu ve keremi ile topladığı ürünleri bala çeviren bal arısı misalinde olduğu gibi, beden ve ruh için bir şifa kaynağı ve âzâlarda salih ameller şeklinde ortaya çıkan bir nur olur. Haram yollarla elde edilen ve gayrı meşru bir şekilde alınan gıda ise, aynı çiçeklerden ve bitkilerden topladığı ürünleri öldürücü zehire çeviren eşek arısı misalinde olduğu gibi ruh için bir zehir ve âzâlarda ortaya çıkan fasid ameller şeklinde bir zulümat olur.

Bundan dolayı rızkın ve kazancın helal olması üzerinde önemle durulmuş ve haram olan besinden ve kazançtan şiddetle sakındırılmıştır. Biz de bu makalemizde özellikle ticaretle ilgili birkaç husus üzerinde durmaya çalışacağız. Allah Teâlâ bütün Müslümanlara helal rızık ve kazançlar nasip ederek, biz Müslümanları haram kazanç yollarından korusun!

1- Allah Azze ve Celle Ticareti Helal, Faizi ise Haram Kılmıştır

Allah Azze ve Celle meşru yollarla yapılacak ticareti helal kılmıştır. Bu konuda pek çok ayet’i kerime ve hadis’i şerif bulunmaktadır. Ezcümle:
“Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” (Bakara; 275)
“Ey Mü’minler! Karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret dışında, birbirinizin malını aranızda haksız olarak yemeyin. Kendi nefislerinizi de öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizlere pek merhametlidir. Kim zulmedip haddi aşarak bu fiilleri işlerse; Biz onu pek yakında o müthiş cehennem ateşine sokacağız. Bu ise, Allah için pek kolaydır.” (Nisâ; 29-30)

Dikkat edilecek olursa Allah Azze ve Celle, insanların haksız yollarla birbirlerinin mallarını yemeleri ile birbirlerini haksız yere öldürmelerini birlikte zikretmektedir. Zira haksız yere insanları öldürmenin en büyük sebebi; onların elinde bulunan mallarına göz dikmek ve haksız yöntemlerle onların sahip olduklarını ele geçirmeye çalışmaktır. Şu yüzyılımızda faiz yiyerek devleşen çok uluslu şirketlerin hammadde bulmak ve sömürgelerden elde ettikleri hammaddeden imal ettikleri ürünleri pazarlayacakları pazarlar oluşturmak için insanlığın başına sardıkları felaketler herkesin malumudur. Tabi ki insanların mallarına ve canlarına karşı bu şekilde haksız ve zalimce tecavüzde bulunanların akıbeti alevli cehennem ateşinde cayır cayır yanmaktır.

2- Helal Olan Meşru Ticaretin Fazileti

Allah Azze ve Celle, ticaret yaparak rızık temini için çalışmayı ilahi bir lütuf olarak adlandırıp şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizin lütfundan rızık aramanızda bir günah yoktur.” (Bakara; 198) “Bir kısmınız da Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler.” (Müzzemmil; 20) “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin.” (Cum’a; 10)

Rafi b. Hadic radıyallâhu anhu şöyle anlatıyor: “Denildi ki: “Ey Allah’ın elçisi! Hangi kazanç yolu daha hoştur?” Şöyle buyurdu: “Kişinin el emeğiyle çalışması ve her türlü mebrur (meşru) alım satımdır.”1

Mikdâm radıyallâhu anh’ın naklettiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse eliyle çalışıp (kazanarak) yediğinden daha hayırlı bir yiyecek yememiştir. Muhakkak ki Allah’ın peygamberi Davud aleyhisselam da eliyle kazandığından yerdi.”2

Said b. Müseyyeb rahimehullah şöyle derdi: “Borcunu ödeyebileceği, ırzını koruyabileceği ve öldüğünde kendisinden sonrakilere miras bırakabileceği bir malı kazanmak istemeyen kişide hayır yoktur.”

Övülmeye değer olan ticaret; güzel bir niyetle yapılan, insanlara muhtaç olmamak ve ailesine yetecek kadar rızık temin etmek gayesi ile yürütülen, helal bir kazanç elde etmek maksadı güdülen meşru ticarettir. Yoksa maksat sadece mal ve para elde ederek onları biriktirmek, mal ve parayla övünmek ve haram yollarla mal elde etmek olursa; bütün bunlar kınanmış ticaret kapsamına girer.

3- Şer’i Esaslar Çerçevesinde Hareket Eden Tacirin Fazileti

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah aleyhisselam şöyle buyurdu: “Emin (güvenilir) doğru sözlü tüccar; nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”3

Emin ve doğru sözlü olan tüccara vaadedilen bu makam, gerçekten büyük bir makamdır. Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olmak! Emin ve doğru sözlü olan ticaret erbabının böylesine büyük bir makamı haketmeleri, bir taraftan yaptıkları ticaretin şer’i esaslar çerçevesinde cereyan etmesinin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ortaya koyarken; diğer taraftan ticari faaliyetlerde emanet ve sadakat vasıflarının ne kadar önemli ve zor olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu sıfatlara sahip olmanın ve bunları muhafaza etmenin ne kadar zor olduğunu görmek için şu hadise bakmamız yeterlidir:

Huzeyfe radıyallâhu anh şöyle dedi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize iki olayı haber verdi ki, ben onlardan birini gördüm, diğerini de beklemekteyim. Bize şunu haber verdi ki: “Emanet, insanların kalplerinin derinliğine yerleşti. Sonra Ku’ran nazil oldu. İnsanlar da Kur’an’dan ve Sünnet’ten ilim öğrendiler (ve bu ilimle amel ettiler).” Huzeyfe dedi ki: “Sonra emanetin yavaş yavaş kaldırılacağını bize haber verdi ve sonunda şöyle buyurdu: “(Emanet kaldırılınca) insanlar birbirleriyle alışveriş (ticaret) yapacaklar ve neredeyse hiç kimse emaneti edâ etmeyecek (ve emanetin gereğine riayet etmeyecektir). Öyle ki “Filanoğulları arasında emin bir adam var.” denilecektir. Yine bir kişi hakkında “Falan kişi ne kadar yiğit! Ne kadar nezaket sahibi ve kibar! Ne kadar akıllı!” denilecek; ancak o kişinin kalbinde hardal tanesi ağırlığınca dahi iman olmayacaktır.” Huzeyfe radıyallâhu anhu emanetin bulunduğu zamanı ve emanetin kaldırıldığı zamanı şöyle tasvir etmektedir: “Bir zamanlar ben, alışveriş yaptığım kişinin kim olduğuna pek aldırış etmezdim; şayet o kişi Müslüman idiyse (ve onda bir hakkım kaldıysa), dini onu alır bana getirirdi. Eğer o Hristiyan veya Yahudi idiyse, valisi onu alır bana getirirdi ve böylece hakkımı ondan alırdım. Fakat bugün ise, sizden falan ve filan kişiler dışında hiç kimseyle alışveriş yapmamaktayım.”4

Ashabı Kiram’ın yaşadığı zamanda insanların hali böyleyse, onlardan sonraki asırlarda acaba nasıldır? Özellikle de onlardan 1400 sene sonraki şu bereketsiz ve her açıdan kapkaranlık olan ahir zamanda insanların hali nasıldır? Evet, bu zamanda ticari hayatta belki de en zor olan ve en az bulunan değerler emanet/güvenilir olmak ve sıdk/özü sözü doğru olmaktır. İşte bu sıfatlara sahip olmak çok zor ve bir o kadar da önemli olduğu için mükâfatı bu kadar büyüktür.

4- Şer’i Esaslara Riayet Etmeyen Aldatıcı Tüccarın Yerilmesi

Ebû Hureyre radıyallâhu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir yiyecek kümesinin (yığınının) yanından geçti. Parmaklarını o yığının içine sokunca, parmaklarına ıslaklık bulaştı. Bunun üzerine dedi ki: “Ey yiyecek maddesinin sahibi, bu neyin nesidir?” Adam dedi ki: “Üzerine yağmur yağdı ey Allah’ın Rasûlü.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Öyleyse insanların görmesi için (ıslak olanı) yiyeceğin üstüne koysaydın ya! Aldatan benden değildir.”5

Teessüfle belirtmek gerekir ki, günümüzde pazar esnafının çoğunluğu bu kötü halde bulunmaktadır. Allah Teâlâ Müslümanların hallerini ıslah eylesin!
Abdullah b. Mes’ud radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir Müslümanın malını yalan yeminle alırsa, Allah’ın huzuruna (Allah) kendisine gazap etmiş bir halde çıkar.” Abdullah dedi ki: Ardından Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun tasdikini Allah’ın Kitabı’ndan okudu: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.” (Al-i İmran:77)6

Rifaâ radıyallâhu anh dedi ki: ”Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber namazgâha (bayram namazlarının eda edildiği mekâna) doğru çıktık. İnsanların birbirleriyle alışveriş yaptıklarını gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey tüccarlar topluluğu!” Onlar da Rasûlullah Efendimiz’e icabet edip gözlerini ve başlarını ona çevirdiler. “Muhakkak ki tüccarlar kıyamet gününde füccar (günahkârlar) olarak dirilirler. Ancak Allah’tan korkanlar, sözlerinde duranlar ve doğru sözlü olanlar müstesnadır.”7

Görüldüğü gibi ticaretle uğraşanlarda neredeyse asıl olan fâcir ve günahkâr olmalarıdır. Kıyamet gününde fâcir olarak haşredileceklerinin beyan edilmiş olması daha da ürkütücüdür. Bu kötü akıbetten kurtulanlar ise, asıl olandan istisna edilecek kadar azdırlar. Zira ticaret ile uğraşanlarda galip olan hile, yalan, yalan yere yemin etme, aldatma, sözünde durmama, emanete riayet etmeme, ölçü ve tartı hususunda hassas davranmama ve benzeri kötü hasletlerdir. Bütün bunlar da kul hakları hususunda cereyan etmektedir. Bu kötü hasletlerden ve korkunç akıbetten kurtulanlar gerçekten pek azdırlar. Allah Azze ve Celle muttaki, emin ve sadık tüccarlarımızın sayısını arttırsın!

5- Mü’min Tüccarın Riayet Etmesi Gereken Bazı Esaslar

Müslüman tüccarların füccar (günahkârlar) olarak haşredilmekten korunup; peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber haşredilebilmeleri için ticaretlerinde şer›i esaslara göre hareket etmeleri gerekir. Biz bu esasların bazılarını şu dört başlık altında zikretmeye çalışacağız: Sıhhat, adalet, ihsan ve dini endişe.

1- Yapılan ticari muamelenin sahih olması gerekir: Bu, olmazsa olmaz şarttır. Zira sıhhat şartlarını bünyesinde bulundurmayan ticari muamele ya bâtıl bir muamele veya fasid bir muameledir ki, ikisi de haramdır. Sıhhat şartlarının tafsilatının fıkıh kitaplarından öğrenilmesi gerekir. Burada şu önemli nokta üzerinde durmakla iktifa edeceğiz: Mü’min bir tüccarın, ticari bir faaliyete girişmeden önce onun şer’i hükmünü öğrenmesi gerekir. İlk önce bu yapacağı muamelenin sahih mi yoksa bâtıl mı olduğunu, Allah’ın razı olacağı bir muamele mi yoksa Allah’ın gazabına maruz kalmasını gerektirecek bir muamele mi olduğunu araştırmalıdır. Bu ticari faaliyetten ne kadar kar elde edeceğini hesaplamadan önce sahih olup olmadığını öğrenmelidir. Bu, mü’min tüccarın imanının gereği ve onun takva sahibi olduğunun alametidir. Yoksa eğer ilk önce o ticari faaliyetten elde edeceği kârı göz önünde bulundurup, bu muameleyi muhakkak yapmayı kafasına koyar ve daha sonra da fetvasını araştırmaya başlarsa, ya da önce o ticari faaliyeti yapıp, sonra da fetvasını uydurmaya girişirse hiç şüphesiz fetvasını uydurur. Bu durumda dine uymak yerine dini kendi ticari faaliyetlerine uydurmuş olur ki; bu da facirliğin ta kendisidir.

2- Mü’min tüccarın, yaptığı muamelelerde adaletli olması ve zulümden şiddetle kaçınması gerekir: Bir ticari muamele sureten sahih ve geçerli gibi görülebilir. Ancak böyle bir muamelede taraflardan birini Allah’ın gazabına maruz bırakacak bir haksızlık ve zulüm de bulunabilir. Söz konusu haksızlıktan kasıt, başkasına zarar veren şeylerdir. Bu haksızlıklar; zararı genel olan ile zararı sadece muamele edene has olan haksızlık olmak üzere ikiye ayrılır:

● Zararı herkese dokunan haksızlık konusunda ilk başta zikredilmesi gereken husus ihtikârdır (stokçuluktur). Stokçuluk/karaborsacılık kesin bir şekilde yasaklanmıştır. İhtikârın hükümleri hususunda fıkıh kitaplarına müracaat edilmelidir. Ma’mer b. Abdullah dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İhtikâr yapan kişi günahkârdır.”8

● Zararı muamele yapana mahsus olan haksızlıklara şu örnekler verilebilir:

a- Kişinin kendisi için istediği şeyi din kardeşi için de istemesi gerekir. Bunu gösteren şeylerden biri de satıcının sattığı malda bulunmayan bir özelliği söyleyip malını övmemesi ve malın kusurları ve gizli özellikleri hakkında hiçbir şeyi gizlememesidir. Sattığı malı onda bulunmayan özelliklerle övmenin veya malında bulunan kusurları saklamanın rızkını çoğaltacağını zanneden kişi cahildir. Hâkim b. Hizam dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Birbirlerinden ayrılmadıkları sürece satıcı ve müşteri muhayyerdir. Eğer doğruyu söyler ve her hususu açıklayacak olurlarsa, alışverişlerinin bereketini elde ederler. Yok, şayet yalan söyler ve gizlerlerse, alışverişlerinin bereketi yok olup gider.”9

b- Alışveriş esnasında yemin etmekten sakınılmalıdır. Malın çok satılması için yalan yere yemin etmekten şiddetle kaçınılmalıdır. Ebû Katade radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Alışveriş yaparken çok yemin etmekten sakının. Çünkü böyle yapmak malı çok sattırır sonra da bereketini yok eder.”10
Ebû Zer radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç kişi vardır ki, Yüce Allah kıyamet gününde onlarla konuşmayacak ve onların yüzüne bakmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır… Yalan yere yemin ederek malını çok satmak isteyen kişi.”11

c- Tüccarın tartısını kontrol etmesi gerekir. Bunu tam bir şekilde sağlaması için bir şey satarken fazlasını tartıp vermesi, bir şey alırken de eksik alması gerekir. Bunun tam tersini yaparak zulmeden Medyen ve Eyke halklarının helak olduğunu Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de bizlere haber vermiştir. Yine Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Ölçüyü ve tartıyı eksik yapanların vay haline! Onlar insanlardan bir şey ölçüp alırken tam yaparlar, onlara bir şey ölçtüklerinde veya tarttıklarında da eksik yaparlar. Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? O gün insanlar, âlemlerin Rabbi’nin huzurunda duracaklardır.” (Mutaffifin: 1-6)

d- Müslüman tüccarın, faizli muâmelelerden ve faizli kredilerden şiddetle sakınması gerekir. Bilinmeli ki, faiz hakkında vârid olan tehditler ve faizle muâmele yapan kişi hakkında haber verilen cezalar hemen hemen başka hiçbir günah hakkında vârid olmuş değildir. Öyle ki, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem faiz yiyen hakkında şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin bilerek bir dirhem faiz yemesi, otuz altı defa zina yapmasından daha şiddetlidir.”12 Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem faizi yiyene, yedirene, yazana ve şahitlerine lanet etmiş ve “bunların hepsi eşittir” demiştir.13 Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem faiz yiyenin kandan bir nehir içinde yüzdüğünü ve o kan nehrinden her çıkmak istediğinde ağzına bir taş atıldığını ve bir türlü o kan nehrinden çıkamadığını bize haber vermiştir.14 Yine Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir kavmin içinde zina ve faiz yayılıp açığa çıkacak olursa, hiç şüphesiz onlar Allah’ın azabını başlarına getirmiş olurlar.»15

İmam Serahsî şöyle demektedir:16 “Allah Azze ve Celle faiz yiyenler için beş ceza zikretmektedir.

Birincisi: Dengesizlik. “Onlar ancak şeytanın çarpıp dengesini bozduğu (sar’aya tutulmuş) kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. (Bakara; 275)

İkincisi: Bereketsizlik ve iktisadî fesat. “Allah ribayı verimsiz kılar, sadakaları ise nemalandırır.” (Bakara; 276)

Üçüncüsü: Savaş. “Şayet (faiz yemekten) vazgeçmezseniz, Allah ve elçisinin (faizcilerle) savaşacağını bilin.” (Bakara; 279)

Dördüncüsü: Küfre düşmek. “Ey iman edenler! Allah(ın azabın)dan sakının ve geriye kalan riba (alacağınız)dan vazgeçin! Eğer mü’min iseniz… (vazgeçersiniz)” (Bakara; 278)  “Allah hiçbir kâfiri (ribaya helal diyeni), hiçbir günahkârı (riba yiyeni) sevmez.” (Bakara; 276)

Beşincisi: Ateşte ebedi kalmak. “…Kim de (kendisine öğüt geldikten sonra faize) dönerse, işte onlar cehennemliktirler! Onlar orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara; 275)

e- Kendisi almayacak olduğu halde sırf başka bir müşteriyi aldatmak için malın fiyatını artırmak ve böylece alışverişi kızıştırmak da (neceş alışverişi) yasaklanmıştır.

f- Aynı şekilde satılacak olan dişi hayvanların birkaç gün sağılmayarak memeleri sütle dolu olduğu halde satılmak üzere pazara çıkarılması da yasaklanmıştır.

3- Mü’min tüccarın, muamelelerinde ihsan sahibi olması gerekir:

Yüce Allah adaleti emrettiği gibi ihsanı da emretmektedir: “Şüphesiz ki Allah adaleti, ihsanda bulunmayı ve akrabaya vermeyi emreder.” (Nahl: 90) Adalet, ticaretteki sermaye gibidir. İhsan ise ticaretteki kazanç ve kâr gibidir. Dünyadaki alışverişlerinde sadece sermayesiyle kanaat eden kişi akıllılardan sayılmaz. Ahiret alışverişlerinde de durum aynıdır. Dindar olan kimsenin sadece adalet mertebesini gözetip haksızlık yapmaktan kaçınmakla yetinerek ihsan mertebesine riayet etmemesi doğru olmaz. Adalet mertebesine riayet etmek vaciptir.  İhsan babına giren hususları gözetmek ise müstehabdır. Ticari muamelelerde ihsan rütbesine, şu hususlara riayet edilerek ulaşılabilir:

a- Alışveriş yapan iki tarafın malın gerçek fiyatını bilmesi ve bir tarafın diğer tarafı aldatmaması durumunda dahi satıcının, müşteriden mutat bir kâr almakla yetinmesi gerekir. Esasen malı kârlı bir şekilde satmaya izin verilmiştir. Zira ticaretin asıl maksadı kâr yoluyla kazanç elde etmektir. Ancak kazanç elde ederken orta yolu tutmak ihsandır. Müşteri ya mala fazla rağbet ettiği için veya o mala acilen ihtiyaç duyduğu için mutat olandan daha fazla kârla onu almayı kabul etmektedir. İşte bu durumda satıcının müşteriden mutat olan kârdan fazlasını almaması ihsan babına girmektedir.

b- Fakir birinden bir şey satın alan kimsenin gönüllü olarak ona fazladan kâr vermesi de ihsan kabilindendir. Ancak zengin birinden bir şey satın alındığında böyle yapmamak gerekir. Zira şöyle denilmiştir: “Aldanan adam ne övülür ne de ecir alır.”

c- Satıcı konumunda olsun, müşteri konumunda olsun; alacağını tahsil ederken ya da borcunu öderken mü’min tüccar müsamahakâr olmalıdır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Eğer borçlu darda ise, genişliğe çıkıncaya kadar ona mühlet vermek vardır. Eğer bilirseniz, onu sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara: 280)

Ebû Hureyre radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah, satarken, satın alırken ve borcunu öderken müsamahakâr olanı sever.”17

Cabir b. Abdullah dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sattığı zaman, satın aldığı zaman ve borcunu tahsil edeceği zaman müsamahalı olan kişiye Allah rahmet etsin.”18

Osman b. Affan radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müşteri olduğunda da satıcı olduğunda da; borcunu öderken de alacağını tahsil ederken de müsamahakâr olan bir kişiyi Allah Azze ve Celle cennete koydu.”19
Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sıkıntı içinde bulunan birinden alacağını isterken ona mühlet veren veya alacağını ona bağışlayan kişiyi Yüce Allah, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir.”20

d- Yaptığı alışverişten caymak isteyenin bu isteğini kabul etmek de ihsandır. Çünkü alışverişten zarar görmüş olandan başkası bunu yapmaz. O halde kişinin, din kardeşinin zarar görmesine razı olmaması gerekir. Ebû Hureyre radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir Müslümanı yaptığı alışverişten muaf tutup yapılmamış kabul ederse, Allah da onun hatasını yapılmamış sayar.”21

4- Mü’min tüccarın, ahiretini ilgilendiren konularda dini endişe sahibi olması gerekir:

Tüccarın bu dünyadaki geçim endişesinin onu ahiretini düşünmekten uzaklaştırmaması gerekir. Aksine tüccar dini hassasiyetleri gözetmek zorundadır. Muaz b. Cebel radıyallâhu anhu şöyle demiştir: «Şüphesiz ki dünyadan nasibini almalısın. Ama sen ahiretten nasibini almaya daha çok muhtaçsın.» O halde sen önce ahiretten nasibini almakla işe başla! Çünkü o, dünyadan alacağın nasibini de getirir ve onu tam bir düzene koyar. Tüccarın dini hakkındaki endişesi, şu hususları gözetmesini gerekli kılmaktadır:

1- Ticaret yaparken iyi niyetli olmak. Ticaretle uğraşan kişi, işini yaparken insanlara el açmaktan kurtulmaya, insanlardan gelecek şeylere tamah etmekten sakınmaya ve ailesini geçindirip onları kimseye muhtaç etmemeye niyet etsin. Ticaret yaparken müslümanlara nasihat etmeye ve kendisi için istediğini onlar için de istemeye niyet etsin. Yaptığı ticarette daha önce geçtiği üzere adalet ve ihsanı gözetmeye niyet etsin. Ticaret yaparken çarşıda ve pazarda gördüğü her şeyde iyiliği emretmeye ve kötülüğe engel olmaya niyet etsin. Ticaretten elde ettiği kârın bir bölümünü İslam’ın maslahatı ve müslümanlar’ın ihtiyaçları için infâk etmeye niyet etsin. Bütün bu niyetler vasıtasıyla tüccar âhiret yolunda çalışmış olur. Bu durumda bir mal kazanırsa fazladan malı olmuş olur. Eğer zarar ederse âhiret sevabını kazanmış olur.

2- Müslüman tüccar, ticaret yaparken farz’ı kifâyelerden birini yerine getirdiğinin şuurunda olmalı ve işini en güzel bir şekilde yapmalıdır.

3- Dünya pazarının, tüccarı âhiret pazarından uzaklaştırmaması gerekir. Âhiret pazarı camilerdir. Tüccarın öğle ve ikindi ezanlarını duyduğu zaman namazı edâ etmek için meşguliyetini bırakması gerekir. Tüccarın çarşı ve pazarda yüce Allah’ı devamlı zikretmesi, tehlil ve tesbihle meşgul olması gerekir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Bu nur öyle evlerde ışık verir ki, Allah, o evlerin yüceltilmesine ve içlerinde kendi adının zikredilmesine izin vermiştir. Bu evlerde O’nun adını sabah akşam öyle yiğit adamlar tesbih eder ki, ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği bir günden korkmaktadırlar. Neticede Allah onları, işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasını da verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” ( Nûr: 36-37)
 

4- Tüccarın çarşıya ve ticarete karşı çok hırslı olmaması gerekir. Şöyle ki, çarşıya ilk giren ve son çıkan o olmamalı. Bu ümmetin fitnesinin mal olduğunu bilmelidir. Mal ve mevki düşkünü olmanın, kişinin dinini ifsad edeceğini unutmamalıdır. Asla dinar ve dirhemin kulu olmamalı ve maddi değerlere kul olanların dünyada zelil, ahirette ise bedbaht olacaklarını aklından çıkartmamalıdır.

5- Tüccarın sadece haramlardan kaçınmakla yetinmemesi, aksine şüpheli durumlardan ve yerlerden de uzak durması gerekir. Tüccarın fetvalarla yetinmemesi, kalbinden fetvâ istemesi ve kalbinde yara açan şeylerden uzak durması gerekir. Çünkü günah kalplerde yara açar ve çok acı verir.
Son olarak şunu kaydedelim ki, ticaret mertliği ve dürüstlüğü ortaya çıkaran, kişinin adam olup olmadığını gösteren bir mihenk taşıdır. Kişinin dindarlığı ve takvası ticaretinden anlaşılır. Bir keresinde Hz. Ömer b. Hattâp radıyallâhu anh’ın huzurunda bir adam şahitlik yapar. Hz. Ömer ona şöyle der: “Bana, seni tanıyan birini getir.” Adam birini bulup getirir ve o getirdiği şahıs adamın iyi biri olduğunu söyleyerek onu över. Hz. Ömer o şahsa şöyle sorar: “Sen bu adamın eve girip çıkmasını görecek kadar yakın komşusu musun?” Adam hayır, diye cevap verir. Hz. Ömer sorar: “Sen, güzel ahlâkı ortaya çıkaran bir yolculukta bu adama yoldaş oldun mu?” Adam hayır, diye cevap verir. Hz. Ömer sorar: “Peki sen, kişinin takvâsını ortaya çıkaran para ile bu adamla bir alışveriş yaptın mı?” Adam hayır, deyince Hz. Ömer şöyle der: “Sanırım ki sen bu adamı mescitte mırıldanarak Kur’an okurken, kâh başını indirip kâh kaldırırken görmüşsün?” Adam evet, deyince Hz. Ömer şöyle buyurdu: “Haydi git, sen bu adamı tanımıyorsun!”22

————————-

1 İmam Ahmed, Müsned: 17265 (4/141)  Hasen li Ğayrihi bir hadistir.
2 Buharî, Büyu’: 15
3 Tirmizî, Ahkâm: 22;  Ebû Dâvûd, Büyu’: 77;  Nesaî, Büyu’: 1
4 Buharî: 6497;  Müslim: 143
5 Müslim, İman: 164; Tirmizi, Buyu’; 74
6 Buhari, Tevhid:24; Müslim, İman:220
7 Tirmizi, Büyu’: 4. Tirmizi dedi ki: Bu, Hasen-Sahih bir hadistir.
8 Müslim: 4099; Ebû Dâvûd:3447; Tirmizi: 1313
9 Buhari: 2082
10Müslim: 1607
11 Müslim: 171
12 İmam Ahmed, Müsned: 5/225. İsnadı Sahih bir hadistir.
13 Müslim: 1098
14 Buhari, Büyu’: 24
15 Ebû Ya’la, Müsned: 4981;  İbni Hibban: 4410. Sahih bir hadistir.
16 el- Mebsût: 12/127-128
17 Tirmizi: 1319.  Sahih bir hadistir.
18 Buhari: 2076
19Nesai: 4696. Hasen bir hadistir.
20Tirmizi: 1354.  Sahih bir hadistir.
21 Ebu Davud: 3460.  Sahih bir hadistir.
22 Bu makaleyi hazırlarken İbnü’l-Cevzî’nin “Minhâcü’l-Kâsidîn” isimli kitabından yararlanılmıştır.